Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

'Güncel Kürt sanatı' ABD'nin başkentinde

Pazar, 8 Aralık, 2019
Washington D.C.'de faaliyet gösteren 'Ortadoğu Enstitüsü', Mısırlı kadın küratör ve eleştirmen Heba Elkayal'ın düzenlediği 'Dağlar Arasında Konuşmak' sergisine kapılarını açtı. 10 sanatçıyı farklı coğrafyalar üzerinden buluşturan sergi, çağdaş Kürt sanatından küresel ve güncel bir seçki niteliğinde. Sergiye Şener Özmen, Zehra Doğan ve Savaş Boyraz da katılıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington D.C.’deki Ortadoğu Enstitüsü (MEİ- Middle East Institute), 1946’da kurulmuş. Enstitü, alanında faaliyet gösteren en eski yapı olarak tanınıyor. Kurum, politika, eğitim ve kültür sanat alanındaki faaliyetleriyle bilinirken, Ortadoğu’nun modern ve güncel sanatına başkentte yer ayıran tek çatı olarak da dikkati çekiyor.

‘Ortadoğu’ hakikatini, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı, belli başlı aktör-ülkelerin ilgili dal ve sorumlularıyla ABD’de temsil etme niyeti güden ve ‘partizan olmadığını’ beyan etme ihtiyacı duyan enstitü, bünyesindeki ülkelerden davetli aydın ve akademisyenlerle, disiplinler üstü bir üretim ve paylaşım gözetiyor.

Bu yönüyle, çalışma kadrosunda Türkiye’den Güney Yıldız ve Birol Başkan gibi isimleri de barındıran Enstitü’nün Türkiye Çalışmaları biriminde ise, Kurucu Direktör olarak, George Washington Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Enstitüsü Üyesi, Yrd. Prof. Gönül Tol bulunuyor.

Bu kadar takım elbiseli sözden sonra, konunun güncel sanatla ilişkisine gelince; MEİ’nin Sanat Galerisi, 6 Aralık 2019 ve 20 Şubat 2020 tarihleri arasında, aralarında Kürt sanatçılar Zehra Doğan, Şener Özmen ve Savaş Boyraz’ın da bulunduğu ‘küresel’ bir sergiye imza atmış bulunuyor.

‘Dağlar Arasında Konuşmak’ başlıklı serginin küratörlüğünü, çalışmalarını Kahire ve New York arasında sürdüren, 2011’de Tahrir Meydanı’nda varlık göstermiş bağımsız yazar ve eleştirmen Heba Elkayal üstlenirken, 10 Kürt sanatçıyı buluşturan etkinliğe yapıtlarıyla Türkiye’nin dışında Irak’tan Sherko Abbas, Serwan Baran, Hayv Kahraman, Kani Kamil ve Walid Siti ile, Suriye’den Khadja Baker ve Bahram Hajou katılıyor. Sergide İran’daki Kürtleri temsilen ise, eş zamanlı bir film programı izleyicilerin ilgisine sunuluyor. Serginin sponsorluğunu ise, Irak Kürdistan Bölgesel yönetimi ile, merkezi New York’ta bulunan sivil toplum kuruluşu ‘Kürtler İçin Adalet’ (Justice for Kurds-JFK) üstlenmiş.

The State We Are In, Savaş Boyraz

Enstitünün bize verdiği bilgiye göre, ABD’de ‘alanında açılan ilk sergilerden biri’ olma özelliğini gösteren etkinlik, küresel Kürt nüfusun ulus ötesi hakikatini, katılan sanatçıların özgeçmişleri, anlatıları ve estetik duruşları üzerinden yansıtmayı hedefliyor. Birçoğu dış ülkelerde yaşamı ve çalışmalarını sürdüren sanatçılar, temelde, doğrudan veya acil kabilinden Kürt kimliğini yansıtan yapıtlar da ortaya koymuyor; eserlerinde tematik bakımdan küresel bir çeşitliliği gözetiyor.

Buna mukabil, sanatçılar çalışmalarında tarih, coğrafya ve politika olduğu kadar, dil, sürgünlük, cinsiyet gibi, uzun süredir Kürt hakikatinde baskın olan unsurları da, pekalâ konu edinebiliyor. Sergi, resim, tekstil, heykel, yerleştirme, fotoğraf gibi türlü disiplinler üzerinden, sanatçıların ve işlerinin de birbirleriyle kuracakları sanatsal ve kültürel diyalog için de olumlu bir zemin hazırlama gayretini taşıyor. Peki, bu sergide kimler,’ Hangi Kürt kimliği?’ sorusuna, ne gibi kültürel, estetik tabirlerle karşılık veriyor?

MEİ’den edindiğimiz bilgiye göre, 1954 Duhok, Irak Kürdistanı doğumlu kıdemli sanatçı Walid Siti, sergiye ‘Dünyanın Sonundaki Dağ İçin Bir Şiir’ isimli, 2019 tarihli yapıtı ile katılıyor. 1984’te İngiltere’ye iltica ettikten sonra yaşamı ve çalışmalarına burada devam eden Siti’nin eseri, heykel ve resmin bir bileşimi. Yapıt, Kürt halkının yurduna dair sembolik bir tasvir olarak değerlendiriliyor.

Dünyanın Sonundaki Dağ İçin Bir Şiir, Walid Siti

2001’de Kanada’ya göçen 1973 Amuda, Suriye doğumlu Khadja Baker ise, sergiye 2007 tarihli ‘Kefen-Yuva’sı ile katılıyor. Irak’ta bulunan toplu mezarlara dair dramatik bir gönderme olarak değerlendirilen eser, kurbanların ancak kostümleri üzerinden ayırt edilebilir olmaları gibi dramatik bir detaya yaslanıyor. Sanatçı, yapıtı için kullandığı malzemeyi ise, ailesi ve akrabalarından edinmek suretiyle esere bir nevî köken-koza duygusu eklemlemiş. Sanatçı, eserini üretirken bir performans da ortaya koyuyor ve dünyada yaşanan Balkanlar, Guatemala, Suriye veya Ruanda gibi ülkelere ilişkin öteki kıyımlara göndermede bulunuyor. Sergi için yeniden hayat bulması öngörülen bu yapıt, galeriye gelirken izleyicilerin yanlarında getirdikleri birer kumaş ile de iyice çoğalıp, kitleselleşiyor.

‘Domino Etkisi’ isimli, 2019 tarihli tuval üzerine akrilik çalışmasıyla sergiye katılan Serwan Baran ise, 1968 Bağdat, Irak doğumlu bir Kürt sanatçı. Irak Babil Üniversitesi mezunu, ülkesini 2005’te ardında bırakan Baran, güncel Irak ressamları arasında ‘Yeni Nesil’ üyelerden biri olarak anılıyor. Sanatçı buna karşılık olarak, bu yıl selle nihayete eren 58’inci Uluslararası Venedik Bienali’nde de ülkesi Irak’ı temsil etmiş. Irak ve bölgedeki ataerkil anlayışı ‘Baba Yurdu’ isimli projesiyle yansıtmış sanatçı, Washington D.C.’deki sergisinde yer alan dışavurumcu figüratif işinde ise, otokrat mı, yoksa mafya üyesi mi olduğu sezilemeyen tekinsiz birtakım adamları betimliyor. Eser, iktidar ve şiddet ilişkisine odaklanıyor.

Deruna, Suriye’de 1952’de doğmuş Suriyeli-Alman sanatçı Bahram Hajou ise, yine aynı estetik yaklaşımla üretildiği söylenebilecek ‘Hayal Kırıklığı – Yenilgi’ tablosuyla Washington D.C.’deki sergiye katılıyor. Sanatçı yapıtında gerek yerel gerekse küresel siyasete dair hislerini sembolize ederken, soyutlama ve figüratif desen pratiğini harmanlayarak, tuval üzerine akrilik yapıtında, izleyici karşısına bırakıyor. Sanatçının eserlerinde ifadenin gücü kadar, eserde ağırlık üreten boşluk, hatta sakillik ve olumsuzluk da, adeta karakteristik bir hal alıyor.

Serginin en ilginç yapıtlarından birini ise, temelini Rusya’dan alan ‘Matruşka bebekleri’ne Ortadoğu’dan bir gönderme yapan ‘Matroshikall’ isimli 2007 tarihli işi ile, 1981 Bağdat doğumlu kadın sanatçı Hayv Kahraman sahipleniyor. Ağaç üzerine altın bezeme ve mürekkeple ürettiği yapıtında, halen Los Angeles’ta yaşayan ve çalışan sanatçı, bölgede kadın üzerinde oynanan oyunları ve elbette ataerkil her nevî baskıyı betimliyor. Resimleriyle de epey tanınan Kahraman sergiye ayrıca ‘Tam olarak insan desen(i) değil’ isimli bir suluboya deseni ile katılıyor. Yapıt, jimnastik sporu ve kadın ilişkisini ataerkil bir bakış üzerinden eleştiri konusu ederken, sanatçı, feminist ruhlu yapıtlarında gerek özne, gerekse nesne olarak insan bedenini temel alıyor.

Diğer yandan, sergiye iki yapıtıyla katılan Irak, Süleymaniye doğumlu Kani Kamil de, eserlerinde ailevi geçmişini odak noktasında tutarak, geleneksel ve hatıra değeri taşıyan malzemelere getirdiği eleştirel ve estetik yorumla, etkinliği zenginleştiriyor. Sanatçının ‘Benim Mavi Yorganım’ isimli işinde, anne tarafından dedesine ait ve annesinin sanatçıya aktardığı bir hikâye, fotoğraf malzemesi ve insan saçı kullanılmak suretiyle ön plana çıkıyor. ‘Annemin Düş Sırrı’ isimli öteki çalışma ise, bir yatak örtüsü ile, yine insan saçının kullanıldığı, şiirsel, melankolik bir sunum ortaya koyuyor.

Benim Mavi Yorganım, Kani Kamil

Sergiye katılan 1971 İdil doğumlu Şener Özmen ise, ‘Bütün İsimler’ ile ‘Fotoğraf’ (2018 ve 2019, HD Video) isimli eserleriyle Washington D.C.’nin konuğu oluyor. Yine, 1980 doğumlu, yaşamı ve çalışmalarını İsveç’te sürdüren Savaş Boyraz’ın yapıtları da sanat ve politik aktivizm arasında salınan bir karakter taşıyor. Boyraz, sergiye fotoğraf ve videolardan menkul, ‘Bulunduğumuz Yer-Mevki/’ olarak çevrilebilecek olan ve 2016-2019 tarihlerinde ürettiği bir yapıtı ile katılıyor. Eser, Türkiye ordusu ile Kürtlerin Diyarbakır Sur, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Silopi ve İdil’de giriştikleri silahlı çatışmaları mercek altına alırken, burada yaşamını yitiren, yaşlı, kadın ve çocukların da içinde bulundukları yüzlerce sivilin de anısını yâd ediyor. Şiddetin görsel kalıntılarını aşırı güvenlikli bölgelerde arayan sanatçı, yapıtında ayrıca, bu harabeler arasında bulunan bir Picasso tablosu, ‘Guernica’ kopyasına da gönderme yaparak, sanat, tarih ve siyaset ilişkisini bölgenin hafızası üzerinden tazeliyor. Serginin bir diğer sanatçısı olan Zehra Doğan ise, sergiye 2018 tarihli ‘Yasak’ isimli işiyle katılırken, buna bir de sanatçının yazma üzerine müdahale ile sunduğu ‘Gözlerimdeki Niyetler’ adlı desen çalışması refakat ediyor.

Doğan, bilindiği gibi ‘Yasak’ isimli işini Tarsus Cezaevi’nde iken ortaya koymuştu. Sanatçı ve feminist haber ajansı Jin-Ha kurucu üyesi Doğan, yakın geçmişte belli bir süre tutuklu kalmış ve dünyaca tanınmış sanatçı Banksy de, kendisinin salıverilmesi adına ABD’nin New York kentindeki Bowery bölgesinde yer alan bir yapı cephesine özel bir duvar resmi bırakmıştı. Bu resme belli bir süreliğine bir video projeksiyon da yansıtılmış ve bu projeksiyonda, Doğan’ın hapse girmesine vesile olan resim çalışması da ifşa edilmişti.

Banksy’nin duvar resmi, New York

Biz de, Zehra Doğan, Savaş Boyraz ve Şener Özmen’e sergi ile ilgili sorularımızı yansıttık:

Şener Özmen, Zehra Doğan, Savaş Boyraz (soldan sağa)

Sergideki eserleriniz neye göre seçilmiş, bunda önceliğiniz oldu mu?

Zehra Doğan: Bunda önceliğim, özellikle mahkeme itiraz tutanakları üzerine yaptığım işim (Yasak) oldu. Yüksel Arslan’ın kitabını bana vermemeleri, ‘müstehcen’ denilerek buna yasak getirmeleri, kadın bedenine yönelik bir saldırıda bulunmaları demekti. Resimdeki penis figürlerinden dolayı bu engellemenin konması demek, bir kadın olarak bana yapılan bir hakarettir. İşkencedir. Kitabın bana verilmemesi ne kadar politikse, benim ona karşı yaptığım iş de, o kadar politiktir.

Bir diğer işim ise, annemin yazmaları üzerine yaptığım işlerden bir örnek. Bir annenin duvarların arasındaki evladına kokusunu sakladığı yazmasıyla özgürleştirilmesi. Burada sadece ben değil, annem de giriyor bu işin içine. Karşılıklı göndermelerden oluşan, bir metafor üzerinde yoğunlaşan, annemi ve beni her şeye rağmen bir araya getiren bir çalışma. Annemle cezaevinde ortak işler yaptık. Onun gönderdiği etekler, fistanlar ve yazmalarla yaptım işlerimi. Bu benim fikrim değildi. Anamın fikriydi. Burada sanatçı olan ben değilim. Belki de annemdir…

Zehra Doğan

Savaş Boyraz: Sergideki işleri son dönem değişen pratiğimi temsil edebilecek şekilde seçtim. Portre ve belgesel ağırlıklı olan çalışmalarım son yıllarda farklı bir istikamet alarak temsili olandan uzaklaştı. Ana ekseni fotoğraf ve video olmak üzere bunların farklı birliktelikleri üzerine farklı biçimler de denemeye başladım. Sergide bu dönüşümü ifade edebilecek işleri seçtim.

Şener Özmen: Heba Elkayal’ın, küratörlüğünü Livia Alexander ve Işın Önol’un yaptıkları, Kolombiya Üniversitesi’ndeki Unleashing sergisinde (1 Nisan – 31 Mayıs 2018, New York) gösterdiğim Fotoğraf adlı videomu izlediğini ve çok beğendiğini biliyorum, Heba’yla yaptığımız telefon görüşmesinde adı geçen video ile birlikte, Bütün İsimler (2019) adlı video çalışmamı da göstermek istediğini belirtmişti. Her iki videoda da, yerinden edilmenin sanatçı bireyde yarattığı dehşet vardı, Fotoğraf’ta zaten ben konuşuyordum, Bütün İsimler’de de küçük bir kızın ağzından, Allah’ın 99 ismini duyuyorduk. Kanımca, asıl mesele umudun yitimiydi, Heba’nın da dikkati buraya yönelikti.

Bu serginin buradan sonra nerede izlenmesini dilersiniz, niçin?

Zehra Doğan: Kürdistan özlemi çeken ve ülkesine gelemeyen biri olarak doğup büyüdüğüm Amed’de sergilenmesini isterim.

Savaş Boyraz: İşlerin adresi her yerdir. Serginin tamamını henüz görme fırsatım olmadı. Ama üzerine söz söylediğimiz coğrafyalar başta olmak üzere her yerde görülmeli. Bunun mümkün olmayışı bu ihtiyacın büyüklüğüne işaret ediyor.

Şener Özmen: New York’ta, ardından Hewlêr, müteakiben Dubai, sonrasında da Tokyo… Çok mu abarttım? Elbette, bu sadece bir dilek, sen yeter ki iste, olmasa da olur! Niçin? Şimdi ben de bunu düşünüyorum, aklıma ilk gelen kentleri yazdım ve sebebini bilmiyorum.

Şener Özmen

Kürt halkının çağdaş sanata katkısı, size göre bu üç ülke ile mi sınırlı, değilse açar mısınız?

Zehra Doğan: ‘Contemporary Art’ ikiye bölünmüş durumda. Kimileri buna güncel, kimileri ise çağdaş diyor. Ben daha çok güncel diyorum. Eserlerimi ‘çağdaş veya güncel sanat’ içerisinde değerlendirmiyorum. Henüz bir isim koyamadım. Bir yere de koyamadım. Kürt sanatına gelince, Nazi Almanyası’nda o dönemin muhalif sanatçıları dünyanın dört bir yanına dağıldılar ve tüm olup bitenleri anlatan eserler ürettiler. Oldukça başarılıydılar. Bir ülke veya bir mekândan çok, artık tüm dünyadaydılar. Şimdi, Kürtler her yerde ve bana göre çok iyi işler yapıyorlar. Aramızdan çok iyi yazarlar, şairler, sanatçılar çıktı. Sanat dediğimiz olay, bana göre yaşamın kendisi. Kürt halkı, birbirini besleyecek maharetin sırrını çok iyi biliyor. Son zamanlarda çok iyi işler görüyorum. Kürt sanatçılar çok iyi işler yapıyor. Bu beni çok mutlu ediyor.

Savaş Boyraz: Bu üç ülkedeki Kürtlerin çağdaş sanata katkısını da sadece biz temsil etmiş olmuyoruz. Dolayısıyla bu rakam, kendi başına bir şey ifade etmiyor. Bu sadece bir sergi. Her sergi gibi eksiklikleri olacaktır.

Şener Özmen: Soruyu böyle kurduğunuzda, sanki halklar denilen saçmalığın çağdaş sanata katkıları varmış gibi anlaşılıyor, hoş, buradan böyle bir anlam katı çıkmasa da, soru, başka soruları tetikliyor. Kürt halkının çağdaş sanata hiçbir katkısı yok, nasıl olacak ki!? Amerika’daki son yerlilerin kavramsal sanata katkıları olmuş mu? Veyahut Pop Art’a? Bu, siyahların beyaz ırkçılık eleştirilerine katkısının ne olduğunu sorgulamaya benziyor, kendinizi, sanatınızı ve düşlerinizi, yaşadığınızı sandığınız ülkenin entelektüel kapasitesiyle sınırlamak zorunda kalmamak, biraz da aklınızı korumak için üretiyorsanız, katkının da ötesine geçtiğinizi anlamanız lâzım. Tabii ki bu ülkelerle sınırlı değil, ama bu sadece bir sergi.

Sizce bu sergi, çağdaş sanatı politize mi, apolitize mi ediyor?

Zehra Doğan: Bu serginin öyle bir yeri olup olmadığına dair bir kanıya varamam. Bu ancak sanat tarihçilerinin, beş yıl, on yıl, kim bilir belki yüz yıl sonra değerlendirebileceği bir konu.

Savaş Boyraz: Çağdaş sanatın politik olanla ilişkisi geniş bir konu. Sergiyi görmeden bunu cevaplamak çok zor.

Şener Özmen: Bence zaten politik-olan’ı gösteriyor, Kürtlerin entelektüel pratikleri, sanatsal aktiviteleri, edebiyatları, şiirleri, nereden gelirse gelsin ve hangi düzeyde eserse essin, politiktir, böyle olmak durumundadır ve bundan kaçış yok.

Son söz yerine:

ABD’deki bu sergi vesilesiyle aklımıza gelen 2009 tarihli (evet, 2009) bir vakayı da anımsatmadan geçmeyelim. Dünyaca tanınmış mimar Daniel Libeskind de, Irak’ın Erbil kentinde yapılması öngörülen bir ‘Kürdistan Müzesi‘ için vaktiyle kolları sıvamıştı. Ancak Irak ve Erbil’in siyasal durumu gereği, sanırız halen o kollar sıvanmış, bekliyor…

Meraklısı için, dijital kimliği de aşağıda.

Bilgi: https://www.mei.edu/events/speaking-across-mountains-kurdish-artists-dialogue
Kürdistan Müzesi: https://libeskind.com/work/kurdistan-museum/

YAZARIN DİĞER YAZILARI