Ülkü Doğanay
Ülkü Doğanay

Bu sefer 'adam kazanmadı'

Pazartesi, 1 Nisan, 2019
Sandıkların tamamına yakını açılmışken bu sefer kimsenin “adam kazandı” diyemeyeceği sonuçlarla karşı karşıyayız. Bunca yalana, baskıya, tehdide rağmen ülke genelinde korku eşiğinin bu sefer aşıldığını görüyoruz. Ankara’yı, üstelik bağrına taş basan çokça seçmen sayesinde, Mansur Yavaş almış görünüyor. Bir tür Mansur Yavaş’ı topluma kazandırma vak’ası…

Politikacıların seçmeni etkilemek için tutamayacakları ya da bile isteye tutmayacakları vaatler vermesi, “dün dündür, bugün bugündür” mantığıyla verilen sözlerin üzerine yatması, eleştiri oklarını rakibine yöneltirken gerçekleri “birazcık” yamultması, olguları abartması, geçmişte olup biteni çarpıtması alışılmadık bir durum değil. İrili ufaklı yalanlar, Türkiye gibi bir ülkede neredeyse politikanın tuzu biberi olarak algılanıyor. Kimse kendisine yalan söyleyen adaydan, partiden, liderden hesap sormayı aklına getirmeyince verilen sözler de, daha ses dalgaları boşlukta salınırken unutuluveriyor. Sadece sözü söyleyen tarafından değil, bizzat o sözün muhatabı tarafından da… Ne var ki OHAL sonrasının ve “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nin bu ilk seçimi, yalanın bir norm, seçim kampanyasının başlıca motifi haline gelmesi bakımından bildiğimiz her şeyin ötesine geçti. Hakkını yemeyelim, medyanın kontrolünü elinde tutan iktidar bloku yalan yarışında açık ara önde gitmekteydi.

Seçim sabahına Ankara, kelimenin tam anlamıyla iliklere işleyen bir rüzgârla uyandı. “Tamam işte, martın sonu bahardır, henüz mart ayının son günündeyiz” diyerek oyunu kullanmak için yollara dökülen seçmenler ayaklarının hemen dibinde, kaldırımın kenarında, ağacın altında, asfalta saçılmış 100 TL’lerle karşılaştılar. Güzel günlerin çok yakın olduğu ümidini hala canlı tutan bir kısım seçmen, “Evet, evet, işte tam da bu, yolda para bulmak şanstır, hem de 100 TL, bir şeylerin değişeceğine, baharın gerçekten de geleceğine işaret değilse nedir?” diye düşünmüş olabilir. Belki kimileri paranın sahibini aramak için, kimileri ise başka bir gören oldu mu diye etrafı kolaçan etmiş, sonra eğilip parayı almıştır. Tam ortasından ikiye, daha sonra da geriye doğru bir kez daha ikiye katlanmış 100 lirayı eline alıp açanlar, seçim kampanyasının son sürpriziyle, bir tür erken 1 Nisan şakasıyla karşı karşıya olduklarını anladıklarında okkalı bir küfür savurmuşlar mıdır, bilmiyorum. Zira maharetle katlanan para, gerçekte CHP’nin Ankara Büyükşehir belediyesi adayı Mansur Yavaş hakkında yürütülen karalama kampanyasının bir parçasıydı. İlk bakışta CHP tarafından hazırlandığı düşünülen bir tasarımla paranın ortasında Mansur Yavaş ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafları ve CHP’nin amblemi yer alıyordu. Alttaki yazıda ise CHP, İYİ Parti ve HDP bir arada yer alıyordu. Aynı yaratıcılıkta olmasa da, benzeri afişler, seçim kampanyası boyunca bolca hazırlanıp dağıtıldı. 24 Haziran seçimlerinde de örneklerine rastlamışsak da, bu sefer neredeyse AKP-MHP bloğunun yürüttüğü seçim kampanyasının ana motiflerinden birisi bu yalanlar üzerine kuruluydu. Öyle ki, havuzda boğulmadan önce bir zamanların en çok okunan gazetesi Hürriyet bile bu yalanlar zincirinde rolünü fütursuzca oynadı: Katıldığı bir programda Sezai Temelli’nin Ankara’yı ve İstanbul’u HDP’nin yöneteceğini söylediğini ileri sürmekle kalmadı, sonrasında açıkça bu yalanın arkasında durmaya da devam etti.

Hatırı sayılır bir süreden beri seçim kampanyalarını izleyen birisi olarak yalanda bu denli yaratıcı ve sınır tanımaz bir kampanyaya hiç rastlamamıştım. Öyle ki İzmir’de CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer aleyhine yalan haberlerin yer aldığı korsan bir gazete, başka bir gazetenin künye bilgilerini klonlayarak basıldı ve 490 bin adedi seçime 4 gün kala PTT eliyle dağıtıldı. Bu arada CHP’nin kazanma ihtimali olan illerdeki adaylarını hedef alan montajlanmış fotoğraflar, sosyal medyada gırla gidiyordu. Yalan ve montaj konvoyuna AKP’li adayları hedef alan videolar da katılmıyor değildi. Bunlardan biri de Gaziantep Belediye Başkan adayı Fatma Şahin’le ilgiliydi. Şahin’in sesi montajlanarak “Ferhat’ın Şirin’i deldiği gibi” dediği iddia edilmişti. Neyse ki memlekette teyit.org var da bunların montaj olduğundan haberdar olabiliyoruz. Teyit.org’un derlediği internette yayılan 13 yanlış bilgi için şuraya bakabilirsiniz. Son olarak Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in eşine ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydında Türel’in belediye çalışanlarına otobüs kartlarını dağıtarak bindikleri otobüslerde ”PKK’lılar CHP listelerinde. Ben bugüne kadar hep CHP’ye oy verdim. Şimdi sandığa gitmeyeceğim.” demelerini istediği bilgisi yer alıyordu. Ben bu yazıyı yazarken henüz ses kaydının doğruluğuna dair teyit.org’dan bir açıklama gelmemişti. Ancak her durumda, doğru da olsa manipülasyon için hazırlanmış bir montaj da olsa, epeydir yalan rüzgarlarının estiği, manipülasyon ve karalamalardan ötede bir politik vaat, söz üretmeyen, seçimi kazanmak için her yol mubahtır seviyesindeki bir siyasal ahlaksızlığın vardığı noktayı göstermesi bakımından çarpıcı bir örnek olarak karşımızda duruyor. Mesele Ebru Türel’in böyle bir karalama kampanyasında rol almaya tenezzül edip etmemesinden öte, bir grup seçmenin gözünde bunu pek tabi yapmış olabileceğinin düşünülmesi. Bu tür örnekleri gördükçe şaşırıyoruz, ama kimse de emin bir ses tonuyla “yok canım, olmaz öyle şey, yalandır” demiyor.

Peki yalan rüzgarları böyle sert eserken katılım oranının yüzde 3’e yakın bir düşüşle yüzde 83’lerde seyrettiği bu seçimler hangi şartlar altında gerçekleşti dersiniz? Bağımsız Seçim İzleme Platformu’nun ara raporuna şöyle bir göz atmak bile bize seçim adaletinin nasıl zedelendiği hakkında pek çok şey söylüyor. Her şeyden önce, 2014 yerel seçimlerini kazanarak göreve gelen 3’ü büyükşehir, 10’u il olmak üzere içişleri bakanlığınca görevden alınan toplamda 94 belediye başkanının yerine kayyumların atandığı bir yerel siyaset ortamından söz ediyoruz. TRT’nin ve genel olarak medyanın muhalefet adaylarını ya hiç görmeme ya da karalama tavrı, seçmen kayıtlarındaki aynı adrese 250 kişinin kaydedilmesi, 160 yaşın üzerindeki seçmenler gibi gariplikler bir yana, siyasetçilerin ve yandaş basının nefret söylemini muteber bir politik dil olarak dolaşıma soktuğu kampanya döneminde, muhalefetin topyekun düşmanlaştırıldığı, terörist ilan edildiği bir sürece tanık olduk. Yine de CHP, İYİP ve SP listelerinden belediye meclislerine aday gösterilen isimlere dair istihbarat kayıtlarının fotoğraf ve kimlik numarası bilgileriyle birlikte apaçık yayınlanması, üstelik İçişleri Bakanı tarafından da bu insanların “HDP ve PKK ile iltisaklı” olarak damgalanması, legal bir siyasal parti olan HDP’nin sürekli terörle bir arada anılması bir yana, seçim kazanmak uğruna neler yapılabileceğinin tarihe geçecek örneklerinden biri olması bakımından çok önemliydi.

Bütün bunlara rağmen, bu yazıyı kaleme aldığım saat itibariyle, sandıkların tamamına yakını açılmışken bu sefer kimsenin “adam kazandı” diyemeyeceği sonuçlarla karşı karşıyayız. Bunca yalana, baskıya, tehdide rağmen ülke genelinde korku eşiğinin bu sefer aşıldığını görüyoruz. Ankara’yı, üstelik bağrına taş basan çokça seçmen sayesinde, Mansur Yavaş almış görünüyor. Bir tür Mansur Yavaş’ı topluma kazandırma vak’ası… AKP Antalya, Bolu, Kırşehir, Ardahan, Burdur, Artvin ve Kırşehir başta olmak üzere elindeki birçok önemli belediyeyi kaybetmiş durumda. Her ne kadar, şu dakikalarda İstanbul’da Binali Yıldırım’la Ekrem İmamoğlu arasındaki yarışın sonucu mahkemede belli olacak gibi dursa da, AKP İstanbul’un önemli ilçelerini kaybetmiş durumda. İstanbul’u kazansa bile üç yüz beş yüz oyla alacak! Üstelik MHP ile ittifaka girmediği ve MHP’nin aday çıkardığı Erzincan, Kütahya, Çankırı gibi illerde MHP’ye karşı kaybetti. Başka bir deyişle, bu seçimlerde iktidarın neredeyse tek vaadi olan beka söylemi, sahibine yani MHP’ye yaradı. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi HDP kayyumlu belediyelerin çoğunu geri almış durumda. Diyarbakır’da oy oranını bir önceki seçimlere göre yüzde 7’nin üzerinde artırarak yüzde 62’yi aşıyor. Bundan sonrası için AKP’nin önünde iki seçenek görünüyor. Birincisi içinde bulunduğu durumun vahametini idrak edip yeniden iktidarını meşru zeminlere taşımak için milli iradeye saygı duymak; seçmenin iradesini küçümsemekten, onun seçtiği adayları, desteklediği partileri terörist, bölücü, yıkıcı, şu veya bu olarak damgalamaktan vazgeçmek… Bu birinci yolu seçerse, iktidarı kaybetse bile en azından bir süre daha Türkiye partisi olarak varlığını sürdürebilir. İkinci yol ise hem AKP hem de Türkiye açısından epeyce ürkütücü… Devlet Bahçeli, seçim sonuçlarına dair konuşmasında bunun ipuçlarını verdi bile. Giderek MHP’ye daha bağımlı hale gelen AKP’nin MHP’de erimesi; ve korkarım 1969 yılında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ni ele geçirip ortadan kaldıran MHP’nin bu sefer aynı yollarla olmasa da AKP’yi ortadan kaldıracak olması…


Ülkü Doğanay kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ODTÜ’te siyaset bilimi alanında yüksek lisans ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yine aynı alanda doktora yaptı. Doktora çalışmaları sırasında bir yıl süreyle Paris II Üniversitesi Fransız Basın Enstitüsü’nde bulundu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken kamuoyunda “barış bildirisi” olarak bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle 686 sayılı KHK ile ihraç edildi. 'Demokratik Usuller Üzerine Yeniden Düşünmek' isimli kitabının yanı sıra Eser Köker’le birlikte kaleme aldığı 'Irkçı Değilim Ama…Yazılı Basında Irkçı-Ayrımcı Söylemler' ve Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan’la birlikte kaleme aldığı 'Seçimlik Demokrasi' isimli kitapları yayınlandı. Ayrıca siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında uluslararası ve ulusal dergi ve kitaplarda çok sayıda makalesi basıldı. İmge Kitabevi Yayınları’nda editörlük yaptığı beş yıl boyunca çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi ve Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu. Ülkü Çadırcı adıyla yayınladığı çocuk kitapları ve Gökhan Tok’la birlikte kaleme aldığı 'Teneke Kaplı İvan' isimli bir çocuk romanı da bulunmakta.

YAZARIN DİĞER YAZILARI