GÜNÜN YAZARLARI

AKP en çok nerelerde kadrolaşıyor?

Başkanlık rejimine geçildikten sonra kamu kurumlarında muazzam bir kadro patlaması yaşanıyor. Üst düzey mevkiler parti yöneticilerine dağıtılırken, aşağılardaki yüz binlerce ‘devlet işi’ de taban arasında bölüştürülüyor. Kamu personeli sayısı AKP döneminde 2 kattan fazla arttı. Kadrolaşmada ön plana çıkan kurumlar ise kamu bankaları, üniversiteler, döner sermayeler, PTT, Türksat AŞ ve TRT. Ama iktidarın elindeki en etkili araçlar, 2004’ten sonra mantar gibi türeyen Belediye İktisadi Teşebbüsleri (BİT).

Yıkılan aile değil ailedeki eril hegemonya

Ezen ve ezilen karşıtlığı, eril hegemonya ile feminizm arasındaki eşitlik mücadelesiyle cinsiyetlenmiş halde. Soldan bakanlar sınıf mücadelesini baltaladığını söyler. Sağdan bakanlar din, gelenek, aile düşmanlığı derler. Aile düşmanlığı değildir aslında yapılan eşitlikçi aileye giden yoldur. Eşitlik, eşitsizliğin kurulduğu yerden, cinsler arası hiyerarşik ilişkinin yarattığı varoluşsal sorun veya dini alandan söylersek yaratılış gerçeğine aykırılık sorunundan başlayarak, eşitsizliği tam da burada yıkarak kurulabilir.

Kitabın en büyük rakibi Netflix

Kitap okumanın, televizyon seyretmekten ve neredeyse tüm diğer kültürel faaliyetlerden en önemli farkı tek başına yapılmasıdır. İnsanın kendiyle baş başa kaldığı ya da yalnızlığına yuvarlandığı (haleti ruhiyenize göre değişir) zamanlarda en iyi arkadaşı kitaplardır. Ama artık cep telefonundan, bilgisayarınızdan istediğiniz zaman bir dizi seyredebiliyorsunuz. Kapatıp yürüyor, bir yere oturduğunuzda tekrar kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz. Yani içerik kadar işlevsellik bakımından da kitap, internet videoları karşısında önemli bir avantajını yitirdi.

Kürtler-Şam nereye?

Petrol anlaşması bu sürece vurulmuş en büyük darbedir. Kürtler bu anlaşma ile ABD’nin Suriye’ye yönetimini boğmayı hedefleyen ama aslında doğrudan Suriye halkını olumsuz etkileyen yaptırım kararlarına katılmış oldu. O bölgede çıkartılan petrol Suriye halkına ait ve yönetimin bu anlayışın dışında hareket etmesi mümkün görünmüyor. Anlaşmanın bu yönü bir yana, bir Amerikan şirketi ile yapılmış olması Suriye halkı ve yönetimi açısından daha büyük bir sorun. 

Petrol anlaşması, Kürtler ve hayli karışık hesaplar

Kürtler ABD ile petrol anlaşmasını ‘siyasi tanınma’ olarak okuma eğiliminde. Askeri ortaklığa rağmen Amerikalılarla ilişkinin zemini hep kaygandı. Barış Pınarı Harekâtı’na yeşil ışık yakılması ortaklığın bir gece ansızın “vazgeçilebilir” hale gelebileceğini göstermişti. Petrolde ortaklık bu zemine sürüklenmeyi önleyecek küçük bir çapa atıyor. Ancak yine de özerk yönetimin tanınması talebini karşılamıyor. 

Kılıcın parıltısı, kılıcın gölgesi ve emekçinin ölümü

Harun Zengin’in duydunuz mu? Cezayir’de işçiydi. Ölüm haberinden sonra kızı Melodi Zengin, olan biteni öğrenmeye çalıştı, olmadı. İskenderun 2. Sulh Ceza Mahkemesi, haberlere erişim engeli getirdi. Adaletin kılıcı, minberdeki kılıç gibi, gücün kimden yana olduğunu gösteriyordu. Şirketin ortaklarından biri İskenderun Belediye Başkanı.

TÜM YAZARLAR

Demokrasiyi kendisine karşı korumak

Oedipus, bilmesindeki aşırılık jestini bilmemeye yöneldiğinde de tekrarlar; kendi gözlerini kör eder. Bu fazlalık, bu aşırılık dışarı atılmadan bir ‘site’ sembolik olarak mümkün değildir

Kadınlar maçındaki yüksek testosteron...

Ağzımızda ekşi bir tatla stadyumdan ayrıldık. Her şeyi yenme-yenilme, büyüklük, güç üzerinden algılayan, sahadaki seyirliğin, yaşanılan günün manasının farkında olmayan, kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kadınlar üzerinden hep beraber ağza alınmayacak küfürler bağıran bir kalabalığın bıraktığı ekşi tatla... 

Altı üstü emperyalizm: Türkiye dünyanın neresinde?

Bazen çıplak gözlem çıplak gerçekliği resmeder. “Güçlü” Türkiye’nin emperyal arzusu güçlü olabilir. Lakin gerçeklik başka kaval üflüyor. Kavalın sesi Türkiye’nin başta borç stoku olmak üzere küresel makro dengelerdeki yeriyle daha da netleşiyor.

Hilafet romantizmi nereden çıktı?

Türkiye’deki demokrasi güçleri dikkatini “hilafet romantizmi”nin bir dünya projesi olarak uygulanabilirliğine değil bu söylem üzerinden yaratılacak simgesel ve duygusal seferberliklerin iç siyasetteki seküler ve demokratik formları daha çok bastırmakta nasıl kullanılabileceğine yöneltmelidir.

Yine hüzün: DalKurd 4-1 yenildi

Daha önce sormuştum, şimdi sorumu tekrar ediyorum, DalKurd takımı bir bütün olarak neden geriye doğru oynuyor? Çünkü ileriye doğru akması gereken oyun yapılandırılmamış. Oyunlar ileriye doğru oynamak için birbirlerine pas seçeneği olmak zorundadırlar. Pas seçenekleri olmadan ileri doğru nasıl oynayacaklar? Pas seçeneklerine kim karar verir? Oyuncular mı? Teknik Direktör mü? Elbette teknik direktör. Ama Paul Olausson, böyle bir sorumluluk almıyor.

Sorunlar ortada, muhalefetin yanlışı da

Türkiye’de Merkez Bankası’nın ödünç alınmış rezervlerle kura müdahalesi ve kredi genişlemesi temposunun birkaç ay daha mevcut haliyle sürdürülmesi geçici ekonomik toparlanma sağlayabilir, ancak bilindiği üzere cari açık artışı ve finansman sorunlarını ağırlaştıracak olması nedeniyle bu yönelim kısa vadede ağır bir çalkantıya uzanabilir.

Çarlıktan komünizme, Lenin'den Trump'a: Rus resmi

Rusya tarihine her zaman ilgi duyan ve tarih konulu birçok tabloya imza atan ressam Glazunov'a halk arasında “Rusya’nın SSCB Büyükelçisi” lakabı verildi. SSCB dağılınca Glazunov’un siyasi vizyonunun 'monarşist' olduğu öğrenildi. 'Sınıfsal ayrıcalık' prensibini benimseyen ressam, demokrasi ve hak eşitliğini inkar ediyordu.

Basketbolda 'cevapsız sorular' listesi

Türkiye'de futbol oynanabiliyorken, şampiyon belirlenebiliyorken, küme düşme, yükselme ve hatta küme düşmeme gibi radikal kararlar alınabiliyorken yani icraat devam edebiliyorken basketbol nasıl bir kalemde kestirip atılabildi?

Yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânları

Türkiye’nin temel açmazlarını dünya kapitalist sistemi ve Akdeniz havzasındaki yerini esas alarak kavramak ve söz konusu açmazlara çözüm önerilerini bu doğrultuda biçimlendirmek, kökendeki yapısal faktörleri ıskalamamanın koşullarıdır.

Demokrasi derken elden giden cumhuriyet

Dönmez’in çıkışı, 2010’da Tunus’da kendini ateşe veren işportacınınkiyle (Muhammet Buazizi), yahut 2001 krizinde başbakanlık önünde yazar kasa atan esnafınkiyle (Ahmet Çakmak) siyaseten eşdeğer. Sözkonusu eylem, içinde bulunduğumuz cendereyi de, oradan çıkışın yolunu da “beş soruna on üç çözüm, on üç çözümü açıklayan beyanname” ile yan yana konulduğunda, çok daha anlaşılır biçimde hepimizin gözünün önüne seriyor.

Türkiye’nin Netflikş ile imtihanı

Netflix’i sansürlerseniz ya da kapatırsanız insanlar yurtdışından, internetten oradan buradan zaten ulaşır. Temel mesele alıştığımız hiçbir yaşam kalıbının bugüne oturmaması, bugün herhangi bir kitabı kaçak olarak internetten bulmanız mümkün, insanlar internet üzerinden ödev satın alıyor, tez yazdırıyor. Tekrar vurgu yapmak istiyorum, bunları olumlamak ya da olumlamamak haddim değil ama durum bu hale geldi. Ne var olan bilişim hukuku, ne ahlak anlayışı, ne yasalar, ne yürütme organları, ne devlet kurumları, geçirdiğimiz dijital özgürlük ile kaos arasındaki bu durumun gerektirdiği ihtiyaçları karşılamaya yetiyor.

'İslamcı aydının krizi' yazısını neden yazmadım!

Eskiden İslamcı okuryazarlık eleştirilerini “modernlik” kavramı üzerinden kurardı. Bugün ise sözünü ettiğim modernlik eleştirisi, kültürel bir Batı karşıtlığına kadar geri çekilmiş duruma geldi. Kapitalizmle hiçbir sorunu olmayan, modernlikle barışmış bir hareketin sağcı olarak nitelendirilmesine sanırım kimse itiraz etmez. Kendileri de artık pek itiraz etmiyorlar zaten.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Erdoğan Türkiye’si ile itişmenin beyhudeliğini çözmüş bir şansölye

Avrupa Birliği’nin Erdoğan Türkiye’si üzerinde tesir kuvvetinin çok zayıflamış olduğu gerçeğiyle mücadele etmek yerine bu yeni normal ile uyumlu bir stratejiyi tercih ediyor artık Merkel. Almanya’nın bugün Türkiye ile eskiye oranla daha çok empati yapıyor görüntüsü vermesinin nedeni de bu. Zira Almanlar, zaten üye olamayacak bir ülkenin ulusal politikayı tamamen kendisini iktidarda tutacak taktiklere endekslemiş lideriyle itişmeye enerji harcamanın beyhudeliğini çözmüş.

Diplomatlar, bilim insanları, casuslar: Çin-ABD ilişkilerinde heyecanlı günler

Çin’in ekonomisi pandemi sonrası döneme geçerken ABD, gerek hâlâ yükselmeye devam eden Covid-19 vakaları, gerekse ırkçılık karşı hareketin yeniden sokaklara çıkmasıyla çalkantılı günler geçirmeye devam ediyor. Bu çalkantılı günlerde, geçen haftanın gündemi ise tekrar Çin’di.

Her fethi yağma takip eder

Türkiye’de rejimin ülke içindeki fetihlerine katılan bütün tarikat cemaatler, kamu kadrolarını yağmalamakta, kamu ihalelerinde yağmadan pay almaktadır. Fethe katılan bütün sermaye grupları iktisadi krizde varlıklarını katlamışlardır. Cumhuriyetin ağır aksak yargısı, medyası, parlamentosu, sendikası, barosu, meslek odası fethin konusudur. Fetih ve yağma kol kola gitmektedir.

Latin Amerika’nın mükemmel sosu: Chimichurri

Chimichurri genellikle kırmızı et ile servis edilse de, beyaz et ve balıklarla da çok yakışan bir lezzete sahip. Geleneksel olarak bıçakla ince kıyılarak veya havanda dövülerek hazırlanan bir sos, ancak elbette bir blender ile de birkaç saniye içinde hazır etmek mümkün.

Gülsün Karamustafa: Geçiş dönemini pek hatırlayan yok

Gülsün Karamustafa, kariyerini özetleyen 30’u aşkın eseriyle İspanya’nın Valencia Modern Sanat Enstitüsü’nde. Ülkedeki ilk büyük sergisiyle boy gösteren sanatçı, “O günlerde etrafımda olup bitene bakarak, zamanın notunu tutmuş olmaktan memnunum. Hele bu dönem, işlerim paylaşılıp hatırlamaya sebep oldukça, bundan daha da memnun oluyorum,” diyor. 

Bridget Jones, Sinekli Bakkal, Notting Hill ve Çıplak

Çıplak adıyla müsemma şekilde her ne kadar eskort Eylül’ün hikayesini anlattığını iddia ederse etsin, kurduğu aşk üçgeni itibariyle aslında Cem’in hikayesini anlatmış oluyor. Zira biz aslında Eylül’ün aksiyonlarıyla değil, iki kadın arasında kalmış Cem’in salınımlarını izliyoruz. Cem, her şeye rağmen Eylül’e mi aşık olacak yoksa risk almayıp nişanlısıyla yoluna devam mı edecek sorularına cevap arayan bir senaryoyla karşı karşıyayız. Kısaca ambalaj başka ürün başka...

Kanatlı alametten, kınkanatlı böceğe

Telgrafın bir potansiyel olarak taşıdığı tarihin sürekliliğini parçalama ve dünya toplumunu eşitlik, özgürlük ve barış temelinde yeniden kurma potansiyeline, egemen sınıfların kendi tarihlerini sürekli kılma amaçları üstün geldi.

Beraber yatağa girdiğinizde bile 'hayır', 'hayır' demektir

'Hayır'ın “belki” anlamına gelmediğini, cinsel özgürlüğünse erkeklere bahşedilmiş bir ayrıcalık olmadığını herkes anlayana kadar birlikte mücadele edeceğiz. Çünkü Pınar Gültekin cinayetinde tecrübe ettiğimiz gibi, eril düzen öldürür, kadın dayanışması yaşatır.

İnancı gözlemlemek

Dinsel düşünce ve bunun belirlediği hassasiyetler, kitlelerin dünyasında kolayca önemsizleşmezler. Din, insan kültüründe aşikâr bir olgudur. Uygarlık tarihi boyunca insan, din olarak görülebilecek çok sayıda gelenek var etmiştir. Ölülerini özel eşyalarıyla gömmeyi adet edinmiş Neandertallerden Azteklerin insan kurban etme törenlerine, Göbeklitepe’nin taş tapınaklarından Büyük Çamlıca Camii’ne dek kültürler, tarihler ve toplumlar arasında farklılık gösteren dini verilerin ortaklaşa gösterdiği bir gerçek vardır, o da insanların daima din ile birlikte var olduğudur.

Alkollüydüm

Alkolden girip erkeklik meselesine bağlamamın sebebini tahmin etmişsinizdir. Geçtiğimiz günlerde Uzman Çavuş Musa O.'nun, 18 yaşındaki İ.E’ye tecavüz ettiği ve yirmi gün boyunca alıkoyduğu suçlamasına karşı verdiği "alkollüydüm’’ savunması. Bu savunma etkili olmuş olacak ki Musa O. serbest bırakıldı.

‘Akıllı diktatörlük’ için sonbahar testi mi?

Türkiye egemen siyasetinde iki ana blok, sonbahara, büyük oranda kristalize olmuş iki kamp olarak, belki çok eşitsiz olanaklarla; ama sübjektif değişkenlikler gösteren avantaj ve handikaplarla giriyor. Türkiye toplumunu, onu gerçek sorunları ve bu sorunların sahici çözümleri üzerinden hareketle bir araya getirecek etkin bir gücün yokluğunda, sonbahar türbülansı ve sonrası bu kesimler arasındaki bir mücadele ile belirlenecek gibi görünüyor.

Siyasal İslam’ın sembol arayışı

Ülkenin içine sıkıştığı dar beka söylemi sona ermedikçe çağdaş, evrensel, topluma yeni ufuklar verecek semboller üretemeyeceğiz. Ya da önce-sonra ilişkisi ters yüz edilip, doğrudan semboller üstünden yeni arayışlara girilebilir. Çünkü sorun basitçe estetik beğeniden daha derin, yaşamdan ne beklediğimiz ile ilgili. Güzel bir yaşam nasıl olur sorusunu, bu iradeyi göstermek önemli; ne de olsa güzel olanı istemek, politiktir!

Alt-emperyalizm ya da dış politikada özerklik mümkün mü?

Türkiye’nin bölgesel siyasetinin ve şu anda Azerbaycan’dan Libya’ya uzanan çok sayıdaki askeri angajmanlarının genel olarak ABD’nin bölgesel stratejisiyle uyumlu olduğu ama bunun içinde bazı pazarlıkların yapıldığını ve Türkiye’nin kendi gündemiyle, ABD’nin bölgesel stratejisini uzlaştırabildiğini söylemek mümkün.

Ghosting'den friendzoning'e: Zamane ilişkilerinden zamana bakış

İnsanda güç ilişkileri tarım devrimiyle şempanzeden gorile dönüşmüşken, endüstri ve internet devrimi ile gorilden tekrar şempanzeye yakınsadı. Bu durum ilişki dinamiklerinin çeşitlenmesine neden oldu. Artık kısmetini bekleyen kadınlar romantik ilişkilerde eskisine göre daha az edilgenler. Bu durum ilişkilerdeki strateji repertuvarında bir patlamaya neden olmuş gibi görünüyor.

İlhan Cihaner: İktidarla baş edemezsek hepimize yazıklar olsun

CHP’nin bugünkü 37. Olağan Kurultayı’nda genel başkanlığa adaylığını açıklayan İlhan Cihaner, sol siyasetin hem partisi hem de Türkiye için temel çıkış yolu olduğuna inanıyor. Cihaner’e göre mevcut CHP yönetiminin sıklıkla başvurduğu sağ söylem ve sağcı pratikler, iktidara gelebilmek için uygulanan bir taktik değil. Aksine, partinin mevcut yönetimi sağ ideolojiye ikna olmuş durumda. Dün Ayasofya’da laikliğin ruhuna fatiha okunduğunu söyleyen Cihaner’e göre Erdoğan’ın iktidardan gidip gitmeyeceğini CHP’nin muhalefeti ve hatta 37. Olağan Kurultayı delegelerinin kararı belirleyecek.

Dijital sanat aktörleri konuşuyor: Art50

Bu hafta itibariyle odağı yerele ve aslında, gerçeklere çeviriyor ve Türkiye’deki çevrimiçi sanat piyasası hakkında önde gelen aktörlerle konuşmaya başlıyorum. Çeşitli rakamlar telaffuz edilebilmesi için oldukça dar ve genç olan Türkiye’deki çevrimiçi sanat alanında, kendini özellikle çevrimiçi olarak konumlayan oyuncular neler yaşadı ve neler planlıyor tartışacağız. İlk konuk, 6 yıldır çevrimiçi sanat platformu olarak Türkiye’de varlık gösteren Art50.net ve kurucusu Güliz Özbek Collini.

Prof. Dr. Osman Can: Faşizm, hukukun planlı olarak ihlal edildiği rejimdir

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Osman Can’a göre, her devlet ihlallerde bulunabilir ya da bazı dönemlerde bazı yetkililer yetkisini kötüye kullanabilir. Ona göre hukuk devleti ihlalin asla yaşanmadığı devlet değildir. Hukuk devletinde de ihlaller yaşanır ancak, devlet bunu planlı ve kasten yapmaz. Bunu yaptığı taktirde o ülkede faşizm hüküm sürmeye başlar. Bu yüzden hukuk devletlerinde telafi ve hak arama mekanizmaları kurulduğunu belirten Prof. Can’la gündemdeki hukuki konuları masaya yatırdık.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Ara rapor ve hafif bir tahmin

Bugün gelinen nokta itibarıyla, iktidarın uyguladığı stratejinin başarılı olduğunu söylemek mümkün mü? Destek gevşemesi ve devamında gelebilecek kayıplar nedeniyle oy konsolidasyonunun yerine güç konsolidasyonunu koyan iktidar, güç gösterisi kısmında hayli başarılı görünüyor.

Ya çemberin içerisindesindir ya da dışında

Korona virüsü salgını sırasında dünyanın dört bir yanından on yedi yönetmenin veya oyuncunun imzasını taşıyan ve on yedi kısa metrajlı filmden oluşan "Homemade", Netflix'te yayınlandı. Süreleri genelde 6-7 dakika süren filmlerden oluşan proje, yönetmenlerin bütün insanlığı ve kendilerini etkileyen bir olaya ‘içeriden’ bakmalarıyla, daha önce izlediğimiz, göreceli olarak yakın tarihli diğer ‘kolektif’ filmlerden ayrışıyor.

2019’un öne çıkan sergileri

2019 yılında güncel sanat kültür dünyasında bir heyecan yaratmadı. Ancak yine de önemli sergiler gördük. 2019’un öne çıkan sergilerine bakalım.

Cihat Duman: ‘Yazarken fiziksel acı çekmiyorsun’

Beyoğlu'nda iki bekçi tarafından fiziksel saldırıya uğrayan şair ve avukat Cihat Duman, "Yeşilçam filmlerine konu olmuş ve artık pejoratif olan ‘bekçi’ kelimesi üzerinden kanun yaparsanız bekçi personası aşağılık kompleksi yaşar. Ve memuriyette bu çok korkunç neticelere yol açar. Kaldı ki polise yardım etmek nedir? Polis kolluk vazifesini yerine getiremiyor mu o koca nüfusuyla," diyor.

Sudenaz teyze ve Cher’in hikayesi…

Müşterek hedefimiz Sudenaz Teyze’leri azaltıp Cher’leri çoğaltmak olmalı hiç kuşkusuz. Ama bir de linguistik hedefimiz olmalı. Yine aynı amaç için. Yaşlıya yaşlı diyelim. Yaş almak filan gibi kenardan dolanmayalım. Ama lütfen yaşlı tanımını yaşa göre yapmayalım. Başka bir şeye göre yapalım. Ya da ikinci bir kelime icat edelim.

Çingene mahallesi

Yan yana susabiliyorduk. Önceleri biraz Kafka’dan filan konuşmuştuk tabii ki, biraz daha önce, film yapmak üzerine giriş konuşmaları yapmıştık ama çok kısa zamanda susabileceğimizi bulunca, başlamıştı her şey.

Kılıç, bedevilik ve vahşet

Kılıç sembolizmi, dinin, devletin kılıcı önünde boynunun her zaman kıldan ince olduğunun tarihi bir tezahür ve itirafıdır. Mazide durum zaten böyleydi ama çok az yerde görünür hale geliyordu. Günümüzde ise dini aklileştirme çabalarının üstünü örttüğü bir hakikatin (yani beşerin içtimaî ve nefsanî ihtiyacına kudsiyet kılıfı geçirdiği bir kurum olarak din vakıasının) bu vesileyle görünür hale geldiğini görüyoruz.

AB artık daha güçlü, iç kavgaları saymazsak

Üç aydır AB gündeminde adeta odadaki file dönen durumun sebebi, İtalya ve İspanya gibi bloğun güney ayağını oluşturan ülkeler mart ve nisan ayında korona virüsünden kaynaklı binlerce ölü verirken göreli olarak virüsle mücadelede daha az kayıp veren ve vaka sayısı düşük olan üyelerin adeta sağıra yatmaları ve destek konusundaki isteksizlikleriydi. Öyle ki hem İtalya ve İspanya'nın en üst düzeyde sitemleri kısa sürede "iyi günde yanımızda olan bir birlik olmaz olsun" isyanına dönüştü

Gündeme dair birkaç kelam: Ayasofya, Grup Yorum, Cumartesi Anneleri…

Ayasofya’da namazın kalabalıklarca kılındığı, 350 bin kişinin bir alana (üstelik sıkışık düzenle) toplanabildiği bir dönemde konserlerin yapılmıyor oluşu, giderek can sıkıcı bir hâle geliyor. Salgın ciddi, karantina şartlarını ısrarla uygulamakta fayda var ama hayat bir şekilde normale dönmüşken konser dinleyemiyor olmak tuhaf. Bu, tiyatro için de geçerli elbette: Sinemalar açıldı, sahneler açılamıyor.

Kambur dediğin yaşantı yüküdür…

Figen Şakacı yalnızca aileden söz etmese de aile, anne, özellikle babanın konumu epey yer tutuyor anlattıklarında. Satır aralarına sinmiş mizahla birlikte. Babaya karşı çıkmadan, ‘hayır’ demeden nasıl birey olur insan? Yüksek sesle dillendirilen ve bedeli göze alınan her ‘hayır,’ sonrasında dert olur mu insanın içine?

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Babacan ekibinden ittifak yanıtı: Koalisyon için bu kadar zahmete girilmez

Yeni kurulacak partiler Ankara’da siyaset sahnesini hareketlendirdi. Millet İttifakı’nın genişleyeceği ya da üçüncü bir ittifakın kurulabileceği konuşuluyor. “Bir koalisyon için bu kadar zahmete girilmez” diyen Ali Babacan ekibi hazırlıklarını Türkiye'de icra yetkisini alabilecek, 'milletin üzerinde ittifak ettiği' bir oluşum hedefiyle yaptıklarını söylüyor.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Dizi film esinli siyaset

Ertuğrul Bey’in AKP Genel Başkanı gibi konuşmasından daha da şaşırtıcı, hatta ürkütücü olan AKP Genel Başkanı’nın Ertuğrul Bey gibi konuşması, etrafındakileri de kendine biat etmiş Türkmen beyleriyle karıştırması… Baksanıza koca siyasal parti, haşa huzurdan, biat dışında bir seçenek mevcut değilmiş gibi, varlık nedenleri dizideki şak şakçı halk gibi “çok yaşa Ertuğrul Bey’im, pardon Başkan’ım” demek olan bir heyete dönüştü.

Saadet Partisi meclisin kilit partisi!

Saadet Partisi meclisteki ekibini güçlendirse, meclise gelen her yasayı ilk 24 saatte halka duyuran parti olsa, her komisyonu izlese ve bunu halka aktaran olsa güzel olmaz mı? Üstüne genel kurulda bu rolünü sürdürse fark yaratmaz mı? Hatta sadece meclis kadrosu ile yetinmeyip partiden de destek gelse, çalışılmış analizler ile toplumu yasama süreçlerine ortak etse bu ülkenin havası değişir.

Bahar geliyor (Spring is coming)

Albayrak’ın Trabzonspor’unun şampiyonluğu son haftalarda rakibine kaptırmasından sonra, Turkuvaz Grubu’nun ağzını açıp gözünü yummasının saf bir sportif eleştiri olduğunu düşünmek epey bir naiflik. Aynı şekilde Bilal Erdoğan’ın şampiyonluk kutlamalarında, boynunda atkısıyla tur atmasını da basit bir sportif taraftarlık olarak görmek de.

'İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmek, devlet eliyle ayrımcılık oluşturur'

"İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, kadınların çok ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanılmış haklarını, üstelik nüfusun yarısını oluşturan kadınların iradesini yok sayarak ellerinden almaktır. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, çok tehlikeli bir yolun kapısını açacak ve domino etkisi yaratarak kadınların insan haklarıyla ilgili uluslararası, bölgesel veya ulusal tüm mevzuatı hedef tahtasına oturtacaktır."

Son söz niyetine: Pandemi zayiatı

Öyle de olabilirdi, ama yerli yerine koymak açısından söylemeli, bu yazı dizisi bir gazetecilik refleksiyle doğmadı. İlk vakaların açıklandığı günlerde evde kalabilmenin utancı ve ona eşlik eden öfke, ne yapabilirim diye sordurdu. Bu öfkeyi yazmak yerine, onu işlemeyi, iki ay süresince erişebildiğim kadar kişinin korona virüsüyle temas hikâyesine aracılık etmeyi istedim.

Sadece aptallar her şeyi bilir

24 Nisan’da Sermin Baysal Ata’nın sunduğu TRT Haber özel yayınında, korona virüsüne karşı, bağışıklık güçlendirme, demir eksikliği giderme hakkında konuşan bir uzman doktor vardı. Ata, doktora tam olarak şunu sordu: “Demir eksikliği konusunda demir, döküm malzemeler kullanmak; tencere tava faydalı olur mu?”

Cumali’den Erksan’a Susuz Yaz: Ödüllü ve kavgalı

Yönetmenliğini Metin Erksan'ın yaptığı, senaryosunu yine Erksan'ın, Necati Cumalı'nın 1962'de yazdığı aynı adlı hikâyesinden uyarlayıp yazdığı Susuz Yaz, Türk sinemasının uluslararası alanda ilk büyük ödülü olan Berlin Film Festivali’nde "Altın Ayı Ödülü"nü kazanmıştı. Susuz Yaz, film olarak çok sayıda ilki bünyesinde taşıyan, emeği geçenleri birbirine düşüren sinema tarihimizin özel yapımlarından biri olarak tarihteki yerini aldı. Erksan’ın ölüm yıl dönümünde renksiz biçimi ve oldukça renkli içeriğiyle tekrar hatırlanmayı hak eden bir yapım.

Bir düşülke olarak Şirinler

Bu distopik günlerde ütopyadan bahsetmek giderek zorlaşıyor. Üstelik her şeyin beteri geleceğe yerleşmiş gibi görünüyor. Ama ütopya da geleceğe yerleşmiş bir şeydir ve gerçekleşmiş ütopyalar da vardır, “Şirinler” gibi. Aşağıda, onlarla ilgili 1999 tarihli yazımı paylaşıyorum. Eğer haylaz yetişkinler olursak belki Şirinler gibi bir ütopyayı bile gerçekleştirebiliriz!

Savaş ve ahlak!

Yönetmenliğini Aaron Schneider'in, senaristliğini ve yapımcılığını Tom Hanks'in yaptığı Amerika Birleşik Devletleri yapımı savaş filmi "Greyhound", 10 Temmuz’da Apple TV+'ta izleyici ile buluştu. “Greyhound”un, kapana kısılma hissini seyirciye geçirmeye başaran aksiyon kurgusuyla kendisini izlettirdiğini ve fakat türün akılda kalıcı örneklerinden birisi olmaktan hayli uzak olduğunu söyleyelim.

HDP’nin alınganlığı meselesi

HDP ile siyasal birlikteliğin önünde maalesef "zihinsel bir duvar" var. Bu zihinsel duvar akılla örülmüş bir duvar değil. Aslında duygularla da bir ilişkisi yok. Hepimizi nefessiz bırakan tarihsel bir önyargıdan ibaret… HDP’nin muhtemel alınganlığı meselesi de maalesef farkında olunmasa da içselleştirilmiş önyargılardan neşet eden bir itham.

John Wilson: Muhafazakar bir liberal?

Wilson’a dair sınırlı çalışmalardan kendisinin siyasi çizgisine dair net bir fikir edinmek zor. Bunun için arşiv malzemesine dayanan daha kapsamlı bir incelemeye gerek var. Burada özellikle 18'inci yüzyılda belirginleşen Tory, Whig ve Jakobit gibi kavramların Fransız Devrimi sonrasında geçirdiği dönüşümü dikkate almak gerekiyor.

Gündem şiddeti

Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Demokrasi varmış gibi yaparak, birkaç uyduruk cümleyle halkın fikrini önemsiyormuş tablosu çizerek, fakat asla kimseyi dinlemeyerek... Kendi ülkeleri değilmiş gibi, artık ülkenin ipliğini pazara çıkarmaktan çok daha öte, “Buyurun bedava!” diye bağırarak..

Zedelenmiş erkeklik, zedeleyen ebeveynlik

Hayat narsisistlere artık en büyük cezayı verecektir; bir ötekiyle ilişki kurmanın hazzından mahrum kalma cezası. Asla derin bir sevgi deneyimi yaşayamazlar. Hep aynı çukurun, aynı tür savaşçı ilişkilerin içinde bulurlar kendilerini. Daha ne olsun. Yani diyeceğim o ki ona vuran vurmuştur, bir de siz vurmayın.

Salgın günlerinde sıkıntı, zaman ve başka küçük şeyler

Biri sana seslendiğinde, takıldığında, seninle dalga geçtiğinde bir anlığına çiçek açarsın. Birine sürtünmüş, kendi evsizliğini ve hiçliğini canlı ve sıcak bir şeye iliştirmiş olursun. Öteki yürüyüp gider, senin yükünü hissetmez, seni omuzlarında taşımakta olduğunu, bir asalak misali geçici olarak onun hayatına yapıştığını fark etmez.

Bir garip fetih hikayesi

Ayasofya’nın cami statüsü verilerek ibadete açılması, tam da fetih mitinin yeniden, bu sefer seçmenin gönlünü ya da sandıktaki oy çokluğunu kazanarak değil, kılıç hakkı iddiasıyla canlandırılmasına imkân sağladı. Beraberinde cuma günü kılınan öğle namazında Diyanet İşleri Başkanı’nın elinde taşıdığı kılıçla resmedildiği yeni bir imgesel alan açtı. Diyanet İşleri Başkanı, ne Türkiye’deki Müslümanların, ne de İslam aleminin lideri değildi; bir kamu görevlisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı tarafından göreve atanan bir memuruydu.

Türkiye’de rejim sorunu ile ilgili bir tartışma

Neoliberal teknokrasinin ve ana akım iktisadın 2008 krizi sonrasında moral üstünlüğünü yitirmesi ya da ABD’nin göreli gerilemesi eşliğinde gerçekleşen hegemonik kriz sonucunda oluşan yeni ‘küresel ara rejim’ ve küresel finansal dalgaların değişen yönlerine göre uyarlanan ekonomi politikası, Erdoğan yönetimi için 2013 sonrasında yaşanan ekonomik darboğazlardan IMF sapağına dönmeden ilerleme olanağı açtı.

Kılıca kazılı, bombaya yazılı

Yürüyüşlerimize güdüler ve içgüdüler yön verir. Medeniyet içgüdülere ve doğal dürtülere hakim olma bilinci ve becerisiyle doğru orantılı olduğundan biz tercihimizi fetih medeniyetinden yana kullanıyoruz. Doğru orantı da zaten aritmetik mi geometri mi öyle bir yerde geçiyor ve her türlü düğüm kılıç darbesiyle çözülebileceği için denklemler bize vız gelir. İşte buna kısaca fetih medeniyeti diyoruz.

Selçuk bile hâlâ oynarken...

Yine koca bir yılın sonuna geldik. Hatta kocaman bir 10'luk dilimi daha geride kaldı 2000'lerin. Halbuki 2000'e girer girmez tüm dünyanın yerle bir olacağı dedikoduları hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yerle bir oldu da biz mi farkında değiliz yoksa. Yoksa bu gidişler gidiş değil.

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Müzmin mağdur erkekler, hep suçlu kadınlar

Pandeminin iyice dört duvar arasına ittiği anneanne, babaannelerin belki hiçbir zaman dillendiremedikleri gerçek hikâyeleri mutluluk masallarına alet ediliyor. Kız çocuklarının bedeni de ruhu da eril tahakkümün gölgesi altında. Her gün onlarca kadın, çoğunlukla hayatlarındaki erkekler tarafından katlediliyor. “Önce insan,” “ama erkekler de mağdur” sığlığını aşamayan herkes, cinayete ucundan kıyısından ortak olmuş oluyor.

Kadın -ve İstanbul- korkusu

1876’da yayımlanın, Osmanlı - Türk romanın ilk yapıtlarından İntibah’ın önsözünde, o dönem “yeni hikaye” olarak anılan Batı tarsi anlatının, romanın, ahlaka yararlı mı – zararlı mı olduğu tartışmaları bağlamında aynı izdivaç kodları ve konumlamalarını, çabasını yineler. Başka bir deyişle, modern edebiyat, roman, “değerlerimize uygun” mudur tartışmasıdır 1876'da yaşanan. Şimdiki İstanbul Sözleşmesi…

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Kürtler, öteki, Büyükada

Türk toplumu “sınırda” kişilik bozukluğu taşıyor. Bu türden bir kişilik bozukluğu için, övülen kusursuz, yerilense mutlak kusurludur.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...