Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

İçinden 'hocalarca şey' geçen 'öğrenci sergisi'

Pazar, 8 Nisan, 2018
Bu sergi, hayatta kazanılmak istenen bazı şeylerin ille de para ve rekabetle, kişileri yarış atına dönüştürme gayretiyle elde edilemeyeceğini, tüm coşkunluğu ve imece ruhuyla ispatlayan, anlatmak istediği hikâyelerden başkaca maddî manevi çıkarı olmayan, kooperatif bir imge / hayal tecrübesi.  Tıpkı benzer umut, samimiyet ve ufuklarla daha önce ve halen düzenlenmekte olan nicesi gibi.

‘Yerli ve Millî’ Yeditepe Bienali’mizin (www.yeditepebienali.com) İstanbul’un dört bir yanını ‘gelenekli ve çağdaş sanatla’ kuşattığı şu günlerde, yine bu bienalde Ayasofya Müzesi ve Yerebatan Sarnıcı gibi noktalara ev sahibi olan Sultanahmet’teki Abud Efendi Konağı’nda da, 19 Nisan tarihine kadar bambaşka bir buluşma daha  yaşanıyor. Türkiye’deki çağdaş sanatçıları genç Sanat Yönetimi Öğrencisi Yaren Akbal’ın emeğiyle bir araya getiren, sunuş metni sevgili eleştirmen, yazar, akademisyen, sanatçı ve küratör Emre Zeytinoğlu’na ait, ‘Uzak Hafıza’ sergisi bu. Bir nevî alternatif teşhir teşebbüsü, ‘yaşayan bir sınav kâğıdı’. Böyle diyoruz, çünkü Akbal’ın emeği, halen eğitim gördüğü özel üniversitenin de kendisinden beklediği ‘bitirme projesi’ olma özelliğinde.

Akbal’dan edindiğimiz bilgiye bakılırsa, konak Anıtlar Yüksek Kurulu’nun kararıyla ‘korunması gerekli sivil mimarlık örneği bina’ olarak tescil edilirken, bina bahçesi ile 3 bin 243 metrekarelik bir alana yayılıyor. Yerebatan Sarnıcı’nın da bulunduğu bölgede yer alan Alemdar Caddesi’ndeki 3 numaralı konak, adını ilk sahibi Ahmed Abud Efendi’den almış. Suriye kökenli bir tüccar olan bu kimse, 2’nci Abdülhamid döneminde, Ticaret Odası, Harbiye Nezareti Mübayaa Komisyonu ve Şirketi Hayriye reisliği yapan Mehmet Abud Efendi’nin de, kardeşi imiş.

19’ncu yüzyıl sonlarına tarihlendirilen yapı, Abud Efendi ailesince kullanıldıktan sonra, Ahmet Abud Efendi’nin büyük oğlu Ferit Bey tarafından, bir Amerikalıya satılmış ve bina, 1925’ten 1939’a değin YMCA –  Genç Hıristiyan Erkekler Birliği binası olduğu kadar, 1927’de ilk beyazperdelerden Alemdar Sineması’na kapılarını açmış, 1939’dan sonra da Amerikan Erkek Lisan ve Ticaret Dershanesi olarak hizmet vermiş. Bina, bundan sonra ise, kültürle bağını yine koparmayarak, 1969’da Yücel Kültür Vakfı’na geçmiş.

Bu vakıf, aynı zamanda genç küratör Akbal’ın da sponsorlarından. ‘Uzak Hafıza’nın diğer sponsorlarını saymam ise burada hakça olur, çünkü bir öğrencinin böylesi gönüllü ve fedakârca emeğinin ardında bu imzaları görmek, öteki yeni nesil işbirlikleri adına cesaretlendirici, takdire şayan, hakiki destek emareleri olarak  görünmekte. Bu bağlamda, etkinliğe Corpus Yayınları, Tepta Aydınlatma, SALT, DEPO, Art On İstanbul, Pilot, Piyatro, REM Art Space, Krank Art Gallery ve Kasa Galeri’nin sponsor olduklarını söylemek umut verici. Zira bu tür projeler, saha içindeki tüm profesyonellerin de bildiği gibi, ağır fedakârlıklar ve ortak dayanışma ile, güven iklimlerinin meyveleri. Bu arada Yücel Kültür Vakfı’nın (www.yucelkulturvakfi.org) kimliği, kökeni ve geleceğe etkilerini de meraklıları için anmak adına, ‘Kültür Avcıları’ projesini çıtlatmakta fayda bulunuyor. Bu proje uyarınca bütün gençler, arzu ederlerse, yarısını vakfın ödediği bir kültür ve sanat etkinlik izleyiciliği sezonluk-yıllık kampanyasının parçası olabiliyor. Yine hatırlanacağı gibi konakta geçen baharda da 13’ncü  Sharjah Bienali BAHAR projesi İstanbullu izleyicilerin ilgisine sunulmuştu.

‘Uzak Hafıza’ sergisi, Dünya ve Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu konumlanma ve tariflenme krizlerine, sanatın çoğulcu perspektif imkânlarına yaslanarak, eleştirel bir gözle bakmayı deniyor. Kişisel ve kitlesel algı şekilleri, sanatın video, tuval, performans, yerleştirme ve fotoğraf gibi türlü teknik ifade olanaklarını değerlendirerek, neyin gerçekte yeni, neyin eski olduğu veya bu meyanda bizlere dayatıldığı konusunda önemli bir algı ve yargı testi olanağı veriyor. Serginin açıldığı konağın yaşam öyküsünün bile, günümüz jeopolitik ve bürokratik döngüsüne aşinalığı, etkinliği dün ve bugün arasında yalpalamadan, şımarmayan diri bir dinginlikle ayakta tutmayı başarıyor. Tıpkı İstanbul Galata Rum İlköğretim Okulu’nun son yıllarda kültür ve sanata açtığı kapısındaki berekette olduğu gibi, Abud Efendi Konağı’nda da bir araya gelen yeni nesil sanatçılar, bugünün insanı ve kitlelerinin açmazlarına, olabilecek en nazik ve ironik ifade ve estetik biçimleriyle yeni yorumlar katıyor.

İki katlı binanın zemin katında Pınar Derin Gencer’in, mahcup bir hayalet misalî ‘Hafızanın Katmanlarına Yürümek’ üzere kadrajlarıyla yola çıktığı sergide, Alpin Arda Bağcık, bir anti-depresan ismi olan ‘Loksapin’ ile isimlendirdiği ‘SON DAKİKA’ bulantısını üzerimize cayır cayır yıpratıcılığıyla boşaltıyor. Serginin en kinayeli işlerinden birinde, 2017 tarihli işiyle Cengiz Tekin, bir ‘yarı açık’ Türkiye’de neredeyse patolojik bir sözde özgürlük nöbetine kalmış bireyleri yüzümüze ‘Alçak Basınç’ gibi arşivlik bir işle vururken, Duygu Nazlı Akova, Gezi’nin bilinçaltına bir nevî ‘Rorschach Testi’ uyguluyor desek, yeri. Sanatçı keza, konağın çatı katındaki 2014 tarihli videosu ‘Kovan’ ile de, serginin ruhsal basıncını alabildiğine katlıyor.

Hafızanın Katmanlarına Yürümek, Pınar Derin Gencer

Metin Çelik’in, eski konağın gerçeküstü ışık oyunları ve mimarî yaşına harika bir kamuflajla sindirdiği yağlıboya kompozisyonu ‘Kaos-Kozmos’la iyice baş döndüren ‘Uzak Hafıza’ sergisi, karanlık ve aydınlığı, sürpriz ve soğukkanlılık duygusunu çok iyi kullanarak yerleştirilen pek çok işi bir araya getiriyor. Çağrı Saray’ın başında saatlerce takılabileceğiniz, sizi ‘Şaman oğlanı’na çeviren ‘psikedelik’ ağaç yerleştirmesiyle yoğunlaşan Uzak Hafıza sergisinde, belki de plastik ‘assolistliği’ İhsan Oturmak, ‘Son Akşam Yemeği’ ve ‘Oynamak İstemiyorum’ gibi, kinaye kuyusu, şarabî demdeki tuval ve yerleştirmeleriyle devralıyor dememiz gerekiyor. Ele geçirilmiş bir zaman ve mekân deneyimine dönüşen ‘Uzak Hafıza’ tecrübemizde bayraktarlık ise, 2016-17 tarihli ‘Temsiliyetsiz Bayraklar’ıyla, bu kez Didem Erbaş’ın oluyor. Hatırlanacağı gibi aynı, haklı radikal refleksi, yakın zaman önce yine Sultanahmet Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası ile Müze ve Sanat Galerisi’ndeki ‘Saklı İşler’i ve TÜYAP Sanat Fuarı’ndaki Ezgi Bakçay imzalı ‘ÜTOPYA’ sergisindeki ‘Kara Bayrak’ıyla, Çağrı Saray da göstermişti.

Eda Aslan’ın, binanın mahcup bir kuytusuna bıraktığı, zamanla solan karanfil imgelerinden menkul yerleştirmesiyle siyasal gerçekçiliğini daha da elde eden sergide, ‘Gezi Ruhu’nu yine üfleyen işlerden biri ise, kendini Erdal İnci’nin ‘Taksim Döngüsü’ video düzenlemesinde ortaya koyuyor. Bunun gibi, Sevil Tunaboylu’nun, dramatik ismiyle ısıtıp aydınlattığı mahrem tuvali ‘Gelecekte Çakmaklar Hiç Bitmeyecek’ de, sergiye en güzel aydınlatma ve düzenlemeyle bırakılmış plastik armağanlardan bir diğeri. Serginin ikinci katında, ‘Holografik Kayıt’ı ile, Ayasofya’nın tarihine estetik şefkatini bırakın bir başka sanatçı ise, Güneş Terkol oluyor. Onu,denizde salınan bir Ud’un başrolde olduğu gerçeküstü videosu ile, Pınar Öğrenci, ‘Üstümüzden Hafif Bir Rüzgâr Esti’ diye kucaklıyor. Şener Özmen ve Cengiz Tekin’in ayakkabılar üzerinden bugünkü sosyal zemini yokladıkları ‘Saklı’nın yanı sıra, Dali ve Bosch’un ruhuna sanat tarihi okutacak gerçeküstü desenleriyle zenginleşen etkinliğin sürprizlerinden bir diğeri ise, spor salonundaki yerleştirmesi ‘Hafızanın Katmanlarına Yürümek’ ile, yine Pınar Derin Gencer oluyor.

Gelecekte Çakmaklar hiç bitmeyecek, Sevil Tunaboylu

Evet, bir ‘öğrenci bitirme sergisi’ ‘Uzak Hafıza’. Ancak, profesyonel sanatçı ve destekçi kadrosu da, anlatısı da hakiki vaka ve bireylerden örülü, kurduğu hayallerle hayata tutunabilen bir sergi de. İçinden ‘hocalarca şey’ geçirebilen bir ‘öğrenci sergisi’.

Hafızanın Katmanlarına Yürümek, Pınar Derin Gencer

Ama burada sözü Emre hocamıza bırakmamak, hem size, hem küratöre, hem sergiye ayıp kaçacak :

“…Bu sergide sanatçılar, iktidar ile ilişki kurmuş özneleri kapsamında, özellikle seçilmiş bir mekân ile bir hesaplaşmaya girişiyor. ‘Ruh’un değişimine ya da ‘Ruhtan Ruha’ geçişin tarihine tanıklık etmiş bir mekân bu. Dahası, ‘bedenden bedene geçiş sürecine de bir tanıklığı var buranın. Böylece iki yönlü bir hesaplaşma olacak o mekânda;  bir yanda o mekânın nasıl kurulduğu, sonra politik akışa göre nasıl içerik değiştirdiği ve bu değişen içeriklerin özneyi nasıl etkilediği sorgulanırken, diğer yandan da o sorgulayıcı özneler, kendi ‘ev’lerini kurarlarken hangi iktidar haritaları arasında gezindiklerini anımsayacaklar. Belleklerini harekete geçirip, bir psikanaliz seansına dahil olacaklar.”

Ücretsiz gezilebilen ‘Uzak Hafıza’ sergisi, çağdaş sanatta dayanışma ve ortak Dünya görüşünün, kendine bağlı değişim ve paylaşımın, günümüz sanat eğitim sistemi ve piyasasında  ‘eski köy’e yeni âdet getirmenin halen mümkün olabildiğini uman, insanî ve kolektif bir çaba. Evet, çünkü iş ne vahim ki, bu ‘barkoda’ ve CV mantığına dayandırılmış, sanatçılık artık uzun zamandır bir kariyerizm – kavga sahasına dönüştürülmüş vaziyette.

Bu sergi, hayatta kazanılmak istenen bazı şeylerin ille de para ve rekabetle, kişileri yarış atına dönüştürme gayretiyle elde edilemeyeceğini, tüm coşkunluğu ve imece ruhuyla ispatlayan, anlatmak istediği hikâyelerden başkaca maddî manevi çıkarı olmayan, kooperatif bir imge / hayal tecrübesi.  Tıpkı benzer umut, samimiyet ve ufuklarla daha önce ve halen düzenlenmekte olan nicesi gibi.

Mecazen söylersek, bugünün sanat dünyasının bilumum ‘Abuk Efendi’ konağında gönüllü / gönülsüz köle olmamak için, tarihi Abud Efendi konağındaki bu kelebek ömürlü teşhir vakası nezdinde, onun ürettiği eleştirel ruhta önyargısız ve bağımsız irademizle konaklamakta, ve sahiden nerede durduğumuzu, durmak isteyeceğimizi düşünmekte fayda var sanki.

(Ha, yeri geldi söyleyeyim; bu, kendi mağduriyet ve kusurlarıyla, eleştiri kurumunu da kesinkes içeriyor.)

YAZARIN DİĞER YAZILARI