GÜNÜN YAZARLARI

Ateş çemberinde, fay hattında Türkiye

TSK’nin Suriye’den eğer günün birinde çekilecekse, en son çıkacağı yerin, topografik ve demografik özellikleri nedeniyle, Afrin olacağını öngörürüm. Dolayısıyla, YPG’nin Afrin’e karşılık Fırat’ın doğusunda ortak konuşlanma önerisi havada kalıyor. Bir de NATO içinden (?) bir üçüncü gücün oluşturulacak “güvenli bölgeye” yerleştirilmesi iddiası dolaşıyor ki, hiç olası gözükmüyor.

Hayat pastırmasının kızıl dilimleri

Kirkor Sahakoğlu'nun 'Eksik', 'Ütopya' gibi görsel yolculuklarının yeni halkası 'Tutku', 27 Mayıs'a değin Millî Reasürans Sanat Galerisi'nde. Sanatçı, nar ve pastırma kızılı soyut yapıtlarından söz ederken, bu sürecin kendi içinde bir çile barındırdığını şöyle yorumluyor: "Biz bu çileyi kendi içimize isteyerek alıyor ve yaşıyoruz. Ne için? O uçurtmayı havada dik tutmakla ilgili bu. Peki o uçurtmayı havada tutan bulut mu? Hayır! O uçurtma, rüzgâra karşı tepkisi ile havada. Uçurtma da, reddettiği sürece havada."

Yüzünü hiç görmedim ama çok yakınımdı

Çok çekti. Hastalıktan çekti, mahpusluk çekti, Hayata Dönüş Operasyonu'nda kardeşini katlettiler acı çekti. Memleketten çekti, solcuların huysuz kısmından çekti, sağcılardan çekti, hepsiyle tatlı tatlı dalga geçti.

Ortega'nın kanal sonucu ölümü

İktidar herkesi bozar da bana bir iktidarın en çok bozduğu kişi kimdir derseniz tereddütsüz Daniel Ortega’nın adını veririm. Sırasıyla militan devrimci, banka soyguncusu, gerilla, Sandinist devriminin lideri, Nikaragua Devlet Başkanı ve koca bir hiçbir şey karşılığında, 100 yıllık bir sözleşmeyle Nikaragua kanal hakkını satan adam.

Sevdadır / Arkadaş Z. Özger üzerine…

Arkadaş Z. Özger’in şiirleri Grup Ekin, Onur Akın, Sadık Gürbüz gibi isimlerce bestelendi. Grup Ekin’in ilk albümü “Kavgayı Seçtim”de karşımıza çıkan “Ferhat” –ki hemen hemen aynı dönemde Grup Yorum tarafından farklı bir besteyle “Gel ki Şafaklar Tutuşsun” albümüne alındı– en bilinen Özger bestelerinden.

'Karı'lar şampiyon oldu

Fikret Orman’ın aşağılamak için kullandığı ‘karı’lar, siyah-beyazlı kulübün tarihine adlarını yazdırdı. Zira 1993 yılından beri gerçekleştirilen Türkiye 1. Kadınlar Ligi’nde (arada sadece üç yıl düzenlenmedi) Beşiktaş tarihinin ilk birinciliğine erişti. Ne kadar kutlasalar ve kutlansalar az. Biz de ne kadar utansak az.

Abdullah Aysu: Tarımda dünya kapitalizminin denek noktasıyız

Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu’ya göre büyük şirketler tarım ve gıdayı kontrollerine aldı ve şimdi de yönetimi ele geçirmek istiyor. Şimdilik ertelenen ama iktidar tarafından sonbaharda tekrar gündeme getirilmesi beklenen Tarımda Milli Birlik Projesi’nin Tarım ve Orman Bakanlığı’nın dolaylı olarak özelleştirilmesi ve şirketlerin kontrolüne geçirilmesi anlamına geldiğini söyleyen Aysu’ya göre, üretici ve tüketici için tek çare, aracıların ortadan kalktığı üretici ve tüketici kooperatiflerinin yaygınlaşması. Aysu, kooperatifleşmenin dalga dalga yayıldığını da aktarıyor.

TÜM YAZARLAR

Bir Cem Yılmaz filmi 😉

Simgesel sermayeniz ne kadar yüksek olursa olsun, onun da bir enflasyonu vardır. Kolektif fantezileri canlı tutmaya dönük simgesel seferberliklerin yetmez olduğu bir nokta elbette var ve o eşik de geçildikten sonra aleni yalanlar devreye girer. Manipülasyonun adeta ikinci bir doğa halini aldığı bir toplumsal uzamda artık manipülasyonu mümkün kılacak bir omurga da kalmaz.

'Metal yorgunu' Fenerbahçe, dinamik Efes'e direnemedi

Ataman, kusursuz bir senaryo yazmış ve başrolü de Larkin'e vermişti. Bir oyuncu ve antrenör arasında yakalanan müthiş uyumla ikili inanılmaz bir performans sergiledi. Ataman Cannes'dan en iyi yönetmen, Larkin de Oscar'dan en iyi oyuncu ödülünü hak etti.

Seçim tekrarı mı, tekrar seçimi mi?

Günümüzün meselesi seçimleri demokrasi ile otoriterlik sarkacı arasında salınmaya terk eden siyasal ataleti anlamaktır. Bu ataletin kaynağında seçimlere içkin olan riskleri yönetmek ile seçimlerden kaynaklanan meşruiyet aracılığıyla yönetmek arasındaki gerilimli ilişki bulunur. Bugün açığa çıkan meşruiyet krizi, AKP’nin bu riskleri yönetmede gösterdiği başarısızlıktan ötürü yaşanmaktadır.

Soykırım devam ediyor hâlâ!

YSK kendisini aştı. İleri demokrasi o kadar ilerde ki yetişen yok. Hal böyleyken şovlar da kendini aşacak tabii ki. Bir televizyon şovunda 13 yaşında, “Ermeni kökenli” diye tanıtılan bir çocuğun “Müslüman yapılması!” sahnesi oynandı. Bir rektör eliyle. Çirkin gösterinin tek mümkün anlamı var: Soykırım bitmedi.

Çöküş sekansının bölümleri: Rezervsiz kalınır mı? O açıklar kapanır mı?

Merkez Bankası'nın manevra alanının daraldığı ortadayken, 13 Mayıs’ta 40 milyar lirayı aşkın ihtiyat akçesinin bütçeye aktarılması hazırlığı haberi Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın, Merkez Bankası'nı kullanarak parasal genişleme yapacağı düşüncesini getirdi. Baş aşağı giderken böyle bir hamle, çaresizlik ve olağandışı zamanlarda olduğumuzun başka bir göstergesi.

Rus basınında geçen hafta (11-17 Mayıs): YSK baskısı umutsuzluk işareti

Eski TASS ajansı Ankara muhabiri Kirill Jarov, 31 Mart Yerel Seçimleri'ni değerlendirdiği yazısında Erdoğan ve 'takımı'nın ekonomiyi iyileştiremeyeceğinden itibarını kaybetmeye devam edeceğini tahmin etti. Jarov, "YSK’ya yapılan baskı bir umutsuzluk işareti ve ciddi siyasi gelişmelere yol açacak" dedi.

Şampiyonluğun teslimat adresi: Golden State

Bu takımın Steph Curry'nin takımı olduğu zaten açıktı. Takımın en büyük yıldızı Kevin Durant ama unutmayalım ki Steph Curry, Durant henüz Golden State'e uçakla inmeden bu takımı iki NBA finali ve bir NBA şampiyonluğuna ulaştırmıştı. Tarihin en büyük normal sezon galibiyet rekorunu kırdılar: 73-9.

Tanrı ne anlama gelir?

Tanrı ister ilk neden, her şeyin yaratıcısı, ister her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, ister her şeyi kuşatan, her şeyin kaderini tayin eden olsun, her durumda mutlak aşkındır. O halde sorulan mutlak aşkının ne anlama geldiğidir.

Her şey çok kötü mü olsun yani?

Ne yapalım yani, siz Füsun Hoca’yı cezaevine attınız, Barış İçin Akademisyenlerden Tuna Altınel’i tutukladınız diye artık savaş mı isteyelim? İşçiler ya da başka hak arama mücadelesi verenler sonuç alamayınca susalım mı?

Kim yönetecek değil, nasıl yönetileceğiz?

AKP sadece hukuki kaidelerden değil, kendini var eden piyasa kurallarından da kopuyor. Dolayısıyla halkla çıkarı uzun süre önce ayrışan tek adam iktidarı yerli-yabancı sermaye kesimlerinin çıkarlarından da ayrışıyor artık. Erdoğan’ın yegane tercihi, meşruiyet kaynaklarını kendisinin belirlediği bir yoldur. 23 Haziran bu bakımdan hangi partiden kimin yöneteceğinin seçiminden ziyade; nasıl yönetileceğimizin, rejimin niteliğinin resmi tescilinin miladı olmaya dönüşüyor.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

İYİ Parti'nin sessizliği

İYİ Parti, sesi yüksek çıkan, yaygaracı bir grup nafaka karşıtının çıkarına hizmet edecek yasa önerisi sundu. Yetmezmiş gibi şimdi de teklifine karşı çıkan kesimleri duymazdan, görmezden geliyor. Tepkileri dikkate alarak önerisini geri çekmesi gerekirken Medeni Kanun aleyhine gelişebilecek bazı karanlık emellere hizmet ediyor.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Sanatçı kendi bildiğini okur

Siyaset ne isterse istesin, sanatçı kendi bildiğini okur. Eserlerini de hayatı da güzel kılan sadece budur. Ne yaparsanız yapın, kim olursanız olun, geride sanatçıların-yazarların eserleri ve sözleri kalır.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Devlet kapısı, üniversite kapısı

İki üniversitede gördüğümüz iki tartışma aynı kapıya çıkıyor. Üniversitenin bir kapılanma kurumu mu yoksa bilim kurumu mu olacağı tartışmasına.

İmambayıldı çok güzel olacak

Bu süreçte, sıklıkla sübliminal destek mesajları ile yemek yazan ben gözden kaçmış olmak istemiyorum. Bugün, Ekrem Başkan'ın soyadından yola çıkıyor ve zeytinyağlı imam bayıldı tarifiyle sizleri baş başa bırakıyorum.

Alooo Ağayi Donald!

Askeri müdahaleyi bir seçenek olarak masada tutanlar da İran’ın basit bir hasım olmayacağını, İran’ı vuran ateşin sadece İran’ı yakmayacağını biliyor. ‘Kendi insanına odaklanmış makul ve yaşanabilir bir ülke’ düşü kuran İranlı muhalifler bile bu yolda selamet görmüyor. Maksat çökertmekten öte bir şey değilse İran’ı Trump'ın atarlı tweetleri ve ürkütücü gemileri değil ancak kendi iç dinamikleri dönüştürebilir. Beklediği o telefon ise hiç çalmayabilir.

Berkan 'çok itibarlı' haber kaynağına güvenmişti!

Haber medyasının yaptığı yalan haberlerin en önemli nedenlerinden birisi olarak “özensiz habercilik” gösteriliyor. Özensiz habercilik diyerek “haberci” suçlu ilan edilse de bu tür yalan haberlerin, haber pratiğinin kendisinden kaynaklandığı belirtilmeli. Bu tür yalan haberler genellikle habercinin haber üretim süreci içerisinde güvenilir kaynak olduğu kişi ve kurumlar tarafından yönlendirilmesinden kaynaklanıyor.

Ermeni Nine’nin dilsizliği

Yayımı Ermeni Tehciri’nin başladığı 24 Nisan tarihine denk düşen, Farid Boudjellal’in çizgi romanı Ermeni Ninem, Fransa’da doğup büyüyen Cezayir asıllı Farid’in babaannesiyle tanışması ve onun bir Ermeni olduğunu öğrenmesiyle açılıyor.

Tek-tipleştirme tehlikesi

Bu metinde: Kürtler’i ötekileştiren ırkçı bakışınla, yüzleş diyor; Aleviler’i müslüman saymayan yobazlığını, at kenara diyor; kana/soya dayandırdığın faşist söylemleri, törpüle de gel diyor; sömürdüğün kadın, işçi, çoluk-çocuk kim varsa, artık bir son ver diyor.

‘Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi’

TÜSİAD toplantısındaki konuşmalar, büyük burjuvazinin Erdoğan rejimiyle ilişkisine dair bir boşanma protokolü gibiydi neredeyse. ‘Patronlar’, tam da Erdoğan’ın çok sıkıştığı üç alanda, ekonomi, iç siyaset ve dış politikada zehirli oklar attılar. Erdoğan ise “hesabını sormasını bilirim” diye restleşti. Siyasal gücü tartışmalı hale gelmiş bir liderin bu resti kapitalist bir ülkenin büyük burjuvalarını sindirir mi?

Her gökdelen bir mahalle

Her gökdelen bir dikey mahalle. Kimsenin kimseyi tanımadığı, hijyenik, konuttan çok otele benzeyen bir mahalle. Mashattan’ın reklamlarını hatırlamıyorum, ama “yepyeni bir yaşam deneyimi” gibi bir şey olmalı. Zaten hepsinin reklamları birbirine benziyor. İstanbul’un yeni insanları, yeni yaşamı gökdelenlerde.

AKP siyasetinde tıkanıklık

Bu yazıda Erdoğan’ın son derece pragmatik bir siyaset anlayışıyla, 2000’lerde aşağıda açacağım pozitif bir gündem üzerinden pazarlık yaptığını, 2010’lardan itibaren ise Batı ile pazarlığı negatif yani Batı’nın istemediği şeyleri yapmama üzerinden yürüttüğünü ama bu siyasetin artık tıkanmaya başladığını savunacağım.

Bir elma kaç ok kaldırabilir?

Serkan Yüksel’in gittikçe güçlenen anlatımı ile altıncı kişisel sergisi, “Sert Bir Rüzgar Dolaşıyordu Meydanı” anlattığı hikayelerle sizi o meydanın ortasına götürüp rüzgarlar arasında bırakmaya kararlı. Hikayeleri kadar plastik değer anlamında da çok kuvvetli olan, memnun ayrılmanızın kesin olduğu sergi, 15 Haziran’a kadar x-ist’in yeni adresi Karaköy Juma’da.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Vefasız zenginler, nankör fakirler

Erdoğan’ın hem “karnı doyup oy vermeyen” alt sınıflara hem “17 yıldır semiren” üst sınıflara aynı anda tavır koyması, güvendiği alanlarda gördüğü destek zafiyetinden çok, bu iki alandaki mızırdanmanın birbiriyle ilişkisi yüzünden.

Yeni Medya sanatı meseleleri: İnsanın yeni gündemi

Bu görkemli dijital işler sanata, günümüz dünyasına ve geleceğimize dair neler söylüyor? Yeni sorulara alan açıyor mu? Yoksa içinde bulunması hoş bir dijital akvaryumda mı geziyoruz?

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Eski sokaklardan bir ses yahut Beş Mayıs: Hüsnü Arkan

Şimdi, 2019 Mayıs’ı. Epey gürültü var. Deniz Gezmiş ve Attilâ İlhan cismen burada yoklar. Hüda ömür versin, Hüsnü Arkan yanı başımızda. Yazıyor, söylüyor, “rüzgârlanıyor”. Biz ne Yusuf-Hüseyin-Deniz’in ölüm fermanını imzalayanları hatırlıyoruz, ne de o kesif suskunluğa sebep olanları. “Beş Mayıs” diye bir şarkı dinliyoruz. Açlık, gene çoğunluktandır.

Seçimin gölgesinde: Akdeniz’de restleşme

Dış politika politika; ekonomi politikası, hukukun üstünlüğü, siyasi tutarlılık, demokrasi karnesiyle yakından ilişkili. Zira uluslararası ilişkiler bütünseldir ve bir devletin ekonomisi, siyasi gücü, yıllarca dillerden düşmeyen, şimdi nereye gittiği belli olmayan istikrarı, denge politikasıyla savrulmayı birbirinden ayırt etme kapasitesiyle yakından ilişkilidir.

YSK her an bir çifti boşayabilir!

İstanbul seçimleri, YSK kararıyla yenilenecek. Neden? Çünkü AKP’liler ‘bir şeyler olduğunu hissetti.’ Ciddi bir delil sundular mı? Hayır. Peki ne hissettiler? Bilmiyoruz. Bir şeyler, ama ne olduğu belli değil. Gariplik var, dediler tam kırk gün boyunca. Ne o gariplik? Bilmiyoruz. Hiç kimse bilmiyor. İçimiz rahat değil, dediler. Nasıl? Yeteri kadar hukuksal mı bunlar?

Tansiyon yüksek yanıyoruz!

İdlib’e yönelik operasyonlar devam ediyor. Bu durum ateşkes anlaşmasının tamamen çöktüğü ya da Türkiye ile Rusya arasında Tel Rifat’a karşılık İdlib anlaşmasının yapıldığı anlamına mı geliyor? İhtimal. Ama bugünlerdeki operasyon sadece Rusya’nın kendi adına yaptığı operasyonlar gibi duruyor.

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Seçimi 'Kılıçdaroğlu doktrini' kazandı

CHP’de yapılan ilk seçim değerlendirmesine göre kentli muhafazakarlardan oy almayı hedefleyen “Kılıçdaroğlu doktrini” başarılı oldu. “CHP sağa kayıyor” eleştirilerine karşın ısrarla sürdürülen politik tutum ve söylem değişikliği ile halktan aralarında İstanbul ve Ankara’nın bulunduğu çok sayıda büyükşehiri yönetme izni alındı.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Her şeye inat, her şey güzel olacak!

Birden oyunun akışını değiştiren bir “söz” atıldı ortaya. İzleyiciler arasında bir heyecan dalgası yaşandı. Oyuncular ezberleri bozulunca şaşakaldı. “Her şey çok güzel olacak” dedi bu seçimin baş aktörlerinden biri. Bu sözün kerameti neydi ki konuşmayanlar konuşmaya başladı; bezgin bezgin köşesine çekilmiş olanlar canlanıverdi; hatta karşı takımın baş oyuncusu, sözü evirdi çevirdi, kendine uydurup sahiplenmeye kalktı?

Poşet krizi

Bir bakanlık poşetten para toplayıp bunu kamuoyundan saklar mı? 8,6 milyon tondan fazla ambalaj malzemesi üretilen ülkede piyasaya 4 milyon 356 bin ton sürülüyor deyip kenara çekilir mi? Aradaki bir o kadar fark ne oluyor, insan hiç mi sorgulamaz?

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

Erdoğan'ın tramvayı çıkmaz yolda

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyoğlu iftarına tramvayla gittiği sırada bir vatandaşın, “Başkanım her şey çok güzel olacak” demesi üzerine, “Daha güzel olacak” yanıtını verdi ve o anın videosu Erdoğan’ın resmi Twitter hesabından paylaşıldı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı'nın bir bürokrat değil de siyasetçi gibi açıklamalar yaptığı bu günlerde Erdoğan’ın bu kadar ciddi bir siyasal iletişim hatasına sürüklenmesi şaşırtıcı olmadı.

Ahmet Kural’ın beden dili ve yazılı şiddeti...

“Ahmet Kural yalnız değildir!” diye bağıranlar var şimdi. Bence de yalnız değil. Bir sürü var ondan. Daha beterleri var. Çok daha beterleri var. Kadınlar konuştukça, azalacaklar tek tek.

Veda: Kalemin iştahı

Kalemin bir iştahı var. Kalemin iştahı, birilerinin canını yakma sınırına varamaz. Kalem kaderi yazar, yazı ise alında parlar.

Biri John’u durdursun!

“John Wick: Chapter 3 – Parabellum”, serinin hayranlarını şüphesiz ki tatmin edecektir. Ama bıraktığı yer, çekilip çekilemeyeceği henüz netleşmemiş bir devam filminin işaretleriyle dolu olduğu için eksiklik duygusuyla çıkmak da mümkün.

Misansense mizansen, slogansa slogan, çalıntıysa çalıntı...

AKP’li seçmenin zekası ve idrak kabiliyeti açıkça ve ağır biçimde aşağılanıyor maalesef. Hiçbir iktidar döneminde iktidara yakın kesimlerin bu denli aşağılandığı ve küçümsendiği görülmemişti. Öyle ya, bu akıldışı kampanyalar AKP karşıtı muhalefetin fikrini kolay kolay değiştiremeyeceğine göre, bu “gotik hücumu” AKP doğrudan “Cumhur” ittifakının üyelerine yönlendiriyor olmalı.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...

Yargıda salgın var

YSK dediğin koskoca Yargıtay ve Danıştay’ın en kıdemli hakimlerinden oluşan bir kurul. Nerede “Görevlerini vicdani kanaatleri doğrultusunda, ahlaki olgunluklarına, ehliyet ve liyakatlerine yaraşır şekilde” yapmak?

Prof. Yankı Yazgan: Adaletsizlik toksik stres yapar

Prof. Yazgan: Adaletsizlik en çok temel güven duygusunu sarsıyor. Haksızlık hissini doğuruyor. Haksızlık algısıyla birlikte genellikle gelen duygu öfke. Öfke de genellikle savunma niteliğinde olan saldırgan dürtüleri tetikliyor. Çünkü saldırıya uğramışlık duygusunu veren, sınırlarınızın aşıldığı, elinizdekinin alındığı bir durum yaratıyor. Bu nedenle toksik etkileri olan bir stres.

İstanbul’da bir şeyler oluyor!

Edirne’de demir parmaklıkların ardından seçmenine “korkma bağır, olmadı Hızır’ı çağır” diye seslenen Selahattin Demirtaş’ın sesi, İmamoğlu’nun çağrısıyla “cesurca ve Türkiye’nin geleceği için konuşmaya devam eden” sanatçılar ve ünlüler tarafından da duyulduğuna göre, İstanbul’da gerçekten bir şeyler oluyor.

Kapitalizmin krizi

Günümüzdeki kriz konjonktürünü, 1970’ler ile bağlayan neoliberal politikalardır. Zira neoliberalizm, 1970’lerdeki krize sermayenin verdiği yanıttan oluşur. Dolayısıyla ABD’de patlak veren ve sonrasında küresel etkileri halen görülen 2008 krizini, kapitalizmin 1970’lerdeki yapısal krizi bağlamında ele almamız gerekir. Konuya bu şekilde baktığımızda güncel kriz tartışması açısından üç önemli gelişmeye işaret edebiliriz.

Yurttaşlık bilgisiyle hazır olay analizi

Bir tedirginlik, emin olamama hali var üzerinde. İnsanın aklına hemen geliyor: Acaba devlet düzeninde buzkıran misâli önünü açan, en sıkı müttefiki Fethullahçıları, paçayı fazla kaptırır gibi olunca şekilde görüldüğü üzre hunharca tasfiye eden Erdoğan, MHP için de benzer bir iyilik mi düşünmekte? Tabiî bu sefer MHP kendinden ibaret değil; gerisindekini tasfiye etmek öyle kolay olmayacaktır. Yine de başka çare kalmamışsa..?

Bu sezon da hakemleri iyi yedik...

Futbol sezonunun sonuna geldik artık. Şampiyonluk düğümü çözülüyor ama düğümü çözecek olan ya da sezonun nasıl bittiğine karar verenler ne hocalar, ne futbolcular... Tabii ki hakemler!

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Sen bu kadına inanma! Mutluluklar sana…

“Bu kadına inanma!” diyor, kitabını hediye etmeden duramıyor. Kitabın hediye edildiği tarihten 20 yıl sonra sahafta karşıma çıkan bu iç didişmenin muzipliği… Michael Cunningham’ın “Saatler”ini andıran türden, birbirini hiç tanımayan, en azından biri şu an hayatta olmayan kadınlar arasındaki bu göz kırpış. Dünyanın gecesinde, ışıklarıyla birbirine göz kırpan gemiler gibi, kadınlar…

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

'Kablo plim yapıyo'

Bundan sonra akıl “Kablo plim yapıyo” diyecek, bu saatten sonra başka ne diyecek, ne desin! Onca rasyonel çabaya rağmen bunca irrasyonalite, böyle absürd bir tepkiden başka muhtemel ve anlaşılır bir seçenek bırakmıyor akla.

Psikiyatri'nin tele ile imtihanı

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin telepsikiyatri zorunluluk haline geldi. O yüzden itiraz etmek yerine bu yeni mecranın çerçevesi ve kurallarını belirlemeye ve standartları geliştirmeye çalışmak daha iyi bir fikir gibi.

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Cockburn’ün IŞİD tespitleri

Deneyimli gazeteci Patrick Cockburn’ün 'İslam Devleti’nin Yükselişi: IŞİD ve Yeni Sünni Devrimi' adlı kitabı Türkiye’nin politikalarına yönelik ciddi eleştiriler içeriyor. Bu açıdan Türkiyeli okurun da ilgisini çekecektir.