Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Neyin var dünya? Boşlukta mısın?

Pazar, 24 Mart, 2019
​Çağdaş Bulgar sanatının verimli temsilcilerinden Krassimir Terziev, 'Unutulmaz Gelecek' manzarasını insanı sarhoş edecek trajikozmik imgelerle vaat ettiği kişisel sergisi ile İstanbul Beyoğlu'ndaki Versus Art Project'te. Akademisyen, küratör ve AICA Türkiye Başkanı Fırat Arapoğlu küratörlüğündeki sergi, 'Dünya(nın) Manzarası'na haiz görsel bir meyhane etkisi veriyor.

​İstanbul Beyoğlu’nda yer alan Versus Art Project, bir süredir kıdemli Bulgar sanatçı ve akademisyen Krassimir Terziev’in kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin yerel seçimlere odaklandığı şu günlerde, yaptığı kozmik seçimlerle özellikle anti-emperyal ve enternasyonal bir kültürel anlatı ve ironik eleştirinin derdine düşen Terziev, Altınbaş Üniversitesi’nden akademisyen ve AİCA Türkiye (www.aicaturkey.org) Başkanı, küratör Fırat Arapoğlu’nun düzenlediği ‘Unutulmaz Gelecek’ isimli sergisinde, desenden fotoğrafa, oradan video ve yerleştirmeye pek çok ‘medyum’un ‘mesaj’ını yüklenip, izleyicinin üzerine boşaltıyor. Neon olarak ilk elde ‘alık alık’, hadi taraf tutalım, melankolik olarak keyifle izlenen ‘Unutulmaz Gelecek’, felsefî bir çelişkinin, bir kinik kilitlenmenin de ifadesi olarak, sergideki yerini almış.

​Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bulgaristan ayağı ile, Bulgaristan Devlet Kültür Enstitüsü’nün katkılarıyla yer alan sergi 13 Nisan’a dek izlenirken, beraberinde Arapoğlu ile Svetlana Kuyumdhizeva’nın metinlerini de içeren Türkçe ve İngilizce bir kitabı da getiriyor. Yapıtları halen Paris Centre Pompidou ve Amsterdam Stedelijk Müzesi gibi kurumların koleksiyonunda yer bulan Terziev, Dünyaya onun yörüngesinden bakmayı seven, Dünyayla göbek bağını koparmış da olsa onunla arasındaki ezelî analık-evlâtlık ilişkisini her daim sorgulayan bir karakter. İnsanlık denen mefhumun günümüzde nasıl güç odaklarınca tekilleştirildiği, pazarlandığı ve belli bir basıncın müsebbibi ve aynı zamanda da mağduru olduğu, sanatçının önemli tartışma alanları arasında başı çekiyor. Teknoloji ve ilerleme denilen şeyin içinin boşluğunu, uzay yarışı üzerinden her defasında türün kendine ispatladığı ‘fetih’ ve ‘işgal’ci doyumsuz karakter üzerinden sınıyor Terziev.

.

​Yapıtları bu yönüyle özellikle küratör Arapoğlu’nun da atıfta bulunduğu gibi, David Harvey’in yanı sıra, John Zerzan, Slavoj Zizek, ama en çok da Jean Baudrillard ve John Ralston Saul gibi karşı küreselleşmeci, sol eğilimli kalemlerin fikirlerinin bedenleşmiş hallerini duyumsatıyor. Sanatçı, ortada herhangi bir darbe, bir ilerleme varsa, başta önce bunun kimin çıkarına olduğunu veya ne ya da kim tarafından bize ‘servis’ edildiğini tartışıyor. Yapıtları, izleyiciyi zaman, mekân ve tarih yanılsamasından mükemmele yakın bir mesafe ile esirgerken, Terziev bir bakıma bu ‘araf’ta oluş halini hem bir arz, hem de talep olarak, izleyiciyle bölüşüyor. Sergide, sanatçının el, göz işçiliği yanı sıra görsel ve dijital ‘teşhir’in uyuşturucu ve unutkan etkisini sınadığı ilginç yapıtları var.

.

​Elektronik iletişim araçları ve dijital televizyon ekranlarına ‘desenlerini kanırtan’ Terziev, bunu yaparken imgenin kalıcılığını, işlevini ve aygıtın değil, bireyin aygıt üzerindeki tahakküm ve maksadını, kapalı cihazların uzayı andırır tıknefes karanlığında tenkit ediyor. Âmiyane tabirle, kendi imgemizle kendimizi nasıl oyaladığımızı, ta Narkissos’tan bu yana ne halt yediğimizi, çehremize bir daha tükürüyor. İmge, bize dokununca yalan yalan dağılıyor bu kez. Biz ona dokunduğumuzda geviş getirip gülmüyor.

​Kültürel Antropoloji üzerine yüksek akademik eğitim de alan Terziev‘in sergide mimarî bellek(sizlik) bakımından Türkiye’yle neredeyse ikiz denebilecek bir çalışması ise, ‘Study for Base and Superstructure’. Türkçeye ‘Süperyapı ve Temel için Etüt’ olarak da çevirebileceğimiz deseninde sanatçı, katır kutur bir toplu konut kat yığını üzerinde türeyen dinî, siyasî ve resmî yapılardan melez bir ‘çatı’yı görselleştiriyor. Türkiye, bu konuda eskinin üzerine ve/veya yeninin üzerine uyduruk birer şapka gibi geçirdiği nice bina ‘anti-modeli’ ile zaten kendini on yıllardır ispatlıyor. Belki de Dünya üzerinde ‘Post modernizm dersine hiç çalışmadan’ sınavı veren tek coğrafya varsa, orası da Türkiye’dir dedirtecek bir desen bu. Gecekondu mantığının, gündüz-kondu da olarak var olabileceğinin kinik bir ispatı.

.

​Sanat tarihinin ezelî hesaplaşma alanı olan boşluk/espas/uzay, yine gözümüzün önünde, Terziev’in sergisinde karanlığıyla, aydınlığıyla, saçmalığı ve trajikomedisiyle bir metafor evreni üretip, duruyor. Örneğin, Dünyaya, kişisel bir uzaydan, ‘başka türlü bakmak’ üzerine keyifli denemeleri arasında, Terziev’in en güzel ‘tuzak’larından biri, sanatçının 2019 tarihli ‘Henüz İsmi Konmamış’ yapıtı. Burada ılık bir palmiye silueti ardında, romantik bir gezegen manzarası sizi bekliyor. İzleyicilere ‘hayatlarının selfie’sini çektirebilecek potansiyeldeki bu manzarayı, yaydığı yabancılaşmanın tadından yenmediği için daha fazla anlatarak tılsımını bozmak istemiyorum.. Bu noktada ancak, Svetlana Kuyumdzhieva’dan bir alıntı yapmak isterim:

​”Uzayı medenîleştirmek, 2008’den beri Terziev için hem sanatsal bir strateji, hem de inceleme alanı olmuştur.(…) Belli bir konuyu anlamını kaybettirene kadar tekrar tekrar işleyen, eserlerinde ise kendini bu denli derin bir araştırma süreci içine adayan başka bir Bulgar sanatçı anımsayamıyorum.”

.

​Keza, Dünyadaki taraflı tarafsız, önyargılı veya önyargısız, içgüdülü veya içgüdüsüz hemen tüm ikilikleri tartışan ‘Apollo Melanist Programı’ isimli ‘duble’ imge çalışması da, yazımızda andığımız ‘araf’ın değerini tespit eden yapıtlardan. NASA uzay programının mihenk taşlarından, Ay keşif programının geride bıraktıklarını da tartışan, ironikbiçimde NASA’nın Ay zaferinin tarihinde, 1969’da dünyaya gelmiş olan Terziev, bu süreçte Apollo isimli uzay araçları ve Kartal isimli kapsüllerle yapılan altı keşifte bırakılan ABD bayraklarının da, ultraviyole ışınlarının yarattığı yıpranma vesilesiyle giderek beyazladığını hatırlatıyor. Beyaz bayrağın bu yönüyle bir nevî teslim, masumiyet anlamını taşıması da, yapıtın vurgusunu daha da lezzetlendiriyor.

​İktidar özneleri ve nesnelerinin işlevlerini alt üst eden eserleri hakkında yazdığı metinde, küratör Arapoğlu şunları aktarıyor: “İmgeler çağındayız ve bu imgeler kavramsal, deneysel ve belgesel yönelimli olarak gruplandırılır ve bu imgeleri, akademik ve analitik bir biçimde ele almak ve üzerlerine görsel-sessel bir biçimde eleştirel yaklaşımlar geliştirmek oldukça önemli. Ancak böyle bir eleştirel yaklaşımla günümüzde sanat, medya ve teknoloji arasındaki etkileşim tam anlamıyla kavranabilir ve Krassimir Terziev, sanatın günümüzdeki farklı ifade olasılıklarını kullanarak, bizleri bir tür zaman yolculuğuna çıkarıyor ve sergi, sanatçının geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkiye dair stratejik yaklaşımlarını ve bu ilişki arasındaki konumunu görünür kılıyor.”

​Versus Art Project’te Gaudenz B Ruf, Reha Gündüz, Seda Gazioğlu, Osman Nuri İyem ve Mehmet Öğüt’ün katkılarıyla düzenlenen sergi, ‘Dünya(nın) Manzarası’na haiz trajiko(z)mik bir meyhane etkisi veriyor. Kafayı hem kaybedip hem de bulacağınız bu imge sofrasına rezervasyon yaptırmak için, “NASA yani?” demeniz ve Dünyaya yeterince yabancılaşmanız, yeterli…

​Bilgi: https://www.versusartproject.com/futureunforgettable

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI