Evetçi Kürtler

Pazartesi, 10 Nisan, 2017
Şu an iktidarın, başta Demirtaş olmak üzere suskunluk sarmalını büyük bir cesaretle yaranları derdest etmesinin sebebi, ezilenleri sahipsizlik ve yalnızlık duygusuna hapsetmektir. Yalnızlar sessiz, kahir ekseriyeti de “uyumludur"... Peki Nate Shaw gibi yaşamak isteyenleri “Tercihleriyle” baş başa mı bırakmalı?

 

16 Nisan’da sandığa gidip “Evet”e “Tercih” mührü basacak bazı Kürtler de var. Kürtler içindeki “Evetçiler”, üzerinde düşünülmeyi hak ediyor. Zira referanduma sunulacak olan paketin bizatihi kendisi Kürt karşıtlığı üzerinden şekillendi.

Fakat Vanlı bir öğretmen anlatıyor: “Kimi ‘evet’çi Kürtler referandumdan ne çıkarsa çıksın onlar için bir şey değişmeyeceğini söylüyor.” Devam ediyor: “Bir kısmı da ‘hayır’ çıkarsa, acısının yine Kürtlerden çıkarılmasından korkuyor.” Ve bir kısmı da “Erdoğan başkan olursa, Kürtlerin sorununu daha büyük cesaretle çözmeye girişir diye düşünüyor.” Geri kalanlar da, “Son iki yıldaki yıkımdan dolayı HDP’ye tepkili. O yüzden de gidip Evet diyecek.” Bir de Erdoğan’ın başkan olması halinde Barzani’nin Kürdistan ilanının mümkün hale geleceğini düşünenler varmış.

Son “bahaneyle” başlayalım: Barzani’nin Türkiye’ye gelişi sırasında göndere Kürdistan bayrağının çekilmesi, Erdoğan’ı ayakta tutan Türkçü cenahın tepkisine sebep olmuştu. Erdoğan da o tepkiye yanıtı, bırakın Türkiye’de, ta Kerkük’te göndere Kürdistan bayrağının çekilmesi üzerine verdi:  “Hemen o bayraklarınızı indirin. Sadece Irak milli bayrağıyla orada yola devam edin. Yoksa şu anda geldiğiniz noktadan kusura bakmayın, geri adım atmaya mecbur kalırsınız.” Devlet Bahçeli de ortağına bu tepkisinden ötürü teşekkür etmekten geri durmadı. 

Peki, “Evetçi” Kürtlerin “Tercih”lerine gerekçe olarak sundukları diğer varsayımlar asli mi? Bu sorunun yanıtını vermeleri gerekiyor. Çünkü “Evet”i dayatan iktidarın Kürtler lehine tek bir vaadi yok ortada.

Keza son iki yıldaki yıkımın mimarları da belli. Hadi diyelim ki, o yıkımın müsebbibi Kürt hareketi. Peki, “Evet” o yıkımın telafisi anlamına mı gelecek? “Başkan”, “madem ‘evet’ dediniz, o halde buyrun size temel haklarınız” mı diyecek?

Sandıktan “Hayır” değil ancak “Evet” çıkarsa Kürtlere karşı büyük bir sindirme politikasının devreye konacağını, merkeziyetçiliğin de merkeziyetçisi bir yönetim öngören anayasa değişiklik paketinin içeriği ve “Evet” propagandasındaki tekçi-milliyetçi söylem kadar net ortaya koyan başka bir izahat var mı, yok.

YALANIN KALKANI

O halde “Evetçi” Kürtler neden böyle bir “Tercih”e başvuruyor?

Ian Leslie, Doğuştan Yalancı kitabında çeşitli deneylere dayanarak şu sonuca varır: “Aldatma güçlerimizi aslında doğuştan itibaren uygulamaya başlarız. Bebekler bile bazen numara yapmış gibi gözükür.” Peki çocuklar neden yalan söyleme ihtiyacı duyar? Leslie’ye göre “kendini koruma veya bir ihlâli gizleme” amacıyla: “İki ve dört yaş arasında söylenenler, genellikle kendini koruma amaçlı, sıradan yalanlardır. Genellikle cezadan kurtulma ya da Darwin’in çocuğunda olduğu gibi küçük bir ihlali gizleme amaçlı söyleniyorlar.”

Gültan Kışanak, Express’in 132. sayısı için (Ocak 2013) yaptığımız söyleşide 12 Eylül dönemindeki mücadelelerine karşı çıkan yengesinin annesinden söz etmişti: “Bizi ne zaman görse, ‘yavrum, yapmayın etmeyin, bunlar gene bizi kıracaklar’ derdi. Dersim katliamından 7-8 yaşlarındayken kurtulmuş. Daha o yaşta alıp götürmüşler, katliama ortak olanlardan biriyle evlendirmişler. Çocuk olduğu halde, evlendirildiği adamı, o köyü ‘bunlar ailemi katledenlerdir’ diye algılamış, 13-14 yaşına geldiğinde köyden kaçmış. Bildiği tek şey, kirvelerinin bulunduğu bir köyün ismi. Günlerce yalınayak yürüyerek sora sora bulmuş ve kendini kurtarmış. İşte o kadın bizi ne zaman görse, adeta yalvarırdı: ’N’olur bir şey yapmayın, bizi bitirecekler…”

Canını zor kurtarmış bir kadının, devlete itiraz eden gençlere “Yapmayın, bizi bitirecekler” telkininin analizi birbirinden farklı kuramlar arasında gidip gelmeyi gerektirir.

UYUMSUZLUĞUN BEDELİ

Geçenlerde özel bir anaokulunda psikolog olarak görev yapan genç bir adam, velileri teskin etmek için akranlar arası şiddeti önlemekte kullandıkları “eşsiz” yöntemi aktarıyordu: “Çocuklara, birine kötü davranan, uyumsuzluk yapan akranlarına karşı örgütlenmeyi, ona karşı ortak tutum almayı öğretiyoruz. Bir süre sonra hiçbir çocuk, herkesin öfkesini kazanacak bir pozisyona düşmeyi göze alamıyor. Böylece aralarındaki uyumu sağlıyoruz. Bu yöntemin çok başarılı olduğunu gördük.”

Uyumsuz görünmenin, o şekilde yaftalanmanın bedelini göze alamayan çocukların ilerleyen yaşlarda egemen olanla nasıl ve neden bir uyum içinde olmayı “tercih” ettiğini tahmin etmek güç değil. Genç psikolog aslında yeni bir yöntem keşfetmiş değil. Bu, devletin veya egemen olanın çok klasik bir tahakküm yönteminin çocuk “eğitimine” uyarlanmış sinsi bir versiyonundan başka bir şey değil.

YALNIZIN SESSİZLİĞİ

Alman siyaset bilimci Elisabeth Noelle-Neumann’ın geliştirdiği Suskunluk Sarmalı kuramı tam da bu “uyum” meselesine odaklanır. Neumann, Suskunluk Sarmalı’nı ancak çoğunluğun kabul görmeyeceği görüşleri dışlanma-hedef haline gelme pahasına dillendirenlerin yarabileceğinin altını çizer. Üstelik bu sarmal bir kez yarıldı mı, farklı fikirleri dile getirmekten korkan “kararsızların” hızla cesaret kazanıp o yarıktan çıkmaya başladığını da aktarır. Türkiye bunu 7 Haziran öncesinde yaşadı. Cesaretin bulaşma hızını hep beraber deneyimledik.

Nitekim Selahattin Demirtaş’ın Express dergisi için yaptığımız söyleşideki “korku bulaşıcıysa cesaret de bulaşıcıdır” sözünün Suskunluk Sarmalı gibi muazzam bir kurama dayandığının altını çizmek gerekir.

Şu an iktidarın, başta Demirtaş olmak üzere suskunluk sarmalını büyük bir cesaretle yaranları derdest etmesinin sebebi, ezilenleri sahipsizlik ve yalnızlık duygusuna hapsetmektir. Yalnızlar sessiz, kahir ekseriyeti de “uyumludur”. Bu sessizlik, başka bir yalnız veya birtakım yalnızlar çıkıp yalnızlığın korkusunu alt edene kadar devam eder. Kürtlerin her isyanı böyle başlamıştır.

Örneğin 22 Temmuz 1969’da, TİP’in Şanlıurfa-Hilvan mitingi sırasında açılan “Em tîne, Em Bîrçine, Bê kes û Bê Xwedîne” (“Susuz, Aç, Yalnız ve Sahipsiziz”) yazılı pankartında Kürtler, yalnızlıklarını ilan ederek o yalnızlığı yarmaya başlamışlardı.

Şu anda Kürt hareketinin öncü kadrolarının hapiste olması, iktidarın ezilenlere yönelik bir hatırlatmasından ibaret. “Yalnız ve sahipsizsiniz” mesajı bu. Ne yazık ki Kürtlerin bir kısmı bu mesajı, iktidarın arzuladığı biçimde alıyor. Sorumuzu tekrar edelim: Peki ama neden?

EZİLENİN KORKAKLIĞI

J.C. Scott, Tahakküm ve Direniş Sanatları kitabında siyah bir ortakçı olan Alabamalı Nate Shaw’den şu çarpıcı aktarımı yapıyor:

“Beyazlarla hoş bir şekilde şakalaştım. Bazen aptal gibi görünmek zorundaydım –çok ileri gitmemek ve benim neyi bildiğimi bilmelerine izin vermemek zorundaydım; çünkü buna çok öfkeleniyorlardı. İdare etmek için birçok durumda alttan almak ve çenemi kapatmak durumundaydım, ben de böyle yaptım –hiçbir şey anlamıyorlardı, orası kesin… Ve çoğu zaman bir şey istemek için kapılarına gidebiliyor ve istediğimi elde edebiliyordum… Onlara boyun eğerseniz, karşılaştığınızda iyi davranırsanız, size karşı söyledikleri konusunda onları sorgulamazsanız, sizi iyi bilirler. Haklarınız ve karşılaştığınız kötü muamele için bağırmaya başladığınızda, sizi öldürürler.”

Alıntıyı Theodore Rosengarten’ın All God’s Dangers: The Life of Nate Shaw kitabından aktaran Scott, şu dipnotu düşüyor: “Nate Shaw kriz sırasında Alabama Ortakçılar Birliği’ne katıldı ve hayvanlarına şerifler tarafından el konulan –aynı zamanda bir birlik üyesi olan– bir komşusunu savunmak için silahını kullandı. On yıldan uzun bir süre hapishanede kaldı; cezası bitene kadar orada yaşamak zorunda olması sürekli uyumluluğu ve öz denetimi gerektiriyordu. Hapishanenin şiddet dolu dünyasında da, masum bir tavır başarılı bir saldırının en etkili aracı olabilir. Jack Henry Abbot’un yazdığı gibi: ‘Onu gülümseyerek hareketsizleştirmeyi öğreniyorsunuz. Onu dostlukla silahsız bırakıyorsunuz. Böylelikle, birine içinizden öfke duyarken, bunu gizlemeyi, gülümsemeyi ya da korkak görünmeyi öğreniyorsunuz. (In the Belly of the Beast)”

Korkak görünmeyi öğrenenler, yalnızlıklarını ve sahipsizliklerini kabullenmiş olanlardır. O yüzden de egemenle uyum içinde görünmeyi “Tercih” eder, direnişten vazgeçerler. Peki bu “Tercih” onları kurtarır mı? Nate Shaw’ınki gibi bir kurtuluş elbette ihtimal dahilinde. Shaw gibi suskunluk sarmalında “uyumlu” görünenlere, hakları ve karşılaştıkları kötü muamele için bağırmayanlara yaşam hakkı bahşedilebilir. Ama hepsi bu.

Peki Nate Shaw gibi yaşamak isteyenleri “Tercihleriyle” baş başa mı bırakmalı? Hayır! Çünkü onların “Tercihini” hedef haline gelme, gazaba uğrama korkusu besliyor. O halde onların bu korkuyla başedebilmeleri ve “rasyonaliteye” gelmeleri için “Hayır” diyenlerin daha yüksek sesle bağırması gerekiyor. Çünkü “Evetçi” Kürtlerin gazaba uğrama korkusunu ancak “Hayırcıların” cesareti yenebilir.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI