GÜNÜN YAZARLARI

Macron: Yeni siyasetin bir filizi

Macron, hukuk devleti özelliğini haiz Batı Avrupa demokrasilerinin popülizme karşı içinden çıkardığı yanıtlardan biri. Bir yandan İspanya’daki Ciudadanos ve Podemos ile İtalya’daki Cinque Stelle’nin olduğu gibi kurulu düzenin gelenekselci partilerine dışarıdan verilen bir tepki. Bir yandan da kemer sıkmacı merkez sağa Almanya’da Sosyal Demokrat Schulz’un yarattığı türden bir meydan okuma.

Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı

25 Nisan'da AKPM oylamasından çıkan sonuç Türkiye’yi, 2004 öncesi denetim günlerine geri götürdüğü için, sonucun zaten uzun zamandır yerinde sayan AB müzakere sürecini de olumsuz etkileyeceği aşikar.

Aynı doğrultuda, doğru orantıda

“Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimi sunuyorum” diyordu Erdoğan. Savaş şartlarında ölen Osmanlı Ermenileri vardı. Bir halk bin yıllardır yaşadığı topraklardan kökü kazınırcasına silinirken, sanki savaş kurbanı olmuşlardı.

Mamut'ta öne çıkan 10 genç sanatçı

Genç sanatçılara destek vermek amacıyla yola çıkan Mamut Art Project beşinci yılında resimden heykele, enstalasyondan yeni medyaya kadar farklı alanlarda çalışma yapan sanatçıları ağırlıyor. Dikkat etmeniz gereken genç sanatçıları dinledik.

Küresel güç mücadelesinin yeni adresi: Asya-Pasifik-II

Asya Pasifik, enerji akışı açısından dünyanın en önemli merkezlerinden birisi. Güney Doğu Asya, Doğu Asya, Avusturalya ve Pasifik hem en büyük enerji tüketicilerine hem de en büyük enerji üreticilerine ev sahipliği yapıyor.

'Herkezin yağmurla bir anısı vardır'

Dünyaya diyecek bir sözü var Şaban Altay’ın. Dünya onun gibi zarif, gururlu, mütevazı insanların hatırına dönüyordu sonuçta.

TÜM YAZARLAR

Yaşar Kemal’den bir soykırım kâbusu

Soykırım, organize devlet şiddetinin bu kötülüğü “insan”ın tarihte aldığı arpa boyu yolu hızla dağıtır, bastırılması, geriletilmesi, sindirilmesi gereken şiddet serbest bırakıldığında, “insan”la “hayvan” arasındaki ince çizgi darmadağın olur: Çocuklar, artık tehlikeli bir “yılan”dır, vahşetin çağırısına uymuş köpeklerden bir önce ya da sonraya düşerler soykırım taksonomisinde... Hem kırımı gerçekleştirmek için aşılır bu “çizgi” hem de kırımın bir sonucu olarak.

Hibrit ideoloji tutmadı

Regnum Ajansı'na göre referandum sonuçları, Türkiye’nin zor bir döneme girdiğini ve Türkiye'nin yarısının bu ideolojiye destek vermediğini gösterdi.

Bu bir veda yazısı değildir!

"Patronlar"ıyla tüm çalışan arkadaşlarımla, Gazete Duvar'ın tüm okurlarıyla daha yıllarca aynı yollarda, aynı kulvarda, aynı gerçeğin peşinde birlikte koşacağımızı bilmenin mutluluğu içindeyim. Bu yüzden bu bir veda yazısı değildir.

'Kazandım' diyen kazanıyor

Kaybeden 'hayır' oldu, ama sonuçların 'evet' cephesine buruk bir galibiyet getirdiği de muhakkak. Demokrasinin kıyısında gezinen yöntemlerle girişilen sistem değişikliği arayışı, işleri daha da içinden çıkılmaz bir yere getirdi.

Pervari’yi bilir misiniz?

Düğünün en coşkulu yerine çocuk yaşta bir canlı bomba düştü. Dehşeti hepiniz biliyorsunuz. Yıllar önce güvenlik kaygılarıyla köylerinden edilen insanlar, başka bir ölüm şebekesinin kurbanı oldu.

Bu kötülükle nasıl baş edeceğiz?

Siyasal iktidarın açık açık beyan ettiği hukuka uymama tutumu, kendi meşruiyetini ortadan kaldıracak noktaya varmıştır. Ana muhalefet partisi lideri dahil, milyonlarca insan hukuksuz, hukukçu olsun olmasın herkesin görebileceği açıklıkta gayrimeşru bir kararı tanımama eğilimdedir.

Sosyal medya başa bela

Yalan haber hep vardı. Benim hatırladığım 90'larda da, 2000'lerde de sokaktaki vatandaşa sorsanız medyanın yazdığına güveni yoktu ama yine de inanılırdı. 2010'larda sosyal medyayla birlikte yalan haber rutinin bir parçası haline geldi. Bir haberin yalan/yanlış olduğu artık dakikalar içinde anlaşılıyor fakat yalan olduğu bilgisinin yayılma hızı, yalanın kendisi kadar hızlı olamıyor.

Mezeler benden!

Rakı sofralarınızın önemli eşlikçilerinden biri olmaya aday bir lezzet bugünkü konumuz: Girit Ezmesi.

'Bağımsız' dış politika?

Bağımsızlık Türkiye sınırları dışındaki her aktörün konumu gereği düşman olduğunu kabul etmek, “gavura gavur” diyebilmek midir? Ya da “tam bağımsızlık” Türkiye’nin kendisini tek bir ittifak sistemine mahkum etmemesi midir?

Hiç istifini bozmadan, ama hep istifini bozarak...

İstanbul Tepebaşı'ndaki yeni adresinde faaliyete geçen Art ON, bir süredir sanat tarihçi Nihal Elvan Erturan imzasıyla, 'Ta daaaa! Çocuklarla Sanat Tarihi' atölyesi düzenliyor. Etkinlik, beş ilâ 10 yaş arası çocukları, mağara resminden günümüz sanatına uzanan bir zamandizin ile baş başa bırakıyor. 12 kişilik kontenjanlarla programlanan atölye, her cumartesi Art ON Akademi'de hizmet veriyor.

Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi

Bir ülke lime lime edilirken, insanlar yerlerinden olmaya devam ederken, demografik yapı alt üst olurken bu savaşı bitirmek için bütün kanalları zorlamak yerine hala El Kaide ve Kaidevari örgütler üzerinden Suriye’ye karşı yeni operasyon hazırlıkları yapılıyor.

Sonuç iktidar açısından bir zafer değil!

16 Nisan referandum sürecine girerken, zaten 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL'in medya alanında yarattığı olağanüstü yıkım hala sürmekteydi. 150'den fazla haber ajansı, gazete, kanal, radyo ve internet sitesi kapatılmış, 150'den fazla gazeteci gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı.

Sandık lekesi

Kırk Haramiler'in hazinelerle dolu mağarasının içi gibi görünen çeyiz sandıkları, aslında bizi biz yapan kadınların hüzünleri, kahkahaları ve hayalleriyle dolu değil mi? Bu hayallerin kırılan parçaları ara sıra içimize batmıyor mu?

Demek benim dostlarım var dünyada!

"İyi insanlar yok mu?" diye soruyordu kendine: "Dolu. Ama nasıl çekilmişler, nasıl ürkmüşler, nasıl kapanmışlar bir yere?" diyordu. Bu çekilmiş, bu ürkmüş, bu kapanmış insanlarla karşılaştığında ondan mutlusu, umutlusu yoktu, çünkü "insanların ümitlerinin ölmediğini" fısıldıyorlardı kendisine: "Demek benim dünyada dostlarım vardı?"

Bir çare olarak Trump'a tutunmak

Türkiye, Erdoğan ve AKP altında Trump yönetiminin yeni belirlediği Ortadoğu siyasetinde, kendi yarattığı yalıtılmışlık ve yalnızlığı aşmak, buradan iktisadi bazı avantajlar elde etmek amacıyla Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün diğer Körfez ülkeleri ve İsrail ile yakınlığa dayalı İran karşıtı bir eksenin parçası olmayı kabul etti. Çaresizlikten kaynaklanan bu siyaset Türkiye’nin dış politikada yaşadığı sorunlara çözüm getirmeyecek, hatta bazı yeni sorunlar yaratacak.

Psikiyatri'nin tele ile imtihanı

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin telepsikiyatri zorunluluk haline geldi. O yüzden itiraz etmek yerine bu yeni mecranın çerçevesi ve kurallarını belirlemeye ve standartları geliştirmeye çalışmak daha iyi bir fikir gibi.

Kürt payı

İktidar oy çalıyor, hak çalıyor, hukuk çalıyor. Buna mukabil habis bir ur gibi demokratik muhalefetin içine sızmaya çalışan, Türkçü-İslamcı iktidarla dildaş, ama onun elindeki iktidarı ele geçirme gayesinde olan güruh da hakikat hırsızlığına yelteniyor.

Referandum tartışmaları 12: 16 Nisan'da değişenler ve değişmeyenler

Politik beklenti açısından bakıldığında dengeyi bozan değil ama "özgüveni" ve iddiayı zayıflatan, biraz 7 Haziran'a benzer bir durum var. Çünkü, Erdoğan'ın "dosta düşmana" göstermek istediği, bilinen skoru tekrar etmek değildi. Kendi tabanı dışında birilerine de gücünü kabul ettirmek (belki bir kısmına da pes ettirmek) ve dışarıya da "Türkiye benim" demek istedi.

Ahmet coşkusu 1

Uyandığımda hastane beyazı. Bu defa hastane. İnsanlar önce hastaneye sonra morga gider. Ahmet önce morga, sonra hastaneye. Gözümün tam hizasında kel doktor kaygıyla beni izliyor: “Uyandın mı Ahmet?”

Gülfim Abla Köşesi: Akrep burcu kadınına önemli yaz düğünü tavsiyesi: Damat

Koçlar israftan kaçınıyor, yengeçler acele karar veriyor, oğlaklar kendiyle baş başa...

Bu referandum nimettir, çöpe atılmaz!

Her bakımdan irrasyonel, sürdürülemez, evet çıksa evet diyene de yaramayacağı, hatta Erdoğan’a dahi yaramayacağı apaçık bir anayasa bu. Fakat bu referandum tam da bu durum itibarıyla muhakkak yapılmalıdır. Hepimiz için büyük bir fırsattır. Nimettir. Kıymeti bilinmelidir.

Gene Venezuela

Sidor’dan önce Invepal Kâğıt Fabrikası’nı geziyorduk. SEKA kadar kocaman bir fabrikaydı. Artık işçiler yönetiyordu. “Müdürleri de kapıya koyduk, biz işçiler zaten bütün üretimi yapanlarız, onlara ihtiyacımız yok” diyorlardı.

Haftaya 30 Turgut oluyoruz…

Mizah dergilerinin kapanmadığı, şarkıların gönlümüzce söylenebildiği bir çağın özlemini çekiyoruz. Olanlara ve olaylara alışmadığımız, kendi kendimizi sansürlemediğimiz bir döneme ulaşmak istiyoruz.

Neden sosyal haklardan söz edilmez? Kimsesizliğinden mi?

Büyük anayasacı Bülent Tanör’ün May Yayınları’ndan 1978 tarihinde çıkmış eseri; Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar. Bülent Tanör bu eserine sorular sorarak başlıyor. Öyle ya, ‘Sosyal hak nedir?’ sorusunu sormadan olur mu? Öncelikle ne üzerine konuştuğumuzu anlamalıyız değil mi? Bu hakların, diğerlerinden ayırt edici özellikleri nelerdir?

Dış politika nereye?

Avrupa’ya gönülden ve kararlı bir şekilde yönelmeyen aynı anda Arap-İslam dünyasını da elinde bulundurmak isteyen Erdoğan şimdi her ikisinden de olmuş gibi görünüyor. Bundan sonra iki taraf arasında seçim yapmak zorunda kalacak.

Onuncu Yıl Marşı çalıntı mı?

Meseleye bestecilik açısından bakarsak Avrupalı bestecilerin de Türkiyeli bestecilerin de hem ustalarına saygı göstermek, onlara bir selam çakmak, hem de usta işi eserlerin nasıl işlediğini anlamak için ustalardan müzikler ve müzikal fikirler ödünç aldığını söylemek gerekir! Bunun adı çalmak değil, nazire yapmak, ödünç almak ya da alıntı yapmaktır.

AK Parti'de İzmir Marşı

Anayasa referandumunun ardından Meclis'te en kalabalık, coşkulu grup CHP’nindi. AK Parti grubunda Erdoğan sloganları atan gençlerin heyecanını milletvekilleri çok paylaşmadı. MHP ve HDP grubunda ise sakinlik vardı.

Kıbrıs Sorunu için İsviçre’de tarihi zirve

Kıbrıs tarihi İsviçre Zirvesi’ne hazırlanırken, adada iki taraf arasındaki anlayış ve yaklaşım farklılıkları da kendilerini hissettirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz saatlerde iki liderlik yaklaşan zirve ve diğer bazı önemli meseleler hakkında birbirlerine sert tonda mesajlar gönderdiler.

Karayolları holding

Türkiye’nin en büyük şirketi hangisi? 37 milyar TL net satışı ile Botaş mı? Yanılıyorsunuz, Karayolları Genel Müdürlüğü. Yaratmış olduğu 58 milyar TL’lik gelir ile Botaş’tan daha büyük. Karayolları Genel Müdürlüğü bir şirket olsaydı, bir holding olurdu.

Tek adam değil 3 adam

Şenol Güneş, Zeljko Obradoviç ve Giovanni Guidetti. Bu adamlar mücadele ederek oldukları insanlar oldular. Doğru bildikleri için çalıştılar, yılmadılar, haksızlığa da asla boyun eğmediler.

Hırçınlaştırma vekilimi!

Nasipse, Genel Kurul’daki turuncu koltuklar değiştirilince; monoton evlilikleri kurtaran fanteziler gibi, siyasi hayatımız da renklenecek. Hükümet diyecek önce benim koltuklar, muhalefet diyecek benim...

'Durmak yok yola devam' deme sırası muhalefette

Sandıktan çıkan sonuç, siyasi iktidarın, ‘Sokak suçluların yeridir”, “Muhalif olmak terörist olmaktır” söyleminin hükmünü yitirdiğinin ispatıdır. Referandum sandığı bize 2019’daki cumhurbaşkanlığı seçiminin, topluma umut veren bir aday çıkması halinde Erdoğan için hiç de çantada keklik olmayacağını göstermektedir.

Bugün 23 Nisan... Neşe mi doluyor insan?

Bugün, savaşın ortasında yaşayan çocukların bayramı. Uykuları roket, top, bomba sesiyle bölünenlerin. Her duyduğu gürültüde havaya sıçrayan, neden günlerce sokağa çıkamadıklarını bilmeyen (ve annesi yine ağlar diye sormayan) çocukların.

‘Beden ve Ruh’un birleştiği an!

Berlin’den Altın Ayı ile dönen “Beden ve Ruh”; biri ruhen diğeri bedenen ‘engelli’ iki insanın sıra dışı ilişkisini anlatıyor. İstanbul Film Festivali’ne de konuk olan film bugünden itibaren sinemalarda da yerini alıyor.

FETÖ, fikirlerimizi çalmış olabilir mi?

FETÖ taramaları yüzünden işten çıkarılan TÜBİTAK çalışanı sayısının 600’ü bulduğu söylendi. TÜBİTAK’ın iki özelliği var: Öncelikle bir fikir bankası. İkinci olarak, önemli ve ciddi fikirlere hibeye varan teşviklerin yöneticisi ve takipçisi.

Kürtler neden bir türlü İsviçreli olamıyor?

Hayır blokunun temel refleksi Kürt fobisi olan bir kısmı, Kürtlerin toplamda yüzde 60 oranında Hayır dediğini, en yüksek Hayır oranlarının çıktığı on ilin beşinin Kürt nüfusun yaşadığı iller olduğunu filan tümüyle unutmayı tercih ediyor.

Cockburn’ün IŞİD tespitleri

Deneyimli gazeteci Patrick Cockburn’ün 'İslam Devleti’nin Yükselişi: IŞİD ve Yeni Sünni Devrimi' adlı kitabı Türkiye’nin politikalarına yönelik ciddi eleştiriler içeriyor. Bu açıdan Türkiyeli okurun da ilgisini çekecektir.

Her gördüğün parkı şantiye alanı mı sandın!

Şimdi de Maçka Parkı’nı şantiye alanına çevirmek istiyor İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bunun için parkı tahta perdelerle çevirdiler. Yeraltından Kuzey İstanbul’da yoğunlaşan trafiği by-pass etmeyi amaçlayan bir geçici çözümün içine Ortaköy Vadisi’ni talan etme hedefini de eklemişler, Beşiktaş Belediye Başkanı’nın cansiperane desteğiyle ranta koşuyorlar!

Küresel ara rejim

Sermayenin uluslararasılaşmasının farklı evrelerine göre yeniden şekillenen emperyalizm ya da hakim küresel sistem ve onun aktörleri arasındaki güç dengesindeki göreli değişim, 2008 krizinden sonra yeniden alevlenen korumacılık-serbest ticaret tartışmasının arka planında yatan dinamiktir. Bu dinamiğin aldığı güncel biçim ise “küresel ara rejim” olarak tanımlanabilir.

Karşı şeridi tıkamayacaksın

Kimse atı alıp bir yeri geçmedi. Erdoğan hâlihazırda zaten her istediğini yapabiliyor, yaptırabiliyor. Daha bir süre yaptırır. Sokağa dehşet salmaya yönelirlerse, Üsküdar’daki yüzde elli üç, olacak altmış üç; görecekler. Nerede, hangi yılda yaşadığının bile farkında olmayan, fena gaza getirilmiş kitle, şurada burada vurup kırmaya yeter. İktidar olup ekonomisiyle, kültürüyle bir toplum hayatını yönetmeye, yönlendirmeye değil.

Feda'dan Sefa'ya giden yol: Atletico Beşiktaş

Beşiktaşlılar elbette bir sonraki sezon da aynı performansın sergileneceğine dair inançlı. Ancak, bu kadronun seneye de yeterli olacağı düşüncesi yanıltır. Bugüne gelinirken ortaya bir model kondu yönetim tarafından. Şimdi ise başka bir model, bir üst model ortaya konmalı.

Gündelik cinayetler, kuzuların sessizliği ve seyretmenin zalimliği

Hayatta en beceremediğim rollerden biri, seyirci kalmak oldu hep. Günlük yaşamın küçük cehennem sekanslarında hep rengimi belli etmeye, “ezilen”in yanında olmaya, gördüğümü mümkün olduğunca söylemeye çalıştım. Ne kadar faydası oldu, bilmiyorum. Bunun kaybettirebileceği bir şeyi hayatımda zaten istemediğimi biliyorum sadece.

Tamahkârlığı nasıl bilirsiniz ey cemaat?

Bir şeyi çok, ama neden çok isteriz? İstemeyi çoklaştıran, onu kaşıyan dinamikler neler? Her halde bir şeyi çok istememiz, ondan yoksun olmakla, onun eksikliğini hissetmekle ilgili olmalı. Ama ihtiyacımız olan kadarına değil de daha fazlasına yöneliyorsak başka bir eksiklik söz konusu. Asıl onu gidermek peşindeyiz. Ne olabilir bu?