YAZARLAR

Aklına mukayyet ol kardeşim! 

Suriye’den Libya’ya, Somali’den Katar’a, Karabağ’dan Afganistan’a kadar her yere gitmeye hazır. Gönül coğrafyası geniş. Fakat ucu kendine dokunduğu için Türkiye’deki felaket coğrafyası nasipsiz, öteki! 

Aklımıza mukayyet olamayacak günlerdeyiz.  

Beynimiz yandı; ülkeye çökenlerden, mafyoz yönetimden, kibirden, bencillikten, cehaletten, iş bilmezlikten, kayıtsızlıktan.
Kalbimiz yoruldu; ırkçılıktan, nefret söyleminden, ötekileştirmeden, hoyratlıktan, kötülüğün bin tonundan.
Şimdi ciğerlerimiz yanıyor; ormanlar bütün bir ekolojik sistemiyle, ağacıyla, bitki örtüsüyle, hayvanlarıyla, canlılarıyla yok oluyor.
İtibar için şahsına 13 uçağı bağlamış ama orman yangınlarına karşı devletin 1 uçağının bile olmayışına bahane diziyor; mal varlığına çöktükleri Türk Hava Kurumu’nun (THK) uçaklarını çürümeye bırakmış olmalarının gerekçelerini dillendiriyor.  

Kendinden başka herkes suçlu. Aklımıza mukayyet olmak için üç beş insanın varlığına sığınıyoruz; kendini parçalayanların içindeki iyiliğe, alevlerle savaşan itfaiye erlerinin ölümsüzlüğüne.
İtalya, Yunanistan ve Türkiye aynı coğrafi kuşakta yer alıyor. Dün İtalya’da 299, Yunanistan’da 58 yerde orman yangını vardı. Türkiye’nin son birkaç günde gördüğü yangın sayısı 112. Yunanistan topraklarının büyüklüğü Türkiye’nin altıda biri. Yunanistan’ın yangın söndürme uçaklarının sayısı 39, Türkiye’ninki sıfır. Herkesin kalbine bıçak gibi saplandı bu gerçek.
Her şeyin yanıtı var. Mesela diyor ki “Uçak konusundaki sıkıntıların temeli uzun yıllardır bu görevi yürüten THK'nin filosunu yenileyememiş olmasıdır.”  

Ama itibar için bütçeyi kemiren saraylar yaptırıyor, kışlığı ayrı, yazlığı ayrı. Bunun için bütçe var. İstanbul’da Osmanlı padişahlarını mağrur eylemiş saray ve köşkler de kendisine yetmiyor!
Nasıl olsa tebaa suskun, tebaa mutmain! Kafalarına fırlattığı çay poşetleri körelmelerine kâfi! İhtişam merakı dışarıya da taşıyor. Kıbrıslılara rağmen Kıbrıs’a ihtiyaç dışı, lüzumsuz saray yaptırmaya kalkıyor.
Bütün bu felaketler kaynakların yetersizliğinden değil, ülkenin bütün zenginliklerine ganimet gözüyle baktıklarından. Rant bağlantısı yoksa önlem de yok, yatırım da. Rant bağlantısı da korumayı değil ormansızlaştırmayı emrediyor.  

***

Devlet devletlik taslarken büyük, yüce, muktedir. Lakin köylünün suyuna, vadisine, ormanına gelince küçülüyor, gaddarlaşıyor. “THY Afrika’da 58 noktaya uçuyor" diye böbürleniyor. Aile işi İHA ve SİHA’ları gururla pazardan pazara sürüyor. Geçenlerde “İHA, SİHA ve TİHA üretiminde artık dünyanın üçüncü dördüncü ülkesiyiz” diyordu. Suriye’de, Libya’da, Karabağ’daki askeri maceralardan “büyük devlet” efsanesi çıkartıyor. Irak Kürdistan’ı dağlarını 7/24 dikizliyor, onlarca uçakla gece gündüz operasyon yapıyor. Bir ara 2023’te yerli uçağın gökyüzünde olacağını da müjdeliyordu. Şimdi tebaasına “Nefesinizi tutun, Ay’a gitmeye ramak kaldı” diyor. Ama muhteşem Süleyman’ın ormanlarını kollayacak, koruyacak, kurtaracak bir tek uçağı yok!  

Küresel yangın haritası alev alev. Türkiye depremde olduğu gibi yangın kuşağında. Küresel ısınmayla ciddiyeti artan bu krize yönelik yıllardır hazırlık yok. Aksine doğa düşmanı bütün projelerin jet hızıyla hayat bulduğu bir doyumsuzluk ve gözü dönmüşlük hüküm sürüyor. Laf çok, önlem yok! Hilafetteki kesintiden dolayı kurucu iradeyle ilişkilendirdiği ne kadar kurum varsa sistematik olarak içini boşaltıp çökertiyor. THK bunların başında geliyor. 34 milyon verip yenilemedikleri THK uçaklarının yerine kiralık Rus uçaklarına 2 yıldır 287 milyon TL ödüyor.
Siyasetteki lanet dizaynı sürdürmek için komplo üretmekten de geri durmuyorlar. İktidarın kimi aparatları yangından Kürtlere karşı ırkçı nefret devşiriyor; milliyetçi-mukaddesatçı- İslamcı koalisyonun motoruna alev taşıyor. Tımarhanede bir tiyatro! Dalkavuğuna, çetesine, rantçısına şenlik, geri kalanına kâbus. 

***

20 yıldır dünya aleme bir hikaye satıyor: Lider ülke, İslam dünyasının öncüsü, ümmetin sesi. Kosova ve Bosna’dan başlayıp Kudüs’ten Şam’a, Bağdat’tan Kabil’e varan bir sahiplenme anlatısı. Büyük hami! İlan edilmemiş bir nevi halifelik iddiası. Karşılıksız tabii! Üç beş İslamcıdan gayrı kimsenin umursadığı yok! Sınırların ötesine taşan bir heyula; gürültüsü bol altı boş, emre amade kadrolar kifayetsiz, söylemler gerçeklikten kopuk. Ülkeyi mülteci havuzuna çeviren teşvik ve diskur da bu hastalıklı mantığın ürünü değil mi? Halifenin toprakları herkese açık ya! Ama sığınanı sahipleniyor gibi yapıp ha bire tepelemek, aşağılamak, ırkçılığa maruz bırakmak, her daim ucuz iş gücüne dönüştürmek, Avrupa’ya karşı şantaj olarak kullanmak ve bundan para koparmak serbest; hepsi de halifenin kitabına sığıyor! Küresel efendileriyle birlikte el attıkları coğrafyalarda elde kalan tek şey istikrarsızlık ve düzensiz göç.
Bir kötülük ağı kuruldu; ahtapot gibi kolları sağa sola uzanan. Bu örgütlü kötülüğün çakıldığı yerde kendini yenileyen ve manevra alanı bulan bir tarafı da var. Maharet mi demeli, şeytanlık mı, yoksa cambazlık mı? İşte Kabil havaalanının koruma ve işletmesine talip olmak da bunlardan birisi. Teklif tutarsa Libya müdahalesinde olduğu gibi mayın eşeği olarak Özgür Suriye Ordusu’ndan milis devşirecek. Bu milisler için yandaş özel güvenlik şirketlerinin hesabına müttefiklerden ödenek çıkartacak. Bu arada Suriyeliler için yaptığı sığınmacı anlaşmasının bir benzerini Afganlar için yapacak. ABD ve AB ile kurulan bu ahlaksız ilişkiler tek adamın bekasının teminatı olacak. Türkiye’ye işgalci muamelesi yapacağını tekrarlayan Taliban’la dini inanç bakımından aralarında sorun olmadığını söyleyecek kadar da Kabil misyonu için iştahlı olduğunu açık ediyor. 20 yıl boyunca Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) ve Kararlı Destek Gücü şemsiyesi altında Amerikan işgaline eşlik edip şimdi de yine NATO adına yeni bir misyonla Türkiye’yi çatışmaların parçasına dönüştürmeye çalışırken "Bütün bu emperyal güçler karşısında Afgan kardeşlerimizin yanında yer aldık” diyebiliyor.

***

Suriye’den Libya’ya, Somali’den Katar’a, Karabağ’dan Afganistan’a kadar her yere gitmeye hazır. Gönül coğrafyası geniş. Fakat ucu kendine dokunduğu için Türkiye’deki felaket coğrafyası nasipsiz, öteki! Başka coğrafyalar üzerine zımbalanmış hayal dünyasının gerçek ve ölçülebilir sonuçları olduğu da sanılmasın. Türkiye yıllardır kapasitesini takıntılı hevesler için tüketiyor. İçerdeki yangında sırtını kurutuyor, dışarda yangın yeri arıyor.
Aklına mukayyet ol kardeşim! 


Fehim Taştekin Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.