GÜNÜN YAZARLARI

Hayaletlerin sosyolojisi

Herkesin geçmişin hayaletleriyle uğraştığı bir topluluk perili evlere benzer. Geçmiş, hayaletler üzerinden şimdide öyle bir tahakküm kurar ki paralize olursunuz, üretemezsiniz. Üretseniz bile ürettiğinizin katma değeri düşük olur. Çünkü zihnen siz tam olarak şimdide mevcut değilsinizdir.

Cumhuriyete tehdit: Dislike’a dislike

Erdoğan’ın gençlerden aldığı tepki nedeniyle bütün sosyal medyayı kapatmaya varan tehdit algısı, aslında büyük bir korkudan kaynağını alıyor. Özdeşliğe zarar veren her kurum, her mecra, her örgütlenme, her birey tehdit olarak düşünülüyor, tehdit ediliyor ve saldırıya uğruyor.

Yahudi itirazı da olmasa

Eninde sonunda Batı Şeria yutulacak ama atılacak adımların büyüklüğü ve zamanını İsrail’in Yahudi karakterinin bozulmaması hassasiyeti belirliyor. En önemli fren bu; ilhak İsrail nüfusuna ne kadar Arap katacak?

Siyasal İslam’ın sembol arayışı

Ülkenin içine sıkıştığı dar beka söylemi sona ermedikçe çağdaş, evrensel, topluma yeni ufuklar verecek semboller üretemeyeceğiz. Ya da önce-sonra ilişkisi ters yüz edilip, doğrudan semboller üstünden yeni arayışlara girilebilir. Çünkü sorun basitçe estetik beğeniden daha derin, yaşamdan ne beklediğimiz ile ilgili. Güzel bir yaşam nasıl olur sorusunu, bu iradeyi göstermek önemli; ne de olsa güzel olanı istemek, politiktir!

Senin için gazinoyu kapattım

Amerikan Sağlık Bakanı Alex Azar’ın “Başkan Trump, Amerikalıların Covid-19’a karşı ilk izinli ilaca erişimini garanti altına almak adına harika bir anlaşma yaptı” diye yaptığı açıklama, size de bir gazino kapatmak kadar manasız gelmiyor mu? Tam Trump’a yakışan bir iş bu.

Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…

Nazi rejiminin ilk yıllarında norm devletinin, tabiri caizse ‘kuyruğu dik tutan’ kararlar verdiğini, zaman zaman alt mahkemelerin ‘Führer’den çok Führerci’ tutumuna direnebildiklerini görüyoruz. Mahkemeler önlem devletinin norm devletine giderek daha fazla sızma çabasına karşı çıkıyor başlangıçta. Ancak burada önemli olan, ‘Almanya bir kanun devletidir’ izlenimi yaratan kararların hangi konularda alınabildiği.

İnsanın sonu

Shelley’nin romanı bulaş-karşıtı görüşün birçok iddiasını yansıtıyor: Salgının yayılma biçimi İtalyancada kötü hava anlamına gelen mal’aria, yani sıtma hastalığını andırıyor. Böylece Shelley kötü çevre koşulları, kötü hava ve temizlik sorununu öne çıkaran bir yaklaşımı benimsiyor. Shelley’nin çiçek hastalığı ve kızıl hastalığı gibi bulaşıcı hastalıklarla karşılaştırdığı bu salgının ise aşısı yok. Böylece bu kurgusal salgın kaçınılmaz hale geliyor.

TÜM YAZARLAR

Demokrasiyi kendisine karşı korumak

Oedipus, bilmesindeki aşırılık jestini bilmemeye yöneldiğinde de tekrarlar; kendi gözlerini kör eder. Bu fazlalık, bu aşırılık dışarı atılmadan bir ‘site’ sembolik olarak mümkün değildir

Kadınlar maçındaki yüksek testosteron...

Ağzımızda ekşi bir tatla stadyumdan ayrıldık. Her şeyi yenme-yenilme, büyüklük, güç üzerinden algılayan, sahadaki seyirliğin, yaşanılan günün manasının farkında olmayan, kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kadınlar üzerinden hep beraber ağza alınmayacak küfürler bağıran bir kalabalığın bıraktığı ekşi tatla... 

Emperyalizm: Sermayenin küresel zincirleri ya da uluslararası iş bölümü…

Küresel değer zincirlerinin (KDZ) hızla büyümeye başladığı dönem 1990’lı yıllar; 2008 küresel krizine değin KDZ’ler ileri ve geri bağlantılarını hızla genişleterek küresel üretim ve ticaret içindeki paylarını artırıyorlar. OECD verilerine göre küresel ticaretin yüzde 70’i bu yapıların ürettiği mallar üzerinden gerçekleşiyor.

Baroların direnişi: Muhalefet içindeki iktidar

Baroların başlatmış olduğu direnişi sadece avukatlarla sınırlı bir soruna verilen bir tepki olarak görmek hata olur. Uygulama bütünsel bir iktidar stratejisinin hukukçulara isabet eden kısmını temsil ediyor. O halde hukukçuların tepkisini de aynı ölçüde bütünsel bir direnişten baroların payına düşen kısım olarak görmek en doğru yaklaşım olur.  

Herkes terörist, ben kahraman avukat!

Metin Feyzioğlu, televizyon programında avukatlığın ve baroların tanımını bozmakla yetinmedi, “dostuz” dediği, “aramızda hukuk var” dediği başkanlarını terörizme arka çıkmakla da suçladı. Başkanlar dün Ankara önlerinde polisin hukuk dışı engellemesiyle karşılaşırken o Anıtkabir’e koşarak bir hukukçu değil siyasetçi olduğunu bir daha gösterdi. 

DalKurd umut veriyor

DalKurd 20 metrelik alanda oynamayı hızla öğrenmelidir. Hem savunma standartları için hem hücum aksiyonları için, takımın 20 metrelik alanda birlikte oynaması, her bakımdan her oyuncuyu çok rahatlatacaktır. Boyu kısalmış bir hücum girişiminde defans orta sahanın yerine ikame edilerek, hem savunma güvenliği sağlanmış olur hem de hücum çoklu oyuncu grubuyla birlikte kazasız belasız sonuçlandırılır.

Kaynayan üniversite kazanı

Türkiye’de 2,4 milyon üniversite öğrenci adayı hafta sonu sınava girecek, en az 1,2 milyon aday tercihte bulunacak ve kaba bir tahminle bunların üçte ikisi yerleştirilecek. Yerleştirilenlerin bir kısmı, Türkiye’de çalışma yaşamındaki değişim ve ekonomik koşullar nedeniyle zaten hemen iş aramaya başlayacakken, neredeyse hepsi geleceğin belirsizliği altında kaygı-yoğun bir öğrenim sürecine başlayacaklar.

Çarlıktan komünizme, Lenin'den Trump'a: Rus resmi

Rusya tarihine her zaman ilgi duyan ve tarih konulu birçok tabloya imza atan ressam Glazunov'a halk arasında “Rusya’nın SSCB Büyükelçisi” lakabı verildi. SSCB dağılınca Glazunov’un siyasi vizyonunun 'monarşist' olduğu öğrenildi. 'Sınıfsal ayrıcalık' prensibini benimseyen ressam, demokrasi ve hak eşitliğini inkar ediyordu.

Teşekkürler Obradovic!

Obradovic'in ayrılmasının ardından Fenerbahçe taraftarının büyük bir bölümü Fenerbahçe yönetimine, dolayısıyla Başkan Ali Koç'a büyük tepki gösterdi. Koç-Obradovic'in ayrılığının perde arkasında bazı gerçekler var.

Yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânları

Türkiye’nin temel açmazlarını dünya kapitalist sistemi ve Akdeniz havzasındaki yerini esas alarak kavramak ve söz konusu açmazlara çözüm önerilerini bu doğrultuda biçimlendirmek, kökendeki yapısal faktörleri ıskalamamanın koşullarıdır.

Venedik'ten Çağlayan'a

Fransa’dan Varşova’ya, oradan Venedik’e ve İstanbul’a ve Ankara’ya bir yol vardır eğri büğrü. Şu perişan halimizde muhalefete teveccüh göstermeyip üst üste yığılan da bir kararsızlar topluluğu. “Siyasette bir gün dahi uzundur” denir ya bizde, CHP seçimi bekleyedursun durduğu yerde, günü geldiğinde dipten gelecek güçlü bir dalga, “2002 redux” gibi, sahnede kim var, kim yok elele gönderebilir yedek kulübesine.

Muhalefete 'en azından denedim' diyebilme çağrısı

Ankara'da falanca toplantıya katılmak yerine, bütün muhalefet milletvekillerinin başta Genel Başkanları olmak üzere, yarın Çağlayan’da, İstanbul Barosu tarafından düzenlenecek eyleme katılması gerekiyor. Ertesi gün Kaz Dağları’na gidip nöbet tutmaları zorunluluk haline geldi. Oradan ölüm orucundaki Ebru Timtik ve Aytaç Ünal’ı ziyaret etmeliler, Yüksel’de KHK eylemine katılmalılar… Kıdem tazminatı hakkının yok edilmemesi için her milletvekili fabrikalarda birer gün çalışmalı, işçilerin çektiği eziyeti yaşamalı, beraber yemekhanede kaşık sallamalı...

Erdoğan kimden korkuyor?

2002 seçimlerinin sonucunu tayin eden şey düpedüz bu sokak hareketiydi. Bir ‘esnaf devrimiyle’ iktidara yürümüştü AKP. Şimdi krizle beraber sınıfsal sıkışmışlığı da artıyor. Dolayısıyla oraya siyasi müdahalelerle krediyi boca ediyor. “Sandıkla değil sokakla geldim” mesajını güçlendirerek, bir de bekçi dikiyor başına.

Covid-19 pandemisi: Hükümetlere insanlık bilinci testi

Ekonominin olumsuz etkilenmesi riskini ikinci plana atabilen ülkelerin ekonomisi kuşkusuz bizim gibi ülkelerden daha çabuk toparlanabilir, salgın devam etse bile. Çünkü ekonomik gelişme de insanla mümkün. Bozulanı düzeltecek olan yine insan ve yöneten-yönetilen ilişkisinin güven esası üzerine kurulu oluşu.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Adam her şeyi yazmış!

Bolton’ın Türkiye konusunda yazdıklarının kalbinde ABD’deki Halkbank meselesi var. Sürpriz değil, zira Reza Zarrab ABD’de tutuklandığından beri Cumhurbaşkanı Erdoğan açısından Washington ile ilişkisinin kalbinde hep Halkbank olageldi. Araya 15 Temmuz, Brunson krizi, Suriye, F-35’ler, S-400’ler falan girmiş olabilir ama dört senedir Erdoğan açısından kişisel öncelik sırası hiç değişmedi.

Fatih’i nasıl bilirsiniz?

İBB’nin temel görevlerinden biri, kentin kültürüne sahip çıkmak, kentlilerin kültürel ihtiyaçlarını karşılamak. Bu nedenle pek çok kütüphanesi, müzesi, tiyatrosu, kültür merkezleri olan bir kurum. Ama işin aslı, esaslı bir resim ya da sanat müzesi yok. Fatih Portresi bağlamında yapılan açıklamalardan anlıyoruz ki gelişmekte olan bir koleksiyon var ve yeni resimle birlikte bir müzede sergilenecek.

Pandemi sonrası yoksulluğa çözüm: İşporta ekonomisi

Zabıtalar yıllarca seyyar satıcıların kabusu oldu; yerel yönetimlerin emri altında sokak satıcılarını “medeni” şehirlerden “temizlediler”. Yerel düzeyde kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınması için birçok yerde, işportacılık yapmamak yoksulluk yardımı alabilmenin fiili ön koşulu haline geldi.

Karides güveç

İtiraf edeyim, aslında bu hafta ne yazayım diye düşünürken, dün akşam kayınbiraderimin “Antalya’da pazarda İstanbul’un üçte biri fiyata ayıklanmış karides vardı, aldım ama nasıl yapılır onu da bilmiyorum ki” demesi rol oynamış olabilir. Madem yardımcı olmaya niyetlendim, bari bunu yazıya dökeyim,

'Yeni normal'de soytarı sorumluluğu

İpek Duben'in Pi Artworks'de devam eden 'Soytarılar ve Melekler' sergisi, günümüz 'Yeni Normal' koşullarında insanlığın maruz kaldığı değerler keşmekeşine, sanatçının yıllardır değerlendirdiği eski kartpostallar ve sanat tarihsel, sosyal imgeler üzerinden eleştirel bakış getiriyor.

Yerli dizilerde güvenlik meselesi

Dizi sektöründeki şu anki işleyişin hangi dinamiklere bağlı olduğunu, tecrübelerim doğrultusunda gözler önüne sermeye çalışsam da bu dinamikleri elbette sorguluyorum. Yapım şirketlerinin ve kanalların, ‘güvenli’ addettiği diziler gerçekten güvenli mi? Geçtiğimiz yıl, düşük reytingler yüzünden yayından kaldırılan dizilerin çoğu ‘cesur’ yapımlar değil ‘bilindik’ yapımlardı. “Bunlar satıyor, seyirci bunu istiyor” mitinin örtüsünü kaldırıp altına bir bakmak gerekiyor artık. Doğruluğu tartışılır yöntem ve rakamlarla oluşturulan pazar stratejisi, geçerliliğini yitirmekte belli ki.

Kanatlı alametten, kınkanatlı böceğe

Telgrafın bir potansiyel olarak taşıdığı tarihin sürekliliğini parçalama ve dünya toplumunu eşitlik, özgürlük ve barış temelinde yeniden kurma potansiyeline, egemen sınıfların kendi tarihlerini sürekli kılma amaçları üstün geldi.

Dizilerden önce hayat: Tefrikalar

Arşiv biraz da tefrika demektir. Çünkü, arşive sadece geçmişin sesini duymak, bilgi/belge toplamak için bile dalmış olsanız tefrikalara takılmadan geçemezsiniz. Hem orada bir ülkenin, hatta dünyanın tarihine, kültürüne dair birçok şey bulursunuz, hem de iri puntolarla, parıltılı tasvirlerle, müellifinin maharetleri övülerek ilan edilen bu hikayelerin büyüsüne kapılırsınız.

Bir eleştiricilik türü

Bizdeki güncel politika eleştirisi, genellikle kızgın bir muhalefet gösterisi olarak kalıyor, bunun ötesine pek geçemiyor. Çünkü Marx’ın güzel ifadesiyle, “nasıl kınayacağını bilen ama nasıl kavrayacağını bilmeyen bir eleştiricilik türü” bu.

İçkiye zam yapmamak daha kârlı

Yasal yollardan içki üretmeye, satmaya ve bunu vergilendirmeye devam etmek isteniyorsa, toplumun fay hatlarında ısınan bu konu, kritik sıcaklığını aşmadan soğutulmalıdır. Hem toplum sağlığı, hem siyasi boyutu hem de vergi gelirlerinin kaybı açısından sistemi kaosa sürüklemenin kimseye faydası dokunmayacak.

‘Eşekarıları’

Türkiye’de 2.500 yıl öncesinin hukuk facialarını çağrıştıracak denli ‘makaraları koyuvermiş’ bugünkü görüntü, tarihsel bir ‘an’ın resmidir. Bu resim, Türkiye’de sorunun, kimin ne kadar oy alacağının ötesinde, toplumun yeni inşa edilen rejimi benimsemediği gerçeğinin ve rejim sahiplerinin bu gerçeği tersine çevirme yönünde bir ‘çözüm’ seçeneği kalmadığının resmidir. En büyük şansı ise merkez muhalefetinin “Erdoğan'ın gitmesi için özel çaba harcamaya gerek yok” yanılgısıyla bu olağanüstü baskıları ‘geçici’ ve son noktada ‘etkisiz’ görmede ısrar etmesi olacaktır.

Türkiye'nin emperyalizmle imtihanı

Milliyetçisiyle İslamcısıyla yıllardır kendisini emperyalizmin hedefi olarak gören anlayışın, kendi eylemlerinin neye karşılık geldiğini kavrayamaması gibi bir sorunla karşı karşıya olabiliriz. Eğer Türkiye’nin Libya’ya bu ölçekte angaje olması, “başka ülkeler oradaki zenginlikleri ele geçirmeye çalışıyor, biz geride kalmayalım” mantığından kaynaklanıyorsa, ki bu da dillendiriliyor, bunun emperyalizmin tanımı içinde olduğunu hatırlatmak gerek.

Ghosting'den friendzoning'e: Zamane ilişkilerinden zamana bakış

İnsanda güç ilişkileri tarım devrimiyle şempanzeden gorile dönüşmüşken, endüstri ve internet devrimi ile gorilden tekrar şempanzeye yakınsadı. Bu durum ilişki dinamiklerinin çeşitlenmesine neden oldu. Artık kısmetini bekleyen kadınlar romantik ilişkilerde eskisine göre daha az edilgenler. Bu durum ilişkilerdeki strateji repertuvarında bir patlamaya neden olmuş gibi görünüyor.

Diyarbakır’daki köpek Co mu?

İktidar koalisyonunu oluşturan İslamcı-Türkçü ideolojinin, Kürt sorununu güvenlikçi politikalarla çözmeye çalıştığını söylemenin bir manası kalmadı. Uygulama bunu aşan bir yolun takip edildiğini gösteriyor. Mevcut politika artık "Kürt kimliğinin varlığı sorununu" çözmeye odaklı gibi görünüyor. Hakikaten, şu sıralar Diyarbakır’da Esat Oktay’ın Co’su mu dolaşıyor?

Açıkhava müzesi Dozza’da bir gün

Bu kadar küçük bir köy için ne anlatılabilir? Çok şey! Çünkü 6000 küsur nüfuslu bu köyün sakinleri, dünyanın en şanslıları arasında. O küçücük Dozza, yemeği, şarabı, sanatı ve içinde yer aldığı doğanın verdiği huzur ile bir dünya harikası.

Arap-İslam dünyasında feminizmin tarihi

Avrupa ve ABD’de feminist hareketin örgütlenmeye ve sesini duyurmaya başladığı 19'uncu yüzyıl, Arap-İslam dünyasındaki kadın hareketi açısından son derece cılızdır. Bu yüzden Arap kadın hareketinin güçlenmesi için 19'uncu yüzyıl sonu ve 20'nci yüzyılın başını beklemek gerekecektir. Araştırmacı Selma Abdüssettar Ebu’l Hüseyn’e göre kadın hakları hareketinin öğretileri, 20'nci yüzyılın ilk döneminde Batılı ülkelere ziyarete giden bilimsel delegasyonlar, Arap entelektüellerinin yaptıkları çalışmalar ve yarı aristokrat sınıfın Batı kültür ve davranış kalıplarını taklidi yoluyla Arap ülkelerine girmeye başlar.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Üzüm üzüme baka baka

Memleketin özgün üretimi “torba yasa” pratikliği, Putin’in promosyonlu “torba referandumuna” ilham veriyor. Canlı yayınlarda, miting meydanlarında mahkemelere talimat verilmesi bizim için çok tanıdık ama yargı bağımsızlığı konusunda en katı rejim sayılan ABD’nin Başkanı’nın “tanıdık hakimlere” iş hallettirme sözü verdiğini de öğrendik.

Karakter rollerinin büyük aktörü: Ian Holm

Ian Holm, önemli bir filmde, önemli bir yardımcı rol bulunca bunun hakkını fazlasıyla veriyor, hatta çoğu zaman filmin asıl yıldızı kadar etkileyen bir oyunculuk sergiliyordu. Fakat sanki çizdiği ‘bilge karakter’ rolleri gerçek hayattaki karakteriymiş gibi, hiçbir zaman filmde ‘rol çalmıyor’, aksine filmin ana karakterlerinin daha da iyi olmasını sağlayan, neredeyse diğer oyuncuları besleyen, güçlendiren, ekiple tam bir uyum içinde akan performanslar sergiliyordu.

2019’un öne çıkan sergileri

2019 yılında güncel sanat kültür dünyasında bir heyecan yaratmadı. Ancak yine de önemli sergiler gördük. 2019’un öne çıkan sergilerine bakalım.

Altı çizilesi gayriresmi gazete: 'Solfasol'

Adı güzel, kendi güzel Solfasol 10 yıldır Ankara’dan dünyaya sesleniyor. Her ay kapının koluna kıvrılmış Solfasol gazetesini görmek, bana şahsen saadet veriyor.

Sudenaz teyze ve Cher’in hikayesi…

Müşterek hedefimiz Sudenaz Teyze’leri azaltıp Cher’leri çoğaltmak olmalı hiç kuşkusuz. Ama bir de linguistik hedefimiz olmalı. Yine aynı amaç için. Yaşlıya yaşlı diyelim. Yaş almak filan gibi kenardan dolanmayalım. Ama lütfen yaşlı tanımını yaşa göre yapmayalım. Başka bir şeye göre yapalım. Ya da ikinci bir kelime icat edelim.

Bir alegori: Et ile tırnak

Bir gün Yaya ve Peya adında iki arkadaş yola çıkmışlar...

Salgına rağmen ille de sandık: Rusya neyi oyluyor?

Rusya devlet erkanı için LGBTİ+ bireylerin sokakta el ele tutuşması, görgüsüzce zenginliğini gözlere sokan, lüks oteller, konutlar, araçlarda sefa sürenlere göre daha büyük tehdit. Öyle ya yoksul bir insanın çoğu çalmakla zengin olan oligarkların malına mülküne özenip, “keşke ben de öyle olsam” demesi ya da bir çocuğun “demek ki hırsızlık güzel bir şey ki bu zengin çocukları istediği kadar çikolata yiyor” demesi ihtimal dışı, ancak sokakta el ele tutuşan iki birey kıyametin kapılarını açacak cinsten bir özenme yaratıyor(!)

Kaldır kafanı uzaya bak

“Halley”de söylenene geri döndüm. Dünyaya barışı kendi kendimize getiremiyoruz, uzaylılardan medet umuyoruz. Oysa her şey bizim elimizde. Mr. Spock bunu duysa, tek sözcükle cevap verirdi: “Mantıksız!”.

Suriye'de İhvan çözümü mü?

Rusya ne şekilde olursa olsun Esad’ı en az bir dönem daha iktidarda görmek istiyor ve Müslüman Kardeşler’in yıllar sonra Şam’a dönmesine olanak sağlayacak, olmaz denilen formülleri de deniyor. Bakalım bu denemeler Sezar Yasası ile üzerindeki baskı daha da artan Suriye’de siyasi geçişi ve dolayısıyla rahatlamayı getirebilecek mi?

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Babacan ekibinden ittifak yanıtı: Koalisyon için bu kadar zahmete girilmez

Yeni kurulacak partiler Ankara’da siyaset sahnesini hareketlendirdi. Millet İttifakı’nın genişleyeceği ya da üçüncü bir ittifakın kurulabileceği konuşuluyor. “Bir koalisyon için bu kadar zahmete girilmez” diyen Ali Babacan ekibi hazırlıklarını Türkiye'de icra yetkisini alabilecek, 'milletin üzerinde ittifak ettiği' bir oluşum hedefiyle yaptıklarını söylüyor.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Suya sabuna dokunmadan politika yapmak

Ana muhalefet partisi, Atatürk’ün adını anmadan, Kuvayı Milliye ruhunu sahiplenmeden politika yaparsa oy tabanını kaybedeceğinden emin. Yirminci yüzyılın başlarından kalma bir milliyetçilikle anlamlandırılarak bugüne taşınan bu ruh, parti söyleminin kurucu unsuru. Yalnızca CHP değil elbette. Diğer muhalefet partileri de politik dillerini geçmişe göndermelerle inşa ediyorlar.

WMO: Bu yaz da çok sıcak geçecek!

2020'nin dünyada çok sıcak bir yıl olacağını artık biliyoruz. 2019 yılı dünyada ölçülen ikinci, Türkiye’de dördüncü sıcak yıl olmuştu. 2020 yılının ilk beş ayı en sıcak yıl olan 2016’nın aylarını takip ediyor. ABD’nin Okyanus ve Atmosferik Araştırmalar İdaresi 2020 yılının en sıcak 5 yıldan birisi olacağına kesin gözü ile baktığını açıkladı.

Tek kişilik şovları sevmem

Bazen insanlar bana neden her zaman güldüğümü soruyorlar. Hatta yenildiğiniz bir maçtan sonra bile gülüyorsunuz diyorlar. Gülüyorum çünkü çocuğumun doğduğu gün anladım ki futbol bir ölüm kalım mevzusu değil. Biz oynadığımız oyunla insanların hayatlarını kurtarmıyoruz. Futbolun mutsuzluk ve nefret yaymaması gerekiyor.

Popülizmi bırakın, bu habere bakın!

Adana’da 5 ve 6 yaşlarındaki kız ve erkek iki çocuğunu istismara maruz bırakan baba, 21 Ocak’tan beri yargılanıyor. Davanın üçüncü duruşması 25 Haziran’da görüldü ve halen tutuksuz yargılanan sanık, Adana’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir çocuk hastanesinde, kamu görevlisi olarak çalışmaya devam ediyor. Yetkililere soruyoruz, neden?

Son söz niyetine: Pandemi zayiatı

Öyle de olabilirdi, ama yerli yerine koymak açısından söylemeli, bu yazı dizisi bir gazetecilik refleksiyle doğmadı. İlk vakaların açıklandığı günlerde evde kalabilmenin utancı ve ona eşlik eden öfke, ne yapabilirim diye sordurdu. Bu öfkeyi yazmak yerine, onu işlemeyi, iki ay süresince erişebildiğim kadar kişinin korona virüsüyle temas hikâyesine aracılık etmeyi istedim.

Sadece aptallar her şeyi bilir

24 Nisan’da Sermin Baysal Ata’nın sunduğu TRT Haber özel yayınında, korona virüsüne karşı, bağışıklık güçlendirme, demir eksikliği giderme hakkında konuşan bir uzman doktor vardı. Ata, doktora tam olarak şunu sordu: “Demir eksikliği konusunda demir, döküm malzemeler kullanmak; tencere tava faydalı olur mu?”

Hollywood’un tutunamayan Almanları: Savaş sonrası kuşak

Savaş sonrasının en önemli yönetmenleri olan isimler, nitelikli, estetik filmler çektikten sonra Hollywood’da, kimi zaman bir filmlik kimi zaman da kariyerleri boyunca çeşitli projelerde yer aldılar. Haneke ve Herzog gibi farklı bir bilinçle davrananların dışında hemen hepsinin estetiği zarar görüp istedikleri kariyeri elde edemediler. Haftaya yeni kuşaktan yolu Hollywood’a düşenlerin kariyerlerine odaklanacağım...

Bir düşülke olarak Şirinler

Bu distopik günlerde ütopyadan bahsetmek giderek zorlaşıyor. Üstelik her şeyin beteri geleceğe yerleşmiş gibi görünüyor. Ama ütopya da geleceğe yerleşmiş bir şeydir ve gerçekleşmiş ütopyalar da vardır, “Şirinler” gibi. Aşağıda, onlarla ilgili 1999 tarihli yazımı paylaşıyorum. Eğer haylaz yetişkinler olursak belki Şirinler gibi bir ütopyayı bile gerçekleştirebiliriz!

HDP’nin alınganlığı meselesi

HDP ile siyasal birlikteliğin önünde maalesef "zihinsel bir duvar" var. Bu zihinsel duvar akılla örülmüş bir duvar değil. Aslında duygularla da bir ilişkisi yok. Hepimizi nefessiz bırakan tarihsel bir önyargıdan ibaret… HDP’nin muhtemel alınganlığı meselesi de maalesef farkında olunmasa da içselleştirilmiş önyargılardan neşet eden bir itham.

Z kuşağının gücü adına

Mültecilere kafa yoruyorlar. Savaş istemiyorlar. Apolitik görünmelerinin sebebi, bu vahşi iç ve dış savaşlara girmek istememeleri. Oy vermemelerinin sebebi de aynı. Başka bir siyaset istiyorlar artık ve inanılmaz haklılar.

Zedelenmiş erkeklik, zedeleyen ebeveynlik

Hayat narsisistlere artık en büyük cezayı verecektir; bir ötekiyle ilişki kurmanın hazzından mahrum kalma cezası. Asla derin bir sevgi deneyimi yaşayamazlar. Hep aynı çukurun, aynı tür savaşçı ilişkilerin içinde bulurlar kendilerini. Daha ne olsun. Yani diyeceğim o ki ona vuran vurmuştur, bir de siz vurmayın.

Salgın günlerinde sıkıntı, zaman ve başka küçük şeyler

Biri sana seslendiğinde, takıldığında, seninle dalga geçtiğinde bir anlığına çiçek açarsın. Birine sürtünmüş, kendi evsizliğini ve hiçliğini canlı ve sıcak bir şeye iliştirmiş olursun. Öteki yürüyüp gider, senin yükünü hissetmez, seni omuzlarında taşımakta olduğunu, bir asalak misali geçici olarak onun hayatına yapıştığını fark etmez.

Yeşil toplar, troller ve AKP’nin kültürel hegemonya serencamı

Bizim oralarda bir söz vardır; söyleyen kinayeli bir ses tonuyla, bir soru cümlesiymiş gibi son heceyi uzatarak yöneltir muhatabına: “Herkes kötü, bir sen iyisin?” AKP’nin kültürel hegemonya serencamını anlayabilmek için iyi bir başlangıç sorusu.

Türkiye’de rejim sorunu ile ilgili bir tartışma

Neoliberal teknokrasinin ve ana akım iktisadın 2008 krizi sonrasında moral üstünlüğünü yitirmesi ya da ABD’nin göreli gerilemesi eşliğinde gerçekleşen hegemonik kriz sonucunda oluşan yeni ‘küresel ara rejim’ ve küresel finansal dalgaların değişen yönlerine göre uyarlanan ekonomi politikası, Erdoğan yönetimi için 2013 sonrasında yaşanan ekonomik darboğazlardan IMF sapağına dönmeden ilerleme olanağı açtı.

'Terör örgütü mü, değil mi?' sorusu

Bu soru, şiddet eylemiyle uzaktan yakından alâkası olmayan muhataba soruldu, o bunu kendi meşrebince izah ederek cevaplamaya kalktı, bunun üzerine derdest edilip sorgulandı, -Hrant gibi- kamuoyu gözünde katli vacip konuma getirildi… ve nihayet öldürüldü -Hrant gibi! Tahir Elçi fecaatinin yaşandığı coğrafyada, her kim topluluk önünde birine bu soruyu sorarsa, şunu kabul etmiş demektir: Evet, vereceğin cevaptan sonra başına her iş gelebilir.

Selçuk bile hâlâ oynarken...

Yine koca bir yılın sonuna geldik. Hatta kocaman bir 10'luk dilimi daha geride kaldı 2000'lerin. Halbuki 2000'e girer girmez tüm dünyanın yerle bir olacağı dedikoduları hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yerle bir oldu da biz mi farkında değiliz yoksa. Yoksa bu gidişler gidiş değil.

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Müzmin mağdur erkekler, hep suçlu kadınlar

Pandeminin iyice dört duvar arasına ittiği anneanne, babaannelerin belki hiçbir zaman dillendiremedikleri gerçek hikâyeleri mutluluk masallarına alet ediliyor. Kız çocuklarının bedeni de ruhu da eril tahakkümün gölgesi altında. Her gün onlarca kadın, çoğunlukla hayatlarındaki erkekler tarafından katlediliyor. “Önce insan,” “ama erkekler de mağdur” sığlığını aşamayan herkes, cinayete ucundan kıyısından ortak olmuş oluyor.

Sosyal mesafe: Sınıfsal mesafe

Baştaki soruyu bir daha soralım: Her tür bulaşıcı hastalık için bin yılların deneyimi, uygulaması olan “fiziksel mesafe” dururken, buna neden sosyal mesafe deniyor? İnsana, topluma karşı bu tutum, bu korku rastlantı mı - lapsus mu?

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Kürtler, öteki, Büyükada

Türk toplumu “sınırda” kişilik bozukluğu taşıyor. Bu türden bir kişilik bozukluğu için, övülen kusursuz, yerilense mutlak kusurludur.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...