Rıza Oylum
Rıza Oylum

Gitme kal bu şehirde: İran diaspora sineması

Cumartesi, 9 Kasım, 2019
Özellikle 1960 sonrasında ilk ürünlerini vermeye başlayan İran Yeni Dalga yönetmenlerinin önemli bir kısmı Şah dönemi baskılarından ya da İslam Devrimi’nin yarattığı yeni ortamdan ötürü yurtdışında çalışmalarına devam etti. Ancak yurtdışına çıkan yönetmenlerin ülkelerinde gösterdikleri başarıyı gösterdiklerini söylemek zor.

Geçen haftaki Muhsin Mahmelbaf yazısından sonra İran’ın gurbetteki öteki yönetmenlerinden dem vurmanın vaktidir. Diaspora kelimesini Türk Dil Kurumu, “Herhangi bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu” olarak tanımlıyor. İran sinemasının yurdundan ayrılmış “kolları” olarak hem Avrupa hem de Amerika’da çok sayıda İranlı sinemacı sanat çalışmalarını sürdürüyor. Birçoğunun çalışmalarında İran kültürünün izlerini görmek mümkün. Ancak bütün göçlerde olduğu gibi zaman ilerledikçe bağlar zayıflayıp yeni kültürlerin izleri fazlalaşıyor. Bir kısmı uzun yıllar sonra, özellikle yaşlılık dönemlerinde köklerinin olduğu ülkeye dönmeyi seçerken bazıları bütün bağlarını koparmış halde dünyanın farklı bir yerinde kök salıyorlar.

VİYANA’DAN DÖNMEYEN DOKTOR: HOUCHANG ALLAHYARİ

1941’de Tahran’da doğan Türk kökenli İranlı yönetmen Allahyari, genç yaşında Viyana’ya giderek psikiyatri eğitimi gördü. İlk yıllarda deneysel çalışmalar yaptıktan sonra Avusturyalı önemli yönetmen ve yapımcılarla çalışmaya başladı. İran’a dönmeyen yönetmen, Avusturya merkezli sanat çalışmaları yaptı. Borderline (1989), Fleischwolf (1990), Goldenes Ticket (1992), Höhenangst (1994), Born in Absurdistan (1999) ve 2007 tarihli Rumi: Poetry of İslam isimli çalışmaları var. Born in Absurdistan isimli çalışmasında Meltem Cumbul ve Ahmet Uğurlu’yla çalışan Allahyari, Avusturya’daki Türk gurbetçilerin yaşadıklarını trajikomik bir dille sinemaya taşıdı. Beslenme kaynakları olarak Ortadoğu sufizmi ve göç temalarını kullanan Allahyari, Avusturya’nın İran merkezli sinemacılarının en eskilerinden biri.

‘EVE DÖNEN ADAM’ BAHMAN FARMANARA

1942’de İsfahan’da doğan Farmana, ailesinin tekstil işlerinden ötürü Londra’da büyüdü. Ardından ABD’ye gitti. 1966’da Güney California Üniversitesi Film Yönetimi bölümünden mezun olup ülkesine döndü. İlk uzun metrajlı filmi Khaneye Ghamar Khanum’u çekti. Film gösterim izni alamadı. Daha sonra çektiği filmler de aynı akıbete uğradı. 1980’de ülkeyi terk edip Kanada’ya yerleşti. Film çekmek yerine yapımcı olarak çalışmaya başladı. Amerika’dan aldığı teklifle orada da çok sayıda önemli filmin mutfağında yer aldı. 2000’de İran’a gelip Booye Kafoor, Atre Yas filmini çekti. Film Fecir Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini aldı. Sonraki filmlerinde de ödüller almayı sürdüren Farmana, sinema endüstrisinin merkezinde yer aldıktan sonra çalışmalarını İran’da sürdürüyor. Kendini tanımlarken dışardan bir gözle şu ifadeleri kullanıyor: “Seksen yaşına girerken, her sabah yedide uyanıyor ve Sarhang Sakhayee Caddesi’ndeki ofisine gidiyor. Her gün bir sonraki film senaryosunu düşünüyor ve yazıyor.”

İRAN’DAN DÜNYA SİNEMASINA ESTETİK BİR ARMAĞAN SOHRAB ŞAHİT SALES

Sohrab Şahit Sales, 1944’te Kazvin’de doğdu. Viyana’da sinema eğitimi aldı. 1968’de yurda dönen Sales, Kültür Bakanlığı desteğiyle azınlıklar ve farklı etnik çevreler üstüne belgeseller çekti. İlk kurmaca filmi 1973’te çektiği Yek Etefagh-E Sadeh (Basit Bir Olay)’dı. 1974’de ise çarpıcı filmi Tabiate Bijan (Natürmort) filmini yaptı. Demiryolu ve araç geçişi arasındaki bariyeri kaldırıp indirmekle görevli 70 yaşlarındaki bir adamın mütevazı yaşamını aynı mütevazılıkla ve dinginlikle sinemaya taşıyan yönetmen, hem dönemin İran kırsalının fotoğrafını çekerken hem de insanın anlam arayışına dair yeni sorular soruyordu. İran’ın kaotik atmosferi her geçen gün sanat için daha elverişsiz hale gelmeye başlayınca Sales Almanya’ya göç etti. Sanat çalışmalarını orada sürdürdü. Yurtdışına gidenler ilk dönemlerde kendilerine benzer grupları keşfediyorlar. Sales’in 1975’de Almanya’da çektiği Gurbet filmi, Türk gurbetçilerin Almanya’daki yaşamlarına ayna tutan, en az Almanca bilmeyen gurbetçiler kadar sessiz bir filmdi. Yıllar içinde Alman televizyonları için çok sayıda çalışmaya imza atan Sales, artık İran’ın imge dünyasının dışında batılı bir sanat sineması içinde kendini ifade etmeye başlamıştı. Almanya’dan sonra Amerika’ya giden yönetmen,1998’de ardında oldukça sanatsal ve çok dilli bir filmografi bırakarak Chicago’da hayatını kaybetti.

İRAN’DA BİR MİLAT PERVİZ KİMYAVİ

1939’da doğan Perviz Kimyavi, l’Ecole Louis Lumière’de ve IDHEC’de sinema eğitimi gördü. Fransız televizyon kanallarında çalıştı. 1969’da İran’a döndü. İran’da özellikle Şah döneminde oldukça özgün, çarpıcı, yerel özellikleri ve İran’ın kültürel zenginliğini yansıtan şiirsel ve gerçek üstü öğeler taşıyan belgeseller çekti. İran sinemasında hâlihazırda devam eden özgün bir yaklaşım olan kurgu ve gerçeğin iç içeliğinin en önemli temsilcilerinden biri kuşkusuz Parviz Kimyavi’dir. Sembolik anlatıma yaslanan çalışmalar yapan yönetmen klasik televizyon belgesel anlatımını henüz yetmişlerde alaşağı etmişti. The Hills Of Queytarie (1969), Oh, Protector of the Gazelle (1970), The Mongols (1973), The Stone Garden (1976) onun çektiği belgesel çalışmalarından bazılarıdır. Daha sonra Fransa’ya dönen yönetmen, çalışmalarını uzun yıllar burada sürdürdü. 1999’da ise Iran Is My Homeland isimli kurgu filmini çekmek için İran’a geldi. Şiirsel öğeler taşıyan film çölde geçiyordu. Son filminde The Stone Garden filmini çektiği bölgeye neredeyse 30 yıl sonra tekrar gidip yeni bir belgesel yaptı.

KOŞARAK UZAKLAŞAN YÖNETMEN EMİR NADİRİ

1946’da Abadan şehrinde doğan Nadiri, yedim ve yoksul bir çocuk olarak düzenli bir eğitim almadı. İran sinemasının alaylı yönetmenidir. Setlerde, sinemanın uzmanlık gerektirmeyen kollarında çalıştı. Sonunda bulduğu bir omuz kamerasıyla ilk filmi Khodahafez Rafigh‘ı (Goodbye Friend) çekti. Daha sonra Tangsir (1973), Dahani (Harmonica, 1974), Entezar (Bekleme, 1975) ve Marsiyeh (Requiem, 1978) filmlerini çekti. 1984-5’de çektiği Koşucu filmi, yönetmenin hayatından bariz izler taşıyan kimsesiz bir çocuğun hayatta kalma savaşıydı. Film uluslararası festivallerde ödüller aldı. İran sinemasının rejim değişimi sonrasındaki ilk uluslararası başarısı Nadiri’nin Koşucu filmiydi. 1990’da ise Nadiri İran’ı terk ederek ABD’ye yerleşti. Zor şartlarda kendini var etmeye alışkın olan yönetmen, ABD piyasasında kendine yer açmaya çalıştı. Pek çok festivalde filmleri gösterildi. Bazı festivallerde jüri üyesi oldu. Cut isimli filmi Japonya’da çekildi. Artık İran’ın estetik imgelerinin dışında evrensel bir yönetmen olarak filmler çeken yönetmen, dünyanın farklı yerlerinde projeler yürütüyor.

KÜRT SİNEMASININ SİMGESİ BAHMAN GHOBADİ

Bahman Ghobadi, İran’da başladığı kariyerine artık Irak’ın Kürt Özerk yönetiminde devam ediyor. 1992’de doğduğu Bane şehrinden Tahran’a gelerek sinema eğitimi almaya başlamış, bir süre fotoğrafçılık yaptıktan sonra sinema sektörüne geçerek kısa filmi Life in Fog’la uluslararası alanda ses getirmişti. Abbas Kiyarüstemi’nin asistanlığını yapan yönetmen, zaman içinde Kiyarüstemi’nin sinema anlayışının dışına çıkarak özgün bir yönetmen haline geldi. 2000’de çektiği Sarhoş Atlar Zamanı filmiyle Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera, Genç Sinemacı ve Fipresci Ödülü’ne layık görülmüştü. 2004 yılında üçüncü uzun metraj filmi Kaplumbağalar da Uçar, yine gerçekçi bir konu üzerine kurgulanmıştı. Irak’ın Kürt bölgesinde sınırda mayın toplayan çocukların hayatına odaklanan yönetmen, amatör oyuncularla ve küçük insan hikâyeleriyle etkileyici bir filme daha imza atmış oldu. 2006’da çektiği Yarım Ay’ın ardından, 2009 yapımı Kimse İran Kedilerinden Bahsetmiyor’da Tahran sokaklarında Batı müziği dinleyen gençlerin belgeseliyle farklı bir iş kotarmış oldu. İran’da serbest olmayan Batı merkezli pop-rock müzik meraklısı gençlerin duygu dünyalarını yansıtan film, birçok festivalde gösterildi. Bu film yönetmenin İran’da çektiği son film oldu. Türkiye’ye gelen yönetmen burada Gergedan Mevsimi filmini çekti. Daha sonra Irak’ın Kürt bölgesine geçen yönetmen, artık çalışmalarını burada sürdürüyor.

Kürt dilinde film çeken yönetmenler için öncü bir isim olan Bahman Ghobadi, Kürt dilinin geniş bir çevreye yönelik olarak beyazperdede kullanılmasını sağlayarak önemli bir yeniliğe imza atmış oldu. Ayrıca profesyonel olmayan oyuncular kullanmasıyla sağladığı gerçeklik de yönetmeni özgünleştiren önemli özelliklerden biri. Bernardo Bertolucci gibi klasik yönetmenlerden övgüler alan yönetmen, kısa sürede yeni filmleri merakla beklen bir sinemacı haline geldi. 2017’de Oscar Ödülü seçiciler listesine davet edildi.

İRAN’IN İSKANDİNAV SİNEMASINA ARMAĞANI ALİ ABBASİ

1981 Tahran doğumlu Ali Abbasi, İsveç’te mimarlık eğitimi aldı. Daha donra Danimarka Ulusal Film Okulu’nda sinema eğitimi gördü. 2008 yapımı Officer Relaxing After Duty ve 2011 yapımı M for Markus isimli kısa filmlerinden sonra ilk uzun metraj filmi Shelley’i 2016’da çekti. Çocuk sahibi olamayan İsveçli ailenin Romen temizlikçileriyle taşıyıcı annelik anlaşması yapmasından sonra yaşananları anlattığı filmiyle Berlin Film Festivali’nde yer aldı. 2018 yapımı İsveç’in Oscar adayı olan filmi Border-Sınır filmiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen, Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış Ödülü’nü aldı. Film çok sayıda festivalde gösterildi. İran kökenli uluslararası bir yönetmen olarak Kopenhag’da sinema çalışmalarına devam ediyor.

TÜRKİYE’DE İRAN SİNEMASI

İran’dan Türkiye’ye çok sayıda sinema oyuncusu ya da yönetmen kimi zaman kısa kimi zaman da uzun soluklu olarak geliyor. Bunların bir kısmı Avrupa öncesi bir durak olarak Türkiye’yi görürken bir kısmı da burada sinema çalışmalarına devam ediyor. Yıllar içinde Muhsin Makhmelbaf, Bahman Ghobadi ve genç yönetmen Reza Dormishian gibi tek filmlik çalışmalarla Türkiye’de bulunan İranlı yönetmenler oldu. Şu sıra çok sayıda İran dizisi de Türkiye’de çekiliyor.

GİTMEK Mİ ZOR, KALMAK MI?

İran dışında çalışan yönetmenler kuşkusuz bu kadar değil. Milyonlarca vatandaşı olan İran’ın yurtdışında sinema sanatıyla ilgilenen çok sayıda bireyi var. Biz genel olarak ismi öne çıkan yönetmenleri sunmaya gayret ettik.

İran’dan yurtdışına giden yönetmenleri üçe ayırabiliriz. İlk olarak Şah döneminin baskıcı ortamından ötürü ülkeyi terk eden ya da yurtdışı eğitimlerinden sonra yurda dönmeyenler var. Önemli bir bölümü de İslam Devrimi’nden sonra peyderpey ülkeyi terk etti. Ayrıca birkaç filmlik projelerle İran dışında film çekip sonra yeniden İran’a dönen, ilişkisini koparmayan yönetmenler de var. Abbas Kiyarüstemi Fransa ve Japonya’da; Mecid Mecidi Hindistan’da; Asgar Ferhadi Fransa ve İspanya’da filmler çekti.

Özellikle 1960 sonrasında ilk ürünlerini vermeye başlayan İran Yeni Dalga yönetmenlerinin önemli bir kısmı Şah dönemi baskılarından ya da İslam Devrimi’nin yarattığı yeni ortamdan ötürü yurtdışında çalışmalarına devam etti. Ancak yurtdışına çıkan yönetmenlerin ülkelerinde gösterdikleri başarıyı gösterdiklerini söylemek zor. İranlı yönetmenler, en önemli projelerini İran’da yapabiliyorlar.


Rıza Oylum kimdir?

1984 İstanbul doğumlu. İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans, Trakya Üniversitesi’nde aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldı. Varlık, Virgül, Agora, RadikalGenç, Birgün, Cumhuriyet Kitap, Film Arası, Kitapçı, Sendika.org, ve Edebiyathaber.net gibi farklı mecralarda sinema ve edebiyat merkezli metinler yayımladı. Uzakdoğu Sineması, Rus Sineması, Alman Sineması, Ortadoğu Sineması, Dünya Yönetmenlerinden Sinema Dersleri, Doksanlar, Dünya Yazarlarından Yazarlık Dersleri ve İran Sineması kitaplarını yazdı. Ulusal ve uluslararası festivallerde jüri, küratör ve yayın editörü görevlerinde bulundu. Türkiye’de ve yurtdışında ülke sinemaları üstüne konferanslar verip workshoplar yaptı. Halihâzırda bir vakıf üniversitesinde sinema tarihi dersleri veriyor. Seyyah Kitap’ın genel yayın yönetmenliğini sürdürüyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI