Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Varlık ve hiçlik seçimi, Sartre ile daha hakiki

Pazar, 21 Haziran, 2020
Bugün, felsefenin varoluşçuluk akımının Fransa'daki öncü kalemlerinden Jean - Paul Sartre'ın (1905-1980) yaş günü. Simgesel başyapıtı 'Varlık ve Hiçlik' özelinde, özgürlük, kendi-olmak ve insanın dünya üzerindeki varlığı üzerine çok değerli ifadelerini yeniden anımsamak için ise, hiç bir zaman geç değil.

Takvimler bize, Fransız varoluşçu felsefeci, edebiyatçı ve oyun yazarı Jean-Paul Sartre’ın yaş gününü (1905-1980) anımsatıyor. Sartre’ı anmaya halen ihtiyaç duyuyor oluşumuz, neden kaynaklanıyor ?

2009 yılında Ankara Dışkapı’da uzun dönem askerlik vazifemi yerine getirdiğim esnada, yapıtlarını toplu olarak okumaya niyetlendiğim Sartre’ın ‘Varlık ve Hiçlik’ üzerine temellenen ‘Fenomenolojik Ontoloji Denemesi’ni Turhan Ilgaz ve Gaye Çankaya Eksen’in İthaki Yayınları çevirisi üzerinden okuma izni almıştım. Dönemin komutanı üstlerim, kitaba dair onaylarını, ‘OKUNMASINDA SAKINCA YOKTUR’ ibaresiyle resmîleştirmişti. Kitaba başladığımda, Eylül ayıydı. Şu satırları iklim değişikliği ile yazdığım sırılsıklam günlerde, bu mühim metni okumaya deyim yerindeyse ‘ahdetmiştim’.

.

Şimdi bu kitabın öncülüğüyle, Dünyada her şey daha da sarpa Sartre halde iken, sizleri, kendisinin, bana günümüzü, dünümüzü ve yarınımızı hayliyle çağrıştıran kimi sözleriyle baş başa bırakmak istiyorum… Kendisinin simgesel başyapıtı ‘Varlık ve Hiçlik’ özelinde, özgürlük, kendi-olmak ve insanın dünya üzerindeki varlığı üzerine çok değerli ifadelerini yeniden anımsamak için , hiç bir zaman geç değil. Tıpkı Bulantı, Ruhun Ölümü, Yaşanmayan Zaman, Akıl Çağı, Sözcükler, Yahudi Düşmanı, Hepimiz Katiliz ve nice öteki felsefi, tiyatral ve edebî ya da siyasi metni, ya da her biri birer belgesel değerdeki akademik söyleşileri gibi…

Çünkü varlık ve hiçlik seçimi, Post-Truth (Hakikat-Sonrası) veya Fake News (Sözde Haber) ile yatıp kalktığımız şu 21’nci yüzyılın uyduruk dünyasında Sartre ile daha hakiki görünüyor.

“…bilinç, bir uçtan ötekine bilinçtir. Dolayısıyla bilinç, ancak kendisi tarafından sınırlandırılabilir.( …) Bilinç hiçlikten öncedir ve ‘kendi’ni, ‘varlık’tan devşirir. (…) Hiç bir şey bilincin nedeni değildir. Bilinç, kendi varlık / olmak tarzının nedenidir. (s.31)

Algı da, bilgi de baştan sona etkinliktir, kendiliğindenliktir. (s.35) Her bilinç, bir şeyin bilincidir. Bilincin bu tanımı, son derece bağlı iki tanımla ele alınabilir, bununla, ya bilincin kendi nesnesinin varlığının kurucusu olduğunu, ya da en derindeki doğası içinde, bilincin aşkın bir varlıkla münasebeti olduğunu keşfederiz. (s.37)

Varlık vardır. Varlık, kendinde olandır. Varlık, ne ise odur. (s.44) Her soruda, sorguladığımız bir varlık karşısında bulunuruz. (s.51) Hiçlik, varlığını varlıktan alır; onun sahip olduğu varlık hiçliği ile ancak varlığın sınırları içinde karşılaşılır; ve varlığın tümden yok oluşu varlık-olmayanın saltanatının başlangıcı değil, tersine, hiçliğin de aynı anda silinip gidişi olur: varlık olmayan ancak varlığın yüzeyinde vardır.(s.65)

İnsanın özgürlüğü insanın özünden önce gelir ve onu mümkün kılar, insan varlığının özü, onun özgürlüğü içinde askıdadır. Dolayısıyla bizim özgürlük dediğimiz şeyi, ‘insan gerçekliği’nin varlığından ayırmak imkânsızdır. İnsan, hiçbir şekilde, daha sonra özgür olmak için ‘önce’ olmakta değildir, insanın varlığı ile ‘özgür’ oluşu arasında fark yoktur. (s.75)

İnsan, özgürlüğünün bilincine iç daralması içinde varır; ya da başka bir deyişle, iç daralması, varlık bilinci olarak özgürlüğün varlık kipidir; iç daralması içindedir ki özgürlük kendi varlığında kendisi için sorundur. (s.79)

İnsan özgürlüğü, bize sorgulamanın zorunlu koşulu olarak verilmiştir. (s.85) İnsanın, ne olduğunun sürekli dökümünü yapması,hiç durmadan kendini yadsımaktır, artık hiç bir şey olmadığı, saf ve özgün bir bakıştan başkaca bir şey olmadığı bir alana sığınmaktır. (s.122) İnsan gerçekliği, her şeyden önce kendi kendisinin hiçliğidir. Kendi-için olarak kendiliğinden olumsuzladığı ya da hiçlediği şey, kendinden başkası olamaz. (…)

Kendi-için, kendi varlığında başarısızlıktır çünkü ancak ve ancak hiçlik olarak kendinin temelidir. Aslında bu başarısızlık, kendi-içinin bizatihi varlığıdır; ne var ki, olmayı başaramadığı varlığın, yani kendi – içinin hiçliğinin olduğu kadar, varlığının temeli olacak varlığın, yani kendisiyle örtüşmesi olarak onun temeli olacak varlığın mevcudiyeti karşısında kendi kendisini başarısızlık olarak kavrarsa, bir anlamı vardır kendi-içinin. (s.151-52)

İnsan gerçekliği, kendi varlığında ızdırap çeker, çünkü, kendi – için olmaktan çıkmaksızın, kendindeye erişemeyeceğinden ötürü, o olmaya muktedir olmadığı bir bütünlüğün sürekli istilası altında varlıkta ortaya çıkar. Şu halde insan- gerçekliği, doğası gereği mutsuz bilinçtir ve bu mutsuzluk halinin ötesine geçmesi imkânsızdır. (s.153)

Kendi-içinin kendi geleceği olması, sorunsallık içinde mümkündür, çünkü, olduğu bu hiçlikle bu gelecekten ayrılmıştır: Kısacası özgürdür ve bizatihi özgürlüğü, kendi – içinin sınırıdır. Özgür olmak, özgür olmaya mahkûm olmaktır. Böylece gelecek, gelecek olduğu ölçüde varlığa sahip değildir. (…) Gelecek yoktur. Kendini mümkünleştirir. (…) Ben, bir imkânlar sonsuzluğuyum, çünkü kendi-içinin anlamı karmaşıktır ve tek bir formül içine alınamaz.(s.199)

Dünya insanîdir. Bilincin son derece özel konumunu görüyoruz; varlık her yerdedir, bana karşıdır, benim çevremdedir, üzerimde ağırlığını duyurur, beni muhasara eder ve ben sürekli olarak varlıktan varlığa gönderilirim, ortada duran şu masa varlıktır ve ondan başka hiçbir şey değildir; şu kaya, şu ağaç, şu manzara varlıktır, yoksa hiçtir. Bu varlığı kavramak isterim ama benden başkasını bulamam. (s.303)
Deneyimlerim içinde durmadan hedef aldığım şey, başkasının duygularıdır, başkasının fikirleridir, başkasının istemleridir, başkasının karakteridir. Çünkü gerçekten de, başkası yalnızca benim gördüğüm kişi değil, beni ‘gören’ kişidir. (s.315)

İnsan-gerçekliği, yeterince olmadığı için özgürdür, durmadan kendi kendisinden koparıldığı ve olmuş olduğu şey olduğu ve olacağı şeyden bir hiçlikle ayrıldığı için özgürdür. (…)İnsan özgürdür, çünkü kendi değildir ama kendine mevcudiyettir. Ne ise o olan varlık özgür olamaz. Özgürlük, tam da insanın yüreğinde oldurulan ve insan gerçekliğini olmak yerine kendini yapmaya zorlayan hiçliktir. Daha önce gördük ki, insan gerçekliği için olmak, kendini seçmektir; alabileceği ya da kabul edebileceği hiç bir şey ona dışarıdan da içeriden de gelmez. Hiçbir türden yardım olmadan, en küçük ayrıntıya varana kadar kendini varlık kılmanın dayanılmaz zorunluluğuna bütünüyle terk edilmiştir. Böylece, özgürlük bir varlık değildir, insanın varlığıdır, yani insanın varlık hiçliğidir. (…) İnsan, kimi zaman özgür ve kimi zaman köle olamaz; tümüyle ve her zaman özgürdür ya da yoktur. (s.559/60)

Başta Türkiye’de ve bütün Dünyada, yalnızca fikirleri uğruna dahi olsa, kendileri olmanın, özgürlüğün, insan olmanın onurlu bedelini her an, her türlü baskıya direnerek göğüsleyen herkesin varoluşçuluk mücadelesine saygıyla.

YAZARIN DİĞER YAZILARI