Ezberleri yavaşça yere bırakalım lütfen

Çarşamba, 3 Nisan, 2019
Beş yılda seçmen sayısının sabit olduğu varsayılsa bile Cumhur İttifakının oy oranı önce 57.3’ten 51.1’e, ardından da 48.3’e düşmüş, erime düzenli hale gelmiş. Oy sayısı olarak toplamda 1 Milyon 600 bin kayıpla beş yılda neredeyse yüzde 9 civarında gerileme yaşanmış. Bu tabloyu, iktidarın oylarını koruduğu, çok katı konsolidasyonu sündürdüğü, hiçbir şeyin olmadığı şeklinde yorumlamak pek mümkün değil. Bu konudaki ısrar, kötü niyetten değilse, kötü ezberden olabilir.

Seçimin üzerinden henüz iki gün geçti. Seçimin sonuçları çeşitli açılardan değerlendiriliyor, tartışılıyor. Ancak çok erken ve ciddi yanlışlar içeren değerlendirmeler, ezberlenmiş tekrarlara ve kabul edilmiş hatalara dönüşme eğiliminde. Siyasi sözcülerin seçim verilerini kendileri için en elverişli rakamları seçerek kullanması bilinen bir durum. Bu konuda, ilginç bir matematik sistemi kullanan Bahçeli ile hemen her seçimden başarı süzebilen Baykal’ın özel bir yeri vardır. Profesyonel gazetecilerin, araştırmacıların da siyasi yakınlıklarına göre rakamları eğip büktüğüne sık rastlanıyor.

Fakat, maksatlı olmadığı anlaşılan ama bazı ezberlere uyduğu için kolay kabul gören hataların tekrar ettiği görülüyor. En belirgin olanı şu: Seçim sonucu veren kaynakların neredeyse tamamında “Türkiye geneli” diye belediye başkanlığı oylarının toplamı veriliyor. Ve bu verinin karşısında partilerin yüzdesi olarak görülen rakamlar da partilerin oy seviyeleri olarak bütün yorumlarda kullanılıyor. Buna dayalı analizler yapılıyor. Bu rakamlara göre AKP yüzde 44.3 ve MHP  yüzde 7.3 oranları toplanıp cumhur ittifakının yüzde 51.6 oyu olduğu hükmüne varılıyor. Peşinden de, “önceki seçime göre iktidar oylarını korudu”, “çok şey değişmedi” yorumları geliyor.

Bu toplamı ittifak oyu olarak kullananlar AKP’nin neden yüzde 2 yükseldiğini, MHP’nin yüzde 4 düştüğünü açıklayamadıklarına da bakmıyorlar (sadece bu bile olayda bir saçmalık olduğunu görmeye yeter oysa). İktidar ve yakınları da, ilk geceden bu yorum versiyonunu çok sevdiği için altını kalınca çiziyorlar. Ancak, muhalif çevreler de bunu doğru kabul edip, yenilgiyi kaybedilen belediyeler üzerinden anlatmayı seçiyor. Siyasi analiz olarak yanlışlığı bir yana, matematik olarak bile büyük bir saçmalık bu. Çünkü, olay tamamen elmalar ile armutların karşılaştırılması. Anlatayım…

Yerel seçimlerde belirli bir şehirde, bir bölgede veya ülkenin bütününde partilerin aldığı desteği görebilmek için bakılması gereken veri, belediye ve il genel meclisi oylarıdır. Çünkü belediye başkanlığında oy kullanan seçmen, adayın kimliği, kazanma olasılığı ve daha pek çok faktörle parti tercihlerinden ayrılır / ayrılabilir. Buna karşılık meclis seçimlerinde parti tercih veya mensubiyetine daha uyumlu oy davranışı gösterir. Büyük (belediye başkanlığını kazanma şansı bakımından önde) partilerin belediye başkan oyları yüksek, meclis oyları daha düşük çıkarken, küçük ve ideolojik partilerin belediye meclis oyları başkanlık oylarına göre daha yüksek olur. Bu fark, küçük ve önemsiz kabul edilecek bir fark da değildir. Mesela, 2014 seçiminde AKP’nin bu iki kategori oyu arasında yüzde 2.5 fark vardı. MHP’de ise bu fark yüzde 4’e yakındı.

Durum, daha önceki yerel seçimlerde olduğu gibi, 2019 seçimi için de geçerli. Hatta karmaşık ittifak sistemi dolayısıyla daha da önemli. Bir başka karşılaştırma sakatlığı da, katılım oranları ve seçmen sayıları farklı olan seçimlerde yüzdelere bakarak ölçme yapmaktır. Çünkü farklı koşullarda yüzdeler aynı sayıları ifade etmezler. Yani bir seçimdeki yüzde 50, seçmen sayısı ve katılım oranı farklı bir başka seçimdeki yüzde 50 ile aynı sayıyı ifade etmez. Bu yüzden oy seviyesindeki değişimi yüzdeler üzerinden değil oy sayıları üzerinden yapmak gerekir. Bu çerçevede, Cumhur İttifakı beş senedir hep aynı sonucu alabiliyor mu? Oyunu hep koruyor mu. Hiçbir şey değişmiyor mu? Elmalarla elmaları, armutlarla armutları karşılaştırarak ve istatistikî çapakları temizlemeye çalışarak bir bakalım:

Önce, sadece seçimler arasındaki bir karşılaşmadan daha fazla şey anlatabilmek için tercih ettiğim özel gruplamadan bahsetmem gerekiyor: Türkiye’nin seçmen sayısı açısından sıralı ilk on şehri (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Adana, Konya, Kocaeli, Mersin, Gaziantep) toplam seçmen sayısının tam yarısını oluşturuyor. AA verilerine göre 31 Mart’ta 46 milyon 430 bin geçerli oy kullanılmış, bunun 23 milyon 212 bini bu on şehirde sandığa girmiş. Bu şehirler 1 milyon ve üzerinde seçmenin oy kullandığı merkezler ve Türkiye’nin ekonomik, toplumsal, kültürel ve dolayısıyla siyasal hareketliliğinin en yüksek olduğu şehirler. Sadece sıralamaya göre gruplandırılmış olsalar da kendiliğinden bir kültürel-politik, hatta kısmen coğrafi çeşitlilik içerdikleri de ortada.

Bu merkezlerin temsil ettiği Türkiye’nin ortaya koyduğu eğilimin, siyasi gelecek açısından ülke genelinden daha fazla şey söylüyor olacağını iddia etmek çok yanlış olmaz. Bu yüzden Cumhur İttifakının son beş yılda oy desteğindeki hareketliliği ölçmek için karşılaştırmaları bu on ildeki toplam oylar üzerinden yapmak, geçmişi karşılaştırmaktan çok geleceğe dair olacaktır ve dinamik eğilimi, değişimin yönünü gösterecektir. Elbette bu çalışmayı tüm büyükşehirler -ki bu otuz şehir ülke seçmeninin üçte ikisi- veya Türkiye geneli için genişletmek de mümkün. Ancak, aşağıdaki veriler bu on ildeki toplam oylar üzerinden ve sadece iktidar ittifakını değerlendirmekle sınırlı olacak.

Türkiye’nin en fazla seçmeni olan ilk on ilde toplam oy tablosu

Söz konusu illerde bugün Cumhur İttifakı olarak hareket eden partilerin 2014 yerel seçimlerinde ve 2018 genel seçiminde aldıkları toplam oy sayıları şöyle:

2014 yılında her iki partinin büyükşehir belediye başkanlığı oyları toplam 12 Milyon 850 bin (yüzde 56.4). Aynı seçimde belediye meclisi üyeliği seçiminde ise bu sayı 12 Milyon 960 bine çıkıyor (yüzde 57.3). 2018 genel seçimlerinde de cumhur ittifakının bu şehirlerde aldığı toplam oy 12 milyon 550 bin (yüzde 51.1). 31 Mart 2019 için henüz YSK geçici sonuçları açıklamadı ama medyada aktarılan verilere göre, bu on şehirde iktidar ittifakı büyükşehir belediye başkanlığında 11 milyon 200, belediye meclisinde de 10 milyon 720 oy almış görünüyor. Henüz toplama dahil edilmemiş yüzde beş oy olduğunu varsayarak (biraz bol kepçe) rakamları 11 milyon 800 bin (yüzde 50.7) ve 11 milyon 250 bin (yüzde 48.3) şeklinde yuvarlasak bile oy sayısındaki ciddi düşüş çok bariz olarak görülüyor.

İttifak partilerinin 2014 yılındaki büyükşehir belediye başkanlığında aldıkları toplam oyda beş yıl içinde 1 milyon gerileme olduğu görülüyor. 2018 genel seçimi ile de karşılaştırılabilecek belediye meclisi oylarında ise, 2014 – 2018 arasında 300 bin, 2018 – 2019 arasında ise 1 milyon 300 bin olmak üzere toplamda 1 milyon 600 binlik gerileme yaşanmış. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “gönüllere girememe” özründen yola çıkılırsa, aslında ittifak Türkiye’nin yarısında 1 milyon 600 bin kişinin (yaklaşık yüzde 8) gönlünden çıkmış. Bu tabloya, grafikle son derece uyumlu 7 Haziran 2015’de 12 Milyon 505 bin (yüzde 55.2) ve 2016 referandumundaki 11 Milyon 687 bin (yüzde 47.9) sayıları da gerilemenin düzenli biçimde yürüdüğü düşüncesini destekliyor. Yüzde olarak 57, 55, 48, 51, 48 şeklinde bir grafik oluşuyor. Bu on şehirde -YSK kesin rakamları açıkladığında oran muhtemelen 48’in de altına düşecek. İttifak sistemindeki karışıklık nedeniyle bu oyun AKP ve MHP arasında bölüştürülmesi çok zor ama kayıp payının AKP’de daha fazla olduğunu düşünmek için çok nedenimiz var ve bu on şehirde AKP oyunun yüzde 40’ın altında olması güçlü ihtimal.

Beş yılda seçmen sayısının sabit olduğu varsayılsa bile ittifak partilerinin oy oranı önce 57.3’ten 51.1’e, ardından da 48.3’e düşmüş, erime düzenli hale gelmiş. Oy sayısı olarak toplamda 1 Milyon 600 bin kayıpla beş yılda neredeyse yüzde 9 civarında gerileme yaşanmış. Bu tabloyu, iktidarın oylarını koruduğu, çok katı konsolidasyonu sündürdüğü, hiçbir şeyin olmadığı şeklinde yorumlamak pek mümkün değil. Bu konudaki ısrar, kötü niyetten değilse, kötü ezberden olabilir.

Ayrıca yukarıda özetlediğim karşılaştırma bile, taban hareketinin gerçek ebatlarını anlamak açısından eksik ve yanıltıcı. Çünkü, söz konusu tarihler arasında seçmen sayısında da önemli artış yaşandığı hesaba katıldığında, gerçek gerileme ancak bir projeksiyonla gösterilebilir. YSK verilerine göre, 2014 – 2019 arasında seçmen sayısı yaklaşık yüzde 8 artmış. Katılım oranlarını dikkate alıp bunu yüzde 5’e çeksek bile; cumhur ittifakının belediye meclisi kategorisinde 2014’deki oyunu korumuş olduğunu iddia edebilmek için alması gereken oyun 13 milyon 600 bin olduğu ortaya çıkıyor. Oysa 31 Mart itibariyle cumhur ittifakının bu on şehirde belediye meclisinde aldığı toplam oy 10 milyon 720 bin (Biz onu 11 milyon 250’ye yuvarladık). Oyunu korumuş bir cumhur ittifakının alması gereken oylara göre yapılacak bu projeksiyona göre, 2014 seçimine göre ittifak toplam 2 Milyon 350 bin seçmen kaybetmiş. 2018 genel seçimine göre yapılacak projeksiyondaki kayıp ise yaklaşık 1 Milyon 400 bin civarında. Dolayısıyla, “gerçek kaybın” yüzde 10’ların üzerinde olduğunu söylemek mümkün.

Ancak daha önemlisi, Türkiye’nin en dinamik yarısını temsil eden bu şehirlerdeki eğilimin son derece düzenli ve kararlı bir eğri oluşturması. İşte bu yüzden, bir hareketsizlikten çok, yavaş ama kararlı bir hareketten bahsedilebilir. Türkiye’nin dinamik yarısında milyonlar seviyesinde oy, beş yıldır yavaş ve düzenli biçimde iktidardan uzaklaşıyor. Çeşitli araştırmalardaki yaş, eğitim, sosyo-kültürel veriler açısından iktidarın hangi gruplarda zorlandığına dair işaretlerle çok uyumlu bir tablo. Bu bir siyasi çizgi için, gidişatı değiştirmediği takdirde “yavaş ölüm” tablosu. Buna karşılık “bir şey olmaz”, “her şey donmuş” ezberlerine sarılmak, oraya doğru sürülmeye direnmek yerine teslim olmak, agresif rehaveti büyütmek bu kadar cazip olmamalı. Yazıya başlarken işaret edilen yanlış da böyle yerleşiyor: “Yüzde 51 değişmez” fikrine fazla bağlanınca, gösterilen ilk rakam da gerçek zannediliyor.

Pazartesi günkü Medyascope yayınına buradan ulaşabilirsiniz.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI