GÜNÜN YAZARLARI

İki aile bir devlet: Sancaklar ve Erbiller

Kamudan ‘kan ihalesi’ alan Murat Sancak’la, Çorlu tren kazasında eşini kaybeden Saliha Erbil’in paralel yaşamları; korona virüsünün sınıfsal karakterini merak edenler için ders gibi. Biri giderek gürbüzleşirken, diğeri bakın nasıl lime lime parçalanıyor…

Cinsel istismara af teşebbüsünde Romanlar 'araç' kılınıyor

Genç evlilik şeklinde “masumlaştırarak” sunulan çocuk istismarına af talep ve girişimleri, Roman gelenekleri bahane edilerek topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor. Son haberlerde infaz düzenlemesi yasalaşırsa “300 kişi ceza indiriminden yararlanacak, %80’i Roman” iddiasının doğruluk payı olup olmadığını Roman Hakları Derneği temsilcilerine sordum. Dernek üyesi Göktan Yıldırım ilk görüştüğüm kişiydi ve her alanda ayrımcılığa uğratılıp görmezden gelinen Romanların, böylesi yüksek oranla görünür kılınmasını da bir başka ayrımcılık olarak tanımlıyor.

Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…

Genç olanlar, içinde debelendikleri toplumsal örgütlenmeyi dönüştürmediklerinde ve kendilerine daha anlamlı, insancıl bir evren yaratmadıklarında, yarın bir gün daha acı verici bir ‘yaşlılığa’ mahkûm kalacaklar muhtemelen.

'Savaş olsa füzenin nereden geleceğini bilirsin'

Herkese “evde kal” deniyor. Herkesin en son böyle topluca evde kalışı son nüfus sayımıydı ve ben onda bile dışarıdaydım, çalışıyordum. Herkes evde kalsa bile evde kalamayacağın bir iş yapıyorsun. Ne yapsam da bugün kapmasam diye düşünüyorsun.

Salgında artan şiddet ve çözüm önerileri

Acil yardım hatları. En önemli kısımlardan biri. Daha çok duyurulmalı. Gerekirse ana kanallarda ekranın köşesinde durmalı, aralıklarla akmalı. Her reklamın başında ve sonunda gösterilmeli. Çağrı hatları genişletilmeli, ulaşılabilir olmalı.

Corona'dan sonra

Artık kitlelere kapitalizmin ötesinde dayanışmacı-enternasyonalist bir ufkun mümkün ve yaşatılabilir olduğunu, herhangi bir “baba”dan değil “kardeşler”imizden, “yoldaşlar”ımızdan medet ummamız gerektiğini, yani bu büyük salgın sırasında zaten halkın çoğunluğunun çeşitli vesilelerle hissettiği, umarım daha da çok hissedeceği hakikati anlatmak, bu hakikati önce içselleştirebilmeleri sonra da bütün yeryüzünde gerçekleştirebilmeleri için onlara cesaret vermek bir hayat-memat meselesidir. Bu ufkun tarihsel adı “komünizm”dir.

Salgın hikâyeleri

Pandemi servisi sorumlusu doktor servisini yönetmekten alıkonup kendisine özür videoları yaptırılır, bu arada devlet büyüklerine seslenmek üzere rektörlük açıklaması hazırlamakla uğraşılırken virüs yalnız kenar semtlerin kendi haline bırakılmış köşebaşlarında değil, şehrin en işlek meydanlarında da dolaşıyor, yüksek güvenlikli sitelere girip çıkıyor, korumaların muhafızların güvenliklerin asla kendini yeterince güvende hissettiremediği türlü iktidar sahibinin dibine sokuluyor, ciğerini kemiriyor, yüzlerce işçinin birarada çalıştığı fabrikalarıysa kasıp kavuruyordu.

Virüs, kapitalizm, faşizm, yaşizm - 1

Virüsün beraberinde getirdiği “ayrım”, sistemlere, toplumsala değdiği zaman da muhtemelen şimdiye kadar eşi-benzeri görülmemiş genişlikte, küresellikte bir yaşlı ayrımcılığına kapı aralıyor. Dünya genelinde, virüse karşı savaşta yaşlıların gözden çıkarılmasına varan çeşitli uygulamalara, Türkçede karşılığı olmadığı için izninizle “yaşizm” diyeceğim.

TÜM YAZARLAR

Demokrasiyi kendisine karşı korumak

Oedipus, bilmesindeki aşırılık jestini bilmemeye yöneldiğinde de tekrarlar; kendi gözlerini kör eder. Bu fazlalık, bu aşırılık dışarı atılmadan bir ‘site’ sembolik olarak mümkün değildir

Kadınlar maçındaki yüksek testosteron...

Ağzımızda ekşi bir tatla stadyumdan ayrıldık. Her şeyi yenme-yenilme, büyüklük, güç üzerinden algılayan, sahadaki seyirliğin, yaşanılan günün manasının farkında olmayan, kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kadınlar üzerinden hep beraber ağza alınmayacak küfürler bağıran bir kalabalığın bıraktığı ekşi tatla... 

Tuhaf zamanlardan geçiyoruz: Panoptik bir izolasyonda koronayı beklerken…

Test sayıları, vaka durumu vs., devletin bilgisi anlamına istatistiklere hiç girmiyorum. Ama ortaya toplumsal ve psikolojik sonuçlarını bilemediğimiz yeni izolasyon ve gözlem toplumunun nüvesi çıktı: Bir tür eve hapsolan panoptik toplum. Bir salgın durumunun yarattığı izolasyon ve eve hapsolma durumu bizim toplumuzda ne tür izler bırakacak?

'İlk hasta': Salgını kim başlattı?

Bir dairenin başlangıcını bulmak ne kadar mümkünse, ilk hastayı bulmak da o kadar mümkün. Neden mesela önceki salgında bir hayvana virüs bulaştıran “son hasta” değil de, bir hayvandan virüs kapan kişi sebep gösteriliyor?

Gariban konuşabilir mi? Ya da şahsi hukuk

İçişleri Bakanı’nı, Adalet teşkilatını şahsen rahatsız eden şey de Malik Yılmaz’ın sınıf bilincine sahip yurttaşlık cesaretidir. Muktedir nutkunun tutulduğu, teklediği paha biçilmez cesaret. Virüsün değil bu cesaretin yayılması daha çok ürkütüyor iktidarı açık ki.

Amedspor: Sorunlar ve çözümler (II) - Teknik direktör kıyımı

Saha içi sonuçlar uğruna vizyon ve felsefe feda edilmiş. Amedspor, bir kültür takımıdır. Amedspor bir felsefe takımıdır. Amedspor’ da işler, saha içi sonuçlar baz alınarak hal yoluna gidilmez.

Pandemiden borç krizine: Veni vidi perdidi

AMB ve ABD Merkez Bankası arasındaki takas hattı, dolara erişim sorununun derin finansal istikrarsızlığa dönüşmesini şimdilik engelliyor. Ancak, Avro Bölgesinin sorunları ağırlaştıran kemer sıkmaya dayalı mimarisi parasal birliğin sürekli sorgulanmasına yol açıyor.

Çarlıktan komünizme, Lenin'den Trump'a: Rus resmi

Rusya tarihine her zaman ilgi duyan ve tarih konulu birçok tabloya imza atan ressam Glazunov'a halk arasında “Rusya’nın SSCB Büyükelçisi” lakabı verildi. SSCB dağılınca Glazunov’un siyasi vizyonunun 'monarşist' olduğu öğrenildi. 'Sınıfsal ayrıcalık' prensibini benimseyen ressam, demokrasi ve hak eşitliğini inkar ediyordu.

TBT202: Sporun beyaz perdedeki izleri

Bugün size aklımda yer eden spor filmlerini anlatmak istedim. Hem geçmişe gidip biraz bu filmleri mercek altına alacağız, hem de hazır siz de evde izleyecek film ararken belki de bunlardan birini izlemek için listenize ekleyeceksiniz.

Yeni bir toplumsal sözleşmenin imkânları

Türkiye’nin temel açmazlarını dünya kapitalist sistemi ve Akdeniz havzasındaki yerini esas alarak kavramak ve söz konusu açmazlara çözüm önerilerini bu doğrultuda biçimlendirmek, kökendeki yapısal faktörleri ıskalamamanın koşullarıdır.

Bütüncül bir salgınla savaşım stratejimiz yok

Beştepe’de VIP Cuma namazına davet üzerine katılanlarla, gasilhanelerde omuz omuza saf tutarak yakınlarının cenaze namazlarını kılıp, camiye uğramadan alelacele kabristanlara gidenler aynı gemide mi? Bir telefonla damacana suyu evime getiren dağıtımcıyla, ben aynı gemide miyim?

Korona ile mücadelede başarı kriteri nedir?

Gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke olmanın ayrımları korona sürecinde flülaşmış durumda. ABD, İngiltere ve Türkiye bu dönemde karar alma mekanizmaları bağlamında benzer süreçlerden geçiyor. Adeta Reagan, Thatcher, Özal dejavusu yaşıyoruz.

Sosyoloji ve futbol

Bir beyin cerrahına kazma ve kürekle ameliyat yapılabileceğini söylerseniz ne olur? Bir daha insan içine çıkmaz hale getirilirsiniz. Peki bir sosyoloğa toplumun olduğu halin aslında bir Yahudi komplosunun sonucu olduğunu söylediğinizde başınıza ne gelir? Muhtemelen hiçbir şey.

Açlık sorunu nereye gidiyor, biz nerede duruyoruz?

Açlık sorununun azalmak şöyle dursun, daha da büyüyebileceğini dikkate almayı gerektiren bazı kritik göstergeler var. Açlık sorununa önümüzdeki yıllarda etkisi daha ağır biçimde hissedilecek bu göstergeleri dikkate alarak bakmak gerekiyor. Önemli bulduğum ve çeşitli açılardan birbirine bağlı üç sorundan söz edeceğim sadece.

Karantina kafası Batı’ya yaramadı

İbre bir kez otoriterizme kaydı mı o noktadan dönüşün kolay olmadığına Avrupa’da en keskin örnek Macaristan. Hükümetin 20 Mart’ta parlamentoya sunduğu yasa tasarısı Başbakan Viktor Orban’a koronavirüs mücadelesi gerekçesiyle her türlü yasayı askıya alarak sınırsız süreyle kararname ile yönetme yetkisi verilmesini öngörüyor. Tanıdık geldi mi?

Teselliyi raflarda arayanlar

Biz evdeki kitap yığınlarının arasındaki kitap kurtları korona tufanı dindikten sonra hâlâ hayatta ve sağlıklı isek bunun sevinci kadar, yine yeterince okuyamamış olmanın burukluğu ile çıkacağız sığındığımız evlerimizden. Ve teselliyi yeni kitaplar almakta arayacağız.

Asya’da bizi kurtaracak modeller var mı?

Kore ve Tayvan, katı karantina kuralları uygulamak yerine yaygın test uyguladılar ve virüsün yayılmasını bu şekilde önlediler. Bunda küçük ada ülkeleri olmaları dolayısıyla kamu yönetiminde nüfus baskısının olmaması, genel olarak daha gelişmiş ekonomiler olmalarının payı var.

Herkesin OHAL’i nasıl olur?

Herkesin kendi OHAL’ini ilan etmesi sözünün bugünler geçtikten sonra güzel bir tınısı olacak belki de. Örneğin, bir gün çıkıp evine davetsiz gelinmesinden hiç hoşnut olmayan sevgili arkadaşım, Canberk Gürer’in evine sabaha karşı gidip kapısını çalabilirim, kendi OHAL’imi ilan ettiğim iddiasıyla.

Kriz yönetimi

İnsanlık tarihinde belki de bir ilk olarak, devlet sokağa çıkma yasağı ilan etsin diye herkes bekliyor ama hâlâ bu karar alınamıyor. Korona virüsüne karşı en güçlü silahımız, virüse yakalanmamak nasıl olsa. Ha bir de, doktor dizilerinin baş rol oyuncularının fotoğrafları...

Kıyameti koparacak altın plaklar

Cennet ve cehennem manzaralarını aynı anda yaşamaya alıştırıldığımız Dünya, hiç görmediğimiz manzaralar ve seslere tanıklık ediyor. Bu koşullarda yaklaşık çeyrek asır evvel kozmosa atılan altın plak dolu mesaj şişeleri ise, bizden yegâne yadigâr olacak gibi, hüzünle ilerliyor. 

Viral günlerinde dostlara tutunmak

Bu virüs insanlar ve toplumlar arası ilişkilerde peşinen tanımlanması zor bir dönem başlatacak sanki. Esasen virüs “Sınırları yıkın” diyor, “Yardımlaşın”, “Şeffaflaşın”, “Sigorta ve ilaç şirketlerinin rehinesi haline gelen sağlık sistemini değiştirin.” Ama felaketler iki taraflı sonuç doğurabiliyor.

Birbirimize sokağa çıkmama çağrısı yaparken...

Sınırların kapatılması, uçuşların durdurulması, sokağa çıkma yasağı ve karantina… Bu önlemleri ne denli arzular hale geldiğimizi düşününce, çaresizliğimiz yüzünden haklarımıza ve özgürlüklerimize dair istencimizin sınırları ile nasıl da karşılaşmış olduğumuzu hissediyorum. Birbirimize sokağa çıkmama çağrısı yapıyoruz.

Korona krizini imkana çevirmek: Mahallenin keşfi

Son bir haftalık ev eksenli yaşama tecrübesi, gözlemlediğim kadarıyla, semt sakinlerinin mahallelerini keşfetmelerine vesile oldu. Virüsten kaçmak için yapılan açık hava yürüyüşlerinde mahalleye kimliğini veren, yaşlıların, çocukların, aşıkların buluşma mekanı küçük parklar keşfedildi.

'Bugün yalnızca mücadele'

Toplumdan arındırılmış bir sistemin krizi bu. Toplumun etkisi ve izi olmadan çözülecekse, bu her koşulda toplum yararına olmayacaktır.

OHAL çilingirleri

Önce cep telefonundan görüntülü konuşma ya da bilgisayardan online görüşme programlarında bir grup oluşturuyorsunuz. Sonra herkes kendi evinde, kendi mezesi ve rakısıyla minik bir çilingir sofrası kuruyor. Sonra bir kişi ara butonuna basıyor ve hop, günlerdir görmediğiniz dostlarınızla kaldığınız yerden devam.

İhtiyat akçesi yok ama ‘ihtiyar kalkanı’ var

Türkiye’nin iktisadi ve siyasi yönetici sınıflarının salgın krizini yönetme stratejisi artık açıkça ortadadır. Sermaye birikimi açısından bir değeri olmayan kesimler ve ‘online’ çalışabilecek unsurlar eve kapatılmış, diğerleri ‘kalan sağlar yine çalışır’ mantığıyla dışarıda bırakılmıştır. Hizmet sektörünün ‘evden çalışması mümkün olmayan’ emekçileri, giderek artan şekilde kitlesel işten çıkarmalar ve ucu belirsiz ücretsiz izinlerle karşı karşıyadır.

Uzaylı kalmadı, korona verelim…

Korona virüsü ilk yayılmaya başladığında ünlüler, zenginler, siyasetçiler bile bu hastalığa yakalanınca, kendimizi onlarla eşitlenmiş hissettik. Ama öyle değildi. İleri teşhis ve tedavi hizmetlerine kolayca ulaşanlar ve ulaşamayanlar olarak dünya yine tekrar bölündü, muktedirlerin karşısında ezilenler olduğumuzu bir kez daha fark ettik.

Bir jeopolitik aktör olarak virüs

Koronavirüs salgınında ağır basan, bırakın devletler üstü mekanizmaların devreye girdiği küresel eksenli bir mücadeleyi, devletler arası işbirliğinin bile sınırlı kaldığı, rekabet ve çekişmenin öne çıktığı bir ortam oluştu.

Ghosting'den friendzoning'e: Zamane ilişkilerinden zamana bakış

İnsanda güç ilişkileri tarım devrimiyle şempanzeden gorile dönüşmüşken, endüstri ve internet devrimi ile gorilden tekrar şempanzeye yakınsadı. Bu durum ilişki dinamiklerinin çeşitlenmesine neden oldu. Artık kısmetini bekleyen kadınlar romantik ilişkilerde eskisine göre daha az edilgenler. Bu durum ilişkilerdeki strateji repertuvarında bir patlamaya neden olmuş gibi görünüyor.

Uzağı görmek

Serkan Demir’in .artSümer’de devam eden, ama şu ara göremeyeceğiniz sergisi “Uzağı görmek zor”, toplumları esir almış "öngörememe" halini konu alıyor. Uzağı görmenin zor olduğunu anlatan sergi, muhteşem bir öngörüyle tam da bugünü anlatıyor, serginin ortasına kurulan mini bir salon ve koltuğuyla. İşte, hepimiz o salonda hapsolmuş durumdayız ve sergideki gibi, salonun ortasında duran, en sağlam durmak için oturduğumuz o koltuk, sürekli altımızdan kayıyor.

Dr. Altay Ünaltay: Bu bir salgındır, her salgın gibi bu da geçecektir

Her ne kadar Covid-19 virüsü ABD’ye ve AB’ye sıçrayarak 'virüsü ürettiği' iddia edilen ülkeleri diğerlerinden daha çok vursa da hâlâ doğruluğu tartışmalı komplo teorileri birbiri ardına sökün ediyor. Kimi virüsün doğal olmadığını, laboratuvar ortamında üretildiğini söylerken kimi ise yıllar önceden bilindiğini yine kanıtlanamayacak bir takım iddialarla ispat etmeye çalışıyor. Dr. Altay Ünaltay’la virüsün tıbbi boyutunun yanı sıra bu teorilerin arka planını ve virüse ilişkin sıra dışı iddiaları, ulus-devletlerin bu süreçte nasıl bir sınav verdiğini konuştuk.

Alışmak sevmekten daha zor geliyor

"Hükümete yönelik darbeye teşebbüs","mala zarar verme", "nitelikli mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi", "ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme", "ateşli silahlar kanununa muhalefet", "nitelikli yağma"… Bu nasıl bir oyunsa, on altı yıllık bir iktidar aynı zamanda kendi ortağı kıldığı kesimler dahil herkesin ve her şeyin mağduru.

Bilim Kurulu için siyasi izolasyon

Bilim Kurulu üyeleri yaptıkları ve söyledikleri yanında, yapmadıkları ve söylemedikleriyle de dikkat çekiyor. Bazı kurul üyelerinin televizyonlardan kesilmesi, bazılarının sosyal medya paylaşımlarını silme ihtiyacı duymaları, bu kapalılık politikasının onları da kapsadığının işareti.

‘Evde kalmış’ filmler

Korona virüsü salgını nedeniyle evlerimizde olduğumuz bu günler için ufak bir liste hazırladık. Tabii ki bu kadar kısıtlı bir listede mutlaka unuttuğumuz yapımlar olacaktır. Listede son yıllarda vizyona çıkan filmler ağırlıkta olsa da bazı eski yapımlara da yer verdik.

2019’un öne çıkan sergileri

2019 yılında güncel sanat kültür dünyasında bir heyecan yaratmadı. Ancak yine de önemli sergiler gördük. 2019’un öne çıkan sergilerine bakalım.

Bir Kaptan şarkısı: Her şey sermaye için sevgilim…

“Her şey sermaye için sevgilim/ Bir yıldıza laf atmakmış benim işim/ Kapıları, pazarları satmışlar meleğim” diye başlayan, Türkçenin bence en iyi güftelerinden birine sahip bu konuşkan şarkı, devamında net konuşuyor. Epey net: “Gidiyorsan şehir denen okula/ Bir mektup yaz parasız yatılıya/ Gülümse biraz acılar kiraz bizde hep yaz/ Kirazdan küpe hayırlı mezuniyetler hepinize/ Çünkü serbest bir Pazar her şeyi bozar/ Çünkü denizsiz martılar bir deniz arar”. Konu isterseniz Kuantum mekaniği olsun, isterseniz pencere pervazı; artık kır kalmayan ve her yerin şehir olduğu bu okulda, konular daima sermayeye ulanır. Bir illet virüs bunu en öz haliyle bir kere daha hatırlattı. Evlerde, eviçlerinde, dört duvar arasında.

Evde kalmamak değil yalnız kalmamak istiyorlar

Yaşlı ayrımcıları saygılı olmak zorunda olduklarını iyi bellemeliler. Bir gün yaşlanacakları için değil. Bugün ölecek olsalar da saygılı olacaklar. Doğrusu bu olduğu için değil. Başka şansları olmadığı için.

Koronanın turnusol etkisi

Korona sadece kötü şeyler göstermedi. Mesela yalnızca otomobil fabrikaları çalışmadığında bile hava kirliliğinin ne kadar az olduğunu gösterdi. Biraz şu kapitalizme mola versek, dünyanın kendine gelebileceğini gösterdi. Hâlâ asfaltın altı kumsaldı, hâlâ ve her şeye rağmen..

Korona’ya karşı dua nasıl ilaç haline geldi?

Hasta da olsan sağlıklı da olsan hep yapman gereken tek şey vardı: Dua ve ibadet. Manevi kazanç hırsı insanları körleştirdi. Virüse veya hastalıklara karşı tek ilacın, tek silahın dua olduğuna inanıldığında duaya ihtiyaç bırakmayacak şekilde baştan virüsten sakınmak yerine akıl, mantık ve sebepleri atlayarak her şey için ve her şeyin yerine körü körüne ibadet yapmak doğru eylem halini aldı.

Fyodor Lukyanov: Rusya'da kimse Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını beklemiyor

Rusya’nın dış politikasında Türkiye ve Suriye’nin yerini Russia Global Affairs dergisi Genel Yayın Yönetmeni, Dış Politika ve Savunma Konseyi Başkanı Fyodor Lukyanov ile konuştuk. İdlib'i ve Türkiye-Rusya ilişkilerini değerlendiren Lukyanov'a göre, Suriye ile Türkiye arasında İdlib için bir savaş çıkma ihtimali yok. Çünkü Türkiye ve Rusya'nın anlaşması zor değil. Şam'ın da bu durumda Rusya yönetimine karşı çıkabilecek bir gücü yok.

Bir soruşturmanın düşündürdükleri…

Liste yapmak zor iş. Kimi şarkıları seçip “bunlar bu türün en iyileri” demek daha da zor. Yine de, en azından tartışmak için böylesi listelere ihtiyaç var. Bu işe girişen Cumhur Canbazoğlu, memleketin en iyi gazetecilerinden.

10 yıl sonra

Katmanlar halinde küresel güçlerin, bölgesel güçlerin, örgütlerin her birisinin kendi çapına göre hesaplarla başlattığı/müdahil olup katkıda bulunduğu bu yıkımın bugün için önümüze koyduğu sonuçlar şöyle özetlenebilir mi?

Paco de Lucia’nın Türkiye müziğine etkisi

Benim Türkiye müzikleri tarihinde duyduğum ilk önemli Paco de Lucia hikayesi Doğan Canku tarafından aktarılmıştır. Doğan Canku bir klasik gitarist olarak başladığı gitar serüveninin bir noktasında flamenkoyla ve tabii Paco de Lucia'nın müziği ile tanışır. Bu ilgisini bir Paco de Lucia taklitçisi olmaktan çok daha uzaklara taşıyan Canku, elinden geldiğince kendi kişisel müzik dilini kurmaya çalışır.

Babacan ekibinden ittifak yanıtı: Koalisyon için bu kadar zahmete girilmez

Yeni kurulacak partiler Ankara’da siyaset sahnesini hareketlendirdi. Millet İttifakı’nın genişleyeceği ya da üçüncü bir ittifakın kurulabileceği konuşuluyor. “Bir koalisyon için bu kadar zahmete girilmez” diyen Ali Babacan ekibi hazırlıklarını Türkiye'de icra yetkisini alabilecek, 'milletin üzerinde ittifak ettiği' bir oluşum hedefiyle yaptıklarını söylüyor.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

#Evde kal!

Zaten sinir krizinin eşiğindeydik, şimdiyse tarifsiz bir çıldırmanın, zıvanadan çıkmışlığın, kontrollüymüş gibi görünen çığrından çıkmışlığın tam içindeyiz. Artık gelecek hayal edemiyorum. Belirsizlik, belirlenebilir olanın imkanını da verir. Oysa bu yaşadığımıza kaos bile diyemiyorum. Gezegenin insan denen canlı türünün yıkıcılığına karşı kendi korumaya aldığını düşünmeden edemiyorum. Yarattığımız kaosun tozu dumanı gözümüze kaçtı. Artık görmüyoruz…

Korona salgınında siyaset neden ödevlerini yapmıyor?

Siyaseti iktidarın verdiği çerçevede yaparsak, o çizginin dışına çıkmazsak hayat devam ediyor gibi görünebilir. Ama ortada yuvarlanarak gelen bir ekonomik kriz, katlanarak ilerleyen iklim krizi ve de Covid-19 gibi küresel bir salgın varken bu mümkün mü?

Hayat dursun ki hayat aksın

Unutmayalım ki tüm dünya, yayılım hızı konusunda daha önce görülmemiş bir virüsle karşı karşıya. ‘Bize bir şey olmaz’ diyecek ilk yer idareciler olamaz. İdareciler olsa olsa, durumun ciddiyetini ilk kavramakla mükellef olan mecra olurlar. Bu denli hızlı yayılan, bir kişiden diğerine geçmek için ufacık bir temasın bile bazen yettiği bir hastalık için değil bir hafta, 1 saat bile bazen geç oluyor.

İnşaat firmaları: Bu hafta bir paket sürpriz olmaz

Korona salgını çok hızlı ilerleyip can almaya devam edince devreye Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) ile Türkiye Müteahhitler Birliği girdi. Görüşmelerin sonunda işverenlerin beklentisi, bu hafta içinde önemli bir paketin açıklanması… Bir firma sahibi, "Devletin bize destek verecek gücü olduğuna inanıyorum. Bunun hazırlıklarının da yapılmakta olduğunu düşünüyorum" diyor.

Ahmet Kural’ın beden dili ve yazılı şiddeti...

“Ahmet Kural yalnız değildir!” diye bağıranlar var şimdi. Bence de yalnız değil. Bir sürü var ondan. Daha beterleri var. Çok daha beterleri var. Kadınlar konuştukça, azalacaklar tek tek.

Haneke 78 yaşında

Haneke, filmlerinde modernizmin getirdiklerini farklı bir bakış açısı ile değerlendirir. Kapitalizmin insan üzerindeki tahribatını, psikolojik buhranları beyaz perdeye taşır. Oldukça ağır bir tempoda devam eden Haneke filmleri, vermek istediklerini oldukça gizleyerek yapar. İzleyiciyi sadece tüketici olarak görmez. Filmle birlikte düşünmesini ve filmin havasını hissetmesini ister.

Xêro’dan Hayri’ye

Geçmişinden soyunacak, o kıvırcık gülüşü arkasında bırakacak, “ben”inden kurtulacak, ulusalcı estetikle türkü okuyacak, Anadolu Rockçı şalvarı giyecek ve artık beyaz olduğunu sanacak.

Coronation Streeeet boooş kalmayacaaak!

Tamı tamına on gün önceydi. Türkiye’de henüz bir corona virüs vakası tespit edilmemişti. Mutlu mesut, aslında “temiz bir toplum” olduğumuzu konuşuyoruz. Coronanın tümden kırmızıya boyadığı dünya haritası üzerindeki çayır çimen yeşili Türkiye mucizesini buna bağlıyoruz... Meğersem meğersem... Corona dirseğimizden girmiş burnumuzdan çıkmış... Alacağın olsun Corona! Sinsiliğinin de taç görünümünün de Allah belasını versin.

Neo-Kadızadeliler

Diyanet İşleri Başkanı (DİB) “Sigara kati haramdır” derken kendini Kur’an’ı dilediği gibi baştan yazacak bir otorite durumuna getirmektedir. Tıpkı, katılımcı bankacılığa dair Resmi Gazete'de yayımlanan düzenlemeler gibi DİB’in bu açıklaması da dinin rejimin ideolojisine tabi olduğu bir manzara ortaya çıkarmaktadır. DİB, sigaraya mubah diyen Abdülhakîm Arvâsî ve bu sözü bir hikmet olarak yayımlayan Kısakürek hakkında ne düşünmektedir?

Evde dost mu var, şeytan mı?

Tek başına kalabilme kapasitemizi kullanmamıza en çok ihtiyacımız olan bu günlerde belki kendimizden bir şeytan değil de dost yaratmayı başarabiliriz.

Biz sizin OHAL’inizi biliyoruz bayım

Biz çoğuz, çoğuluz ve birbirimizden çok farklı yaşıyoruz kendi OHAL’lerimizi. Bir yandan eve giren tek maaşla, küçücük asgari ücretle altı nüfus geçindirmeye çalışıp da “ya evde geçirdiğimiz sürede maaşımız hesabımıza yatmazsa, ya patron işten çıkarırsa” diye düşünenlerin OHAL’i var.

AKP’nin ‘korona krizi’ ile imtihanı

Önlemler paketi açıklandığında iktidarın süreci nasıl yöneteceği ile ilgili karmaşık bir durum ortaya çıktı. Aklıma iki ihtimal geliyor. İlki, iktidarın elindeki tüm araçları tek seferde kullanmak istememesi nedeniyle açıklanan paketin kapsamının çok dar tutulduğu; ikincisi ve daha kötüsü, iktidarın Covid-19 salgını nedeniyle ortaya çıkan ekonomik sorunların kapsamını kavrayamamış olması.

Selçuk bile hâlâ oynarken...

Yine koca bir yılın sonuna geldik. Hatta kocaman bir 10'luk dilimi daha geride kaldı 2000'lerin. Halbuki 2000'e girer girmez tüm dünyanın yerle bir olacağı dedikoduları hâlâ kulağımda yankılanıyor. Yerle bir oldu da biz mi farkında değiliz yoksa. Yoksa bu gidişler gidiş değil.

Hem pastam dursun hem de yeni pastam olsun

“Son yıllarda muhafazakar diyebileceğimiz geniş bir okur kitlem oluştu. Olağanüstü saygılı, sevgili bir güzellik yaşıyoruz onlarla. Sanırım herkese örnek olması gereken, büyülü bir ilişki bu” diyor Erbaş. Muhafazakar okurlarım da var artık deyip geçebilecekken, bu yeni okurlarıyla düzeyli seviyeli ilişkisini ille de vurgulama ihtiyacı… Biz Erbaş’ın masasında duran sol pasta rahatlıyoruz böylece; oh neyse ki yüz göz olmamışlar.

Ayar veren kadınlar, 'erkekçe' 8 Martlar

8 Mart yaklaşırken birbirinden zihni sinir, birbirinden aklıevvel ve “erk”ek projeler yaratıcılıkta ‘sinir’ tanımayan afişleriyle gözlerimizi alıyor, ekranlarımızı mor farlara boyuyor. Kadına karşı şiddete, kadın cinayetlerine karşı farkındalık yaratma amaçlı bu projelerde sonuç çoğunlukla o kadar asap bozucu ki niyetin de pek bir önemi kalmıyor.

Siftahsızlar

Bir kısım küçümen dükkânların sahipleri hiç istiflerini bozmazken kimileri ha gayret deyip yarım ağızla da olsa “buyurun” diyor giren çıkanlara, ne de olsa velinimet diye bellenmiş. Bir esnaf diğerine kırık gülümsemesiyle “yok işte iş yok, oturuyoz n’apçan” derken yokuşun bir diğer köşesinde “şu işi halletsek bir” diyen dükkân komşusuna “önce bir parayı bulayım da” diye cevap veriyor diğeri

ESKİ DOSTLAR/YAZAR ARŞİV

Ataerkil aile ve kadın

Geleceğin kurtuluşu kadınların isyanından geçiyor. Kadın, kadınsı özelliklerinden utanmadan yaşamaya başlamadan; erkek, kendisine öğretilen ve aslında doğuştan getirmediği artık bilimsel olarak da gösterilen erkeksi özelliklerini bir kenara bırakmadan; 6 bin yıl önceki mutlu, huzurlu ve hiçbir şey yapmak zorunda olmadan, sadece var olmaktan keyif alan, birbirini sahiplenmeyen, hayatı birbirleri için cehenneme çevirmeyen kadın ve erkeklerden oluşan ve aslında hiçbir şekilde ütopik olmayan dünya düzenine geri dönebilmemiz imkansız değil.

İlişkilerde sevgi sandığımız şiddet

Duygusal istismarda pek çok zorlayıcı durum yaşarsınız. Örneğin ne hissettiğinize ve nasıl davranmanız gerektiğine o karar verir. Kontrolcü ve tahakkümcüdür. Sürekli eleştirir. Zayıf yönleriniz, hatalarınız ve son derece insani olan tüm başarısızlıklarınız karşısında sizi utandırır. Güçlü yönlerinizi baskılayarak bir kurban konumunda kalmanız için çabalar.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Tam köşe yazarı oluyordum ki…

Şimdi seçim zamanı ve ben kendimi milletvekili adayı olarak buldum. Halkımız teveccüh gösterir ve TBMM’ye gönderirse üzerime düşeni yapmaktan başka bir derdim olmaz. Diğer halde de halkımız sağolsun. Tam köşe yazarı olmaya çalışıyordum ki olaylar böyle gelişti.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Kürtler, öteki, Büyükada

Türk toplumu “sınırda” kişilik bozukluğu taşıyor. Bu türden bir kişilik bozukluğu için, övülen kusursuz, yerilense mutlak kusurludur.

LGS Türkçe: Çocuklarla dalga mı geçiyorsunuz?

“Başınız ağrıyorsa ‘kendinizi hangi konuda yargılıyorsunuz, uğraşıp baş edemediğiniz düşünceleriniz nelerdir?' sorularının cevabını bulmalısınız. Baş ağrılarının çoğu kendini acımasızca eleştirme, özgüven kayıpları ve kişinin yaptığı her şeyi değersiz görmesiyle ilgilidir….” Bu soruyu hatırlatmamın nedeni LGS adı verilen bu “sınav”ın çocuklara/gençlere iler tutar tarafı olmayan, tamamen “kafadan atma” malumat aktardığını da hatırlatmaktı. “Baş ağrıları”nın “özgüven eksikliği”nden kaynaklandığını kim söylemiş?

Gülfim Abla Köşesi: Lütfen kendi burcunuza gidiniz!

Gönül Yazar’ın burcunu okuyorsunuz. Lütfen kendi burcunuza gidiniz.

Bir gece ansızın gelen sevgiliye mektup!

Kışın yerine baharı kayyım atamışlar. Camları açıyor, içeride Kırkpınar pehlivanları gibi dolaşıyoruz. Bu tuhaflıklardan sonra sen geldin. Gün boyu "neden ben?" diye salak sersem dalıp duruyorum. Damarlarımda kanım hızlanıyor, aklımda hep sen…

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Endeks düşebilir, ayı çıkabilir!..

Bir endeksin en tepe seviyesinden yüzde 10 değer kaybetmesi demek, piyasa dilinde resmen "ayı piyasası"na girildiğinin resmidir. Yani fiyatların dip yaptığı, işlem hacimlerinin düştüğü, durgun ve leşçilerin pusuda beklediği bir piyasa...