GÜNÜN YAZARLARI

Birleşmiş Milletler’de büyük güçler çekişmesi

Xi, BM konuşmasında ABD’nin ismini hiç zikretmese de Trump konuşmasının neredeyse tamamını Çin’e saldırmaya adadı. Covid-19 salgını için Çin’i suçlayan Trump’ın BM konuşmasının aslında iç kamuoyuna yönelik bir seçim kampanyası konuşması olduğu, BMGK gündemini hiçe saydığı yorumları yapıldı.

Seksenlerin ikinci perdesi: Vatka sarhoşluğu

Bugün omuzlara verdiği cesametle bedeni daha bir çalımlı, çekici kıldığı düşünülen vatkayla ve saçları daha gösterişli kıldığı düşünülen permayla anılan seksenlerin ikinci yarısı bolluk yanılsaması yaratan bir tür kofluk olarak da anılabilir. İlk yarısı zaten politikaya bulaşsın bulaşmasın herkesi yutan bir kara delik.

Burası Şangay, burası Çin!

"The Eight Hundred", İmax kameralarının da verdiği büyük katkıyla, başarılı bir yönetmenlik, zengin bir alt metin, üst düzey oyunculuklar ve gerçekten etkileyici bir görsel güç taşıyan sağlam bir tarihsel savaş filmi… Ve savaşı 'ballandırmaması' ama bütün gerçekçiliğiyle yansıtması açısından da takdiri hak ediyor. 'Taraflı' bir gerçeklik olsa da…

#İstanbulSözleşmesiYaşatır

İstanbul Sözleşmesi sadece kadınlar için değil, bütün toplumsal cinsiyet alanı için önemlidir. Yaşatacaksa da cinsel yönelimi farklı her bireyi, hep birlikte yaşatmalıdır. Cinsiyet eşitliği mücadelesi, en kadim karşıtlıklardan birine hapsedilemeyecek denli geniş, çok boyutlu, çok katmanlıdır. Ancak bunun bir parçası olduğumuzda #İstanbulSözleşmesiYaşatır mottosu gerçek anlamını bulacaktır.

Çağın parolası: 'Her şey çok belirsiz'

Usançla, kaygıyla, bazen de bunlara eşlik eden ürkütücü bir kayıtsızlıkla yarının görünmediğinden yakınıyor çok kişi. Kaynağı muhtelif, sınırları muğlak, ağrısı derin. Belirsizlikten konuşmaya nereden başlanır; bu zamanlara mahsus olan yanı ne? Tekstil işçisi Serap onu boğan yığının içinden sesleniyor. Sonra mihmandarımız yazar, çevirmen, dilbilimci Necmiye Alpay...

Biraz fazla mı kişisel!

Armando Iannucci’nin Charles Dickens’ın eserinden uyarladığı David Copperfield'ın Çok Kişisel Hikayesi”, belki bir nebze olsun kendinizi iyi hissetmek için, belki biraz da sinema solanlarına yeniden ayağınızı alıştırmak için seçenek olabilir. Ama iyi bir film seçeneği olmadığı kesin…

TÜM YAZARLAR

Demokrasiyi kendisine karşı korumak

Oedipus, bilmesindeki aşırılık jestini bilmemeye yöneldiğinde de tekrarlar; kendi gözlerini kör eder. Bu fazlalık, bu aşırılık dışarı atılmadan bir ‘site’ sembolik olarak mümkün değildir

Beşiktaş Ersin'i kazandı; peki başka?

Bu maç, lig için bir ölçü değil. Beşiktaş'ın ligde oynayacağı kadro da bu olmayacak çünkü. Ama asıl sorun da bu değil mi zaten? Maç öncesi ve sırasında yeterince hafife alınan PAOK mesela, belli ölçülerde kadro sıkıntısı yaşasa da bu denli bir plansızlığa teslim olmamıştı. Zaten sonucu da futboldan çok bu durum belirledi.

Sizin derdiniz nedir? Tam da ekonomi uçarken...

Şimdi ne olacak? Hiç bitmeyen “yeni” ekonomik programlara bir yenisi daha eklenip içi boş “reform” programlarıyla mı yola devam edilecek? Hiç sanmam. Thomas L. Friedman’ın uyarısını unutmamak lazım. Moody’s’in kredi notu bazen bombadan da tahripkâr olabilir…

Sağlıkçılar ölebilir, başınızın çaresine bakın

Sağlık çalışanlarını MİT çalışanları ile aynı düzlemde değerlendiren bir pandemi yönetiminin bağlamının insan güvenliğince değil milli güvenlik anlayışınca belirlendiği açıktır. Böylesi bir anlayışın Türkiye açısından yarattığı en büyük sorun kendini artık açık bir “meslek krizi” şeklini alan uzmanlık yitiminde, başka bir ifadeyle mesleksizleştirmede ortaya koyuyor.

Masum değiliz hiçbirimiz, devlet hariç!

Kenan Evren ve vasıfsız terzi Orhan Aldıkaçtı’ya yazdırdığı anayasası Maraş dondurmacıları gibiydi, yazdırdığı anayasada hakları önce tanıyor sonra “ama” diyerek geri alıyordu. Bir hakka ulaşmak için hayli mücadele etmek gerekliydi. İnşası süren rejim ise Deli Dumrul’a benziyor, köprüsünden geçsen de geçmesen de borçlusun.

Fenerbahçe henüz hazır değil

Böyle bir oyun Erol Bulut’un bildiğimiz oyunu olamaz. Topu bir an önce rakip ceza sahasına yollamak çok ilkel bir yaklaşım. Eğer rakip ceza sahası içinde rakipten bir fazla çoğalmıyorsan, bu girişim, sadece rakibe gönüllü savunma yaptırır.

Covid-19’dan konut palazına uzandık

İnşaatın GSYH’ye katkısı da 2014-18 dönemine nazaran son derece düşük. Bu nedenlerle Türkiye’de 21. yüzyılın düzenini inşaat odaklı birikim olarak ifade etmek eksik kalır. Fakat konut sektörü ve çeşitli altyapı projeleri sayesinde edinilen kazanç zaman zaman öyle büyük bir kaldıraç sunabiliyor ki, toplam içinde inşaatın ağırlığı artmasa da inşaat, etrafında yaratılan hale ile ekonominin en kilit sektörlerinden birisi olma vasfını koruyor.

Çarlıktan komünizme, Lenin'den Trump'a: Rus resmi

Rusya tarihine her zaman ilgi duyan ve tarih konulu birçok tabloya imza atan ressam Glazunov'a halk arasında “Rusya’nın SSCB Büyükelçisi” lakabı verildi. SSCB dağılınca Glazunov’un siyasi vizyonunun 'monarşist' olduğu öğrenildi. 'Sınıfsal ayrıcalık' prensibini benimseyen ressam, demokrasi ve hak eşitliğini inkar ediyordu.

Evdeki hesaplar ve çarşıya uymayanlar

Bu sezon başarılıların hikayelerinden başarısızların hikayelerinin anlatılacağı bir yıl olacak gibi duruyor. Clippers ve Buck, yola çıkarken ne diye çıktılar? Şimdi ise neredeler? Tatildeler. Evdeki hesapları çarşıya uymadı. Sadece onlar için değil, bütün sezon altı boş komplo senaryoları yazanlar için de.

Yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânları

Türkiye’nin temel açmazlarını dünya kapitalist sistemi ve Akdeniz havzasındaki yerini esas alarak kavramak ve söz konusu açmazlara çözüm önerilerini bu doğrultuda biçimlendirmek, kökendeki yapısal faktörleri ıskalamamanın koşullarıdır.

Dış politika hastalığın semptomu

Dış politikaya bir semptom olarak bakarak, hastalığa teşhis koymak mümkün. Dış politikada değişiklik sağlayarak hastayı bir nebze rahatlatmak da. Rahatlayan hastanın direnci artar. AB’ye tam üyelik hedefi canlandırılabildiği ve, kendimle çelişeceğim belki, iktidar/başkan değişse de değişmez politikaya dönüştürülebildiği takdirde uzun erimli tedavi başlamış olur.

'Önce Allah, sonra devlet, sonra Müge Anlı'

Müge Anlı, kendi çapında kırmızı çizgileri olan, milliyetçi-muhafazakar dili son derece güçlü bir programa imza atıyor. Ancak her mücadelenin bir sınırı var elbette, Rabia Naz cinayetini Anlı’nın örtbas etmesi, Türkiye’de güç odaklarının nasıl karmaşık yapıda çalıştığının somut örneği olsa gerek. Aynı şekilde Nadira Kadirova, Gülistan Doku gibi çetrefilli vakalara hiç bulaşmaması da dikkate şayan.

Bir mistik tül: A.Ş. kendini niye yaktı?

Kredi borcunu ödeyemediği için Ziraat Bankası şubesinin önünde kendini yakmaya çalışan patates üreticisinin üzerine örtülen ‘mistik tül’ kaldırıldığında altından bir trajedi değil, gerçek çıkar. Mısır’daki darbe üzerinden yapılan oy avcılığından Demirören’e verilen krediye; kur artışını ‘düşman saldırısı’ sayan iktisat anlayışından gümrük vergilerine; tanzim satışlardan atarlı dış politikaya A.Ş. ile doğrudan alakasız duran iki yıllık gelişmeler, bu cinayet girişiminin müsebbibi olarak banka şubesinin önünde belirir.

Kelime düşünceye hükmeder diktatör kelimeye hükmedemez

Haber diline yerleşmesini istenen o sokak süpürgesi deyimi, "çok gezen kadın, evinde oturmayan kadın" şeklindeki alt anlamıyla öne çıkarılınca bütün kadınların eve geri döneceği sanılmasın. Okulda, işte, sivil toplumda, kamuda, akademide, sanat dünyasında kadınlar evinde oturarak değil sokağa çıkarak varlık gösterirken geri dönüşsüz bir şekilde dönüştürdüler toplumu.

Galatasaray'ın yeni oyununun son sürümü

Galatasaray şu anda yaklaşık 15 kişilik bir takımla bu oyunu inşa etmiş gibi gözüküyor. Ancak uzun ve kırıcı bir sezonda örneğin 24 kişilik bir takımla bu oyunu aynı verimle işleyip, işlemeyeceğini görmek gerekiyor. Örneğin Taylan’ın yokluğunda bu rol Donk tarafından ne kadar realize edilebilir? Arda, Emre Kılınç, Belhanda, Fegouli dörtlüsünün ikisinin yokluğunda makine aynı verimle çalışabilir mi?

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Biden’ı kınamanın dayanılmaz cazibesi

Biden yedi ay önce yayınlanan ancak ülkemizin esrarengiz bir biçimde bugün keşfettiği o röportajı verirken henüz Demokrat Parti’nin başkan adaylarından biriydi. Aradan geçen sürede doğaldır ki görüşleri değişmedi. Katılımcılarından duyduğum kadarıyla birkaç hafta önce kendisiyle yapılan kapalı bir toplantıda söz Türkiye’ye gelince New York Times görüşmesindeki ifadelerinden çok daha ileri ifadeler sarf etmiş.

Takımyıldızı, neye benzer?

Çanakkale Bienali yedinci kez kapılarını açtı. CABININ ve Azra Tüzünoğlu küratörlüğündeki bienal, pandemiye ve büyük kentlerin dışında sanat etkinliklerini sürdürmenin her tür güçlüğüne karşın gerçekleşti.

Bir derin sızıdır kağıt oyunları

Masaya getirilen plan açıktı: Dekanlık tarafından hazırlandığı imajı verilecek olan ama bir yandan da ne fiziksel olarak ne de içerik olarak bir dekanlık duyurusuna benzeyen bir afiş hazırlanacak ve görünebilecek her yere asılacaktı. Tabii bu afişe kağıt oynayanlar ve oynamasına karşı çıkanların verdikleri tepkileri ölçmek için gözlemciler kantinde bulunacak ve durumu raporlayacaklardı.

Kanunlar her zaman aynı anlama gelir mi?

Tanguy Viel'in kaleminden 'Ceza Kanunu, 353. Madde', İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. 'Ceza Kanunu 353. Madde', okuru "Suç nedir, suçlu kimdir, suça iten nedenler nelerdir, kanunlar her durumda aynı anlama mı gelir" gibi sorular üzerine düşündürüyor.

Acuka

Acukayı yaptıktan sonra dolapta bir kavanozda bir hafta kadar rahatlıkla saklayabilirsiniz. Kahvaltıda veya yemekte gayet keyifle tüketilebilir.

Karagöz ‘oturumu açtı’, yüzyıllardır da bekliyor

Tarihselliği ve günümüz çelişkilerine ayna tutan samimiyetiyle asla gündemden düşmeyecek Karagöz sanatı, Cengiz Özek küratörlüğünde açılan ‘Karagözüm İki Gözüm’ sergisiyle Yapı Kredi Kültür Sanat’ta. Pek çok koleksiyonu harmanlayan serginin kitabı da, arşivsel görselleri ve ibretlik tespitleriyle kitaplıkların baş ucunu hak ediyor.

Yerli dizi sektöründe sınıf meselesi

Kuralsız bir gladyatör arenasında, aslanlara karşı hayatta kalmaya çalışan kültür işçileri olarak nasıl mücadele vermemiz, çözüm olarak nasıl formüller aramamız gerektiği ise kocaman bir problem olarak önümüzde duruyor. Fakat problem tanımını ve hikayesini doğru konumlandırmak, tartışmaların hakkıyla yürütülmesi için ilk şart. Prekarya sınıfının matematiği, davranış alışkanlıkları, duyguları ve endişeleri diğer iktisadi sınıflardan farklılık gösterdiği için bilindik örgütlenme pratiklerinin, bu topluluktan beklenen sonuçları alamaması ise çok normal.

Jeffrey’nin Kürdistan yolculuğu

Jeffrey’nin son Irak-Suriye ziyareti, ABD’nin bölge stratejisinin varmak istediği yerle ilgili bir şeyler söylüyor. Kürt askeri-siyasi varlığı İran’ı kuşatma hedefini de içeren daha geniş bir stratejide denkleme giriyor. Bu siyasette Kürtlere atıf giderek belirgin hale geliyor. Amerikalılar açısından yoğrulması ve şekillendirilmesi gereken bir potansiyel. Kuşkusuz şimdilik her şey IŞİD’in yeniden dirilmesini önlemeye dönük bir çaba olarak çerçeveleniyor.

Kanatlı alametten, kınkanatlı böceğe

Telgrafın bir potansiyel olarak taşıdığı tarihin sürekliliğini parçalama ve dünya toplumunu eşitlik, özgürlük ve barış temelinde yeniden kurma potansiyeline, egemen sınıfların kendi tarihlerini sürekli kılma amaçları üstün geldi.

Akşener’i eleştirirken

Bilinç gerçeğin bir uğrağında donup kaldığında en sonunda kendini yadsır. Milliyetçilik milli gerçeklerin düşmanı kesilir, liberalizm özgürlüğün kökünü kurutur, maneviyatçılık insanın maneviyatının en amansız düşmanı olur. Aşırılaşmış muhaliflik vurgusu da muhalefetin önünü tıkar.

Rakının geleceği ne olacak?

Zemin altımızdan kayıyor. İnsanlar "rakı benzeri ürüne’’ mahkum olmuş durumda. Resmi satışlar ve toplam tüketim düşerken rakının selametinin "soylulaştırmada’’ olmadığının altını bu satırlar aracılığıyla sürekli çiziyorum ve çizeceğim.

Dr. Sevinç Özgüner’in katli: Tabipler ve faşistler

TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Sevinç Özgüner, 1980’de faşistlerce evi basılarak katledilmiş; bu olayın failleri birçok kez devletin ‘eline geçmesine’ rağmen yargılanmamış; dava zamanaşımına uğramıştı. Tetikçiler de sorumlu bürokratlar da devlet hizmetinde çalışmaya devam ettiler. Topluma karşı sorumluluk hisseden, ülkesi ve insanları için endişelenen tabipler ve onların örgütü Türk Tabipleri Birliği’yle devletin ve faşistlerin arasındaki, dünden bugüne değişmeyen ilişkinin resmi budur.

Pandemide kamusal insanın dramı

İster eve ister bir üretim üssüne kapatılın, her iki durumda da dışarıya karşı savunma mekanizması olan özel hayat, kamusal alan tarafından mutlak bir şekilde işgal edilmiş oluyor. Aslında bu durum aniden oluşmadı; bu durumu, çok uzun zamandır gelişen bir kamusal alan-özel alan ayrımı yanılsamasının bir sonraki aşaması olarak görmek daha doğru olacaktır.

Doğu Akdeniz'de U dönüşü mü?

Öyle görünüyor ki, AKP yönetimi karşısındaki blokun genişliğini idrak etmeye başladı. Bir buçuk yıl önce 100 küsur savaş gemisiyle Mavi Vatan adında tarihin en büyük deniz tatbikatını yapmaktan ve “elimizden bir kaza çıkmaz, gereğini yaparız” söyleminden, 'önkoşulsuz görüşmeye hazırız, zaten hep diplomasi ve uzlaşma istiyoruz'a dönen bir siyaset çizgisine geçildi.

Ghosting'den friendzoning'e: Zamane ilişkilerinden zamana bakış

İnsanda güç ilişkileri tarım devrimiyle şempanzeden gorile dönüşmüşken, endüstri ve internet devrimi ile gorilden tekrar şempanzeye yakınsadı. Bu durum ilişki dinamiklerinin çeşitlenmesine neden oldu. Artık kısmetini bekleyen kadınlar romantik ilişkilerde eskisine göre daha az edilgenler. Bu durum ilişkilerdeki strateji repertuvarında bir patlamaya neden olmuş gibi görünüyor.

Köylülerin helikopterden atıldığı iddiası ülkeyi sarstı!

Böyle bir “iddia” “uzaktan”, Van’dan geliyor. Hastane raporu, köylülerin atıldığını kanıtlıyor. Fakat iktidar bırakın soruşturmaya, yalanlamaya bile ihtiyaç duymuyor. Ne olacak yani, kimin umurunda? Muhalefet, ilgilendiği konular itibariyle zaten Avrupalı! Toplum deseniz, diyemezsiniz. Ne toplumu!

Dijital sanat aktörleri konuşuyor: Mixer

Sadece birkaç ayda değişen dünyamız elbette ekonomik olarak sarsıldı ama sanatın daha demokratik, daha ulaşılabilir ve paylaşılabilir olabilmesi için de fırsatlar doğdu. Hikayenin devamını, görüşlerine çok değer verdiğim, piyasanın aktif aktörlerinden Bengü Gün’den dinleyelim...

Ateizm ve IŞİD sarmalında Arap gençliği

Bu belgesel üzerinden kendini açığa vuran şey, öncelikle Arap isyanları sırasında yaşananlardan tek bir kesimin sorumlu olduğunu ilan etmenin büyük bir hata olduğudur. Bütün taraflar yaptığı hatalar karşısında hesap ve özeleştiri vermeye yanaşmayan tutumlarından vazgeçmediği ve toplum kutuplaşmalar döngüsünden kurtarılarak hızla normalleştirilmediği taktirde Mısır’ı karanlık bir gelecek beklediğinde kuşku yok.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Devletin sesi

Herkes aynı orkestra şefinin (reisinin) sopasına baktığını ve “aynı eseri” icra ettiğini iddia ediyor. Oysa kimi eline aldığı enstrümanı üflemekten aciz, kimi çaldığını duyabilmekten. Bazılarının elindeki gerçek bir enstrüman değil, bazıları elindeki aletten ses çıkartamıyor.

2019’un öne çıkan sergileri

2019 yılında güncel sanat kültür dünyasında bir heyecan yaratmadı. Ancak yine de önemli sergiler gördük. 2019’un öne çıkan sergilerine bakalım.

Cihat Duman: ‘Yazarken fiziksel acı çekmiyorsun’

Beyoğlu'nda iki bekçi tarafından fiziksel saldırıya uğrayan şair ve avukat Cihat Duman, "Yeşilçam filmlerine konu olmuş ve artık pejoratif olan ‘bekçi’ kelimesi üzerinden kanun yaparsanız bekçi personası aşağılık kompleksi yaşar. Ve memuriyette bu çok korkunç neticelere yol açar. Kaldı ki polise yardım etmek nedir? Polis kolluk vazifesini yerine getiremiyor mu o koca nüfusuyla," diyor.

Sudenaz teyze ve Cher’in hikayesi…

Müşterek hedefimiz Sudenaz Teyze’leri azaltıp Cher’leri çoğaltmak olmalı hiç kuşkusuz. Ama bir de linguistik hedefimiz olmalı. Yine aynı amaç için. Yaşlıya yaşlı diyelim. Yaş almak filan gibi kenardan dolanmayalım. Ama lütfen yaşlı tanımını yaşa göre yapmayalım. Başka bir şeye göre yapalım. Ya da ikinci bir kelime icat edelim.

Avrupa Birliği'nin yanlışı

AB zamanında, biraz daha hızlı hareket edip, Türkiye’yi oyuna alsaydı, hiç bu golleri yemeyecekti. Her şeyi bir yana bırakın, eski sol kanat oyuncusu, yeni libero, Rusya ile bu kadar paslaşması mümkün müydü Türkiye’nin?

Kürt haysiyeti

Kürtlerin nefsi müdafaa kabiliyetleri onlardan cebren alınmıştır. Ve onlara karşı şiddet kullanımı Kürtlerin şiddet kabiliyetinden mahrum kalmış olmaları dolayısıyla kolaylaşmış ve teşvik edilir bir hale gelmiştir. Bugün Kürde hele de Kürt olduğu için şiddet uygulamanın, Kürtlere zulmetmenin bir maliyeti ya yoktur ya da çok düşüktür.

Ankara’nın harita avcılığı ve AB’yi devleştirme

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de izlediği strateji, gemileri, navtexi, arama çalışmaları bir yana, diplomatik açıdan iki yanlış kavrayışın masada elini zayıflatacağını söylemek gerekiyor. Zaten tanımadığı ve hukuki bir geçerliliği olmayan bir harita için “geçersiz diyeceksiniz o zaman” demek ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs yerine Brüksel ile sık sık görüşüp “bu sorunu çözelim” demek, yanlış adreslerde yanlış argümanlarla masa kurulmaya çalışıldığını gösteriyor.

Kısa Türkiye Tarihi’ne zeyl: Ölümünün 35. yılında andığımız Ruhi Su ve ona reva görülenler

Ruhi Su, büyük kayıplarımızdan. 20 Eylül 1985’te, devlet ona pasaport vermediği için öldü. Bir anlamda darbeciler tarafından öldürüldü. 1973’te Şili’de cuntanın Victor Jara’ya yaptığı gibi herkesin gözü önünde öldürülmedi belki ama yapılanın bundan farkı yok. Bilakis daha da sinsice.

Behzat Ç.'yi yeniden seyrederken...

Bugüne dek Behzat Ç. seyretmemiş olanlar varsa, hiç olmazsa bir iki bölümüne şöyle bir göz atmalarını öneririm. Nereden nereye geldik, kısacık sürede. Nereye gidebiliriz, kısacık sürede... Hikâye Ankara'da geçiyor. Deniz yok. Çok güzel bir şehir. Kuğulu Park ayrı güzel...

Suriye'de Trump-Erdoğan ortaklığı

Rusya bir şekilde artık uluslararası alanda Suriye’ye yerleştiğini kabul ettirmiş durumda. Ancak diğerleri Suriye’den çıkışı şartlara bağlıyor. Örneğin İran “Türkiye ve ABD varken neden çıkayım” görüşünde. ABD İran’ın varlığını da kalış nedenlerine bağlıyor. Türkiye için ise ABD’nin, İran’ın hatta Suriye ordusunun varlığı, çıkmama nedeni. 

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu ne konuştu?

CHP ve Gelecek Partisi genel başkanlarının yaklaşık 2 saat süren görüşmesi siyasi kulisleri hareketlendirdi. Peki, ittifakın gündeme gelmediği açıklanan görüşmede neler konuşuldu?

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Toplu taşıma yasaklansın

Bu ülkede korkunç bir adaletsizlik var. Vatandaşlık bile paraya bağlanmış durumda. Öyle olunca 250 bin dolara ev alarak vatandaşlık alanla 3,5 TL’ye otobüs bileti alan biri arasında büyük bir eşitsizlik (!) oluyor. Böyle olmamalı. Devletine KDV, ÖTV, MTV ödemeyen ve ucundan vergisini ödeyenle bu devlet ayakta durmaz. Bunun için toplu taşıma yasaklanmalı. Böylece buna ayrılan az miktar kaynak asfalta harcanabilir.

Şeker seven dünya rekortmeni mi olurmuş?

Artık atletizmin cazibesini kaybettiği iddialarının tam üstüne geldi Duplantis. Aralarında benim de olduğum Bolt sonrası oluşan boşluğun dolmasının güç olduğunu düşünenlerin yanıldığını çok erken vurdu yüzümüze. Bazıları ona sırıkla atlamanın Tiger Woods’u diyor ama o atletizmin yeni yıldızı, sırıkla atlamanın Mondo Duplantis’i. O kadar.

Veda...

Gazetecilik bitmek bilmeyen bir öğrenme yolculuğu. Bu yolculukta hem Duvarcıların her birinden hem de okurlarımızdan çok şey öğrendim. Hepinize teşekkür etmek istiyorum.

Sadece aptallar her şeyi bilir

24 Nisan’da Sermin Baysal Ata’nın sunduğu TRT Haber özel yayınında, korona virüsüne karşı, bağışıklık güçlendirme, demir eksikliği giderme hakkında konuşan bir uzman doktor vardı. Ata, doktora tam olarak şunu sordu: “Demir eksikliği konusunda demir, döküm malzemeler kullanmak; tencere tava faydalı olur mu?”

İran sinemasında Yılmaz Güney etkisi

Yıllar içinde İranlı yönetmenler uluslararası alanda seslerini duyurmaya başladıklarında kendilerini etkileyen yönetmenleri saymaları istendiğinde ilk isimlerden biriydi Yılmaz Güney. Hiç gitmediği İran’da dönüştürücü etkilere vesile olmuştu. Onun kamerayı yoksullarla buluşturması, toplumsal katmanları belgesel gerçekliğinde resmetmesi ve politik bilinci İran’da da karşılık bulacaktı.

Kürtçe ezan, Kürtçe salâ, Kürtçe mevlit

Cumhuriyet Türkçesine çevrilen ezan sonra Arapçaya döndü. Pek bahsedilmeyen salâ da aynı Türkçeye çevrilmişti ve öyle kaldı. Yani bir Kürt öldüğünde salâsı Türkçe okunuyor.

Monşerden değnekçiye: Diplomasimizde 'bekleme yapma' yaklaşımı

Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma mottosu, iç ve dış kamumuzun ve de kamu diplomasimizin en birinci mottosu. Halbuki denklem basit. Kimse bizim cumhurbaşkanımıza hakaret etmesin ama biz de kimsenin devlet başkanlarını filan hırpalayıp durmayalım. Çünkü ikisini birden yapınca, dengesiz görünüyoruz en iyi ihtimalle. Oysa diplomasi en çok mütekabiliyet ve denge arar.

AB’de Türkiye 'özel' toplantısı buhranı

AB, işini planlı programlı yapan ve son dakika iptallerinin pek de söz konusu olabildiği bir kurum değil. Almanya’nın AB Konseyi Dönem Başkanı olduğu bir zamanda, son dakika iptali öyle kolay olacak bir durum değil. Ne oldu böyle? İptal durumu hayra mı alamet, tersine mi?

Veba isyanı

John Alexander, Eylül 1771 Moskova isyanını anti-feodal bir ayaklanma olarak yorumlayan bazı Sovyet tarihçilerini eleştiriyor. 17 Eylül’de kalabalığın ifade ettiği talepler feodalizmden ziyade idarenin veba önlemlerine karşı maddelerden oluşuyor. Nitekim isyandan sonra yürütülen soruşturma ayaklanmanın örgütlü veya programlı olmadığını ortaya koyuyor.

Faillere tüyoları iktidar verdi

Failler artık ne yaparlarsa yapsınlar ceza almayacaklarını, serbest bırakılacaklarını, en kötü ihtimalle az bir cezayla kurtaracaklarını biliyorlar. Failler, öldürdükleri insanları nasıl suçlayacaklarını, nasıl intihar süsü vereceklerini, hangi mesajları kimlere ne şekilde ileteceklerini çok iyi biliyorlar. İşin fenası tüm bu tüyoları onlara zaman içerisinde siyasi iktidar öğretti.

Üzümü ye, bağını bil

İnsanın en temel ihtiyacı ötekiyle güvenli bir bağ kurabilmek. Ancak işler bazen yolunda gitmez, yaşanılan olumsuz deneyimlerle birlikte kişi bağa küser ya da artık bağsız/köksüz olmakla teselli bulur. Bağsız olmak, kişiyi bağ bozumundan da korur elbet. Ancak ürün vermemeyi ve almamayı da göze almak lazım o vakit. Üzüm yemek güzel ama bağını bilmek de çok güzel.

Salgın günlerinde sıkıntı, zaman ve başka küçük şeyler

Biri sana seslendiğinde, takıldığında, seninle dalga geçtiğinde bir anlığına çiçek açarsın. Birine sürtünmüş, kendi evsizliğini ve hiçliğini canlı ve sıcak bir şeye iliştirmiş olursun. Öteki yürüyüp gider, senin yükünü hissetmez, seni omuzlarında taşımakta olduğunu, bir asalak misali geçici olarak onun hayatına yapıştığını fark etmez.

Mansur Yavaş mı Ekrem İmamoğlu mu?

Melih Gökçek’in çeyrek asır boyunca “hırpaladığı”, kelimenin tam anlamıyla “tarumar ettiği” Ankara’ya belediye başkanı olan Mansur Yavaş’ın, işinin hakkını vermek için üstlendiği “siyaset üstü” görüntü onu adeta muhalefetin “güçlendirilmiş parlamenter sistem” adını verdiği ve güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü normlarını, temel demokratik değerleri yeniden hayata geçirecek bir restorasyon döneminin gizli aktörü/kahramanı haline getiriyor. Ancak İmamoğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olması ihtimalinden Erdoğan’ın ve AKP’nin hiç mi hiç hoşlanmadığını anlamak zor değil.

Türkiye’de rejim sorunu ile ilgili bir tartışma

Neoliberal teknokrasinin ve ana akım iktisadın 2008 krizi sonrasında moral üstünlüğünü yitirmesi ya da ABD’nin göreli gerilemesi eşliğinde gerçekleşen hegemonik kriz sonucunda oluşan yeni ‘küresel ara rejim’ ve küresel finansal dalgaların değişen yönlerine göre uyarlanan ekonomi politikası, Erdoğan yönetimi için 2013 sonrasında yaşanan ekonomik darboğazlardan IMF sapağına dönmeden ilerleme olanağı açtı.

Virüs beklesin, vurun Marksiste!

“Salgın sırasında hekimlere saldırılır mı?” Herkes pek yadırgadı, pek şaşırdı buna. Niye saldırılmasın? Ne olur yani saldırılınca? Diyelim Tabipler Birliği “Marksist yuvası” olarak yargılanmaya başlandı, terör örgütü kurma, üye olma, üye olmasa da yardım etme… falan diye hekimler tutuklanıyor, hapse atılıyor. Ne olur? Hastalar mı ölür? Kimin umurunda olur bu?

Selçuk bile hâlâ oynarken...

Yine koca bir yılın sonuna geldik. Hatta kocaman bir 10'luk dilimi daha geride kaldı 2000'lerin. Halbuki 2000'e girer girmez tüm dünyanın yerle bir olacağı dedikoduları hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yerle bir oldu da biz mi farkında değiliz yoksa. Yoksa bu gidişler gidiş değil.

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Kapkara geçmişler, tertemiz evler: Masumlar Apartmanı

Evin temiz olması, misler gibi kokması iyidir. Geçmişimizle, kendimizle barışmamız, sorunların kaynağını daima pis, düşman “dış”ta değil, “iç”te aramak daha iyidir. Makul temizlik düzeyinde ama biraz olsun huzurlu bir ev, karanlığı çamaşır suyuyla aklamaya çalışan tertemiz bir cehennemden iyidir.

Ağır ağır, sıka sıka kitle saltanatı

Sunucunun sorusundan rahatsız olan hukukçu akademisyen, had bildirerek yayını terk etmiş, çok mu? Kamu güvenliği, asayiş sorumluları omuz atıp parmak sallanmadık ne milletvekili bırakıyor, ne hukukçu, ne yargıç. Salgında can kurtarmak için cansiperane çabalayan ve birbiri ardınca kayıplar veren hekimler, “ölüyoruz” dediğinde, hain ilan ediliyor. Derhal ceza, yaptırım sopası sallanıyor. Birileri hastane basmış, niye şaşıyoruz, neyi konuşuyoruz?

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Kürtler, öteki, Büyükada

Türk toplumu “sınırda” kişilik bozukluğu taşıyor. Bu türden bir kişilik bozukluğu için, övülen kusursuz, yerilense mutlak kusurludur.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...