Savaşın fragmanı bile berbat

Çarşamba, 9 Ekim, 2019
Ne beklenmedik ne ansızın yaşandı olanlar. Ancak daha başlamadan hesap dışı olabilecekler konusunda çarpıcı bir fragman gösterime girdi. Bu fragmanda, beladan parasını ödeyerek uzak kalabileceğini düşünen Avrupa ve fırsatçılığı yüksek politikaya çeviren Rusya’nın da rol aldığını gördük.

Son birkaç gün, daha önce de benzerleri yaşanan ama aynısının pek görülmediği tuhaflıkta bir hareketliliğe sahne oldu. Daha önce yıllar veya aylar içinde görülebilen baş döndürücü manevralar, insanı serseme çeviren dönüşler, bir birine zıt sayılabilecek gelişmeler saatler içinde yaşandı. Sadece Türkiye’de değil ABD’de de hayli kıdemli yorumcular, analizlerini 24 saat geçmeden tazelemek, bir ölçüde kendilerini yalanlamak  zorunda kaldılar. Bir tarafıyla her şeyi yeniden düşünmeyi gerektirecek kadar karmaşık bir tablo, diğer tarafıyla her şeyin son derece tutarlı göründüğü acayiplik zemini yeniden suratlara çarptı. Dönmüş gibi görünenlerin tutarlı bir süreklilik, aynı gibi duranların yepyeni bir rota gösterdiği anlaşıldı. Dünya siyaseti, Washington’dan Ankara’ya telefon görüşmeleri ile Twitter mesajları arasında, kimsenin sınırlarını çizemediği muğlak hedefler ve belirsiz limitler labirentinde saatlik periyotlarla çalkalandı durdu. Hala bu çalkalanma devam ediyor. Ne olduğunu anlama eşiği geçilemediği için olası gelişmeleri konuşmaya sıra gelemiyor. Her şey herkesin gözü önünde yaşandı belki ama yine de aşırı kalabalık bir liste haline gelen olup biteni özetlemek gerekiyor:

Aylardır “bir gece ansızın” propagandasına konu olan Fırat’ın doğusuna, sosyal medya askerlerden çok önce girdi. Sonra Erdoğan ile Trump’ın telefonda görüştükleri duyuruldu. Beyaz Saray görüşmeyi doğruladı ve Türkiye’nin operasyon yapacağını, müdahil olmayacağını açıkladı. Trump’ın attığı mesajlar, “Amerika Kürtleri sattı ve IŞİD’i de Türkiye’nin üzerine bırakarak çekiliyor” yorumlarına neden oldu. Trump, artık sadece kazanacakları savaşlarda yer alacaklarını söylüyor ve bir anlamda “ne haliniz varsa görün” diyordu. İktidar çevreleri ve Erdoğan hafif bir kazanma imasıyla, “ABD askerlerini çekiyor, koordineli operasyon başlıyor” diyerek durumu açıkladılar. Bu arada ABD karıştı, Başkan yoğun eleştirilerle karşılaştı. Trump yeniden tweet atmaya başladı ve limitleri aşması durumunda “daha önce yaptığı gibi” Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedeceğini söyledi. Pentagon, “Türkiye’ye riskleri anlattık” dedi ve hava sahasını kısmen sınırladı. Sosyal medya yeniden mehter ritmine döndü. “Türkiye tehdit edilemez” tepkisi de önce muhalefetten geldi. Trump yeniden klavyesini kullandı ve “taraf değilim” yazdı. AB ve BM’den itidal uyarıları geldi. (Bu epey seyreltilmiş bir liste)

Önce Amerika tarafına bir bakalım: ABD Başkanı’nın büyük çoğunluk tarafından Türkiye’ye “yeşil ışık” olarak yorumlanan ilk açıklamasının gerekçeleri tartışılırken, yeni bir paylaşımla açıkça Türkiye’yi tehdit etmesi ortalığı karıştırdı. “Aynı zamanda –veya aynı paylaşım dizisinde- söylenmiş olsa veya geçen yılki ‘çekiliyoruz, Suriye sizindir’” açıklaması ve sonrasında olduğu gibi biraz zamana yayılsa, kimse bir tuhaflık ya da çelişki görmezdi ama paylaşımların havası, aralarındaki süre ve arada yaşananlar gerçekten ilginç. Trump, ilk hamlesi sonrasında kendisine yakın bazı kesimler –etkili Cumhuriyetçi senatörler- dahil olmak üzere “ihanet” suçlamasına kadar varan sert eleştirilere muhatap oldu. Devlet kurumları arasındaki görüş ayrılıkları ulu orta sosyal medya paylaşımlarına yansıdı. Atılan sonra silinen tweetler, birbirini ezen demeçler, sonradan düzeltilen açıklamalar dolaşmaya başladı. Türkiye’deki iktidara yakın bazı yorumcular, derin ABD’nin ve Washington’daki vesayet odaklarının seçilmiş başkana direndiğini bile söylediler. Belki bu yüzden Türkiye’den Trump’a resmi tepki de hayli gecikti. Dengesizlik kilometrelerce uzak iki başkent arasında dengelenmeye çalışıldı.

İşin Türkiye tarafına dönülünce görünen resim de fazla net sayılmaz. Erdoğan iktidarı, pek çok meselede çıkış formülleri, çözümler üreterek değil, bu sorunları başka türlü kullanabileceği yollar bularak ilerliyor ve beklenmedik hamlelerle değil böylesi manevralarla şaşırtıyor. Ekonomik krizden dış politika sorunlarına kadar her alanda bunu görüyoruz. Suriye meselesindeki beklenen sıkışma da uzun zamandır hedef değiştirilerek, ortak yenileyerek, pazarlık tazelenerek erteleniyor. Zararın ödemesi için -faizi artsa bile- vade hep uzatılıyor. Erdoğan, Esad’ı devirmek için ABD’nin ortağı olarak girilen Suriye’den, hiç olmazsa Kürtleri yenerek Ruslarla ortaklığını devamla çıkmayı deniyor. Büyük pastadaki parça umudu küçülünce –belki de pasta servisten kalkınca- büyük dertlerine küçük çare imkanları arıyor. Hedef uzaklaşınca hedef, risk yaklaşınca muhatap değiştiriliyor. Bu müteharrik muhatap meselesi, son olarak “arkadaşım Trump iyi, çevresi kötü” noktasına kadar alt katmanlara indi.  Çok inandırıcı ve etkili olmayan olamayan güvenlik sorunu iddiası, rasyonel bir hedef yenilemesiyle desteklenmeye çalışıldı. Başkasının toprağında -başkasının parasıyla- inşaat yapmak ve bazı Suriyelilerin sürüleceği yerlere, buradaki başka Suriyelileri geri göndermek  yeni vaat haline geldi. Ne beklenmedik ne ansızın yaşandı olanlar. Ancak daha başlamadan hesap dışı olabilecekler konusunda çarpıcı bir fragman gösterime girdi. Bu fragmanda, beladan parasını ödeyerek uzak kalabileceğini düşünen Avrupa ve fırsatçılığı yüksek politikaya çeviren Rusya’nın da rol aldığını gördük.

Şimdiye kadar yaşananlarla birlikte epey özetlenmiş bu son olaylar dizisini -değil şimdi daha ilerideki tarihlerde bile- derli toplu anlatabilecek birilerinin çıkması ve herkesi ikna edebilmesi hayli zaman alacak. Ancak meselenin hem ABD hem Türkiye için basit iç politika hesaplarından ve gündem değiştirme ataklarından ibaret olduğu yorumu -sert muhalif görünse de- fazla hafif duruyor. Aynı şekilde aşırı hamasi ifadelerle ortaya konulan güvenlik gerekleri de olup bitenin tamamını açıklamaya yetmiyor. Yaşananların her iki ülkenin iç politikasıyla çok yakın ilişkisi var ve zaten bu saklanmıyor hatta her iki tarafta açık bir propagandaya dönüştürülüyor. Trump için Suriye’den çekilmek, Erdoğan için ise Suriye’ye girmek seçim vaadiydi. İkisi de bir anlamda kendi vaatlerini bildikleri yollarla takip ettiler. Fakat bugün için Suriye meselesi, basit bir gündem değiştirme hamlesinden ve resmi gerekçelerden çok her iki lider ve onların iktidarları için önlerindeki problemlerin bağlamını yenilemek anlamını taşıyor. Problemi halledemeyince –başka bir sorun için- kullanmanın bir yolunu bulmak, kısa vadede avantajlı sonuç verebildiği gibi hesap dışı yeni bağlamları da gündeme getirebiliyor. Trump’ın “bilgeliğinin” aldığı hasar ve Türkiye’nin üzerine kalan IŞİD sorumluluğu bunun erken örnekleri.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI