Beyrut'ta patlayan ne?

Perşembe, 13 Ağustos, 2020
Beyrut savaşa ve patlamalara alışık bir kent. Böyle yerlerde savaşın yıkımı sadece doğrudan, havada şarapnel parçalarının bedeninize çarpması ya da manalı manasız bir merminin sessizce vücudunuza saplanmasıyla olmuyor. Savaş, yaşam terazisinin en ağır çeken tarafında, bütünüyle hayatı değiştiriyor.

Bir şarkı dinleterek başlıyordum mutlaka, üniversitede ders verirken, her zaman. Dünyanın her yerinde, dünyanın her tarafından ve hemen, o gün getirdiğim şeyi dağıtıyordum. Avrupa ülkelerini olduklarından çok büyük, Afrika ülkelerini olduklarından çok küçük göstermeyen, gerçek haritalar mesela ya da tohum patentini elinde tutarken hissetsinler diye mısır taneleri veya bazen bir kitaptan çok daha fazla şeyi anlatabilen bir çizgi roman sayfası filan.

Bu dağıttıklarım arasında her zaman bulunan bir de ‘Beyrut fotoğrafları’ vardı. Bir kitapta görmüştüm. 1960’ların ikinci yarısında, her yıl hazırlanan turizm rehberi için, havadan çekilmiş fotoğraflardı bunlar. Beyrut bir turizm merkeziydi o zaman ve Doğu’nun Paris’iydi, o günlerin moda deyimiyle. İç savaş başlayınca ne turizm merkezliği kaldı ne de rehberi tabii ki. Savaş sırasında arada stüdyosuna uğrayan fotoğrafçı, bazı resimlerin asitlendiğini gördü. Asitlenen fotoğraflar parça parça yok oluyordu, Beyrut gibi. O da sonra bunu fotoğraflar üzerinde, kendi yaptı. Kentin neresini savaş yok ediyorsa, oraya asit döküyor, yok ediyordu. Beyrut yıkılıyordu fotoğraf kartlarında ve gerçekte….

Beyrut savaşa ve patlamalara alışık bir kent. Böyle yerlerde savaşın yıkımı sadece doğrudan, havada şarapnel parçalarının bedeninize çarpması ya da manalı manasız bir merminin sessizce vücudunuza saplanmasıyla olmuyor. Savaş, yaşam terazisinin en ağır çeken tarafında, bütünüyle hayatı değiştiriyor. Bu yüzden savaş ekonomileri, klasik teorilerle pek anlaşılabilir yürümüyor aslında. Mesela Beyrut’ta ekonomi, bana her zaman, bir şekilde kırılmaya ve yıkılmaya hazır, hatta -size garip gelebilir- buna ihtiyacı olarak var olarak yürüyor. Bu, halkın savaş istediği anlamına gelmiyor ama yıkımın ortaya çıkardığı iktidarlar, yine bu ekonomiden, yeniden inşa edilmesinden, savaşın ve patlamanın doğurduğu palazlanmadan yeniden doğuyor.

-Bir kelime oyunu yapmak istersek, duygusal (!) olarak ‘kötücül’ ekonomi, iktisadi olarak ‘iyi’ bir ekonomi doğuruyor.-

Bu nedenle mesela her ekonominin, yaramaz ve sözde istenmeyen çocuğu ‘yolsuzluk’, Lübnan’da bir ekonomik sektör, hatta ekonominin temel dinamiği olarak, oyunda yerini alıyor ve Beyrut öyle bir kent ki, bir ipin üstünde iki, üç, dört cambaz, beş politik örgüt, on yedi devlet filan cirit atıyor.

Bu yüzden Beyrut sokaklarında gezmek, bir yandan betonun içine gömülmüş, abartılmış ‘ne kadar eğleniyoruz’ duygusu ile onları inşa eden, göçmen işçilerin en yoksulları arasında uçurumlardan ibaret. Kentin -bu sefer sosyolojik- bir hava fotoğrafı çekildiğinde, asitlenmemiş yer de pek kalmış değil.

Şimdi, bu son patlamadan sonra, büyük bir asit lekesi daha düşecek Beyrut üstüne.

Ve bundan semirecek, bir sürü parazit, ölümü kemiren…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI