GÜNÜN YAZARLARI

Torunlar-Kızılay-Ensar: Bir hokus pokus hikâyesi

Başkentgaz’ın Kızılay üzerinden Ensar Vakfı’na para transfer etmesi; üzerine ısrarla gidilmesi gereken bir cerahattir. AKP iktidarının 17 yıllık ekonomi politiğinin kalbindeki karanlığı özetleyen, bünyeye saldıran ‘hain hücreyi’ açığa çıkaran bir ilişki ağıdır. Defalarca kesildiği muhtemel ‘hizmet-minnet’ faturalarından gün yüzüne çıkmış bir tanesidir…

Yürüyen merdivenin sosyolojisi

Medeniyet yürüyen bir merdivende sabit kalmak istediğinizde sağa çekilmeyi içselleştirebilmeyi gerektiriyor. İlkeyi, kuralı Batı’da öyle olduğu için değil, sadece ilke adına savunabilmeyi içeriyor. Ancak böylesi mümkün olduğunda medeniyete dâhil olabiliyoruz.

Milli güvenlik siyasetinde güvende miyiz?

Aslında yepyeni bir psikolojik savaş kavrayışı artık toplumsal muhalefetin en yüzeydeki katmanlarında işliyor. Bu işleyiş de yeni başlamadı. HES’lere karşı toprağını, suyunu, yaşam alanını, geleceğini koruyan köylüden; eğitim dincileştirilmesine direnen ailelerin taleplerine kadar “terör” ve “güvenlik”e bağlanan bu “milli güvenlik” siyaseti en temelde iki şeyin güvenliğini koruyordu hep. Birincisi egemen bloğun sermaye kanadının mülkünü, ikincisi de devlet aygıtının ajanlarını.

Koronavirüsü ve bilimkurgu

Şimdi birbirimize dokunmamamız, hele hele Asyalılardan uzak durmamız, mutlaka maske kullanmamız gibi, SARS, domuz gribi, … ve Kolera günlerinde aşk zamanlarını hatırlatan önlemler yayınlıyorlar. Önlemlerin de geçtiğimiz yüzyılların veba zamanlarının aynısı olması da başka bir güven unsuru doğrusu!

Siz depreminizi nasıl alırdınız?

Siyasal atmosferdeki bu debdebe, bir yandan da egemen sınıflar için yeni bir ‘dönüşüm’ ihtiyacının işaretlerini veriyor. Aynı esnada ‘muhalefet’ simaları ise “bu zor zamanlarda siyasetin sırası değil” diyerek kendi sırasını sabırla beklediğine dair teminat veriyor. Klişe pahasına söylemeli; Teşbihte hata olmaz: Türkiye, düşük yoğunluklu bir 1999-2002 süreci yaşıyor.

Bu hipoteze ihtiyacımız yok

Bildiğiniz gibi, Gencer, depremin nedenini çocuk evliliklerinin yasaklanmasına bağladı. Gelen tepkilerin ardından kaldırmak zorunda kaldığı paylaşımında Gencer, depremi yine tipik biçimde “ilahi adalet” anlayışına sadık kalarak “günah-Tanrı-ceza” ilişkisi içerisinde anlamlandırmıştı.

TÜM YAZARLAR

Demokrasiyi kendisine karşı korumak

Oedipus, bilmesindeki aşırılık jestini bilmemeye yöneldiğinde de tekrarlar; kendi gözlerini kör eder. Bu fazlalık, bu aşırılık dışarı atılmadan bir ‘site’ sembolik olarak mümkün değildir

Bir yılda dört takımı dolandırdı: Bernio Verhagen

Amatör futbolcu Bernio Verhagen, yaklaşık bir yıl içerisinde 4 kez profesyonel takımlarla sözleşme imzaladı. Bir kez bile sahaya çıkmayan Verhagen'in sonu ise Danimarka'da hapse girmek oldu. Peki, Verhagen nasıl oldu da bu anlaşmaları yapabildi?

Henüz hiçbir şey görmediniz…

Marx ve Engels’in bize anlattığı çelişik bağ, doğanın edilgen bir oluşum olmadığıdır. İnsanoğlu ancak onun kendi mantığı içinde onunla uyumlu bir ilişki kurabilir. Bu mantığı, bugün olduğu gibi, sermayenin mantığına dönüştürürse doğa kusar. Bugün öylesi bir süreçteyiz: Doğa sermaye toplumuna kusuyor…

Kitle siyaseti: Protesto sokağa düştüğünde

Gelişen protestoların adaletsizliğe ve zorbalığa karşı, ortak bir gündem ekseninde bütünleşmese bile, en azından anlamlı ve işlevsel bir dayanışmaya girebileceği günlerden henüz uzağız. Mevcut kalkışmaların neye itiraz ettiği belli olsa da, ne istediği ve nasıl elde edeceği çok net değil. Bu yüzden bazılarınca bu protestolar, çaresizlik ve ıstırabın kontrolden çıkardığı mahkumlarca yapılan hapishane isyanlarına benzetiliyor.

Bu yıl da bu dağların karı erimez

Cemevleri, camilerin alternatifi değil. Bir “ev” olarak, şehirlere göçten sonra bir evin sağladığı imkanları sağladığı için oluştu: Güvenlik ve mahremiyet. Cemevleri ile ilgili tartışma aynı zamanda insan haysiyeti tartışmasıdır da. Fakat devletin ve devleti yönetenlerin bakışı piramidi ters çevirir: Onlara göre cemevlerine dair ısrar ayrımcılığı körükler, huzur ve güveni bozar, toplumsal barışı zedeler...

Kocaman-Terim kapıştı, çukur kocaman oldu

Pas oyununa inan hiçbir teknik adam bu kadar ilkel ve anlamsız bir defansif zihniyete teslim olmaz, ondan medet ya da amaç ummaz. Aykut Kocaman’ın gömülü oyunu Fatih Terim’e adeta doğum günü hediyesi oldu.

Depreme hazır değilsek vergilerimiz nerede?

"Kamuoyu algısı" endişesi, "can kaybı endişesinin" önüne geçmiş görünen bürokratların pespayeliği, genel olarak yurttaşına güven vermeyen devlet kurumlarının kapasite sorunları ve depreme hazır olmayışımız, "bizim vergilerimiz nereye ve nasıl harcanıyor" sorusunu yükseltiyor. Çok meşru ve yerinde bir soru. Ancak “vergilerimiz” şeklinde ifade edilmesi daha uygun, çünkü zaten genel bütçe gelirlerine katılan bir verginin nereye gittiği değil, genel olarak vergilerin nasıl harcandığına ve bütçe önceliklerine odaklanmalıyız.

Çarlıktan komünizme, Lenin'den Trump'a: Rus resmi

Rusya tarihine her zaman ilgi duyan ve tarih konulu birçok tabloya imza atan ressam Glazunov'a halk arasında “Rusya’nın SSCB Büyükelçisi” lakabı verildi. SSCB dağılınca Glazunov’un siyasi vizyonunun 'monarşist' olduğu öğrenildi. 'Sınıfsal ayrıcalık' prensibini benimseyen ressam, demokrasi ve hak eşitliğini inkar ediyordu.

Basketbolun 'Picasso'su: Kobe Bryant

Bırakın kazandığı maçları, el üstünden attığı uzun menzilli atışları, beş kişinin arasından sıyrılarak potaya uzanışını, Kobe Bryant'ın serbest atış çizgisinde atışı kullanmadan önceki pozu, duruşu bile birçok oyuncunun smaçından estetik duruyordu.

Yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânları

Türkiye’nin temel açmazlarını dünya kapitalist sistemi ve Akdeniz havzasındaki yerini esas alarak kavramak ve söz konusu açmazlara çözüm önerilerini bu doğrultuda biçimlendirmek, kökendeki yapısal faktörleri ıskalamamanın koşullarıdır.

Dış politikada da mı 'Ha Ali, ha Veli' ?

CHP ve Kılıçdaroğlu kendilerine “devleti kurtarmak” gibi bir misyon edinmişler, ve ilk kez bunun ancak siyaset yapmak ve seçim kazanmak yoluyla olacağını idrak etmişlerse, “devlette devamlılık esastır şekerim” kafasından çıkmaları gerekecek. Aynı biçimde, “dur bakalım”, “peyderpey”, “her işin bir sırası var”, “şimdi zamanı değil”, “paşalara soralım”, özetle büyük harfle yazılan “DEVLET” kafasından soyunup, silkinmeleri. Karar, irade, cüret, tahayyül, tasavvur, hamle gibi kavramları özümsemeleri, lügatlerine katmaları. Ve bizleri de o ortak rüyaya, vizyona ortak etmeleri.

Aslında deprem olmadı!

Nitekim Elazığ depreminin olduğu akşam, ana kanallardan birinde spiker olay yerindeki gazeteciye bağlanır ve gazeteci “İki vatandaşın öldüğünü öğrendik” der. Stüdyodaki spiker içinse “Tabii bu teyide muhtaç”tır. Bağlandığı gazeteci arkadaşına inanmaz, çünkü “gerçek” sadece devlet derse gerçektir. Şayet teyit yoksa ölüm de yoktur…

İslam ve Sol Çalıştayı'nın ardından

Altı oturumla iki gün süren İslam ve Sol Çalıştayı, hem konu ve konukları hem katılımcıları hem de mekanın halini en iyi tanımlayacak sözle dolu doluydu. Seçtiğim iki örnekle, sizlere çalıştay hakkında fikir vermeye çalışacağım bu yazıda.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Eğer İncirlik’te nükleer silah varsa!..

RAND Corporation’ın hazırladığı “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası: ABD-Türkiye Stratejik İlişkileri ve ABD Ordusu açısından sonuçları” başlıklı raporun mimarı Flanagan, İncirlik Üssü'nün Türkiye'nin ABD'ye karşı kullanabileceği önemli bir koz olduğunu söylüyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın kendi adamlarını şok eden bir açıklamayla varlığını teyit ettiği İncirlik Üssü'ndeki nükleer silahlar konusunda konuşmamaya çalışırken ise epey zorlandı.

1920’lerde bir yayınevinde...

Faber & Faber yayınlarının 90 yılını anlatan kitap, bize 1920’lerden bu güne pek çok güzel edebiyat hikayesi aktarmakla kalmıyor, yayıncılık mesleğinin nasıl da hep aynı dinamikler üstünde ilerlediğini de gösteriyor.

Süleymani’nin öldürülüşü bize Tet Harekatı’nı hatırlatır mı?

ABD’nin İran’a müdahale ihtimali Amerikan kamuoyuna ülkenin daha yakın tarihli başarısız uluslararası müdahalelerinden çok Vietnam Savaşı’nı çağrıştırdı. Kanaat önderleri başlanıp bitirilemeyen savaşların getirdiği ölümleri, yoksulluğu, yerinden edilmeyi, kuşaklarca devam eden travmayı hatırlattı.

Süper gıda kinoa

Kinoa besin değeri itibariyle son derece değerli bir gıda, özellikle vegan beslenmeyi benimseyenlere de çok tavsiye ediliyor. Aynı zamanda bu sıralar çok popüler olan kase tipi yemeklerde de kullanmak için gayet uygun. Ben de size bugün güzel bir kinoa salatası tarifi yazayım.

Beyoğlu'nda bir 'Qırıx' fırça

Oğulcan Yiğit Özdemir, üçüncü kişisel sergisini Beyoğlu'nda bir sanat alanı olarak da kullanılan bir kafede açtı. Portre ağırlıklı sergisi için buluştuğumuz Özdemir, "Hesaplaşılması gereken bir tarihimiz olduğu ortada. Bu zaviyeden bakılınca bizdeki bienaller biraz vergi kaçakçılığı, biraz da halkla ilişkiler... " diyor.

Hesap Bağdat’tan dönerse yedekteki savaş

ABD’nin güncellenmiş Bağdat hesapları tutmazsa İran’ın Irak üzerinden Suriye-Lübnan-Filistin’e uzanma imkânlarını yok etmek için Sünni üçgeni bir tampon bölge olarak yeniden öne çıkartabilirler. Bu oyunu kurgulayanlar, Kürdistan’ı da Sünni tamponun devamı olarak görüyor.

İnsan komünistse kolay öğrenir

Cemal Amca (Kıral), yıllarca Türkiye’de komünist bir gelecek için, işçi örgütlenmelerinde çalışmış. Bulgaristan’da başlayıp, Türkiye’de devam eden yol hikayesi ise 12 Eylül’ün kör karanlığı ile birlikte sonu gelmez bir göçmenlik hikayesine dönüşmüş.

Selahattin Demirtaş: Yazıp, çizenler işkenceye karşı onur mücadelesi veriyor

Selahattin Demirtaş'ın, yaşadığımız dönemin Diyarbakır’da başlayıp İstanbul’a, oradan Zürih’e uzanan ve Nusaybin’de sonlanan hikâyesini anlattığı ilk romanı "Leylan" Dipnot Yayınevi tarafından yayımlandı. "Siyasette, günlük hayatta, insan hakları mücadelesinde, evde veya arkadaş ortamında neysem yazarken de aynı kişiyim" diyen Demirtaş’la, dört duvar arasında yazma, hayatta kalma, umudunu yitirmemenin yolları ve Leylan hakkında söyleştik.

Ya kanal ya İstanbul

Şu an Kanal İstanbul üzerinden yapılan tartışmalar daha çok ekolojik felaket senaryoları hakkında. İstanbul’un sonunu sadece ekolojik sorunlar değil, aynı zamanda bir kentin yanına sıfırdan bir kent kurmanın yaratacağı mekânsal sorunlar getirecek.

Rusya küreselleşmenin neresinde?

Rusya Batı merkezli kapitalist dünyanın bir parçası. Bu haliyle küreselleşme sürecinin dışında değil, kendine özgü, farklı bir yöntemle bir ortağı. Stratejik hamleleri, Akdeniz’de etkinliğini artırması, Ukrayna politikası, ABD müttefikleriyle yakınlaşması, Çin ile işbirliği yapması, Rusya’nın bu iktisadi olarak sistem içi konumunu gözden uzak tutuyor.

Ghosting'den friendzoning'e: Zamane ilişkilerinden zamana bakış

İnsanda güç ilişkileri tarım devrimiyle şempanzeden gorile dönüşmüşken, endüstri ve internet devrimi ile gorilden tekrar şempanzeye yakınsadı. Bu durum ilişki dinamiklerinin çeşitlenmesine neden oldu. Artık kısmetini bekleyen kadınlar romantik ilişkilerde eskisine göre daha az edilgenler. Bu durum ilişkilerdeki strateji repertuvarında bir patlamaya neden olmuş gibi görünüyor.

Kerim Has: Rusya, Ankara’ya bir veriyorsa on alıyor

Rusya analisti Dr. Kerim Has’a göre Türkiye’nin yanlış Suriye ve Libya politikası, Rusya’nın hem Ortadoğu’ya dönüşünü hem de Akdeniz’e, sıcak sulara kavuşmasını sağladı. “Ruslar Türkiye’ye ne kadar teşekkür etse az” diyen Has, Suriye’deki İdlib düğümünün de Türkiye’nin değil, Rusya’nın istediği biçimde sonuçlanacağını düşünüyor.

Twitter’dan çıkan milyon dolarlık zombiler

Figgis ile ilgili yazılan yazılarda resimlerin hep (konu anlamında) korkunç olduğunu okudum ama ben Figgis’in resimlerini ilk gördüğümde dümdüz eğlenceli buldum resimleri. Kafanı çeviremeyeceğin, bir daha bakmak isteyeceğin kadar canlı, renkli, hacimli ve komik... Bu hacimli, kendi içinde yeni bir dünya yaratmış gibi duran resimleri yapma sürecini Geneive Figgis, “boya malzemeleriyle bir zar atıyor gibiyim,” diye anlatıyor. Zarı atıyor ve sizi tanıdığınızı sandığınız ama aslında bilmediğiniz yepyeni bir dünyaya götürüyor.

İslam ve sosyalizm: Sentez mi diyalog mu?

İslam’ın sol ile ilişkilenemeyeceğini söyleyenlerin ortaklaşa yanılgısı, İslam düşüncesinin doğasına ilişkin kanaatlerinden kaynaklanan bir takım çıkarımlar görünüyor. İslam’ın kendisi ilahi bir din olmakla birlikte İslam düşüncesi, içerisine yorum, tevil ne derseniz deyin farklı insanî faaliyetlerin eşlik ettiği beşerî bir düşüncedir. Sekülerliği aşırı önemseyen sol da laikliği büyük bir küfür olarak gören ve metnin literal anlamını yüceleştiren İslamilik de aynı eksenden hareket ediyor. Halbuki Kuran’ın kendisiyle Kuran’ı anlama çabasını eşitlemek, Kuran’la Kuran tefsirlerini ya da Kuran üzerine yapılan araştırmaları aynı görmek kadar yanıltıcı.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri

Aslında ortalıkta çürütülecek bir iddia veya yargılamaya konu olacak pek bir şey de yoktu. Suç yoktu, suç olmadığı için delil de yoktu, iddianameye giren dinleme kayıtlarında şiddet, kalkışma değil yakışıksız bir söz bile bulunmuyordu. Darbe yapmaya kalkanların örgütü veya ellerine aldıkları bir taş bile yoktu. “Her şeyin başı Soros”un parasının izi de, sanık listesinde ismi de yoktu.

Bad Boy'lar o kadar 'bad' mi?

‘Bad Boys 3’ her şeyden önce bizce son derece dürüst bir film. Vaat ettiklerini yerine getirdiği gibi başarılı bir devam (tam 17 sene sonra!) filminin nasıl yapılabileceğini de gösteriyor. Aksiyon filmine meraklı sinemaseverlere müjdeyi verelim: Bad Boy’lar döndü!

KuirFest’te ütopya, tarih ve aşk

Bu sene dokuzuncusu düzenlenen Pembe Hayat KuirFest dünyanın farklı coğrafyalarından LGBTİ+ hareketinin gündemini karşımıza getiriyor.

Kayyım

Bütün bu malumatın sonunda şunlara ulaşıyoruz: Esasen “kayyım” olan kelime zamanla halk dilinde “kayyum”a dönüşüyor ama o dönüştüğü kelimenin manası çok geniş ve büyük bir kelimeye tosluyor. Ama gene de bu iki kelime aynı kökten geliyor ve o kök gidip “kıyamet” kelimesiyle akraba çıkıyor. 

Hani Cüneyt’e bir şey olmazdı?

Cüneyt’in arkasından konuşurken ve başına gelen felaketleri konuşurken “O üzülmek için gelmiş bu dünyaya. Ona bir şey olmaz” dediğimi hatırlıyorum defalarca. Olurmuş.

Sahte peygamber mümkün mü?

Sahte veya yalancı peygamber mümkün değildir. Başarılı olmuş peygamberlik iddiaları ve başarılı olamamış peygamberlik iddiaları vardır. İddianın kendisinin doğru olup olmadığı ise iddia sahibi kişi ile Allah arasında olup başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir şeydir.

Davos’ta sorulmayan: Dünya kimin için büyüyor

Geçtiğimiz yıl Davos’ta yankılanan adil vergi politikası sesleri bu yıl cılızdı. “Zenginden çok yoksuldan az vergi alınsın, devlet sağlık, eğitim, ulaşım, barınma gibi temel insan hakları (sosyal haklar da insan hakkıdır) konusunda görevini üstlensin” çıkışı bu yıl yeteri kadar gündem olmadı. Oysa Oxfam’a göre en zengin yüzde birlik kesimden sadece yüzde 0.5 fazla vergi alınsa çocuk ve yetişkinlerin 10 yıllık eğitim ve sağlık harcamaları kolaylıkla karşılanabiliyor.

Kadıköy semalarında yankılanan ses: Daniska

Açık açık söyleyeyim: Tarihin ilk Daniska konseri, şahit olduğum en eğlenceli konserlerden biriydi. Erdal Güney’le birlikte konseri izlerken o kadar keyiflendik ki, çıktığımızda sarhoş gibiydik. “İçkiden değil” dedik, “müzikten”. Konser sonrası başımızı uzattığımız Daniska kulisi, gülen yüzlerle doluydu. Bu da, konserin ne kadar güzel geçtiğini gösteriyor.

Kılıçdaroğlu CHP’sinin muhafazakâr kesime yaklaşımı

Türkiye’nin siyasal İslamcıların iktidarına seçimle son verecek tarihsel deneyime, birikime sahip olduğu ve bu muhtemel sonucun alınmasında Kılıçdaroğlu’nun önemli katkısı olacağını düşünüyorum. Umuyorum yıllar sonrasından bakıldığında, artıları eksilerinden fazla bir CHP lideri olarak anılacak

Lübnan bu kez başaracak mı?

Yeni hükümeti çok zor günler bekliyor. Bankalar iflasın eşiğinde, küçücük ülkenin 80 milyar dolar kadar dış borcu var, Lübnan lirası değer kaybetti, işsizlik had safhada. Temel hizmetlerde büyük aksamalar var ve tüm bu sorunları gidermek için hükümetin elinde sihirli değnek yok.

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Babacan ekibinden ittifak yanıtı: Koalisyon için bu kadar zahmete girilmez

Yeni kurulacak partiler Ankara’da siyaset sahnesini hareketlendirdi. Millet İttifakı’nın genişleyeceği ya da üçüncü bir ittifakın kurulabileceği konuşuluyor. “Bir koalisyon için bu kadar zahmete girilmez” diyen Ali Babacan ekibi hazırlıklarını Türkiye'de icra yetkisini alabilecek, 'milletin üzerinde ittifak ettiği' bir oluşum hedefiyle yaptıklarını söylüyor.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Biraz kişisel, biraz dağınık…

Su gibi olmak istedim. Katı bir kaya gibi değil. Kaya suya direnemez ki… Katılık aşınmak demektir. Kırılmaktır. Kırılganlıktır. Oysa su öyle mi?

Kanal İstanbul’da arazi kapatanlar yerli ve milli şirketlerimiz çıktı!

Konu hakkında görüşülen bir emlakçı Kalyon’un 115 bin metrekare, Ege Kimya’nın 202 bin metrekare, Sabancı’nın 600 bin metrekare arazi kapattığını, Koç Grubu’nun ise bundan daha fazlasını aldığını ifade ediyor. Yani 1,5 milyon metrekareden fazla, TOGO arazisinin 125 katı kadar arazi kapatılmış. 

Spor neden var?

Harcama limiti, marcama limiti demeden spor kulüplerinin hepsi devreye girmeli. İkiyse iki, üçse üç hafta, depremden hasar gören kardeşlerimiz sıcak bir mekanda kalana kadar, sıcak iki kap yemek yiyebilene kadar maç hasılatlarını depremzedelere harcamalı. Zaten spor ne için var? Toplum yararı için değil mi?

Kılıçdaroğlu'nun kentli muhafazakârlara ulaşma çabası sürüyor

Kılıçdaroğlu’nun, partisine en uzak kitlelere vermek istediği mesaj nasıl ulaşıyor, bu kitlenin yüzde kaçı CHP’ye olan tutumunu değiştirebilir, bunları da önümüzdeki ilk seçimde daha net göreceğiz. Tutum değişikliği, bu kesimden CHP’ye kayacak oy anlamına gelmiyor çünkü o oyların gitmesi daha muhtemel yeni adresler var. Şimdiki siyasi tabloya göre yeni partilerin, Millet İttifakı içinde yer almaması için bir neden yok.

Ahmet Kural’ın beden dili ve yazılı şiddeti...

“Ahmet Kural yalnız değildir!” diye bağıranlar var şimdi. Bence de yalnız değil. Bir sürü var ondan. Daha beterleri var. Çok daha beterleri var. Kadınlar konuştukça, azalacaklar tek tek.

Sinemada Alevi görünürlüğü

Alevilerin kendilerini ve ibadet biçimlerini tanımlamayla ilgili devlet erkleriyle aralarında önemli bir fark söz konusu. Bu tartışmaların yeniden Türkiye gündemine oturması vesilesiyle Alevilerin Türkiye’de sinemaya nasıl yansıdığının köşelerini filmlerden örneklerle derledik.

Gerçeğin yarısı

Özgür Ülke yerinde değildi! Bombayla darmadağın edilmişti. Özgür Ülke’nin külleri İstanbul’un üstüne yağıyordu.

Ecdat bu kez rahat uyusun!

Tarihsel ve sembolik olarak büyük olan böylesi bir hikayenin evrensel bir dille anlatılmış olması bile oldukça önemli. Tarihselliği Osmanlı’yı devletten imparatorluğa dönüştüren bir fetih olması. Sembolik yanı ise siyasi ve askeri gücü tükenmiş, bir kente sıkışıp kalmış olsa da bin yıldan uzun bir tarihe sahip olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun fiilen ortadan kaldırılmış olması. Dizide doğrudan söylenmiyor belki ama hikayenin genel akışından, satır aralarından şunları anlayabiliyoruz: Önceki 23 kuşatmanın başarılı, Sultan Mehmet’in başarısız olma şansı yoktu. Ama ona bahşedildiği için değil, zamanı geldiği içindi. Mehmet’i Fatih yapan şey gerekli iradeyi, ordusunu bir arada tutacak cesareti ve karşı tarafa korku salacak gaddarlığı doğru zamanda göstermiş olması.

Yek, du, sê, çar... Leylan

Cezaevinde yazmanın kendisi başlı başına yaşamanın ağırlığından bir kaçış, bir hafiflik arayışı ve duvarları her yönden aşma çabasındaki bir “yer değiştirme” değilse nedir? Demirtaş yazarak yer değiştiriyor. Kapatılamıyor. Tutsak alınamıyor. Şimdi de Leylan...

Neo-Kadızadeliler

Diyanet İşleri Başkanı (DİB) “Sigara kati haramdır” derken kendini Kur’an’ı dilediği gibi baştan yazacak bir otorite durumuna getirmektedir. Tıpkı, katılımcı bankacılığa dair Resmi Gazete'de yayımlanan düzenlemeler gibi DİB’in bu açıklaması da dinin rejimin ideolojisine tabi olduğu bir manzara ortaya çıkarmaktadır. DİB, sigaraya mubah diyen Abdülhakîm Arvâsî ve bu sözü bir hikmet olarak yayımlayan Kısakürek hakkında ne düşünmektedir?

Vicdan da, merhamet de istemiyoruz

Bir erkek tarafından asitli saldırıya uğrayan Berfin’in failine verilen az ceza sonrası Erdoğan “Kanunların sayfaları arasındaki maddelere değil, vicdanınıza kulak verin” dedi. Güya iyi bir şey dedi, güya kadına yönelik şiddete karşı çıktı. Hayır, tam da tersini yaptı; yargıya talimat vererek hukukun üstünlüğüne saygısızlık etti.

Çoğalan sırlar, aktarılan travmalar

Hellinger, aile sisteminden biri reddedildiğinde veya dışlandığında o kişinin sistemin daha sonraki bir üyesi tarafından temsil edildiğini gözlemiştir. Daha sonra gelen bu kişi benzer şekilde davranarak veya dışlanmış kişinin çektiği acının özelliklerini tekrarlayarak daha önceki o kişinin kaderini paylaşabilmekte veya tekrarlayabilmektedir. Çünkü aktarılan o travmaların tekrarlaması bir şekilde çözülmeyi beklediklerini gösteriyor.

Diyanet isyana, biz Diyanete karşı

Din müsvettesi farklı görünümleri olsa bile neredeyse münhasıran “itaat” imalatının hizmetinde: Patrona, kocaya, devlete asla isyan etmemeyi, kayıtsız şartsız itaati ve sürekli elimizdekine “şükretme”yi telkin ediyor. Evladın, memleketin ordusu elalemin ülkesinde İhvancı maceralar peşinde koştuğu ve kendine bitmek tükenmez bir “Kürtleri tedip etme” misyonu biçtiği için pisi pisine hayatını mı kaybetti, “şükret şehit oldu!” Senelerdir senden toplanan milyonlarca liralık vergin binaları dayanıklı hale getirmek dışında her şey için kullanıldığından depremde evini-barkını, yakınlarını mı kaybettin, sakat mı kaldın, “Allah bizi bununla sınıyor. İsyan Müslüman’a yaraşmaz!”

Gün olur 'devran' döner

Barış bildirisinin yayınlanmasının dördüncü yıldönümünde Selvi Kılıçdaroğlu’nu, Dilek İmamoğlu’nu, Başak Demirtaş’ı ve Pervin Buldan’ı bir araya getiren, her ne olursa olsun, birlikte yaşama iradesinin savaşa, çatışmaya, düşmanlaştırmaya galip geleceğini gösteriyor.

AKP'nin planı Türkiye'ye ne vaat ediyor?

Yeni YEP, iktidar için bir propaganda malzemesi, dikkatli gözler için iç bütünlüğü olmayan bir doküman, benim açımdan da kriz yönetiminin krizinin sürdüğünün bir belgesi niteliğinde.

Suriye’den Libya’ya trajedi sevkiyatı

Buradan bakınca, yalnız kötü niyetli birilerinin “zaten kötü” birilerini kullanarak oynadığı kötülük oyununu izliyormuşuz gibi görünebiliyor. Fakat kamuflaj desenli brandadan örtüleri aralayınca, tam teşkilatlı trajedi halinin oradan oraya yayılışını görüyoruz. İnsânî acı yaratma fırsatını bir defa bulunca, bu acı hiç sönmesin, katlanarak sürsün, genişlesin büyüsün ve nihayet sızabildiği, sıçrayabildiği her yeri kahretsin diye uğraşan birileri işbaşında sanki.

Selçuk bile hâlâ oynarken...

Yine koca bir yılın sonuna geldik. Hatta kocaman bir 10'luk dilimi daha geride kaldı 2000'lerin. Halbuki 2000'e girer girmez tüm dünyanın yerle bir olacağı dedikoduları hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yerle bir oldu da biz mi farkında değiliz yoksa. Yoksa bu gidişler gidiş değil.

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Bağlılık, bağımlılık, kaybetmek, mutluluk

Günlük hayatının baş eğlencesi diziler olan bir toplum için dizilerin günlük hayattan, minimum gündelik gerçeklikten, aman Allah saklasın ucundan kıyısından siyasi göndermeden uzak durmasına o kadar alışmışız ki… Dünya yıkılsa bütün saçma şatafatıyla akmayı sürdürecek bir paralel evrende geçiyor dizilerimiz. Ama işte bir gün birileri çıkıyor, farklı bir şey yapıyor, gayet de oluyor.

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Kürtler, öteki, Büyükada

Türk toplumu “sınırda” kişilik bozukluğu taşıyor. Bu türden bir kişilik bozukluğu için, övülen kusursuz, yerilense mutlak kusurludur.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...