YAZARLAR

'Bahçıvan'ını arayan Türkiye ve 'Demokrasi Tutum Belgesi'

Bize, bizi yönetecek bir bahçıvan lazım değil oysa ki… Yeni bir dil ve zihniyetle, her bireyin eline kazma kürek çapa alarak çalışacağı yeni bir bahçe kurmamız gerekiyor.

Amerikan Başkanı (Başkan): Siz de arkadaşım Ben’le aynı fikirde misiniz, yoksa geçici teşviklerle büyümeyi artırabilir miyiz?

Chaunsey/Chance (Bahçıvan): Kökler zedelenmedikçe bir şey olmaz. Ve bahçede her şey yolunda gider.

Başkan: Bahçede mi?

Bahçıvan: Evet. Bahçede, büyümenin bir mevsimi vardır. Önce ilkbahar ve yaz gelir ama sonra sonbahar ve kış. Sonra yine ilkbahar ve yaz olur.

Başkan: İlkbahar ve yaz.

Bahçıvan: Evet.

Başkan: Sonra da sonbahar ve kış.

Bahçıvan: Evet.

İş adamı Ben: Sanırım genç arkadaşımız şunu söylemek istiyor: Doğanın mevsimlerini ister istemez kabulleniyoruz ama ekonomimizin mevsimleri canımızı sıkıyor.

Bahçıvan: Evet.

Başkan: “İlkbaharda her şey büyür”. Bunun uzun süredir duyduğum en ilginç ve iyimser görüş olduğunu söylemek zorundayım. Bu sağlam görüşlerinize hayran kaldım. Senatoda eksikliğini çektiğimiz şey de bu.

Jerzy Kosinski’nin kitabından uyarlanan, Hal Ashby’nin yönetmenliğini üstlendiği, Peter Sellers’in oyunculuğunun zirve yaptığı 1979 yapımı “Being There” (Türkçeye tuhaf biçimde “Merhaba Dünya” olarak çevrilmişti) filminden bir diyalogla bugünkü yazıya girizgâh yaptık. Filmde; yaşlı bir adamın yanında bahçıvanlık yapan ve yıllardır hiç dışarı çıkmayan, kimlik kartı dahi bulunmayan, bahçe işleri ve televizyon izleme dışında başka bir uğraşı olmayan, son derece az ve öz konuşan Chaunsey ya da kısaca Chance’in hayatı anlatılır. Yaşlı adamın ölmesinden sonra, tesadüfler sonucunda televizyonlara çıkarak Amerikan siyasetinin en önemli aktörlerinden birine absürt biçimde nasıl dönüştüğünü mükemmel bir kurguyla izleriz.

Türkiye siyaset tarihi de Chance’larla doludur. Sınırlı kelime dağarcıklarıyla popüler olmuş, az konuştukları için erdemli ve bilge olduklarına inandığımız insanlar gayet iyi yerlere geldiler. “Şansları” da yaver gittiği için adları hep gündemde kaldı ve kalmaya devam ediyor. Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Ekmelleddin İhsanoğlu, Abdullah Gül ve en nihayetinde İlhan Kesici ilk aklımıza gelen isimler olsa gerek. Kesici’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için adının yeniden geçmeye başlaması, birkaç Meclis konuşması ya da röportajlar dışında kendisinin adını hemen hemen hiç duymamış olmamızın ödülü olsa gerek. Son derece parlak bir özgeçmişi var aslında. Tıpkı bahçe konusunda uzman, yıllardır mesleğini icra eden bahçıvanımız Chance gibi, o da ekonomi uzmanı. Chance’ın sürekli televizyon izlemesi gibi onun da kitap merakı var, hatta söylenenlere göre muazzam bir kütüphanesi bulunuyormuş. Ancak özünde hiçbir şey yapmadan, sırf sağ cenahtan geldiği için, ülkenin herhangi bir sorunu hakkında ne düşündüğü üzerine hiçbir fikrimizin olmadığı bu ismi siyaset mühendisleri temcit pilavı gibi sürekli önümüze koyuyorlar. Bu isimler bir örüntünün sonucu aslında. Misal, Abdullah Gül’ün bu ülke için ne yapmış olduğunu, nasıl bir somut katkı sağladığını bilenimiz var mı? Lakin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde son geceye kadar CHP’nin adayı olarak bu ismin masada hararetle tartışıldığını artık sağır sultanlar bile duydu. Başka deyişle Chance gibi bir adayın gelecek seçimlerde gündeme gelmesi ihtimali ne yazık ki gayet olası görünüyor.

Siyaset, parti ayrımı olmaksızın hep kişiler ve liderlik kültü üzerinden şekilleniyor. Popüler olan her siyasetçi şahsi partisini kurmanın tadına bir gün varıyor. İnce, Babacan, Davutoğlu, Sarıgül ve daha niceleri aslında eleştirdikleri tek adam rejimini, kendi partilerinde mikro iktidar alanları yaratarak inşa ediyorlar. Kişiler üzerinden tartışma yapmak daha çok işimize geliyor, kavramlar yerine liderliği kutsamaya alışmış seçmen alışkanlıkları da bu gerçeği körüklüyor. Katılımcı demokrasi, bağımsız yargı, halk iradesi, anayasa gibi konuları tartışmak yerine isimler üzerinden bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalar, kısır döngüyü bir patern haline getirdiği için mevcut iktidarın ekmeğine de yağ sürüyor.

“Kılıçdaroğlu aday olacak galiba, baksana Akşener başbakanlığa adaymış, demek o aday olmayacak”, “Kesici seçeneği masada”, “İmamoğlu ve Yavaş aday olmayacaklar çünkü belediye başkanlıkları önemli…” Aslında 82 milyonun üzerinde mutabık kalacağı, edebiyat, sanat, spor, yargı, akademi ya da başka bir alandan herhangi bir “kahramanın” olmaması da toplumsal yarılmanın ne kadar onarılamaz noktaya geldiğini gösteriyor. Bizim, vefat etmesi durumunda ülkenin çok büyük çoğunluğunun yas tutacağı bir ismimiz bile ne yazık ki kalmadı. İlla kişiler üzerinden gideceksek, son yıllardaki yalpalamalarına rağmen, ülkesinde ölümünün ardından 3 günlük yas ilan edilen, komünistinden milliyetçisine, anarşistinden liberaline herkesin gözyaşı döktüğü bir Mikis Teodorakisimizin olmadığını kabul etmeliyiz öncelikle.

Kişiler yerine ilkeleri konuşmaya davet eden HDP’nin “Adalete, Demokrasiye, Barışa Çağrı Deklarasyonu” ya da “Demokrasi Tutum Belgesi” bu açılardan son derece önemlidir. Metinde yer alan 11 maddenin tamamı doğru tespitlerden oluşuyor, kişileri değil kavramları, yeni bir uzlaşma zeminini tartışmayı öneriyor. Ancak HDP’nin bu deklarasyonu, ülkede ne yazık ki “kimin söylediğine” bakıldığı için hak ettiği şekilde tartışılmadı. Anlaşılan o ki, Hz. Ali’nin söylediği kabul edilen “Kimin söylediğine değil, ne söylediğine bak” düsturu bizden binlerce ışık yılı uzakta. Zira gerek seçmen yapısı ve bu yapının değişmez olduğuna inanan siyaset lord'ları, sadece doğru ismin bulunmasına kilitlenmiş durumdalar, çünkü “ilk seçimde gidecekler” şiarına körü körüne bağlanmış durumdalar. Bu da olası bir iktidar değişiminde söz konusu 11 maddenin nasıl şekilleneceği konusunda kafalarda soru işaretleri bırakıyor.

Bize, bizi yönetecek bir bahçıvan lazım değil oysa ki… Yeni bir dil ve zihniyetle, her bireyin eline kazma kürek çapa alarak çalışacağı yeni bir bahçe kurmamız gerekiyor. Bahçıvan Chance gibi bir ismi başkan adayı olarak göstermek işin en kolay kısmı aslında, zira statüko sürekli siyasi gelenekler üzerinden inşa edilir. O nedenle kariyer geçmişinden ya da akademik tahsil durumlarından azade olarak İhsanoğlu, Kesici ya Abdullah Gül gibi seçenekler, hayata sağdan bakma dışında topluma somut hiçbir katkı sunmamış isimler olarak, cumhurbaşkanlığına değil olsa olsa sistemi yeniden kurgulamaya adaydırlar. Filmden alıntı yapmak gerekirse Bahçıvan Chance az ve öz konuşurken bir gün şunları söyler: “Ben çok iyi bir bahçıvanımdır. İnsanın dertlerini unutması için iyi bir uğraştır.” Oysa bizim, içinde dertlerimizi unutacağımız değil radikal biçimde ve hep birlikte onları çözeceğimiz bir bahçeye ihtiyacımız var.


Azmi Karaveli Kimdir?

İletişim uzmanı. Galatasaray Lisesi’nin ardından Marmara Fransızca Kamu Yönetimi’ni bitirdi, aynı üniversitede Sinema-TV yüksek lisansı yaptı. 1993 yılında Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladı. Televizyon programcılığının yanı sıra, özel sektörde ve iletişim ajanslarında çalıştı. Kadir Has Üniversitesi’nde iletişim dersleri verdi. Hayat Bilgisi Okulu’nun kurucuları arasında yer aldı. zete.com’da yazılar yazdı. Cumhuriyet Pazar Eki’nde Yurttan Sesler bölümünü hazırladı, zaman zaman kültür sanat sayfasında yazılar kaleme aldı. 2018 yılında gazetede yaşanan gelişmeler üzerine Cumhuriyet’ten ayrıldı. Halen kurucusu olduğu ajansta iletişim danışmanlığı yaparken, bazı STK ve siyasetçilere gönüllü destek veriyor. Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde doktora tezini bitirmeye çalışıyor.