GÜNÜN YAZARLARI

Seçmeni seçmek: Kayyımla siyaseten gasp

Bugün Türkiye’de seçme ve seçilme hakkı sadece oy kullanmaya ve aday olmaya indirgenmiştir. Çünkü oy hakkı kendisinden beklenen sonuçları tam olarak doğuramamakta, belli bir seçmen grubu tercihlerinden ötürü cezalandırılmaktadır. Kayyım, bu çerçevede gerçekleşen siyasi gasp yoluyla seçmenin dönüştürülmesinin aracı, hükümetin kendine uygun seçmeni seçmesinin yoludur.

Önce hayaller ölür, sonra insanlar...

Trabzonspor, CAS'a başvuruda bulundu ve hadi kurtardı diyelim. Peki diğerleri nasıl kurtaracak? Türkiye'de bir çok kulüp için UEFA'dan cezaların gelebileceğini düşünüyorum. Çünkü bizde transferden tutun da, takım planlamaya kadar her şey tamamen Şampiyonlar Ligi'ne gidileceği ve gruptan çıkılacağı hesapları üzerine yapılıyor.

Direniş belki biraz, başkaldırı sakın ha

“Farce” teriminin tam Türkçesini bulamıyorum bir türlü. “Maskaralık” demeli belki. İçinde yaşadığımız “ileri demokrasi”, yok “Türk tipi başkanlık rejimi” filan değil, basbayağı maskaralıktan ibaret işte. Anayasa var ama yok. “Mış gibi” yapıyoruz. Hepimiz.

'Hele şu günler bir geçsin'

“Anayasa’ya aykırı ama aleyhimizde kullanılmaması için evet demek zorundayız” formülü, gelen talimatla milletvekilliği düşürülenler –ve iktidar kulislerinde buna “siyasette yeni dönem” denmesi- noktasına vardı. Kayyımlara gösterilen zayıf tepki, imkanları ellerinden alınan yerel yönetimler gerçeğine dönüştü. “Bize darbeci derler” diye korkanlar ses çıkartamadıkları darbeler almaya devam ediyor. “Bizi sokağa çekmek istiyorlar” savunması yapanlar artık güvenli bir alan bulamıyor. Bunlar mevcut iktidarı ayakta tutan zeminle, vasatla mücadele etmek, bu zemini değiştirme çabası şöyle dursun, onun bir parçası haline gelmenin bedeli.

Berdan Öztürk: Fikir Bahçeli’nin, icraat Erdoğan’ın

Leyla Güven’le birlikte Demokratik Toplum Kongresi eşbaşkanlığı yapan HDP Ağrı milletvekili Berdan Öztürk’e göre Güven ve Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürülmesi için bizzat Devlet Bahçeli düğmeye bastı. AKP’nin MHP ne istiyorsa verdiğini söyleyen Öztürk’e göre devletin Kürtlere demokratik siyaset yaptırmama ısrarı sürdükçe, Kürtlerin de siyaset yapma kararlılığı devam edecek. Öztürk, Türkiye’nin “yeşil milliyetçilikle” yönetildiğini ve MHP ideolojisinin AKP’ye egemen hale geldiğini söylüyor ve ekliyor: “Faşizmin her ileri adımında siz geri adım atarsanız, bir süre sonra kaçacak yer bulamazsınız.”

Moeen Muhammed Al Rıfai: İslami toplum, otoriteye/devlete ihtiyaç duymaz

Al Rifai, Müslüman Kardeşler başta olmak üzere İslami hareketlerin devlet algısının büyük ölçüde bir yanlış anlama ve yaşananları yeterince kavrayamamaktan kaynaklandığını belirtirken Hz. Muhammed’in getirdiği orijinal İslam tasavvurunda otorite kavramını içeren bir devlet anlayışının yeri olmadığını kaydediyor. Değişimin devletten değil toplumdan başlaması gerektiğini savunan ve modern devleti büyük ölçüde totaliter aygıtlardan oluşan bir kavramsallaştırma olarak gören yazarla Seyyit Kutup başta olmak üzere İslamcıların önder olarak gördüğü isimlerin devlet tasavvurunu masaya yatırdık.

TÜM YAZARLAR

Demokrasiyi kendisine karşı korumak

Oedipus, bilmesindeki aşırılık jestini bilmemeye yöneldiğinde de tekrarlar; kendi gözlerini kör eder. Bu fazlalık, bu aşırılık dışarı atılmadan bir ‘site’ sembolik olarak mümkün değildir

Kadınlar maçındaki yüksek testosteron...

Ağzımızda ekşi bir tatla stadyumdan ayrıldık. Her şeyi yenme-yenilme, büyüklük, güç üzerinden algılayan, sahadaki seyirliğin, yaşanılan günün manasının farkında olmayan, kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kadınlar üzerinden hep beraber ağza alınmayacak küfürler bağıran bir kalabalığın bıraktığı ekşi tatla... 

Emperyalizm: Devlet ya da sermaye?

Lenin, emperyalizmi tekellerin yarattığı bir tür gerileme ve çürüme çağı olarak ifade eder. Ama her şeyin durduğu bir dönem değildir bu. Ve ekler, “Elbette, kapitalizm çerçevesinde, tekel hiçbir zaman dünya pazarında rekabeti bütünüyle ve çok uzun bir süre boyunca ortadan kaldıramaz...” Bu saptamasına ilerleyen yazılarda döneceğim ama şunu söyleyeyim: Durgunluk rekabeti tetikliyor; buna şimdi bir de salgının yaratığı ortamı ekleyin…

Ne bu şiddet bu celal?

Ahali tepki gösterince o köpekli dangalağın tutuklanmasıyla, çocuklara silah çeken polisin açığa alınmasıyla, o mezardan cenaze çıkarmak isteyen ülkücülerin bağlı olduğu il teşkilatını kapatmakla hiçbir şey kapanmış olmaz. Çünkü onlar bizzat o teşkilatı kapatanların seçtiği dil, yönetim tarzı, hukuk anlayışı, siyasal ilişki biçiminin doğal ürünü.

Trabzonspor’un işi şampiyon olmaktır

Trabzonspor’un bütün meselesi, önüyle arkasıyla, kuzeyiyle güneyiyle şampiyon olmaktır. Hiçbir gündem şampiyonluk hedefinin önüne geçmemeli ve amacı karartmasına izin verilmemelidir. Her şey şampiyonluk ertesine ertelenmelidir.

Gün batsa yatırımcıya ne olur?

Otoriter rejimler oldukça dayanıklılar. Küresel Güney’de, uluslararası iş bölümündeki konumları ve merkeze bağımlılıkları nedeniyle bu rejimlerin mevcut kırılganlığı; emeği örgütsüzleştirme, muhalifleri sindirme ve devleti gündelik hayatın her alanına nüfuz edecek şekilde kullanabilme imkanı sayesinde korunan bir dayanıklılıkla iç içe durumda. Türkiye farklı bir yerde değil, kısacası karşımızdaki melez idare-i maslahatçılığın yeni bir kalkınma hikayesi yazma imkanı yok, ancak süreci yönetme ve iktidarı koruma kapasitesi mevcut.

Çarlıktan komünizme, Lenin'den Trump'a: Rus resmi

Rusya tarihine her zaman ilgi duyan ve tarih konulu birçok tabloya imza atan ressam Glazunov'a halk arasında “Rusya’nın SSCB Büyükelçisi” lakabı verildi. SSCB dağılınca Glazunov’un siyasi vizyonunun 'monarşist' olduğu öğrenildi. 'Sınıfsal ayrıcalık' prensibini benimseyen ressam, demokrasi ve hak eşitliğini inkar ediyordu.

Yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânları

Türkiye’nin temel açmazlarını dünya kapitalist sistemi ve Akdeniz havzasındaki yerini esas alarak kavramak ve söz konusu açmazlara çözüm önerilerini bu doğrultuda biçimlendirmek, kökendeki yapısal faktörleri ıskalamamanın koşullarıdır.

'Yakarsa dünyayı garipler yakar'

Düzenin asli unsuru polislerdir elbette. Polis erkinin kökeni de uygarlık kavramında yatar. Dirlik, düzen, medeniyetin esasıdır. Polis de bir anlamda uygarlık celladıdır. “Cellat” der Foucault, “Yalnızca yasayı uygulayan kişi olmakla kalmamakta, aynı zamanda gücü sergileyen kişi de olmaktadır. Suçun, şiddetine egemen olmak için ona karşı uygulanan bir şiddetin ajanıdır.”

MEHTAP, KAYA, Erdoğan... Sermaye ne ister?

Sermayenin merkezi unsuru ile iktidar arasındaki ilişki, 24 Ocak’ta ruhuna otoriterlik üflenmiş neoliberal devletin asli görevinde düğümlendi şimdi: ‘Devlet Baba’ asayişi sağlayacak ve fakat ‘Devlet Baba’ Merkez Bankası’nı işletecek dövizi de bulacak!

On yılını unutturacak ilaç hayal eden kadın

Kız çocuklarını kendisi gibi erken evlenmek zorunda bırakacak türden istismarcı affı yasası çıkarmayı düşünebilenlerin kendi hayatından ders çıkarmasını isteyen kadınları dinleyin. Türküler, gelin ağlatmaları, kına gecesi ritüelleri hep kız çocuklarının çığlıklarıyla dolu, anlamak isteyene.

Solcu aydının krizi

Solcu aydın inanılmaz şekilde idealist, fedakâr, cefakâr bir tiptir aslında. Ama modernleşme toplumunun solcu aydını olmanın krizinden bir türlü sıyrılamaz ve toplumu kendi deyimiyle sığ bir sağcılığa mahkûm edenin kendi ethos’u olduğunu fark etmez.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

ABD’nin Suriye jargonuna son hediyesi

ABD sahadaki yeni realiteyle uyumlu olarak Suriye politikasında zorunlu revizyon arayışı içine girdi. Rejim, Rusya, Türkiye, İran milisleri, IŞİD kalıntıları ve El Kaide çizgisindeki HTŞ’nin dar alanda kısa paslaşmalarına sahne olan bir bölgede Amerika’nın opsiyonları sınırlı.

İmza şarlatanları

Nazım’ın ayakkabıları Fitzgerald’ın mektubu gibi çok anlamlı, duruma acayip uygun ve üstelik hiç bilinmeyen bir alıntı ile karşılaştığınızda eliniz hemen ‘paylaş’ tuşuna gider. Ama aslında biraz şüphe etmekte fayda var. İnsanların edebi zaaflarını kullanan imza şarlatanlarına karşı uyanık olalım.

Irkçılık, protesto hakkı ve çuvaldızı kendine batıramamak

Amerika’da ırkçılık ve devlet şiddeti karşı protestolar Çin’de Afrikalılara yönelik ırkçılığın depreştiği, Amerika’yla ilişkilerin devlet düzeyinde ağız dalaşına dönüştüğü, Hong Kong’un özerkliğini muhtemelen yok edecek yeni güvenlik yasasına karşı protestoların güç kazandığı bir döneme denk geldi.

Anayasa hareketleri geri gelir mi?

Yoksulluk mu çekiyorsunuz, güçlü Türkiye’yi karşınıza alarak bunu dile getiremezsiniz; iş güvenceniz mi yok, güçlü Türkiye’nin düşmanı gibi hareket edemezsiniz; yurttaşlık haklarınız ihlal mi ediliyor, güçlü Türkiye’ye karşı tutum alamazsınız. Bu devletin polisi, sokak ortasında sizi dövebilir, siz güçlü Türkiye’nin polisini “karalayamazsınız.”

Kahve kahve

Levent Metinoğlu sosyal medyada kahve üzerine bir yazı yazmıştı, o kadar güzel anlatmıştı ki kendisinin de izniyle ve dostluğuna sonsuz teşekkürlerimle, bugün o yazıyı sizlerle buradan paylaşıyorum.

'Kutluğ A.: Unplugged'

Gezi Direnişi'nin yedinci yıldönümünde Londra'dan söyleştiğimiz Kutluğ Ataman, günümüzde oluşan durumu, "Ben beyaz koyunlardan olayım, siz siyah koyunlardan olun... Hiç kimse, dışarıdan bir fikir söylemesin: Bu sosyalizm veya liberalizm değil, bu, direkt 'Koyunizm'. Sanat dünyasının arada sırada bu 'koyunizm'e düşmüş olması trajik," diyerek tarif ediyor. Geçen zamanda yaşadıklarını her zamanki üslubu ile savunan Ataman, Türkiye'nin geleceğinden büyük endişe duyarken, Erzincan'daki Palanga Çiftliği'nde mimarlık, sanat ve tarımı buluşturmaya, bir yandan da 28 Şubat'ı işlediği yeni filminin montajını yapmaya da devam ediyor.

Direnen insanlık ve bizim siyahlarımız

Zorda kalan liderler şiddete odaklanmamızı istiyor, mülke yönelik şiddete. Fransa’da da Sarı Yelekliler’in haklı taleplerini gürültüye vermek için yanan araçlara ve tüketim köleliğinin kutsal tapınaklarındaki hasarlara odaklanmamızı istiyorlardı. İktidara göbekten bağlı medya bunun için var. 

Kanatlı alametten, kınkanatlı böceğe

Telgrafın bir potansiyel olarak taşıdığı tarihin sürekliliğini parçalama ve dünya toplumunu eşitlik, özgürlük ve barış temelinde yeniden kurma potansiyeline, egemen sınıfların kendi tarihlerini sürekli kılma amaçları üstün geldi.

Pazar günü çocukları: 65 yaş üstü kadınlar

Kentleşme politikalarının, yerel yönetimlerin belirlediği ve yaşlıları dışlayan mekânsal düzen nedeniyle; yaşlılara saygıyı her fırsatta vurgularken onların görünmez olmalarını, hayatın ritmini yavaşlatmamalarını bekleyen kültürümüze özgü ikiyüzlü tavırdan dolayı; sevdikleri başka kadınlar kamusal alana gönül rahatlığıyla çıkabilsinler diye torun veya hasta baktıkları için ya da bedensel/zihinsel engelleri nedeniyle zaten sokağa az çıkan bu kadınlar şimdilerde gündelik hayatın döngüsünden bütünüyle mahrumlar. Bu yüzden içlerinde erkeklerin de olduğu 65 yaş üstü bir grup küsmüş kente, hayata…

Bir eleştiricilik türü

Bizdeki güncel politika eleştirisi, genellikle kızgın bir muhalefet gösterisi olarak kalıyor, bunun ötesine pek geçemiyor. Çünkü Marx’ın güzel ifadesiyle, “nasıl kınayacağını bilen ama nasıl kavrayacağını bilmeyen bir eleştiricilik türü” bu.

Korona günlerinde alkol tüketimi arttı mı?

İnsanlar korona nedeniyle kendilerini içkiye vurmadı bu coğrafyada. Kendisini unutmak, açmazını çözmek için alkole umarsızca sarılmadı büyük çoğunluk. Tüketim alışkanlıklarını bir süre erteledi ve hayatın normalleşmesini bekledi. İçkiyi sosyal yaşamın içinde, bir dost meclisinde, meyhanede, restoranda, barda, plajda, konserde içmenin keyfini bir süre erteledi.

HDP’nin ‘yeni dönem’ belgesi ve yeni dönem

HDP, Türkiye’nin göğünde bir süredir asılı duran bir ‘restorasyon’ için, o restorasyona çok daha ‘gönüllü’ olanlara kıyasla gayet soğukkanlı bir şekilde, bir tür ‘gevşek işbirliği’ öneriyor. Olası bir restorasyonun, HDP’yi bir aktör olarak içermemesi durumunda başarı şansının olmadığını –nazikçe– dile getiriyor. Kanımca, son bildirgede, söylediklerinden çok söylemedikleriyle konuşuyor.

Mimarlık Covid-19’a merhem olur mu?

Mimarlıkta bilgi üretimine bakıldığında bu süreçte emek sömürüsü ve mekân ilişkisi, modern kentin yeniden ele alınması ve seyreltilme gerekliliği, mevcut konut stokunun sağlıksızlığı gibi konular ele alınıyor. Meslek pratiği ise eski normalin yeni normalini sürdürmekten öte geçemiyor.

ABD’nin Ay’a el koyma planı!

Geçmişten farklı olarak Ay özel sektörün de içinde olduğu yeni bir sömürü alanı olarak görülüyor. Kapanın elinde kalacak bir tür altına hücum tarzı, teknolojik imkanlar elverdiği ölçüde Ay’da toprak gasp etmek, az bulunur madenlerden faydalanmak, özel sektöre kaynak aktarmak yeni dönemde uzay yarışının bileşenleri olacak. Bu arada yapılacak yatırımlarla yeni teknolojik gelişmelerin önü açılacak.

Ghosting'den friendzoning'e: Zamane ilişkilerinden zamana bakış

İnsanda güç ilişkileri tarım devrimiyle şempanzeden gorile dönüşmüşken, endüstri ve internet devrimi ile gorilden tekrar şempanzeye yakınsadı. Bu durum ilişki dinamiklerinin çeşitlenmesine neden oldu. Artık kısmetini bekleyen kadınlar romantik ilişkilerde eskisine göre daha az edilgenler. Bu durum ilişkilerdeki strateji repertuvarında bir patlamaya neden olmuş gibi görünüyor.

Dijital sanat ortamlarında yeni deneyimler

Özellikle bağımsız ve genç sanatçılara destek olmayı misyon edinen Pg Art Gallery, şimdilerde radarlarına takılan bağımsız sanatçılardan yaptığımız bir seçkiyi koleksiyonerlere göndermek üzere hazırlıklar yapıyormuş ve Pg Online’da da düzenli olarak sergiler açmaya devam edeceklermiş. Bu ve umarım daha da çoğalacak farklı platformlarda yeni genç ve bağımsız sanatçılarla tanışmak dileğiyle...

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Gerçekleşmeyen Cannes Film Festivali ve özgürlükler…

Cannes Film Festivali’nin her zaman ‘özgürlük’ fikriyle yakın bir bağlantısı oldu. Ve bu bağlantı her zaman var olacak gibi duruyor. Belki de, Cannes’ın kalbi, kırmızı halıda süzülen yıldızların arasında değil, Fransa sokaklarındaki ‘asi ruhta’ çarpıyor!

2019’un öne çıkan sergileri

2019 yılında güncel sanat kültür dünyasında bir heyecan yaratmadı. Ancak yine de önemli sergiler gördük. 2019’un öne çıkan sergilerine bakalım.

Evrim Alataş'ı hatırlamak

Sonra döndüm askerden. Traşlı yüzümle, güneşe. Diyarbakır Kitap Fuarı’nın ilk senesiymiş meğer. Sınava girmeden önce yanımda olan Kemal Varol’la konuştuk. Dedi “Evrim için bir okuma düzenleniyor. Herkes Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer’den istediği pasajı okuyacak.” Dedim “Evrim’in gülen gözlerinden birimiz söz etsek ya.”

Sudenaz teyze ve Cher’in hikayesi…

Müşterek hedefimiz Sudenaz Teyze’leri azaltıp Cher’leri çoğaltmak olmalı hiç kuşkusuz. Ama bir de linguistik hedefimiz olmalı. Yine aynı amaç için. Yaşlıya yaşlı diyelim. Yaş almak filan gibi kenardan dolanmayalım. Ama lütfen yaşlı tanımını yaşa göre yapmayalım. Başka bir şeye göre yapalım. Ya da ikinci bir kelime icat edelim.

Siyahlar, Kürtler ve faşistler

Tek tesadüf iki fotoğrafın yan yana gelmesi, yoksa gerisi değil. Ernest Mandel, burjuvazinin ortadan kaldıramadığı iki şeyden bahsediyordu: Sömürgecilik ve proletarya. -Onların sırtındaydı burjuvazi zaten- Bu yüzden hiç tesadüf değil, ABD’de siyahların, bu topraklarda, Kürtlerin kolayca öldürülebilmesi.

George Floyd’u nefessiz bırakan egemenlik fıtığı

George Floyd’un polisin elinde tutuklanırken öl(dürü)mesinin yankıları Amerika’nın değişik şehirlerinde protesto eylemleri şeklinde sürüyor. Floyd’un can verdiği video’yu izleyenler şunu merak edebilir: Beyaz polis siyah vatandaşın sırtına niye dizini koyup bastırıyor? Tutuklanan kişiye binen (ve bu örnekte Floyd’u nefessiz bırakan) o ağırlık nedir ve nereden kaynaklanıyor?

Kameraya el sallayın: Kremlin kimi gözetliyor?

Korona virüsünün Rusya’da bir diğer yansıması, şimdilik Moskova ile sınırlı olacak şekilde mobese kameralarına ek olarak şehrin adım başı kamera sisteminin öznesi olması. Programın yazılımını yapan uzman, bu sistemi korona virüsüne dönük kapanma ve karantina ihlalinde bulunanların tespiti için yazdığını ifade ediyor. Söz konusu kameralar doğrudan bölgenin asayişinden sorumlu emniyet birimine gidiyor.

Dünden yarına Gezi

Hep söylerler: Tarih tekerrürden ibaret. Öyle sahiden. Yukarıdaki şiir parçasını, bugün 7. yılını kutladığımız Gezi direnişine uyarlamak mümkün. Yaşanan tam da oydu çünkü. Coşkuluydu, eğlenceliydi ama 2013 yılının Haziran ayı, acıları da beraberinde getirdi. 29 Mayıs sabahı, polisin, Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini önlemek için nöbet bekleyen gençlere saldırmasıyla başlayan olaylar parkın işgaliyle sonlandı. Sonrası, zaman zaman hazinleşen bir hikâye.

Mahalle tamirhaneleri ve tamircilerle komşuluk üzerine…

Örneğin eğer komşularınızdan biri tamirciyse, ilkokul çağının gösterişli taşıtlarından olan ‘bilyeli tornet’ yapmakta hiç zorlanmaz, ayrıca bilyenin en kalitelisini bulursunuz. Çıkma bilye çok yararlı bir yedek parçadır. Bir de ola ki arabalara meraklıysanız ve tamirciyle aranız iyiyse, bakım kanalına inmenize de izin verirler. Bir arabanın altını gördünüz mü hiç? Görmediniz değil mi? Büyük kayıp. Gerçi artık araç sahipleri arabasının kaputunu da açmıyor pek. Altta yağ kaçıran keçenin tespitini geçtim, akünün yerini bilmeyen sürücü çok. Bunlar çok ayıplanan şeylerdi eskiden!

Esad üzerine spekülasyonlar

Yanılgılar hep “Esad’ın Rusya olmazsa ayakta kalamayacağı, Suriye’de devletin ortadan kalktığı, Esad’ın ülkeyi bir klikle yönettiği” düşüncelerinden kaynaklanıyor. Oysa öyle değil. Esad hâlâ ülkeye hakim ve “dışarıdan da” desteklendiği düşünülen Mahluf’a yönelik operasyon bunu gösteriyor.

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Babacan ekibinden ittifak yanıtı: Koalisyon için bu kadar zahmete girilmez

Yeni kurulacak partiler Ankara’da siyaset sahnesini hareketlendirdi. Millet İttifakı’nın genişleyeceği ya da üçüncü bir ittifakın kurulabileceği konuşuluyor. “Bir koalisyon için bu kadar zahmete girilmez” diyen Ali Babacan ekibi hazırlıklarını Türkiye'de icra yetkisini alabilecek, 'milletin üzerinde ittifak ettiği' bir oluşum hedefiyle yaptıklarını söylüyor.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Konumuz pandemi, günlerden hüzün…

Dikkatlerimiz işin bilimsel veçhesine çekildiğinde pandeminin insani boyutu bütünüyle görünmez kılınıyor. Duygular örneğin… Korku görünmüyor, kaygı görünmüyor, acı görünmüyor. Oysa korkuyoruz, korkumuza odaklanmalıyız. Kaygılarımızı ortaklaştırmalı, çıkar yol ararken dayanışmalıyız. Bilimin soğuk diliyle duyguların dilini susturmamalıyız. Hastalananlar bizleriz, komşularımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, ailemiz… Ölen de biziz, ölenin ardında bıraktığı da…

AVM’ye gitmemek için 5 neden!

AVM’ler artık ölü yatırımlar. Türkiye’de bu yatırımları AVM sahipleri dışında kimse savunamıyor. Mağaza sahipleri hekimleri dinlerken AVM sahipleri pek dinleme derdinde değil. O yüzden bizim de bunu düşünmemiz gerekiyor. Korona salgını olmasa zaten dünyada ölen ve Türkiye’de uzatmaları oynayan AVM modelini konuşuyor olacaktık. Bugün AVM’leri yaşatmanın AVM sahipleri dışında kimseye faydası yok.

Spor camiamız nefes alabiliyor mu?

Floyd’un dehşet verici ölümü maalesef ki bu toprakların spor camiasının maskesinin bir kez daha düşmesine neden oldu. Muktedirlerin tepki (!) göstermesinin hemen ardından sırasıyla koskocaman kulüplerimiz boş durmadı. Hemen ırkçılığı kınayıcı mesajlarla süslediler sosyal medya hesaplarını.

Milletvekilliklerinin düşürülmesi sürpriz miydi?

İktidar, bu hamlesiyle bir taşla birkaç kuş vurmayı hedefliyor. MHP’nin diline ve siyasetine tamamen teslim olmuş AKP, CHP’yi, HDP ile resmileştirilmemiş ortaklığını ifşaya zorluyor kendince. Bunu yaparken ne kadar kudretli olduğunu da “dosta düşmana” gösteriyor.

Son söz niyetine: Pandemi zayiatı

Öyle de olabilirdi, ama yerli yerine koymak açısından söylemeli, bu yazı dizisi bir gazetecilik refleksiyle doğmadı. İlk vakaların açıklandığı günlerde evde kalabilmenin utancı ve ona eşlik eden öfke, ne yapabilirim diye sordurdu. Bu öfkeyi yazmak yerine, onu işlemeyi, iki ay süresince erişebildiğim kadar kişinin korona virüsüyle temas hikâyesine aracılık etmeyi istedim.

Sadece aptallar her şeyi bilir

24 Nisan’da Sermin Baysal Ata’nın sunduğu TRT Haber özel yayınında, korona virüsüne karşı, bağışıklık güçlendirme, demir eksikliği giderme hakkında konuşan bir uzman doktor vardı. Ata, doktora tam olarak şunu sordu: “Demir eksikliği konusunda demir, döküm malzemeler kullanmak; tencere tava faydalı olur mu?”

Bir kitap, üç film

Şairliğiyle tanınan Necati Cumalı, esasen romandan öyküye, gezi yazısından tiyatro oyunlarına kadar edebiyatın neredeyse bütün türlerinde eserler verdi. 2001 yılında öldüğünde arkasında zengin bir külliyat bıraktı. Bu yönüyle Cumalı, sinema için de oldukça zengin bir beslenme kaynağı olarak görüldü.

Bir düşülke olarak Şirinler

Bu distopik günlerde ütopyadan bahsetmek giderek zorlaşıyor. Üstelik her şeyin beteri geleceğe yerleşmiş gibi görünüyor. Ama ütopya da geleceğe yerleşmiş bir şeydir ve gerçekleşmiş ütopyalar da vardır, “Şirinler” gibi. Aşağıda, onlarla ilgili 1999 tarihli yazımı paylaşıyorum. Eğer haylaz yetişkinler olursak belki Şirinler gibi bir ütopyayı bile gerçekleştirebiliriz!

Mütemadiyen yemek pişiriyor ve fotoğraf çekiyoruz, çünkü…

Yemek yapıp duruyoruz. Yaptığımız yemeklerin fotoğrafını çekiyoruz. Çünkü evimiz başımıza yıkılıyor. Çünkü hiçbir şeyi yoluna sokamıyoruz. Çünkü yemek yapıp ocağa koyduğumuz hızda başka hiçbir şeyi bitirip ortaya çıkaramıyoruz. Hiçbir şeyi düzene kavuşturamıyoruz...

Veba zamanında kölelik, kaçaklık ve özgürlük

Özgürlüğünü emeğiyle satın alıp okuma yazma öğrenmiş bu iki eski köle Leopold von Ranke’den yıllar önce modern tarih yazımının sloganıyla başlarlar söze: “Olayları olduğu gibi anlatmak!” Salgın esnasında kentten kaçan Carey dönüp canları pahasına, düşük ücretler karşılığında hizmet veren siyahları yağmacılıkla, fırsatçılıkla suçlamaktadır. “Kamuoyunu kesin olarak temin ederiz ki” der yazarlar “yoksul siyahlarda yoksul beyazlardan daha fazla insanlık ve duyarlılık gördük”.

Dijital şiddeti tanımak ve çözümlemek

Fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel şiddet olmak üzere 4 ana şiddet türü var. Bunlara artık dijital şiddeti de ekliyoruz; fakat yasada henüz tanımı yok. Sanırım şu aşamada en önemli ödevlerimizden biri bu şiddet türünü yasada açıkça tanımlanır hale getirmek.

Eskisi gibi olmayacak ama nasıl olacak?

Bu karantina sürecine girerken en çok evde kalabilme imkânı olanlar şanslıydı ancak şimdi görüyorum ki bu süreçten çıkarken de en çok yine onlar şanssız olacak. Çünkü güvenli evlerimizi ana rahmine benzetirsek ondan tekrar kopuş yaşayacağız. O içerdeki yavaş yaşamdan dışarıdaki hıza tekrar uyum sağlamaya çalışacağız. Buna hazırlanmamız gerekiyor. Hepimize bol şans!

Salgın günlerinde sıkıntı, zaman ve başka küçük şeyler

Biri sana seslendiğinde, takıldığında, seninle dalga geçtiğinde bir anlığına çiçek açarsın. Birine sürtünmüş, kendi evsizliğini ve hiçliğini canlı ve sıcak bir şeye iliştirmiş olursun. Öteki yürüyüp gider, senin yükünü hissetmez, seni omuzlarında taşımakta olduğunu, bir asalak misali geçici olarak onun hayatına yapıştığını fark etmez.

Muharrem İnce kral çıplak deyince

Malum, Cumhurbaşkanı Erdoğan her hafta başında video-konferans yoluyla kabinesini topladıktan sonra canlı yayında Covid-19 salgını ve salgınla mücadele yolunda alınan önlemlere dair açıklamalar yapıyor. Haliyle, milyonlar ekranları başında bu açıklamaları izliyor. Geçmişte AKP’ye oy vermiş olsun olmasın bir seçim konuşmasını, propaganda yayınını ya da çok sevdikleri liderlerinin ağzından çıkacak cümleleri hayranlıkla dinlemek için orada olan insanlar değil bunlar. Evlerine kapatılan ya da tam tersine sokağa (çalışmaya) sürülerek ölüm tehdidiyle baş başa bırakılan, geçim kaynakları ellerinden alınan, işsizlikle, yoksullukla mücadele etmeye çalışırken en yetkili ağızdan yalnız olmadığını, devletinin yanında olduğunu ve onu ne olursa olsun ölüme ve açlığa terk etmeyeceğini duymayı bekleyen insanlar.

Türkiye’de rejim sorunu ile ilgili bir tartışma

Neoliberal teknokrasinin ve ana akım iktisadın 2008 krizi sonrasında moral üstünlüğünü yitirmesi ya da ABD’nin göreli gerilemesi eşliğinde gerçekleşen hegemonik kriz sonucunda oluşan yeni ‘küresel ara rejim’ ve küresel finansal dalgaların değişen yönlerine göre uyarlanan ekonomi politikası, Erdoğan yönetimi için 2013 sonrasında yaşanan ekonomik darboğazlardan IMF sapağına dönmeden ilerleme olanağı açtı.

Peki, sen kimi kandırıyorsun, adamım?

Yaşıyor olsaydı kendisini köşebaşında indirmekte veya indirtmekte bir an tereddüt etmeyecek, hapislerde çürümesi için dualar edecek kimselerin bugün Nâzım Nâzım demesinden iğrenmeyebilir, aksine, bunları insanların hayırlı değişimler geçirebileceğine dair umut verici örnekler sayabilirdim. Buna meyyal insanlardanım. Lâkin herkesin hiçbir hesap görmeden her şeyi kendine oyuncak etmesi sinir bozucu.

Selçuk bile hâlâ oynarken...

Yine koca bir yılın sonuna geldik. Hatta kocaman bir 10'luk dilimi daha geride kaldı 2000'lerin. Halbuki 2000'e girer girmez tüm dünyanın yerle bir olacağı dedikoduları hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yerle bir oldu da biz mi farkında değiliz yoksa. Yoksa bu gidişler gidiş değil.

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Müzmin mağdur erkekler, hep suçlu kadınlar

Pandeminin iyice dört duvar arasına ittiği anneanne, babaannelerin belki hiçbir zaman dillendiremedikleri gerçek hikâyeleri mutluluk masallarına alet ediliyor. Kız çocuklarının bedeni de ruhu da eril tahakkümün gölgesi altında. Her gün onlarca kadın, çoğunlukla hayatlarındaki erkekler tarafından katlediliyor. “Önce insan,” “ama erkekler de mağdur” sığlığını aşamayan herkes, cinayete ucundan kıyısından ortak olmuş oluyor.

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Kürtler, öteki, Büyükada

Türk toplumu “sınırda” kişilik bozukluğu taşıyor. Bu türden bir kişilik bozukluğu için, övülen kusursuz, yerilense mutlak kusurludur.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...