Mecburen binilen bir vasıta

Pazartesi, 22 Temmuz, 2019
Taksi artık Türkiye’de hızlı, konforlu ve güvenli bir ulaşım biçimi değil; mecburiyetten binilen bir şey. Ama bazen mecburiyet hasıl oluyor ve kavga başlıyor. Yeni belediyemiz biran önce taksi sayısını artırsa ve şoförlere zorunlu eğitim uygulaması getirse önemli bir adım atılmış olur.

Kent hayatımızın bir türlü çözülemeyen meselelerinden biri de taksiler. Son günlerde yine köşe yazılarında, sosyal medyada kent insanının taksi maceraları karşımıza çıkıyor. Siyaset dışı haber bulma sıkıntısı içindeki haber merkezlerinin de kurtarıcısı taksiler. Kılık değiştirmiş bir muhabir için taksilerde usulsüzlük ve kandırmaca, on yıllardır garantili haber. Taksiler sık sık skandallarla gündeme geliyor ama hiçbir şey değişmiyor. Zaman zaman arabalar değişse bile taksiler aynı kalıyor, çünkü onların sahibi olan ve direksiyonuna geçenler aynı. Ve değişmemekten de gayet memnunlar. Zaten değişmeleri için onları zorlayan hiçbir idari, toplumsal ya da ekonomik dinamik de yok.

Otomobil kullanmanın özel bir beceri gerektirdiği eski zamanlarda taksi şoförleri de hem motordan hem insandan anlayan ayrıcalıklı bir esnaf grubuydu. Artık herkesin otomobil kullanabildiği bir zamanda taksi şoförleri çoğu kez yapacak başka bir iş bulamayanlar oluyor ne yazık ki. Taksi şoförlüğü için basit bir belge almak yeterli, hiçbir özel bilgi ya da beceriye sahip olmanız gerekmiyor. Zaten pek çok şoför için bu kalıcı, yıllarca yapmak istedikleri bir meslek değil.

Günlük hayatlarında ne duraklar belli, ne güzergâhlar ne de müşteriler. Yolcuların kalıcı birer müşteriye dönüşmediği için taksiciler, mesleği değil de sadece kendini, geleceği değil de sadece o günü düşünüyor ve ona göre davranıyor. Genel olarak taksi şoförleri müşteriye karşı aldırışsız ve bazen de kaba bir tutum içinde oluyor. Kasaptan, büfeciye hiçbir başka esnafta ya da hizmet aldığınız hiçbir kişi ve kurumda karşılaşmadığınız bir muamele görüyorsunuz taksicilerden. Üstelik, birkaç metreküplük bir alanda baş başa belli bir süre geçirmek gibi zorunlu bir yakınlık kurmak zorunda olduğunuz bir kişi taksi şoförü…

Ak Parti’nin oluşturduğu kültürel atmosferin de bu meselede bir etkisi var sanırım. Türkiye toplumuna sadece kendinden menkul bir özgüven verip, bunu Erdoğan’ın kişiliğinde bir gurur vesilesine dönüştürmeyi siyasete dönüştüren AK Parti’nin derinleştirdiği çatışma kültürünün izleri taksilerin içinde de kendini gösteriyor. Taksi şoförüyle, gedikli taksi müşterisi arasındaki çatışma, alış-verişten kaynaklanan karşılıklı çıkar ve ortaklık duygusundan daha kuvvetli bir hal aldı. Daha kapıyı açar açmaz şoför ile müşterisi arasında beliren bir çatışma ihtimali var ki sırf bu nedenle artık ‘kavga etmemek için’ taksiye binmeyen, her yere mümkün olduğunca ‘arabasıyla gitmeyi’ tercih edenler var. Yine bu ve benzer nedenlerle artık ‘batıda şöyle böyle’ demenin pek anlamı yok. Çünkü Batı, bir süredir özenilen bir hedef değil Türkiye’nin ekseriyeti için. İleriye değil geriye, Batı’ya değil Osmanlı’ya bakmak daha yaygın bir durum.

Taksileri ekonominin kuralları da düzenleyemiyor. Her kentteki taksi plakası sayısı belli. Yerel yönetim yüksek harçlarla dağıttığı bu plakaların sayısını belirli dönemlerde artırıyor. Mesela uzun zamandır İstanbul’da bu sayı artmıyor. Dolayısıyla taksiciler için aslında müşteri garantisi var. Zaten sabah, akşam ya da öğlen ikiyle dört arasında (değişim saati), yağmurlu, karlı havada ya da çok sıcaklarda, okullar açıldığında ya da kapandığında… yani en çok ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda taksi bulamazsınız. Bulduğunuzda da sizi almazsa, hemen arkanızda taksi bekleyen bir başkası vardır. Arz talep dengesinin taksi sahipleri lehine işlediği bu durumda kamu sadece taksimetreyi denetler, belirler. Onun dışındaki tüm ilişkiler, bu dengesizliğin insafına kalır. Bu durumdan da en çok plaka sahipleri yararlanır. Neticede taksi şoförlerinin de bu düzende ağır gündelik kiralar altında yevmiyeyi doğrultmaya çalışan insanlar olduğu ve hırçınlıklarının biraz da bundan beslendiğini teslim edelim. Ama sonunda olan, müşteriye olur. Mevcut taksi sistemine rekabeti getiren Uber’in dayak kötek ortadan kaldırılması da düzenin devam ettirilmesi için tüm taksici esnafının ortak gayretiyle gerçekleşen bir işti. Bana öyle geliyor ki İstanbul’da taksi sorununa bir çözüm getirilmesi için atılacak ilk önemli adım plaka sayısını artırmak olmalı. Daha çok taksi, hiç değilse rekabeti ve belki de müşterinin tekrar ‘veli nimet’ kabul edildiği bir esnaflık anlayışını şehir içi ulaşıma geri getirir.

Fakat tüm bunların gerçekleşme olasılığı epey uzak görünüyor. Kentli orta sınıfların taksilerle ilgili sızlanmaları bitmez; uzun zamandır böyle. Ama ne hikmetse hiçbir zaman bu sorunların çözümüne yönelik önemli bir adım atılmıyor. İstanbul Taksiciler Odası’nın nereden kaynaklandığını anlamadığım bir gücü var. (Başkan Eyüp Aksu’ya adanmış bir internet sitesi var…) Adeta ülkenin en güçlü meslek örgütü; ne istese oluyor… Tüketicinin dertleri ise her daim havada asılı durup bekliyor. Aslında açık ki ülkenin yöneticileri de bir şeylerin yanlış gittiğinin farkında; Uber söz konusu olduğunda hükümet çevrelerinden farklı sesler de yükselmişti… İstanbul Belediyesi, taksileri mali ve dijital sistemin içine çekecek bir uygulama olan i-taksi’yi geliştirdi. İki yıl önce çıkan i-taksi ekranı bugün pek çok arabada ışıklar saçarak duruyor, ama ben onu aktive etmiş, mesela bu sayede kredi kartıyla ödeme alan herhangi bir arabaya denk gelmedim. Her yaz, biraz da turistlerin hatırına polis operasyonları başlıyor, bunlar taksicilere yönelik birer uyarı gibi görünüyor. Bu yılın Haziran ayında ‘Son Durak Operasyonu’ ile polis turizm sezonu açılır açılmaz, turist kazıklamayı adet edinmiş taksicileri hedef aldı. Yüzlerce araca ceza kesildiği açıklandı. Geçen hafta da ‘yurt çapında’ düzenlenen denetimlerle 81 ilde 1550 taksiciye, ‘kısa mesafeye gitmemek’, ‘para üstü vermemek’, ‘müşteri seçmek’ gibi kabahatler nedeniyle ceza kesildiği duyuruldu. Peki bizim gündelik hayatımızda herhangi bir şey değişti mi? Hayır.

Kentin bu en büyük rant alanlarından birini, rant alanı olmaktan çıkartmanın, insanların karşılığında ücret aldıkları bir hizmete dönüştürmenin yolunun geliştirilmesini bekliyoruz. Belki yeni yerel yönetimimiz, buna da el atar. Çatışma ve kavga kültürü, o anlamsız kendi halinden memnun olma hali kısa sürede ortadan kalkmayacak gibi görünüyor. Bu nedenle Taksi sayısının artması ve sürücülere mecburi eğitimler getirilmesi ilk atılacak adımlar olabilir.

Evet taksi artık Türkiye’de hızlı, konforlu ve güvenli bir ulaşım biçimi değil; mecburiyetten binilen bir şey. Ama bazen mecburiyet hasıl oluyor ve birilerinin de bunu gözetmesi gerekiyor.

Ben dediydim linki

YAZARIN DİĞER YAZILARI