Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Ciğeri kediye, demokrasiyi polise emanet edeceksin

Cuma, 31 Temmuz, 2020
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Hatay Barosu Başkanı’nı suçlayan açıklaması, sadece hukuksuzluğun polis teşkilatının en tepesinde savunulması anlamına gelmiyor. Emri veren orası tabii savunacak. Açıklamaya bakarsak Türkiye’de hukukun sadece iki dayanağı var: Biri İçişleri Bakanı. Biri polisi “demokrasinin teminatı” mertebesine yükselten cumhurbaşkanı.

Bıkmadın mı be adam diyeceksiniz. Haklısınız, bıktırıcı. Ne var ki sistematik hak ihlallerinin, ihlal eden için “doğal hak” haline gelmesine itirazı hiç kesmemek lazım. Olağanlaşmış olağanüstü işler şaşırtmıyor tamam, alıştık tamam, ama alışmamak lazım. Şaşırmak lazım. Sadece ölüler şaşırmaz. Hak ihlallerine alışmak, normal zannetmek “sivil ölüm”ün bir türü aslında. Baro Başkanı Ekrem Dönmez, yürütmenin-idarenin rutin hale getirdiği bir hukuksuzluğa şaşkınlık içinde itiraz yolunu seçmekle, yurttaşı sivil ölü haline getirmeyi arzulayan makinenin işleyişini bir kere daha deşifre ederek, şaşırmanın ne kadar gerekli ve önemli olduğunu ortaya koydu. Yurttaş olarak teşekkürü, avukat olarak tebriği hak ediyor.

Hatay Baro Başkanı’na yönelik hukuksuz saldırıdan sonra sesini duyduğumuz resmi makamlar, hukuksuzluğun yeni sistemin temeli olduğunu bir daha ortaya koydu. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün açıklaması sadece basit bir bürokratik savunma olmanın çok ötesine gidiyordu. Az yakından bakalım.

İÇİŞLERİ BAKANI OLUR DEMİŞSE OLUR O ZAMAN

Başlayalım:

Açıklamanın en kritik iki yerinden biri, asıl meseleye girilen ikinci paragrafın ilk cümlesi: “İçişleri Bakanımızın olurlarıyla vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı huzur ve güven ortamında geçirmesini sağlamak…”

Cümleyi tamamlamaya gerek yok, Emniyet Genel Müdürlüğü, personelinin elinden çıkan hukuksuzluğun münferit değil sıralı sicil hiyerarşisi içinde alınmış bir karar gereği olduğunu ilan ediyor öncelikle. “Haklılığını” içişleri teşkilatı piramidinin en tepesindeki bakanın talimatına (oluruna) bağlıyor. İçişleri Bakanı “olur” demişse, akan sular durmasa bile yurttaş yolda, belde, evde, lokantada durmak zorunda. Durdurmak için -eskiden de var olan ama 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bir polisiye uygulama olmaktan çok bir askeri harekat görünümüne bürünen “Türkiye Huzur Güven Uygulaması” yapıldığını açıklıyor Emniyet. “Hep yapıyoruz” diyor. Bu şekilde bir operasyonun aslen bir hukuki operasyon olarak tanımlanması imkansız, yüzbinlerce kişiyi birkaç saatte “tedbir” ya da “önleme” durdurması/araması işleminden geçirmenin hukuki hiçbir dayanağı yok. Dahası bir Anayasa ihlali bu. Eskiden huzur operasyonları için mahkemelerden, yine hukuka aykırı biçimde geniş yetkiler alınırdı, anlaşılan artık buna da ihtiyaç duymuyorlar, duysalar Emniyet açıklamasında yer verilirdi. Açıklamada, bu işin rutin olduğu ve bir kasıt bulunmadığı da vurgulanıyor, bütün metne.

KANUNLARIN ANLAMINI TERSİNE ÇEVİRMEK

Sonra “bilindiği üzere” klişesiyle PVSK’nın 4/A ve 5 maddelerine atıfta bulunuyor. Oradan da toptan bir hüküm çıkarıyor: Herkes, “kimliği ibraz etmek zorundadır.” Sonra Anayasa’yı hatırlıyor, 10’uncu madde: “Herkes kanun önünde eşittir.” Sonuç? Hatay Baro Başkanı kimliğini göstermedi, suç işledi.

Başvurulan maddelerde yazan ama burada zikredilmeyen öğeler var:

Kimlik sormak için makul sebep gösterme mecburiyeti.

Bunu, “süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde” yapmamak.

Ve

Durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirmek…

Açıklama, hukuki açık gerçeği gizleme amacını taşımıyor sadece, anti-hukuk mantığıyla terse çevirmeyi de içeriyor; örneğin: Açıklamada, işlemin “rutin olduğu, bir kasıt içermediği” vurgulanıyor ya, işte yukarıdaki ilkeler tam tersi olması gerektiğini söylüyor: Bir kastınız olmalı, süreklilik arz edecek, fiili durum yaratacak şekilde olmamalı. Rutine bağlayamazsınız.

Toparlayalım: Makul bir sebebiniz yoksa, durdurma sebebini bildirmiyorsanız, durmadan, fiili olarak, önünüze gelene kimlik soruyorsanız, size kimliğini göstermeyebilir. Sizin talimatla icat ettiğiniz “rutin” hukuku da yurttaşı da bağlamaz. Hatay Baro Başkanı da bunu yaptı sadece: Kimliğimi niye istiyorsunuz? Dayanak-sebep ne? Kastınız ne?

Emniyet Genel Müdürlüğü açıklaması, sadece hukuksuz iş yapan personelini korumayı amaçlamıyor, emri veren o tabii ki kendi hukuksuzluğunu savunacak; fakat açıklama aynı zamanda bu hukuksuzlukların oturduğu siyasal-hukuksal çerçeveyi de hem gösteriyor hem ilan ediyor. Fakat oraya geçmeden önce açıklamadaki bir noktaya daha dikkat çekelim:

“Sosyal medyaya yansıyan görüntülere göre polislerimizin mevzuata, terbiye ve nezaket kurallarına uygun olarak görevlerini ifa ettikleri…”

Mevzuata uymadığı açık. Terbiye ve nezaket kuralları meselesinde iki boyut ve iki eşik var: Birincisi, elbette terbiyesizlik ve kabalık kurallarına uyarak yapacak değiller, bunu söylemek bile abes. Ama söylenmesinin iki nedeni var: İlk neden, elde hukuk olmayınca sadece “Siz” diye hitap etmeye çabalamayı terbiye ve nezaket zirvesi sayarsınız. İkinci neden, “sizi alacağız” denildikten sonra olan bitenleri, kamerada gördüğümüz ve görmediğimiz şeyleri tartışmadan kaçırmak. Nitekim, Hatay Barosu Başkanı Ekrem Dönmez, yine sosyal medyadan yaydığı tutanağa göre “terbiye ve nezaket”, baştaki hukuksuzluktan kaynaklanan orantısız güç uygulamasına hiç de engel olmamış.

ASKERDEN SONRA POLİSİN SEVDİĞİ KLİŞE

Açıklama esasen bütün “hukuki gücünü” İçişleri Bakanı’nın “olur”una yaslıyor. O yüzden ilk cümle olarak onun adı geçiyor. Son cümlenin içinde de “esas misyonu demokrasinin teminatı olmak olan” polise vurgu yapılıyor. Bu cümle tanıdık. Çok tanıdık ama nereden? 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, 12 Eylül’den başarısız 15 Temmuz girişimine kadar darbeleri aklama girişimlerinin hepsinde ordunun konumu, “demokrasiyi-cumhuriyeti korumak, demokrasinin teminatı olmak” fikrini içeren laf kalabalıkları yardıma çağrılırdı. Şimdi hukuksuzluğun gerekçesi olarak polisin “demokrasinin teminatı” olduğu retoriğine başvuruluyor. Demagoji gücünde mugalata. Demagoji çünkü polisin “asayiş”i sağlamak, ideolojik deyimiyle “huzur ve güven”i (ki bu da ünlü 12 Eylül formülüdür) temin etmek gibi bir görevi varsa bile bu ancak kanun ve kaidelere uygun olarak ifa edilir; bundan başka demokrasiyi korumak filan gibi görev tanımıyla hiçbir ilgisi olmayan klişelere ancak “darbeci” ya da “vesayetçi” denilen yolları meşrulaştırmak için başvurulur.

Açıklamada, “esas misyonu demokrasinin teminatı olmak olan polis” ifadesi tırnak içinde yazılmış. Neden?

DENETLENMESİ GEREKEN GÜÇLERİN DENETİMİ

Tırnak içinde, demek ki bir yerden alınmış. Nereden olabilir? Anayasa’da, yasalarda, yönetmeliklerde böyle bir ifade yok. Zaten orada yazsa kim önemser ki? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2000’lerin sonuna doğru polisin “demokrasinin teminatı olduğunu” söylemeye başladı. 2009 ve 2011’de bu minvaldeki sözleri tartışıldı, beğenen oldu beğenmeyen oldu. Bunu söyleyen tek sağcı lider de değildi, fakat hiçbir sağ liderin sözü anayasadan üstün hale geçmemişti şimdiye kadar. Emniyet şimdi durumun değiştiğini bildiği için Anayasa’ya lafzen ve kerhen, o söze ise kalben ve ruhen atıf yapıyor.

Asker ne kadar demokrasi teminatıysa polis de o kadar demokrasi teminatıdır; asker ve polis, devletin şiddet tekelinin icrasını yapan “silahlı görevlileri”, iyi niyetli bir bakışla suç işlenmemesinin, ülkeye başka ülkelerden askeri saldırı olmamasının filan teminatı olabilirler ama konu demokrasi olunca teminattan çok tehdittirler. Askerden iyi biliyoruz. Gülen cemaatinin polis içindeki örgütlenmesine ilişkin tartışma ve vakalardan ötürü iyi biliyoruz. Parlamento ve yargı (barolar dahil!) türü organlar gibi toplumun bütün örgütlenmeleri ve oralarda örgütlenen toplumun kendisi demokrasinin teminatı olabilir, bu iki silahlı güç olamaz. Bunlar demokrasinin teminatı olmayı bırakın, demokratik güçler tarafından denetim altında tutulması gereken güçler. O denetimin bilinen tek yolu hukuktur. Emniyet bildirisi, hukuka karşı kesintisiz yürütülen darbenin minik bir tekrarından ibaret.

O halde bir anti-hukuk atasözü önererek bitirelim: Demokrasiyi polise ciğeri kediye emanet edeceksin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI