Aydın Selcen
Aydın Selcen

Suriye'den bıkanların diplomasisi

Pazar, 17 Şubat, 2019
ABD daha çok Avrupalının içine bir tutam TSK katıp kendi hava koruma şemsiyesi altında bir güvenli bölge ihalesine çıkması bir seçenek. Ruslar, Adana 98’i zaten sattı bize, ona göre işte gece yatılı değil gündüz şöyle bir 5 km'ye dek girip-çıkmalı bir formül öneriyorlar, o da ancak Esat “evet” derse, yani Ankara yeniden Şam’la konuşmaya başladığı takdirde.

Suriye işinde siz de okumaktan bıktınız, bizler sizler için “dekriptaj”, yani satır aralarını okuma, gelişmeleri yorumlama, kelimeleri anlamlandırma çabasından bıktık. Belki bu bıkkınlık analizin kendi. Tüm taraflar bıktı, yoruldu, tükendi. Zorla oyunu bozacak enerji de kalmadı, zorun oyunu bozabileceği fırsat pencereleri de artık kapandı.

Bu haftaya birikenler: ABD Savunma Bakanı (şimdilik vekili) Shanahan’ın ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Org. Votel’in Senato’da verdikleri ifadeler, Soçi’deki Türkiye-Rusya-İran Zirvesi’nden çıkan bildirge, Erdoğan’ın gelenekselleşmiş Soçi dönüşü uçak açıklamaları, yıllık Münih Güvenlik Konferansı’ndan yansıyanlar. Sahada ise kemikleşmiş, donmuş çatışma hali devam ediyor- belki YPG’nin IŞİD’in artık ceplerini temizleme harekatı sayılmazsa.

Arkaplana da biraz bakmalı. Bizim hariciyede kurumsallamış deyimler vardır: Örnekse, “elinde iş var mı” diye sorduğunuz arkadaşınız meşgulse (hariciye raconunda herkes her zaman meşguldür), masasından kalkmadan ve kafasını da kaldırmadan “arkamda* ayı bağırıyor” der. Burada da, IŞİD’in Irak’ta özellikle Musul-Kerkük arasında yeniden zemin kazandığına dair Irak Kürdistan Bölgesi istihbarat kaynaklarının somut paylaşımları var. Bir de, bizim açımızdan ekonominin durumu. Zorlarsak, ABD’nin David Satterfield’i yaklaşık bir buçuk yıldır boş duran Ankara Büyükelçiliği’ne aday göstermesini de bu kaleme ekleyebiliriz.

Soçi’den çıkan bildirgede defaatle Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve Şam’ın ülkedeki egemenliğinin zedelenmemesi aksine tahkim edilmesi gereğine vurgu var. Neredeyse Türkiye’yi ismen yazacak denli, hiçbir eylemin bunları sakatlamamasının ve “terörizmle mücadele kisvesiyle alanda oldu-bitti yaratmaya müsaade edilmeyeceğinin” altı çiziliyor. Yetmiyor, Kuzeydoğu Suriye’ye ilişkin paragrafında da toprak bütünlüğüne değinilmiş. Idlip’te yerine getirilmeyen ödevlerin tamamlanması zamanı geldiği anımsatılıyor. Nihayet, ileri dönük hatlarda da, Anayasa Yazım Komitesi’nin ve yeni BM Özel Temsilcisi Geir Pedersen’le eşgüdümün önemine işaret ediliyor.

Oyunu değiştiren ABD’nin Fırat’ın doğusundan topyekün çekilme kararıydı. Çekilmenin yavaşlatılması yahut geri bırakılması yönünde hem ABD’nin güvenlik bürokrasisinin, hem Kongre’nin baskısı vardı. Önden “çekiliyorum” dedikten sonra ABD’nin diğer ilgili taraflarla müzakere edemeyeceği açık. Jeffrey-Rayburn ikilisinin Ankara’daki beyhude görüşme turları ve Türkiye’nin derli toplu bir karşı teklif masaya koymadan ipe un sermesi bu durumun göstergesi. Ben, bürokrasinin değil ama Kongre’nin freninin etkin olacağını düşünmüştüm, sanırım yanılmışım. Org. Votel çekilmenin nisan ayında başlayacağını teyit etti ve Başkan Trump’ın IŞİD’in yenilgiye uğratılarak “görev tamamlandı” açıklaması bekleniyor.

ABD’nin çekilmesi Ankara’nın bana göre tutarsız ve bütüncül olmayan Suriye siyasetinin yazılı olmayan önceliklerindendi. Ama gerçekleşme olasılığı birden belirince, Rusya ile olan ayarı bozdu. Hâlâ daha Milli Savunma Bakanı Akar Münih’te “ABD dışındaki” muhatapların Fırat’ın doğusunda TSK denetiminde güvenli bölge kurulmasına olumlu yaklaştıklarını söylüyor. Hâlâ daha, Volkan Bozkır gibi bir deneyimli eski büyükelçi, hem de Vaşington’da ABD hakkında S-400 alımı hakkında konuşurken ABD’den “çok değer verdiğimiz bir başka ülke” diye söz ediyor.

Ankara’ya geldiğinde muhataplarını pek heveslendiren hatta Erdoğan’ın yanında Fazıl Say konserine giden sonra Vaşington’a dönüşünde PYD liderlerinden İlham Ahmed’in koluna girip Başkan Trump’a götüren Senatör Graham da Münih’te Fransa ve İngiltere’ye güvenli bölgeye konuşlanma çağrısında bulundu. Açıkça, Suriye Kürtlerinin Türkiye’ye karşı korunması gerektiğini belirtti. ABD’nin önümüzdeki aylar içinde tutturmaya çalıştığı dikişi de böylece anlamış olduk.

Fransa, Türkiye de denli “Esat gitsin” diye tutturan nadir ülkelerden. Aynı Fransa, Suriye kaynaklı selefi terörizmden en çok yaralanan da ülke. 24 Nisan’ı Ermeni Soykırımını Anma Günü olarak kabul eden Paris, yine Ankara’yı karşısına alacak bir yol ayrımına gelmiş durumda: Ya kendi ulusal güvenlik çıkarlarınca Fırat’ın doğusundaki askeri varlığını büyütecek ya Türkiye’nin güvenlik kaygısını ciddiye alıp, bu hamleden feragat edecek. Yahut Fransa da ABD gibi TSK ile YPG’nin yan yana, uyum içinde bulunacağı bir imkansız hayal peşinde koşacak.

ABD daha çok Avrupalının içine bir tutam TSK katıp kendi hava koruma şemsiyesi altında bir güvenli bölge ihalesine çıkması bir seçenek. Ruslar, Adana 98’i zaten sattı bize, ona göre işte gece yatılı değil gündüz şöyle bir 5 km’ye dek girip-çıkmalı bir formül öneriyorlar, o da ancak Esat “evet” derse, yani Ankara yeniden Şam’la konuşmaya başladığı takdirde. SDG, BM’yi önceleyen, Araplı, IKB peşmergeli bir çözümle “ABD’siz bir bölgede Şam’sız da yapabilir miyim” arayışında. Ve Şam’a sorarsanız hiçbirine gerek yok, 2011 öncesine dönmek yeterli.

Cennetmekan hocam Mişel Tagan “resimin üzerine işememeli**” diye öğütlemişti bize. Diplomaside sonuç almak güvencesi yok ama yolu yordamı belli. Ne deyince, ne anlaşıldığı da az çok öyle. “Uluslararası toplumun kabul edeceği” denince “ABD’nin” anlaşılır mesela. “Siyasi çözüm” deyince “eller havaya, sahaya dokunma” demektir. “Zamana zaman tanımak” der Fransızlar. “Yavaş yavaş acele ederek” de. Diyeceğim, sanki monşer kılıklı Geir Pedersen’in sahnesi açılıyor artık. Ne tek yanlı işlere kalkışmak, ne ömrünü doldurmuş Astana’yı içine Irak’ı, Lübnan’ı filan katarak Cenevre’ye karşı yahut ABD’nin oluşturuğu Küçük Grup’a karşı çıkarmak pek akıl kârı olacak işler değil.

Vaşington’da Türkiye ve Katar lobi firmaları iki ülke büyükelçiliklerinin yönlendirmesiyle eşgüdüm içinde çalışıyordur diye umuyorum. Zira olası IMF programının çerçevesi, İran’ın çevrelenmesi, Suriye’de konuşlanma ve Doğu Akdeniz doğalgazı konularında buna ihtiyaç olacak. Venezuela’dan altın, Rusya’dan S-400 alınacak zamanlar değil bunlar. Suriye’de askeri maceralar aranacak zamanlar ise hiç değil. Bu sıkıcı yazıyı sonuna dek gelebildiyseniz, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilişinin yirminci yılında dönüp Dinçer Demirkent ve Murat Sevinç  hocalarımızın yazılarını okumanızı dilerim. Asıl konuşmamız gereken konular orada zira.

*Aslında “arkamda” demez de işte, ne dediğini siz hayal gücünüzü kullanarak bulabilirsiniz.

**”Il ne faut pas pisser sur le tableau” demişti rahmetli.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI