GÜNÜN YAZARLARI

Devlet bankalarını kullanmanın sınırı var mı?

2016 sonbaharında başlayan devlet destekli kredi genişlemesi sırasında verilen kredilerin Kredi Garanti Fonu (KGF) mekanizması üzerinden bütçeye etkileri halen görece sınırlı. Şirket yüzdürmenin genel olarak sektöre ve devlet bankalarına olan etkisini önümüzdeki aylarda daha yakından takip edebileceğiz.

1 Nisan sabahı: Ya devlet başa, ya…

Ankara başta olmak üzere bazı büyük şehirlerde seçimin kaybedilmesi ihtimalinin çok yüksek olması 1 Nisan sabahı için şöyle bir faturayı kaçınılmaz hale getiriyor: Eğer siz bir seçime devlet olarak katılıyorsanız, onu kaybettiğinizde de ya ‘devlet seçimi kaybetmiş’ olur ya da siz devleti kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsınız.

Pera nasıl soylulaştırıldı?

Aralıktan Bakmak: Meşrutiyet Caddesi'nden Bir Kesit sergisi, temel olarak mimari dönüşüme ve bununla birlikte gelen gündelik hayatın dönüşümüne odaklanıyor. Ancak bunun yanında Pera'nın mülk sahipliğine dair doneler bulmak da mümkün. Gayrimüslim işletmeciler, Beyaz Ruslar, paşalar, soylular, Osmanlı'nın farklı coğrafyalarından gelen ticaret adamları bölgenin dönüşümünde etkili olan kişileri oluşturuyor.

Kutuplaşma üzerine…

Türkiye’nin Suriye topraklarında yürüttüğü operasyonların halkın çok büyük bir çoğunluğunca desteklendiğini hatırlayın. Ekonomik kriz kapıdayken, savaşın maliyetinin toplum açısından her bakımdan çok büyük olacağını kestirmek için öyle büyük bir uzmanlık gerekmiyorken sınırlarımızın ötesinde bir savaşa hevesli olanların ittifakların sınırlarını aşan bir fikir birliği içinde oldukları açık.

İklimin beka sorunu

Veriler Türkiye’nin seçimden sonra da fosil yakıt ithal edeceğini gösteriyor. Çünkü seçim maliyelerini karşılamak için bu ithalata ihtiyaçları var ki halktan vergi alabilsinler. Sorun şu ki bu durumda iklim değişikliğini mi finanse edeceğiz yoksa iklim değişikliğini yavaşlatmak için mi adım atacağız?

Gitmekle kapanmayan mesafeler

“Anadolu Turnesi”, yaşam biçimleri ile yaptıkları müzik arasındaki bağı korumaya çalışan bir grup ile bildiğinin dışındaki şeylere mesafeli yaklaşan taşra insanının, bütün karşılıklı iyi niyetli çabalara rağmen kurulamayan ve belki de kurulması artık imkânsız bağa dair çarpıcı bir gözlem.

TÜM YAZARLAR

Düğümler, fanteziler, gizemler

İdeolojik bir anlam alanına tutarlılığını veren şey nedir? Gösterenlerin istikrarsız olduğu, sürekli anlam kaymalarına meyilli olduğu bir durumda, bir ideoloji kendi tutarlılığını nasıl sürdürür? Ya da soruyu başka türlü sorarsak, bir söylem kendi ‘kararsızlık uğraklarıyla’ karşılaştığında söylemin bunları kuşatma biçimi bize ne söyler?

Hadi geçmiş olsun, lig bitti!

Fenerbahçe maçında televizyonda yorum yapanların çoğu Başakşehir'in puan kaybedeceğini ileri sürüyorlardı. Fakat bu görüşü temellendiremiyorlardı. Çünkü bu bir 'temenni' idi. Futbol yayınlarından para kazanan hiç kimse Başakşehir'in şampiyon olmasını istemez. Çünkü kitlesi yoktur, reytingi yoktur, tirajı yoktur.

Yurtseverlik: Koşullu ve kısıtlı bir erdem

Bugünün yerli ve milli ideolojisi yabancı figürünün gayrimüslim, düşman figürününse Türk olmayan ile özdeşleştirildiği bir siyaseti hâkim kılmıştır. Bu yüzden, yurtseverliğin yeni bağlamı, artık milliyetçilikle zıtlık içinde yapılan bir iktidar eleştirisinden ötesini görmeyi gerektirmektedir.

Bu yol Erdoğan’ı devirmeye çıkmaz

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın çok başarıyla uyguladığı “denkleştirme” ya da “eşitleme” stratejisini Ozan Arif vesilesiyle denedi. Ama ne deneme: Irkçı, saldırgan, şiddeti öven ve sevincini ya da öfkesini lümpen bir dille bağırmaktan gurur duyan bir figürü Pir Sultan’dan Neşet Ertaş’a gelen bir ozan geleneğiyle eşitleyiverdi. CHP ya takiye yapıyor ya da Ozan Arifleşiyor…

Rus basınında geçen hafta (9-15 Mart): Suriye'de çıkar çatışması mı yaşanıyor?

REGNUM ajansı yazarlarından Sergey Şakaryantz, Ankara'dan son günlerde yapılan iki açıklamayı değerlendirdi. Şakaryantz Hulusi Akar'ın Menbiç’te Türk askerlerinin Ruslarla beraber devriyeye başladıklarına dair söyledikleri ve Süleyman Soylu'nun İran ile beraber PKK’ya karşı bir operasyona hazırlanıyoruz açıklamaları üzerine Türkiye’nin çıkarlarının Rusya ile İran’ın çıkarlarına daha çok ters düştüğünü iddia etti.

Ve Titanik batıyor: Los Angeles Lakers

Bu hikayede Lakers, Titanik pozisyonunda. Hani gemi batarken müziklerini çalmaya devam eden kemancılar vardı? LeBron James'in bulunduğu durum bizzat böyle diyebiliriz. Lakers, şu an itibariyle batıyor. Kemancılar ise çalmaya devam ediyor.

Ulus ve emperyalizm karşıtlığı

Ulus, kendi çıkarlarını ülke nüfusunun ortak geleceği olarak sunmaya çalışan devletin ve kapitalistin emir eridir, çoğu zaman iddia edildiği gibi tersi geçerli değildir. Dolayısıyla kendiliğinden emperyal olan ulusun emperyalizm karşıtı olması beklenemez.

Yeni Zelanda: Din, şiddet, siyaset

Yeni Zelanda Başbakanı Ardern’in taziyeye giderken başını örtmesi bir icraattır diyenler oldu. Doğru, bir halkla ilişkiler icraatıdır. İmamoğlu’nun Yasin okuması da öyle. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tekirdağ’da katliam görüntüleri izletmesi de. Tüm bu eylemlerde bir “niyet” var, biz de meşrebimizce “iyi” yahut “kötü” olarak okuyoruz o dışa vurulan niyeti.

Akrabaya mahsus düzenleme nasıl yapıldı?

31 Aralık 2018 gecesi yayımlanan ‘Kılavuzluk ve Römorkörcülük Hizmetleri Yönetmeliği’, 3 ay sonra 14 Mart günü değiştirildi. Bir maddenin 7. fıkrasına, küçücük bir dokunuş yaptılar. Ama büyüleyici bir dokunuş: ‘Akrabalar.’ Bu tek kelime neye mi yol açtı? Buyurun birlikte anlamaya çalışalım…

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Kadının nafakasına göz dikme!

Nafaka ödemek istemeyenlerin tekil örneklerle kopardığı yaygarayı önemseyenler, nafakanın ödenmeyişi ile kadın ve çocuklara yapılan eziyeti de tekil örneklerden görebilirler. “Almak için bu kadar zorlandığım nafakama göz dikmeyin” diyen Emine’yi duydukları takdirde.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Lady Chatterly’nin Aşığı yargılanıyor!

1960 yılındaki o ünlü davaya kadar DH Lawrence’ın ünlü kitabı, ülkesi İngiltere’de müstehcen olduğu için yasaktı. Geçtiğimiz günlerde çıkan bir kitap bizi mahkeme salonuna götürüyor; savcı ve yargıçların nasıl da kendi deyimleriyle ‘sıradan insanlar’ın ahlak bekçisi kesildiğini, jüriye ‘akademisyenler ile edebiyatçıların hülyalarına ve etik değerlerine’ aldırmamalarını tavsiye ettiklerini anlatıyor. Neyse ki İngiltere’nin ‘sıradan insanları’ devlete değil, edebiyatçılara kulak verip özgürlüğü seçti.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Seçim kampanyası mı, savaş mı?

Rejimin bütün aygıtları siyasal erkin hiyerarşisi içinde sıraya girmiş sağ baştan sayarak neredeyse bir savaşa hazırlanıyorlar. Peki neden? Bir yerel seçimden bahsediyoruz. Son tahlilde siyasal iktidar değişmeyecek. Son tahlilde seçimin demokratik bir prosedür değil, onay prosedürüne dönüşmüş durumu sürüyor.

En basit omlet

Elbette omlet için onlarca farklı tarif var, bu en basiti ve benim yapış şeklim. Yemek seçme konusunda son aylarda bir duayene dönüşen oğlum bile her seferinde bu omleti severek yiyorsa bence fena olmuyordur.

Mayıs 68 ve Sarı Yelekliler Paris'inin gözü İstanbul'da

Magnum Fotoğraf Ajansı kurucularından, Bruno Barbey, 30 yıllık Fas izlenimleriyle Yapı Kredi bomontiada Leica Gallery'de. 1968 Paris'inde halkın direnişi ile Sartre-Beauvoir ikilisi ve Jean Luc Godard gibi yüzleri görüntüleyen ve Sarı Yelekliler gösterilerinin de halen tanıklığını yapan Barbey, her iki olay arasında da gerçeküstü bir benzerlik bulunduğuna dikkat çekiyor

Bağuz’dan sonrası için biriken fırtına

ABD’nin yeni tutumu mutlak bir korumaya dönüşürse dengeler değişir. Buna rağmen askeri restleşme tırmanırsa ABD’nin bölgede ayağını sabitleyeceği yerlere ihtiyacı olacaktır. Bağdat’ta hakim güçler giderek Amerikan varlığına karşı bileniyor. Bu ayak, söz konusu Kürtlerin kazanımları olunca Türkiye’de de çelme yiyebilir. 

Berkan 'çok itibarlı' haber kaynağına güvenmişti!

Haber medyasının yaptığı yalan haberlerin en önemli nedenlerinden birisi olarak “özensiz habercilik” gösteriliyor. Özensiz habercilik diyerek “haberci” suçlu ilan edilse de bu tür yalan haberlerin, haber pratiğinin kendisinden kaynaklandığı belirtilmeli. Bu tür yalan haberler genellikle habercinin haber üretim süreci içerisinde güvenilir kaynak olduğu kişi ve kurumlar tarafından yönlendirilmesinden kaynaklanıyor.

Anneannemin söylemediği şarkılar

Anneannem dedemin zorlamasıyla birçok şarkı öğrenmişti. Bunları hiç söylemezdi, mırıldanmazdı bile. Teslim olmama inadıydı bu, dedeme verilmiş bir cezaydı. Anneannem, bu coğrafyanın kadınlarının payına düşen acıları çekip, bu acıların sebebi olan kadınlığından soyunarak güçleneceğine inanmıştı.

İçimizde yaşayan hayalet: Epigenetik

“Armut dibine düşer”, “Dedesi koruk yemiş, torunun dişi kamaşmış” hepimizde ortak olan bilgeliğin söylemleri. Şimdi sıra “Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken”’in sırrını çözmeye geldi. Hoş çözüldü de! Ne zaman çözüldü?

Yıkılırsa bana bir, ona iki kat çöker!

Gölcük depreminden sonra herkes çok korkmuştu. Arkadaşlarım beni evlerine çağırıyor, en ufak çatlağın bile tehlikeli olup olmadığını soruyorlardı. Hepsi basit sıva çatlaklarıydı. Acaba “tehlikeli” desem ve rahatlarını bozsam ne yaparlardı?

Amerika’nın üzerinde sosyalizmin hayaleti dolaşıyor (mu?)

ABD’de sağ çevreler, bazı düşünce kuruluşları şimdiden yükselen sol tehlikeye karşı alarm vermek gerektiğini seslendirmeye başladılar. Özellikle Trump konuşmalarında sosyalizm tehlikesine dikkat çekmeye başladı.

Yalan hürriyeti

Gazetecilik mesleği açısından “söylenmeyeni söylenmiş gibi yazma hürriyetini” kullanmaktan daha büyük bir tehdit olduğunu düşünmüyorum. Yalan da bir siyasi faaliyettir ama gazetecilik bu faaliyetin üreticisi değil, olsa olsa ifşacısı olabilir. Aksisi gazetecilik istismarına girer.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Seçim neyi çözer, ne gösterir?

31 Mart’ta yerel seçim yapılacağı için doğrudan bir iktidar değişikliği ihtimali pek gerçekçi değil. Ayrıca -söz konusu bir genel seçim olsaydı da- muhalefetin bir iktidar alternatifi oluşturduğunu kendileri dahil söyleyen kimse yok. Fakat bu seçimin iktidarın meşruiyeti ve zafiyeti konusunda belirleyici olacağı tezi asıl olarak iktidar sözcüleri tarafından ısrarla dile getiriliyor.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

LaWje yahut Ali Tekbaş’ın söyledikleri

Ali Tekbaş şarkıya başlamadan önce tellilerin sesi duyuluyor. Kar, artıyor. Biraz daha üşüyoruz. Sağ alt taraftan “zozanî” bir soğuk giriyor otomobilin içine. Tellilere vurmalı eşlik ediyor. Tekbaş şarkıya başlamadan önce, hemen o an, ufacık bir es var. Susuyorlar. Sonra başlıyor “Hesen Lawo”ya. Kar biraz daha artıyor.

Başka bir dünyadan konuşalım

Binlerce kilometreyi GPS kullanmadan katedebilen bir kuş neden insanlığın hizmetinde olsun? Sıradan bir gıda faaliyeti için cebindeki Sodexo ile kıymalı makarnaya 30 lira vermek yerine sanat eseri yapan bir örümcek neden insanlığın hizmetinde olsun? Önüne gelen yeşile iğrenç asfaltlar, betonlar dökmek yerine sanat eseri gibi yaşama alanları kuran karınca neden insanlığın hizmetinde olsun?

Solcu olmanın onuru

İnsan, -insan dedim- her katliamda, ‘Solcu olmak onurlu bir şey’ diye düşünüyor. Çünkü Filistin’de katledilen, Filistinliler için mücadele edenlerdi onlar ve aynı zamanda bombalanan Sinogogda hayatını yitiren Yahudilerin katillerini lanetliyenler de. Bosna’da soykırıma uğrayan Müslümanların yanında oldular ama hemen ardından NATO uçaklarıyla havadan vurulan Sırp siviller için gözyaşı döktüler.

Havlu atmayın yumurta atın!

Belki Anning gibi insanlar, Trump gibi başkanlar, dünya genelinde dikkat çekiyor ve iktidardalar. Ama bu, insanlık değerlerini korumak, onlara sahip çıkmak yerine havlu atmak anlamına gelmemeli. Uzak diyarlardan bir genç bir yumurtayla bize bunu göstermiyor mu?

Berkin’i hatırlamak, unutturmamak için 14 şarkı

Berkin Elvan, Gezi olayları sırasında ekmek almak için evinden çıktı ve bir daha dönemedi. Bir gaz fişeğiyle başından vuruldu, komada yattı, direndi ancak dayanamadı. 11 Mart 2014’te sabaha karşı hayatını kaybetti.

Şehrin kenar mahallesi de, insanı özgürleştirir mi peki?!

Diyeceğim, “şehir özgürleştirir,” doğru. Buna mukabil her şehir özgürleştirmediği gibi, en kozmopolit şehirlerin kenar mahalle yaşamı ile büyük semt merkezindeki yaşamlar arasındaki fark az buz değil.

Önce kendimize bakalım

İslam dünyasının Batı’nın kendisine reva gördüğü muamelenin sebebinin kendi içindeki zayıflık ve bunun da sebebinin geri kalmışlık olduğunu, aydınlanma, bilim, sanat olmadan güçlenemeyeceğini, ilerleyemeyeceğini, insanlık içinde eşit duruma gelemeyeceğini anlaması lazım.

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

31 Mart akşamı İstanbul, Ankara değil Bursa konuşulacak!

'Üç dönemdir AK Partili belediyelerce yönetilen Bursa’da, Bursalılar gülmüyor mu? İnsanlar mutsuz olsa neden aynı partiye bu desteği versin?' sorumuza Bozbey’in yanıtı, “İyi yapılmış olan her şeye teşekkür ediyoruz. Onlarla sorunumuz yok ama Bursa’nın birçok sorununun çözülmediği ortada. Hem bu sorunları çözme hem de Bursa’yı lider ve örnek kent yapma adına yola çıktık." oldu.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Kaldırım taşlarını değil kaldırımı düşünelim

Bir spor bakanı gelir, bir federasyon başkanı yerini devreder, bir kulüp başkanı değişir, tüm sistem temelinden sarsılır. Sanki kurumlarda devamlılık esas değilmişcesine yaşanır bunlar. Gözümüzün içine baka baka yaparlar bunu.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

'Ahmet Şık'tan FETÖ'cü yaratan yargı, Mansur Yavaş'a neler yapar!'

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarının ertesi günü Mansur Yavaş hakkında dava açılırken, avukatı Bülent Yücetürk, iddiaların aksine müvekkili hakkında tek bir mahkûmiyet kararı olmadığını söylüyor. Ergenekon operasyonları döneminde sahte deliller üretildiğini belirten Yücetürk "Bugünün FETÖ döneminden farkı, bunlar delil üretmeye dahi ihtiyaç duymuyorlar, kriminal kişilerle bu işleri yapıyorlar" diyor ve ekliyor: "Burada Kafkavari bir yargılama söz konusu. Ahmet Şık’tan FETÖ’cü yaratan bir yargı, Mansur Yavaş’a da neler yapar!"

Ahmet Kural’ın beden dili ve yazılı şiddeti...

“Ahmet Kural yalnız değildir!” diye bağıranlar var şimdi. Bence de yalnız değil. Bir sürü var ondan. Daha beterleri var. Çok daha beterleri var. Kadınlar konuştukça, azalacaklar tek tek.

Veda: Kalemin iştahı

Kalemin bir iştahı var. Kalemin iştahı, birilerinin canını yakma sınırına varamaz. Kalem kaderi yazar, yazı ise alında parlar.

İki parti kanka olmuş. Ne yapak inanak mı panpa?

Muhalefet partilerinden siyasetçiler, ola ki yanlışlıkla bir programa davet edilmişlerse, kendilerini dinlemeye, sahici bir konuşma yapmaya, fikir ve projelerini öğrenmeye hiç ama hiç niyeti olmayan ilkel bir söyleşi tarzı içinde, önce “lanetlemeye” davet ediliyorlar. "Sıradışı" programını izleyince, “Lanete davet lobisi”nin kapsama alanın inanılmaz biçimde genişlediğini görüyorsunuz. Zira Ekrem İmamoğlu, PKK’yı filan değil, açık açık HDP’yi ve Selahattin Demirtaş’ı lanetlemeye davet ediliyor!

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...

3-5 oy değil toplumun yarısıyız!

Cumhurbaşkanının söylemi düpedüz Türk Ceza Kanunu’nun 216/2. maddesinde geçen halkı kin ve nefrete tahrik suçunu oluşturuyor. Ama tabii kendisi dokunulmaz, hepimiz dokunulabiliriz, öldürülebiliriz de sorun değil. Sayın Cumhurbaşkanımız çok yaşa!

Yoksa siz hâlâ yaşam koçu olmadınız mı?

Nasıl ki böbreğimiz ağrıdığında köşedeki züccaciyeden yardım almayıp o işin uzmanına gidip muayene oluyorsak, ruh sağlığımızı da psikoloji ve psikoterapi eğitimlerini tamamlamış işin uzmanlarına teslim etmemiz gerekir.

AKP’nin beka uykusu

AKP’nin artık yerel siyaset üretme kanalları, bizzat lider kültüne dayalı, tek merkezci bir siyaset modeli tarafından kapatılmış durumda. Parti, bunun karşısında adeta bir güzellik, pardon beka uykusuna yatmış durumda; yereli tümden yok sayan, merkezde ve liderin kimliğinde eriten bir siyaset vaadini pazarlamaya çalışıyor.

Kapitalizmin krizi

Günümüzdeki kriz konjonktürünü, 1970’ler ile bağlayan neoliberal politikalardır. Zira neoliberalizm, 1970’lerdeki krize sermayenin verdiği yanıttan oluşur. Dolayısıyla ABD’de patlak veren ve sonrasında küresel etkileri halen görülen 2008 krizini, kapitalizmin 1970’lerdeki yapısal krizi bağlamında ele almamız gerekir. Konuya bu şekilde baktığımızda güncel kriz tartışması açısından üç önemli gelişmeye işaret edebiliriz.

Katliam denklemleri

“İnsanlık” dediğimiz şey, Christchurch’de katliamı işitir işitmez caminin önüne, Müslümanların yanına koşanların yaptığıdır. Yeni Zelanda’nın Müslüman göçmenlerine, “Siz bizim parçamızsınız, o katil değil,” demenin tercümesi, Hrant’ı vurdukları yerde söylenen “Hepimiz Ermeni’yiz” sözüdür.

Almanya tribünlerinde holiganlar-Naziler-ırkçılar!

Tribünleriyle gözlerimize bayram, futbol aşkımıza aşk katan Almanya'nın alt lig takımlarından Chemnitzer FC'nin taraftar grubunun vefat eden arkadaşları için yaptıkları gündeme oturdu. Bu bir anma mıydı, yoksa faşist bir grubun sesini duyurması şovu mu?

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Kadın dediğin…

Ortalama algıya ve muhafazakar damara hitap edebilmek için hemcinslerine saldırmak türü yancılık, yaygın bir arıza. Tüm bunların özellikle ergenlik çağındaki kızlar üzerindeki etkisini kolaylıkla gözlemek mümkün. Bu etkilerin yeniden üretiminde çok etkin rol oynayanlar da kadın… Dünyanın bize en uzak noktasında 50 masum insan sırf Müslüman oldukları için, nefretten körelmiş sapkın bir zihin tarafından katletildikten sonra kurbanların yakınlarını inanılmaz bir içtenlik, zarafet, saygı ve empatiyle sarıp sarmalayan Yeni Zelanda başbakanı Jacinda Ardern de.

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

'Kablo plim yapıyo'

Bundan sonra akıl “Kablo plim yapıyo” diyecek, bu saatten sonra başka ne diyecek, ne desin! Onca rasyonel çabaya rağmen bunca irrasyonalite, böyle absürd bir tepkiden başka muhtemel ve anlaşılır bir seçenek bırakmıyor akla.

Psikiyatri'nin tele ile imtihanı

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin telepsikiyatri zorunluluk haline geldi. O yüzden itiraz etmek yerine bu yeni mecranın çerçevesi ve kurallarını belirlemeye ve standartları geliştirmeye çalışmak daha iyi bir fikir gibi.

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Cockburn’ün IŞİD tespitleri

Deneyimli gazeteci Patrick Cockburn’ün 'İslam Devleti’nin Yükselişi: IŞİD ve Yeni Sünni Devrimi' adlı kitabı Türkiye’nin politikalarına yönelik ciddi eleştiriler içeriyor. Bu açıdan Türkiyeli okurun da ilgisini çekecektir.