Gerilla film...

Pazar, 3 Kasım, 2019
Şaryoyu kuruyoruz sonra. Bursa'da sanayiden işçi arkadaşlar yaptı. Yıllar önce aramışlardı beni. Abisi kanser olmuştu. Küba’da tedavi olmak istiyordu. "Dostluk" dediğiniz nedir ki, dayanışma işte. Halay çekmek gibi. Omuzundan tutacaksın ve kimsenin düşmesine müsaade etmeyeceksin… Onlar çok kalabalıklar, düzenli ordu film setleri, bizimkisi gerilla…

Biraz önce şaryoyu taşıdık. Şu film çekerken kameranın üzerinde yürüdüğü ray yani. “Normal” film setlerinde, set ekibi yapıyor bu işi ama bizim yok. Daha birçok şeyimiz yok. Görüntü yönetmenini ışık yapmak için iskelelerin tepesinde görürsünüz mesela ya da kum torbalarını taşıyan bir yönetmen. Herkes her şeyi yapıyor, daha çok. Biraz ileride bir dizi film seti var. Kamera ekibi bile bizden kalabalık. Yönetmen çok havalı. Parmağını kaldırdığında kahvesi eline geliyor. Tartışılmaz bir otorite. Parayla filan satın alınmış ama böyle.

Andrea Wajda; bir yönetmenin nasıl olması gerektiğini şöyle anlatıyordu: “Dante çarşıya indiğinde herkes birbirini dürtüyor, bak işte bu cehenneme giden adam diye birbirlerine gösteriyordu. Bir yönetmen böyle olmalıdır, herkesi cehennemi gördüğüne inandırmalıdır.”

Bu otoriteyi parayla satın almak kolay sayılabilir. Herkesin bedenini ve bazen ruhunu da saatlik satmasının esas olduğu bir sistemde, iyi para verirsen, bunu emek pazarından çok kolay bulabiliyorsun. Kamyonla dal emek pazarına, ne lazımsa seç al, iyisinden ve kelepir genellikle… -Oldukça katı bir hiyerarşi ve çalışma alanı ayrımı var bizim Türkiye setlerinde. Burada “ücretli çalışma” denilen, “vakit cehennemi” çok açık ve çarpıcı olarak görünüyor. Hiç kimse bir başkasının işine dokunmuyor. Dokunmamakla kalmıyor, her üst bir alttan başlayarak herkesi ezmek üzerine kurulmuş. Bir uzman çavuş ahlakı var ki düzenli ordu halt etmiş yanında. -Bilmiyorum belki böyle değildir ama dışarıdan böyle görünüyor bana itirazı olan yazsın- Bu daha çok geleneksel olarak tanımlanmış iş sahasının içinde hiç kimse bir başkasına dokunmuyor. Bu sadece onu yapamaması anlamına gelmiyor. Her yaptığın iş, sahip olduğun otomobil ya da cep telefonu gibi setteki statünü belirlediği için, yanlışlıkla eline bir kablo değse kimse seni sette takmaz durumunda. Belki nezaketle ama mutlak bir üstlük altlık piramidi ile yürüyor işler ya da yürümüyor bence. Kalabalıklar generallere ihtiyaç duyuyor, generaller kalabalıklara, erlere, er başlara.-

Şaryoyu kuruyoruz sonra. Bursa’da sanayiden işçi arkadaşlar yaptı. Yıllar önce aramışlardı beni. Abisi kanser olmuştu. Küba’da tedavi olmak istiyordu. “Dostluk” dediğiniz nedir ki, dayanışma işte. Halay çekmek gibi. Omuzundan tutacaksın ve kimsenin düşmesine müsaade etmeyeceksin…

Onlar çok kalabalıklar, düzenli ordu film setleri, bizimkisi gerilla…

YAZARIN DİĞER YAZILARI