Bekçi rejimi-bekokrasi

Perşembe, 5 Mart, 2020
Bekokraside birçok yasa esas muhatapları için değil, sathı iktidar inşasıdır. Mesela kürtajı zorlaştıran yasaklar, kadınlara yönelik değil erkekler içindir. Sınırların ötesinde bir toprak ele geçirilmesi, 50 cm. çapında odalarında 'apartman yöneticileri' fetih çığlıkları atsın diyedir.

Otoriter rejimler, sanıldığının aksine ‘tek adam’ rejimi değildir. -Burada ‘adam’ tabii ki cinsiyetçi kullanılmıştır- İktidar; yukarıdan aşağı, mümkün olduğunca düzen ve intizam içinde, kesinlikle birlik ve beraberlik halinde, gelin-damat başlarına savrulan konfeti avuççukları ya da su muhallebisine, kalın delikli şekerlikten silkelenmiş pudra şekeri gibi serpilir. Atmosferde biraz havalanan iktidar, tek adamın aynısı, yansısı ve konsantresi olarak, küçük küçük reislere, kısmetleri oranında taksim olur. Her bir küçük iktidar -küdam-, esas adamın, temsili bile sayılmayacak gerçeklikte, onun yeryüzünde iktidarı halinde vuku bulur. -Yani hattı iktidar yoktur sathı iktidar vardır ki o satıh bütün vatandır.- Bu yüzden bu rejimler bence yukarıdan değil, aşağıdan doğru adlandırılmalıdır ve bu yüzden de -benim siyasal literatüre katkım olsun- bu rejimleri, ‘bekokrasi-bekçi rejimi olarak adlandırmamız daha doğrudur.

Bu aslında dünyada tabii ki yeni bir şey değildir. İspanya’da Franco rejimi, neredeyse her apartmanda görevlendirdiği ‘apartman yöneticisi’ ile bunu yapıyordu mesela. Biraz büyükçe apartmanların girişinde bile, çapı elli santim kadar olan küçük odalarda, apartmana giren çıkanları, şüphelileri denetliyor ve bundan daha da ötesi ve etkilisi, her apartman sakinine her an iktidarı yani ‘Franco’yu hatırlatıyordu. Franco başka bir surette, merdiven başında aynı müstehzi iktidar haliyle, her gün defalarca karşınıza çıkıyordu.

-Bakkala gitseniz bile görüyordu sizi, kaç ekmek aldığınızı, kilo alıp almadığınızı ve ne kadar sigara içtiğinizi yani ciğerinize kadar görüyordu. Sevişme seslerinizi dinliyor, kavgalarınıza tanık oluyordu.-

Zaten ancak bu şekilde baktığınızda, bazı şeylerin nedeni açıklanabiliyor. Mesela diyelim ki iktidarın tepesinde olanların ve ailelerinin karıştıkları yasa dışı işler ya da işledikleri suçları var. Bunların örtbas edilmesi, insana hiç şaşırtıcı gelmiyor. Fakat küçük bir kentin, küçük bir ilçesinin, belediye başkanın yeğeninin, bir çocuğun ölümüne neden olduğu iddiasının soruşturmasının bile, en üst düzeylerde engellenmeye çalışılması bekokrasi dışında olamaz. İktidarın en küçük temsilcisi bile ‘bekokrasi’ de onun kutsal bir parçası sayıldığından, son ana kadar koruma altındadır. Bizim, ‘İnsaf bu kadar da olur mu’ dediğimiz şeyler, bu satıh halinde gecelerimize kadar sarkmış iktidarın ta kendisi sayıldığından ve sahiden de böyle olduğundan korunur, kendisini var eder ve sürdürür.

Eğer Türkiye’ye dönersek, bu yüzden ‘gece bekçisi’ uygulamaları yasaya açıkça aykırı olmasına ve mahkeme kararlarına rağmen sürmektedir. Yani bu tartışılır olma hali, yasaya uyulmasını sağlamaz. Tam aksine bir çatışma hali olarak, bir kimlik savunusuna dönüşür. İktidar, çok kolay bir şekilde bekçileri, mesela ‘gece polisi’ olarak isimlendirip, bir gecede yetkili kılabilecek olmasına rağmen bu yola başvurmaz. Çünkü bu çatışma üzerinden, -büyük bir keyifle- kendi yasasını da çiğneyerek, bunu da yapabilen bir iktidar olarak karşımıza çıkar.

-Sınıf başkanının yaramazları tahtaya yazma yetkisidir bu. Sadece onu değil, müdür yardımcısını da aramıza sokar. Konuşanı tahtaya yazar.-

Bekokraside bu yüzden, birçok yasa esas muhatapları için değil, sathı iktidar inşasıdır. Mesela kürtajı zorlaştıran yasaklar, kadınlara yönelik değil erkekler içindir. Sınırların ötesinde bir toprak ele geçirilmesi, 50 cm. çapında odalarında ‘apartman yöneticileri’ fetih çığlıkları atsın diyedir. Başkanın sonu gelmese de yedi düvele bir meydan okumasını sadece onlar umursar. ‘Peh peh’tir bu, ‘gördün mü’dür…

‘Küçük Adam Ne Oldu Sana?’dır…

Ve bu yüzden bekokraside bütün bekçiler, başkan tozu, saray gölgesi…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI