https://twitter.com/HDPankara?lang=tr
Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

'Boş odamız mevcuttur' diyebilmek

Pazar, 27 Mayıs, 2018
Ariel Sanat'taki Oda Projesi sergisi, hepimizin taşıdığı benlik evinde her daim bir odayı boş tutma olasılığı ve ihtiyacımızın altını, bireysel ve kolektif olarak çizen, bir anlamda varoluşun 'Oda Müziği'ni bestelemeye çalışan üç kadının çağrısını kalıcılaştırıyor.

Sanatın daha kamusal bir varoluş ve dönüştürme aygıtı olup olmayacağını ‘Oda Projesi’yle tartışma ve uygulamaya açan üç kadının 18 yıllık (dostluk) hikâyesi, tarihlerinde ilk defa İstanbul Nişantaşı’ndaki Ariel Sanat mekânında izlenmeyi sürdürüyor.

Tarihi Narmanlı apartımanının nostaljik atmosferindeki apartman dairesinde, Norgunk Yayıncılık refakatiyle görülen Oda Projesi’nin sergisi, 2 Haziran’da sona ermek üzere. Proje, Özge Açıkkol, Güneş Savaş ve Seçil Yersel’in kavramsal çerçevesiyle şekillenirken, girişim proje üyelerinin kolektif üretimi bireysel olarak ele alan üretimlerinin paylaşımından oluşuyor.

Ariel Sanat, Oda Projesi sergisinden, Özge Açıkkol, Güneş Savaş, Seçil Yersel

Serginin en önemli bölümünü, sergi fikrini ve proje ruhunu dillendiren bir metnin merkeze alındığı boş bir oda teşkil ederken, bunun çeperinde ise projeyi görünür kılan, gerçekte kolektif üyelerinin bireysel olarak ortaya koydukları birtakım fotoğraf, okuma, ilişki şeması ve arşivsel görseller izleyiciye eşlik ediyor.

Mümkün olduğunca dağınık, ancak okundukça, izleyicinin kendisi ve proje ruhunu derin bir eleştirellik ve kavramsallık içinde örebildiği özgür bir tasarımla kurgulanan Oda Projesi sergisi hakkında kaleme alınan metinde, çok lezzetli tarifler mevcut. Proje üyeleri söz gelimi, serginin göbeğini teşkil eden Ariel Sanat’taki odayı, ‘Yararsız Mekân’ olarak ifadelendiriyor. Boş oda ortasına bırakılan bu niyet belgesi ve odanın sınırları, bir kâğıt bant kullanılmak suretiyle de görünür kılınmış.

Ariel Sanat, Oda Projesi sergisinden, Özge Açıkkol, Güneş Savaş, Seçil Yersel

Mümkün mertebe misafirperver ve ılık bir ev huzuru yayan sergide, merhum sanatçı Hüseyin Bahri Alptekin’den Gülsün Karamustafa ve Halil Altındere’ye değin, pek çok yerli ve yabancı sanatçı, akademisyen ve aydının türlü proje ve mekânlarda söz, göz ve eylem temasında bulunduğu Oda Projesi’ne ait bir de görsel ‘ardiye’ yer almakta. Küçük, dağınık ve siyah beyaz imgeler, projenin küçük veya ‘büyük’şehirde kalkıştığı ulusal veya uluslararası, etnik veya kimlik ötesi çalışmalara dair, eskidikçe ve yorumlandıkça adeta soyutlaşan nice imgeyi birbiriyle çakıştırıyor. Sergideki büyük, boş odanın ardında kalan bu bölümde bir de bilgisayar, izleyici/katılımcıya ‘veri’ çeşmesini açıyor. Burası, Ariel’in ‘depo’ olarak kullandığı bölüm iken, Özge Açıkkol özelinde, Oda Projesi bunu ‘Koleksiyon Odası’ olarak tariflemiş.

Oda Projesi, bir fikir. Bir niyet. Ama kendini ne salt feminist, ne de toplumsal veya politik bir kaygı ya da hayalin misyoneri olarak görüyor. Özellikle vaktiyle çok tartışılan ve bugün neredeyse bir rutin halini almış ‘mutenalaşma’ mefhumu, bu bellek teşhirinde izleyici aklını sık sık tüm eleştirelliği ile ziyaret ediyor örneğin. Aynı an içinde hem bireysel, hem kolektif olabilmenin zenginliğini taşıyan Oda Projesi sergisinde, 20 yılı aşkın süredir fotoğrafla çalışan Seçil Yersel, etkinliğe büyük boy bir panoramik siyah beyaz fotoğrafla ve bir video ile katılıyor.

Ariel Sanat, Oda Projesi sergisinden, Özge Açıkkol, Güneş Savaş, Seçil Yersel

Proje üyeleri, sergiden edindiğimiz, hatta bizatihi kendisini bir iş-manifesto olarak teşhir ederken akla yakın zaman öncesinin Altın Palmiye ödüllü çağdaş sanat eleştirisi içerikli ‘Kare’ filmini getiren metinde, Ariel sergilerinin panoramik yüzey alanı olarak tariflenmiş alandaki fotoğrafı, şöyle açıklıyor:

“Fotoğrafta avluyu, sıradan bir gün akışında görmekteyiz, mekân, kadınlarla çocukların oyun ve eğlenme hali içinde sütunu merkeze aldıkları bir tür ‘esrime’ alanıdır.”

Sergideki videoda ise sözlü ve öznel, ama kolektif bir tarih dokümanı, eşzamanlı olarak izleyiciyle paylaşılıyor. Bu dökümanı şekillendiren dört soru ise, Norgunk Yayıncılık tarafından, proje üyelerine birbirlerinden bağımsız ve habersiz olarak, bir nevî entelektüel çapraz sorgu misalî yöneltilmiş.

Öte yandan, yine sergiden edindiğimiz metne bakarsak, Ariel Sanat’tan gelen davet üzerine, kendilerini ‘Oda Projesi’ durumuna bakarken bulan ekip üyelerinden Özge Açıkkol, bu atmosferde kendini, Seçil ve Güneş’i proje arşivinden seçtiği birer projeye ‘atamış’. Seçil’in projesi, ‘Kolektif Yaratıcılık’ sergisi kapsamında Oda Projesi’nin gerçekleştirdiği, ‘Yer’den Mekâna’ isimli mimarlık yarışması projesi.

Bunlarla birlikte serginin ‘Güvenilmez Arşiv’i ise, 19 Şubat’tan bu yana, 28 gün boyunca her gün Oda Projesi’nin gerçekleştirdiği bir projeye dönüp bakan Güneş Savaş’tan geliyor. Savaş bu yönüyle yaklaşık bir aylık bir ‘anımsama egzersizi’ne girişerek, özellikle kendi hatırladıklarına yaslanan bir elyazması tarih üretiyor. Bu çabaya bir de, yine Savaş’ın aynı süreçte, projenin kendi tabiriyle ‘içgüdüsel bir takip’ içinde biriktirdiği, doğaçlama nesne ve imgeler refakat ediyor.

Ariel Sanat, Oda Projesi sergisinden, Özge Açıkkol, Güneş Savaş, Seçil Yersel

Etkinlik posterleri Bülent Erkmen’in imzasını taşıyan ve Bilge Alkor’un düşü eşliğinde gerçeğe sevdalanan Ariel Sanat, kendi varoluş manifestosunu şöyle kayda almış: “Ariel bir cin. Adından da anlaşılacağı gibi bir hava cini. Shakespeare’in ‘Fırtına’ oyununda tılsımlı kanatlarını çırparak, fırtınayı başlatan karakter. Çok öne çıkmasa da, koşulları dönüştürerek olan bitenin seyrini, kökten bir şekilde değiştiriyor. Bizim bu küçük, ama kanatları da kalbi gibi çarpan sanat mekânımız, işte böylesi bir fikrin peşine düştü: Olan bitenin seyrini değiştirmek.”

İşte, Oda Projesi’nin kendini bir kitaplıkla da hatırladığı ve Maria Lind ile İstanbul Güncel Sanat Projesi gibi çabaların da misafirliği eşliğinde anlattığı bu hikâyede de, böylesi bir ana(ç)fikir ortaklığı bulunuyor. Üç kadın, taşıdıkları görsel, kavramsal ve toplumsal farkındalığın yükünü birbirleriyle imece içinde bu projenin bünyesinde damıtıyor.

Ariel Sanat’taki Oda Projesi sergisi, hepimizin taşıdığı benlik evinde her daim bir odayı boş tutma olasılığı ve ihtiyacımızın altını, bireysel ve kolektif olarak çizen, bir anlamda varoluşun ‘Oda Müziği’ni bestelemeye çalışan üç kadının çağrısını kalıcılaştırıyor. Bir arada varolma ve yaşama meselesine adanan bu ‘sanat müziği’nin en sevdiğim notalarından bazılarını ise, Güneş Savaş, ‘Güvenilmez Arşiv’inde hepimiz adına şöyle seslendiriyor:

“Peki, özel bir odanın kamuya açılması ne demektir? İki özel odanın ortasındaki – iki özel alanın ortasındaki – oda boşaltılıp temizlenir. Boyanır. Aynı zamanda bizim kafamızdaki ‘mekân’ fikri de havalanmıştır. Üzerinde düşündüğümüz boş bir yüzeye dönüşmüştür. Georges Perec’in ‘Yararsız bir uzama dair’ adlı metninin bulunduğu boş bir oda, hepimizin kafasını kurcalar. Hiç bir tanımı olmayan, veya daha iyisi tanımı sürekli değişen bir mekân. Bir işleve büründüğü anda ona iyice baktığımız ama iyice baktığımızda bulanıklaşan ve anlamı değişen bir mekân. Bizden bağımsız. Yani biraz yaban. Durduğu yerde sürekli sorular soran. Cevapları bulmak değil niyet. Birlikte daha çok soru soracağımız bir mekân.”

Bilgi:arielsanat.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI