Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Çatalhöyük’ten sonsuzluğa yeni mesajlar var

Pazar, 12 Temmuz, 2020
Çatalhöyük’te bulunan duvarlarda yer alan soyut ve geometrik desenlerin sosyal, mimarî ve estetik mesajları, sanat tarihçi Nazlı Gürlek ve Çatalhöyük’ün yıllarca kazı başkanlığını yapmış olan Prof. Ian Hodder tarafından kaleme alındı. İlgili metin, Cambridge Üniversitesi Yayınevi’nin ‘Yerleşik Hayatın Şafağında Bilinçlilik, Yaratıcılık ve Bireysellik’ isimli kitabında bulunuyor. Gürlek ve Hodder ile, Çatalhöyük’ün sonsuzluğa verdiği yeni mesajları konuştuk. 

Konya’daki Neolitik insanlık mirası Çatalhöyük’ü yıllarca kazan Prof. Ian Hodder’in editörlüğünde, Cambridge Üniversitesi Yayınevi’nce yeni bir çalışma  yayımlandı. Kitapta, Hodder’ın eşi ve sanat tarihçisi, eleştirmen Nazlı Gürlek ile sundukları ‘Çatalhöyük’teki Duvar Resimlerinde Yaratıcılık ve Yenilikler’ başlıklı bölüm üzerine, ikiliyle söyleştik. Hodder ve Gürlek’e göre, buradaki duvarlara bırakılan soyut, geometrik izler sanatın gündelik hayatta ve gayet ‘dokunaklı’ bir sosyal kullanım halinde bugüne iz bıraktığını açıkça ortaya koyuyor. Gürlek’, “Sanat burada, bellek ve tarih oluşturmada aktif rol üstlenmiş; (hem ölü hem yaşayan) insanlar arasında bağlar kurmaya yaramış ve tüm bunları gelişmiş bir ritüel pratiği üzerinden örgütlemiş,” derken, Hodder ise, “Resimlerin, toplumun atalara ve soya gösterdiği vurgunun bir parçası olduğu görülüyor. Bir başka deyişle, ölüler ile kurulan bağın, yaşayan bireyler arasında sosyal ilişkiler kurmadaki rolünün bir parçası,” şeklinde görüş bildiriyor.

Prof. Ian Hodder ve sanat tarihçisi, eleştirmen Nazlı Gürlek

Yaratıcılığın ve mucitliğin Çatalhöyük’teki kullanımı, mimarlık, tasarım ve sanatı tıpkı bu arkeolojik sitenin temsil ettiği kolektif toplum yapısı gibi iç içe geçiriyor denilebilir mi ? Bunu bir sanat tarihçi, eleştirmen ve arkeolog gözüyle, ortak metniniz eşliğinde tekrar yorumlar mısınız?

Ian: Çatalhöyük bu anlamda bir paradoks teşkil ediyor. Bugün bir çok insan, müthiş bir bireysellik ve yaratıcılık çağında yaşamakta olduğumuzu; ve uzak geçmişte toplumların çok daha muhafazakar, sabit ve bütüncül olduğunu söyler. Şüphesiz, Çatalhöyük toplumunun konformist olan bir çok yanı bulunuyor. Örneğin, tüm evlerde, fırın ve ocaklar evin güneyinde; gömüler ve sanat eserleri ise evin kuzeyinde yer alıyor. Bu düzen tüm yerleşimde aynı şekilde tekrarlanıyor. Toplumun temelini, paylaşım esası ve katı bir dizi kural oluşturuyor. Diğer taraftan, ki işte bu da işin paradoksal yanı, her ev de bir diğerinden farklı ve kendine özgü. Örneğin, hayvanlar hiç bir zaman insanlarla birlikte gömülmüyorlar, ama bir evde o şekilde gömülmüşler. Bir başka örnekte, fırınlar asla sanatla dekore edilmiyorlar, ama bir evdeki bir fırın edilmiş. Yani, nasılsa, bu tip segmenter toplumlar, sıkı kurallar ve adetler ile örülü bir çerçeve içinde müthiş bir farklılık ve yaratıcılık sunuyorlar. Bir çok farklı açıdan gözlemlediğimiz gibi, sonuç, bizim toplumlarımıza kıyasen çok daha fazla özgürlük ve yaratıcılık içeriyor. Yazımızda tanımladığımız gibi, geometrik duvar resimlerinde ve tüm yaratıcılık alanında tespit ettiğimiz çeşitlilik bunu örnekliyor.

Çatalhöyük’te kazı yapmanın zorluklarından biri, bu resimlerin mimari düzenekten ayrılmasının güçlüğü. Resimler, duvarların ve platformların bir parçası. Yerinden koparılıp bir müzeye yerleştirilebilecek gibi, duvarda bağımsız duran cisimler değiller. Hem mimariye hem de toplumsal sisteme bütünüyle entegre olmuş vaziyetteler. Örneğin, resimleri ölülerin gömülü olduğu platformların etrafında buluyoruz. Bu, onların, ölüler ile ilişki kurmada kesin bir rol oynadıklarını gösteriyor. Kısacası, evet, mimari, sanat ve tasarımın adamakıllı iç içe geçmiş olduğu doğru.

Nazlı: Ian, girift mimari, sanat ve tasarım ilişkisini bağlam dahilinde mükemmel şekilde özetledi. Ben sanatın bu karmaşık ve sofistike toplum içindeki kritik yerini vurgulamak isterim. Çünkü Çatalhöyük’ün, sanatın toplumsal rolüne dair çarpıcı bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Çatalhöyük, yalnızca evlerden oluşan bir yerleşim. Toplum kendi kendini organize etmiş. Merkezi bir idare binası veya başka herhangi bir kurumsal yapı bulunmuyor. Bu bize, sanatın yalnızca domestik alanda pratik edildiğini ve yine aynı yerde sergilendiğini gösteriyor. Ian’ın açıkladığı gibi, resimler üzerine yapıldıkları platformlar ve o platformların altında gömülü olan ölüler ile ilişki halinde yapılmış. Dolayısıyla, resimler, yalnızca mimari ve tasarım ile değil, atalar ve tarihsel bilgi ile de iç içe geçmiş vaziyette. Arkeolojik kanıtlar, yaşayan toplumsal yapının soy ataları ile yakın bağını ortaya koyuyor. Yani yazımızda sözünü ettiğimiz gibi, sanatın kuşakları kapsayan önemli bir rol oynadığı görülüyor. Sanat burada, bellek ve tarih oluşturmada aktif rol üstlenmiş; (hem ölü hem yaşayan) insanlar arasında bağlar kurmaya yaramış ve tüm bunları gelişmiş bir ritüel pratiği üzerinden örgütlemiş.

Biz sanat düşünürleri için, sanat ve toplum ilişkisi daima geçerliliğini sürdüren, upuzun ve sıkça da gerilimli bir tartışma konusudur. Sanat sanat için midir, toplum için midir sorusu dönüp dolaşır bizi bulur. Çatalhöyük’te sanat kesinlikle insanlar içindir, hatta hem yaşayan hem de ölü olanlar için. Ve bu durum öylesine radikal ki, bu resimleri bugün bile yapıldıkları bağlamdan koparıp müzelerde sergilemeyi çok zor kılıyor.

Motif ve geometrik form kullanımının modern sanat tarihine yaptığı göndermeler size göre neler olabilir? Ayrı ayrı görüş verirseniz çok mutlu olacağım.

Ian: Benim görüşüme göre, Çatalhöyük sanatı üzerine modern terimlerle düşünmek yetersiz kalıyor. Özellikle de temsiliyet bağlamında bu sanat üzerine düşünmek doğru değil. Bahsettiğimiz gibi, Çatalhöyük’teki geometrik resimler ölü gömüleriyle yakın ilişki içinde. Bazı durumlarda, geometrik resimlerin yanında kırmızı el izleri bulunuyor. Bunu, resimlerin ölülere dokunma niyetiyle yapıldığı şeklinde yorumlayabiliriz. Bu modern dünyada alışkın olmadığımız bir perspektif. Müzelerde veya sanat galerilerinde resimlere dokunmamız istenmez.

Nazlı: Katılıyorum. Modern çağ, sanatı yaşamın diğer alanlarından ayrıldığı ve kendini beyaz küpün soyut, steril ortamına kapattığı ölçüde geçerli saydı. En konvansiyonel beyaz küpte sanata dokunamayız. Orada yalnızca görsel algı ile sınırlı bir “katılım” göstermemiz beklenir.

Çatalhöyük resimlerini ise yalnızca görsel aranjmanlar olarak görmek konuyu tamamen ıskalamak olur. Çünkü az önce özetlediğimiz gibi, bu resimlerin toplumsal bir rolü bulunuyor. Malum, bugün bizim anladığımız anlamda bir sanatın düşüncesi dahi söz konusu değildi. Resimler karmaşık ritüeller dahilinde yapıldıkları için yaşamsal deneyime dair güçlü birer süreç izleği niteliğindeler. Süreçsel, belleksel ve yaşamsallar. Bu anlamda, dolaylı olarak da olsa, oldukça bedenseller. Bunu, ölüyle ilişki bağlamında, resimlerin bedensel varoluşun sınırlarını işaretlemesi üzerinden okuyabiliriz.

Modern sanat ise, bedeni çoğunlukla devre dışı bırakır. Sanatın Çatalhöyük’teki gibi dokunulabilir ve süreçsel ve hatta bedensel olması, daha ziyade post-modern zihniyette karşılaştığımız bir durum. Sanat ile yaşamın sınırlarının geçirgenliğinin kabullenildiği modern sonrası dönemde beliren performans sanatı, süreç sanatı, ve hatta terapötik alanlara doğru genişleyen pratikleri örnekleyebiliriz.

Çalışmamızda vardığımız bir başka sonuç ise, resimlerdeki çeşitliliğin, az sayıdaki bir kaç geometrik motifin farklı kombinasyonlarda bir araya getirilip tekrarlanmasından oluştuğunu görmek oldu. Söz konusu motifler temel geometrik formlardan ibaret, yani kare, daire, üçgen, zigzag, spiral ve menderes. Benzer bir yaklaşıma, yaratıcılığın çeşitliliğin farklı kombinasyonlar ile bir araya getirilmesine dayandırıldığı post-modern dönemde tanık olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bunlar son derece serbest yorumlar ve bunları paylaşırken, temkinli olmaya dair şu notu da buraya önemle eklemek isterim. Bu özgürlük ve cesaret, sanatsal yaratıcılığın bugün geldiği noktada neler yapabileceği ve neler olabileceği üzerine çokça kafa yoruyor oluşumdan ileri geliyor. Bu yorumları, Çatalhöyük sanatını bugün bizlerin deneyimleyebilmesini kolaylaştırma niyetiyle getiriyor olsam da, bu türden paralellik aramanın yanıltıcı olabileceğinin de farkındayım. Bu resimler yapıldığı zamanlarda bizim bugün anladığımız şekilde sanata dair hiç bir şey söz konusu değildi. Şartlar bugünkünden tamamen farklıydı. Dolayısıyla, zihnimizin bulmaya çekildiği tüm paralelliklerin, ihtiyatı elden bırakmadan incelikle değerlendirilmesi gerekiyor.

Bölgede pek bilinen anlatımcı ve figüratif duvar resimlerine karşılık, sayısı 100’ü geçen bu biçimlerin, metninizde de vurguladığınız gibi kimi sosyal, tinsel, ekolojik ve psikolojik anlam veya işlevleri de olduğu konusunu bizim için biraz daha açıklar mısınız?  

Söylediğimiz gibi, resimleri yorumlayabilmemiz için elimizdeki en iyi kanıt, ölüler ile ilişki içinde oldukları. Çatalhöyük’ün en iyi bilinen yerleşim dönemlerinde bu böyle. Bu dönemlerde yapılmış bir çok “klasik” binada bu gelişmiş sembolizm örneklerini bulduk. Resimlerin, toplumun atalara ve soya gösterdiği vurgunun bir parçası olduğu görülüyor. Bir başka deyişle, ölüler ile kurulan bağın, yaşayan bireyler arasında sosyal ilişkiler kurmadaki rolünün bir parçası.

Yazımızda bahsettiğimiz bir başka olası yorum ise geometrik formlar arasındaki gerilimin, tek tek evler ile kolektif alan arasındaki gerilim ile benzerlikler taşıdığı.

Direkt bir ekolojik rolden bahsetmek ise güç. Fakat, kozmolojik bir anlama sahip olabilirler, çünkü daima evlerin kuzey ve kuzeydoğu yönünde yer alıyorlar.

Bölgedeki sosyal hiyerarşi ile bu biçimler arasında bir ilişki bulunmakta mıdır? Sözgelimi bu biçimler, adeta kentsel tasarımın büyük ölçekli Google harita görselleri veya uzaydan çekilmiş kent görsellerini de anıştırıyor. Öte yandan bu biçimlerdeki ritim duygusu, üretkenliğe, dolayısıyla ‘ilkel kapitalizm’in ruhuna da gönderme yapıyor. Yoksa buna sosyalist Rus avangardı da diyebilir miyiz?

Nazlı: Bence bunun bir çok yanıtı olabilir. Sanat bağlamında düşünürsek, her türlü yorumu getirebiliriz ve herkes kendi değer sistemi dahilinde kendi yaratıcı yorumunu geliştirebilir. Kısacası, şu anlamda sana katılıyorum: 9000 yıl önce Çatalhöyük’te yapılmış bu yaratıcılık örnekleri öylesine dahiyane ki bugün en güncel ve modern çağrışımlara bile ilham olabiliyorlar. Arkeolojik bağlam ise kanıta ihtiyaç duyuyor.

Ian: Arkeolojik kanıtlara göre, nispeten daha özenli, detaylı ve daha fazla sayıda gömüye sahip olan evlerde yine daha fazla sayıda resme rastlanıyor. Bu, dominant özellikte bazı evlerin varlığını kanıtlıyor, ama burada söz konusu olan bizim bugün bildiğimiz biçimde bir hiyerarşi değil. Ritüelistik alanda geçerli olan bir hiyerarşiden bahsediyoruz. Ritüelleri yöneten liderler ve ritüelistik alanda baskın bir takım figürler var, fakat bu kişiler ekonomik anlamda bir egemenliğe sahip değiller veya üretimi denetimleri altında tutuyor değiller. Genel anlamda Çatalhöyük, sosyal paylaşım esasında temellenen ekonomik olarak eşitlikçi bir toplumdu.

Doğadaki hazır geometrik form kataloğu, Çatalhöyük halkı için bir ilham kaynağı olmuş denebilir mi? 

Ian: Tüm basit geometrik formların doğada bulunabileceği muhtemelen doğru. Ve şüphesiz ki Çatalhöyük’te rastladığımız kimi temaların doğada direkt bir karşılığı var, simetri gibi. Ama herhangi bir olası bağdan bahsetmemizi mümkün kılacak arkeolojik kanıtımız yok.

Nazlı: Ben bu resimlerde, güneş, ay, nehirler ve de bedenler gibi bir çok doğal motif ve döngüden ilham görüyorum ama bu benim sanatsal hayalgücümün ürünü. O insanlara tam olarak nelerin ilham verdiğini zihinlerinin içine giremediğimiz sürece kim bilebilir.

Bu formların info-grafik bir işlevselliği olduğu söylenebilir mi?

Ian: Sanat, en azından öncelikli olarak, temsiliyet veya bilgi alışverişi gibi görevler taşımıyordu.

Metninizden yola çıkarsanız, bu keşif-bilgilerin sizce günümüz ‘sosyal mesafeli’ ve geleceği tekinsiz Dünyasına verebileceği en öncelikli projeksiyon nedir?

Nazlı ve Ian: Çatalhöyük’te yaratıcılık ve keşiflerin topluma entegre ediliş biçimi tamamen kendine özgü bir nitelik taşıyor ve bugün bundan öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyoruz. Alacağımız ders, sanata yaşamı bütünleyici bir rol yükleyebileceğimizdir. Hepimiz gündelik yaşantımız içinde sanata çeşitli derece ve biçimlerde ihtiyaç duyuyoruz. Meselelerimiz çok çeşitli ve tüm bu meselelere dair sanatın üreteceği anlama ihtiyacımız var. Farklılıkları ve kolektif yaşamdaki gerilimleri ele almak olsun veya konformizm içinde yaratıcılık anları yaratmak.

Duygusal meyanda bu formlar bana dayanışma, pratiklik, benzersizliklerin toplaştığı benzerlik hissi, aidiyet ve doku-tekst bilgisi veriyor. Bu formlar aynı anda hem son derece akılcı, ama bir o kadar da ruhani geliyor. Sizin görüşlerinizi alabilir miyiz ?

Ian: Her bir resme, farklı kalıplar ve ritimler görecek şekilde, farklı açılardan bakabiliriz. Bunu yazımızda açıklıyoruz. Yorumun sınırlanmasını önermiyoruz. Bu resimlerin en büyüleyici tarafı bir çok yorum imkanı sunmaları. O yüzden senin vardığın sonuçlar ve böylesi bir bağ kurabilmiş olman bizi heyecanlandırıyor. Arkeologlar bağlamı kurarken, bu gibi resimlerin bugün içinde yaşadığımız dünyaya dair geliştireceğimiz düşüncelere katkıda bulunabilmelerini umar.

Bölgedeki çalışmalar ne aşamada? Gelecek projeleriniz nedir?

Ian: Çatalhöyük’te benim zamanım doldu. Bizim son kazı sezonumuz 2017 idi. O zamandan itibaren kazılar Konya Müzesi ve Ege Üniversitesi’nden Dr Çiler Çilingiroğlu’na devredildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sahaya dair planlarına dair ben bilgi sahibi değilim.

Çatalhöyük’ü okul öncesi ve okul çağındaki çocuklara nasıl bir materyal ve metinle anlatırdınız?

Ian: Çatalhöyük’e dair bir kaç çocuk projesi yapıldı. Benim kazı başkanı olduğum dönemde bir çok çocuk sahayı ziyaret etti ve Gülay Sert’in kendileri için düzenlediği eğitim programlarında yer aldılar. Sert, sahayla ilgili bir kaç çocuk kitabı da yazdı. Ayrıca, Minnesota Bilim Müzesi tarafından derlenmiş harika çevrimiçi kaynaklar bulunuyor.

Lütfen özellikle vurgulamak istediğiniz bir unsur varsa ekler misiniz?

Nazlı ve Ian: Bu söyleşi bizim için çok değerli çünkü bu, tam da bu yayın ile gerçekleştirmeyi dilediğimiz şey. Bu aşamada çalışmamıza dair en büyük dileğimiz, bu müthiş medeniyetin neredeyse tamamen ihmal edilmiş olan bu sanatsal tarafına dair bir tartışmaya yol açabilmesi. Konuya ve çalışmamıza ilgi gösterdiğin ve bizimle birlikte düşündüğün için sana çok teşekkür ederiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI