Rıza Oylum
Rıza Oylum

La Casa De Papel’de 'Türk' veyahut Osmanlı'da 'Cervantes'

Cumartesi, 11 Nisan, 2020
Dizi vesilesiyle devletlerin merkez bankasından para çalıp zeka ve cesaretleriyle geniş kitlelerin “hırsız” imajına yeni anlamlar kazandıran La Casa de Papel, İspanyol tarihinde; korsan gemi savaşları, Cezayir’e hakim olma mücadelesi, en meşhur yazarlarının köle pazarlarında satılması gibi unsurlarla yer alan “Türk” imajının İspanya’daki haliyle yüzleşmeye de, ani bir şokla vesile olabilir.

Netflix dizisi La Casa De Papel’in 4. sezonu yakın zamanda yayınlandı. İdealize edilmiş anti kahramanların farklı ülkelerin meşhur şehirleriyle isimlendirildikleri dizinin Türkiye’deki hayranları, uzun süredir İstanbul isminde bir karakter görmeyi beklerken bu sezonda ‘Osman’ adında işkenceci bir Türk’le karşılaştılar.

Hakim tarih tezlerinin dışına çıkmaya gönlü el vermeyen toplum, kendi geçmişi ve bu geçmişin farklı toplumlar üzerinde bıraktığı etkiden haberdar olmayınca işkenceci Türk imajının dizide gerekli olmayacak bir ayrıntı olmasına rağmen belirginleştirilerek koyulmasının nedenlerini de görmekte zorlanıyor. Oysa “İşkenceci Türk” imajının reel tarihi, İspanyollar için Don Kişot’un yazarı Cervantes’in Osmanlı Devleti’ne esir düştüğünde yaşadıklarına kadar uzanır.

Cervantes İspanya’nın kuşkusuz en meşhur yazarı. Milli kimlik inşasında en önemli unsurlardan biri. Dünyanın farklı yerlerindeki İspanyol kültür merkezlerinin adı Cervantes Kültür Merkezi. Haçlı donanmasıyla Osmanlı Devleti’ne karşı 1571’deki İnebahtı Savaşı’nda katılan Cervantes, bu savaşta sol elini kaybedip yaralanmış, 1575’te de Türk deniz korsanları tarafından alıkonulan bir İspanyol gemisinde tutsak olarak alınıp esir pazarında satılarak Cezayir’de beş yıl esir kalıp, zindanlarda yatmıştı. Dünyaca ünlü eseri unutulmaz eseri Don Kişot’ta Türklerle ilgili kaba ve barbar kavramlarıyla birlikte anılan alıntılar mevcuttur. Dizide İspanya’nın karşı kıyısı olan Cezayir’de işkenceci bir Türk’ün “Osman” ismiyle anılması; hem mekân seçimi hem de isim seçimiyle tarihe bariz bir gönderme gibi duruyor. Zira İspanyollar için Türklerle tanışma, 16.yy’da Cezayir’in Osmanlılar tarafından ele geçirilmesiyle başlar. Cezayirli bir millet olan Berberiler de İspanyol metinlerinde Türk’le aynı anlamda kullanıldığı bu alanda yapılan çalışmalarda yazılı. Dizide Berberi diline de gönderme mevcut.

Dizideki “işkenceci Türk Osman” karakterini oynaması için Türk bir oyuncu bulmaları ise yapımcıların özenli bir çalışma güttüklerini gösteriyor. Özenli olmasalar; ne zaman Avrupa şehirlerinde bir mağazaya ya da bir kafeye girsem beni bu olanca esmer halimle İspanyol sanıp İspanyolca konuşmaya başlayan Batı algısından hareket edersem, İspanya’da Türk imajına uygun bir İspanyol’u kolayca bulup oynatabilirlerdi. Dizideki “Osman” karakterini canlandıran İspanya’da yaşayan oyuncu ve müzisyen Oğulcan Güzeller, Türk imajının eleştirileri üstüne görüşlerini paylaşırken oldukça önemli bir noktaya değinmiş ve Hollywood’un topyeküncü yaklaşımıyla lanse ettiği İspanyol algısından da bahsetmiş:

“Dizileri kültürler arası anlamda basmakalıp olmakla itham edebiliriz evet. Bir çok ülkenin kendilerine has geliştirdikleri toplumsal alınganlıkları var, olabiliyor. İspanyol halkının Hollywood filmlerinde bütün hispaniklerin suçlu ve esmer gösterilmesinden duyduğu rahatsızlıktan ne kadar haberdarız. Çok film seyrettik, İspanyolların hepsinin esmer, boğa güreşleri izleyen, alkış tutan ve illegal işlerle uğraşan suçlular olduğunu mu düşünüyoruz ben kendime bunu soruyorum.” Oyuncuya katılmamak elde değil. Hollywood’un kimlik algısı hiçbir şeye benzemiyor. Filmlerde; Meksikalıysa hırsız, Japonyalıysa Yakuza, Rusyalıysa mafya, Ortadoğuluysa terörist olmaktan kimse kurtulamaz. İspanyol dizisinde Türk olduğunda kurtulamadığın gibi.

Şu sıra Netflix Türkiye’nin sosyal medya hesaplarından “La Casa de Papel dizisinde Helsinki karakterini canlandıran Sırbistanlı oyuncu Darko Peric, “La Casa de Papel’de Helsinki olmasan hangi şehir olurdun?” sorusuna “İstanbul” yanıtını verdi.” Videosunu bol bol paylaşsa da İspanyol yapımcılar için İstanbul henüz “hareketli gece hayatını” temsil etmiyor. Peric, yaşı itibariyle sosyalizmin Yugoslavya suretinde hüküm sürmesiyle farklı kültürlerin bir arada yaşadığı dönemden beslenmişe benziyor. Ne de olsa Yugoslavya’nın efsane devlet başkanı Tito, olası bir nükleer saldırıya karşı Bosna Hersek’te 25 yılda yaptırdığı sığınağın kod adına da İstanbul adını vermişti.

Dizi vesilesiyle devletlerin merkez bankasından para çalıp zeka ve cesaretleriyle geniş kitlelerin “hırsız” imajına yeni anlamlar kazandıran La Casa de Papel, İspanyol tarihinde; korsan gemi savaşları, Cezayir’e hakim olma mücadelesi, en meşhur yazarlarının köle pazarlarında satılması gibi unsurlarla yer alan “Türk” imajının İspanya’daki haliyle yüzleşmeye de, ani bir şokla vesile olabilir.


Rıza Oylum kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI