Aydın Selcen
Aydın Selcen

Afrin, niyet ve akıbet

Çarşamba, 31 Ocak, 2018
Afrin Harekatı başlamadan önce yine her ülkede olan Dışişleri Bakanlığı’nın da etkinlik göstermesine silahlı kuvvetler ve istihbarat teşkilatı denli olanak ve zaman tanınması gerektiğini söylemiştim. Diplomasinin, savaştan daha düşük maliyetli ve daha sonuç alıcı olduğunu vurgulamıştım. Şimdi Zeytin Dalı başladı. Evlatlarımız cephede hayatlarını kaybediyor.

Kimi “vatan hainleri” diyemeyeceğim, Sayın TBMM Başkanı Kahraman’ın zarif üslubuna sığınarak “satılmışlar” değil “aldatılmışlar” diyelim, Afrin harekatının yakın gelecekte, büyük olasılıkla öngörülen tarihinden önce yapılacak başkanlık seçimleriyle ilintili olduğunu varsayıyorlar. Yani insan hayret ediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Asla samimi bulmuyorum. Ama onu öyle bırakmam. Dolayısıyla yakın Ortadoğu tarihinden bazı örnekleri anımsamadan duramadım.

Bizde o efsunkar emperyalizmin tam bir Cingöz Recai’si addedilen “Arabistanlı” kod adlı Thomas Edward Lawrence’ın aslında trajik bir figür olduğunu düşünebiliriz. Lawrence, erken dönem terörist yöntemleri baldırı çıplak çöl bedevilerine öğreterek ve Haşimi sülalesinden Faysal’ı kendince tarihsel bir liderlik konumuna yükselterek ecdadımız Osmanlı Devleti’nin Arap ellerindeki egemenliğinin kırılmasında rol oynamıştı.

Terörizm, doğası gereği “kalleşliğe” dayandığı için maliyeti düşük, etkisi yüksektir. Özellikle ABD’nin Vietnam Savaşı’nda geliştirdiği Özel Harekat taktikleri de böyledir. Hile gibi, cephe gerisi faaliyet, sabotaj da savaş sanatının içindedir zira. Dehşet salmak da öyle. Terörizmi şahikasına çıkaran IŞİD de el kitabında “idaret-ül tavahhüş” der: Tedhişten de öte, vahşetin yönetimi. Belki ilginç biçimde, günümüzde terörizmle mücadelenin cephe ülkesi olduğu savını kafamıza kakan İsrail de terörist yöntemlerle “başarılı” olup, devlet kurabilmiş yegane örnektir.

Lawrence, sahada kendince hedefine ulaştı. Buna karşılık başarılı olduğu ve bize tarihimizde travmatik, gölgesi kendinden uzun bir miras bıraktığı söylenebilecek “saha”, I’inci Dünya Savaşı’nın sadece bir yan cephesi, cep sahnesiydi (“side-show”). Öyle ki Lawrence, ne Arabistan’ı kurabildi ne dostu Faysal’ı bunun başına kral olarak oturtabildi. Suriye’de 1920’de Şam’a giren Fransız General Gouraud Faysal’ı kovaladı. Daha güneyde Hicaz’da da Lawrence’ın Haşimileri, Necd’den gelen ve Osmanlı’nın tepelemek için zamanında büyük uğraşlar verdiği Vahabi Suudileri kovaladı.

Lawrence’ın cingözlükleriyle Haşimi sülalesine emanet etmeyi umduğu büyük Arabistan hayali 1919 Paris Barış Konferansı’nda Suriye, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen derken masa başında paramparça olup gitti. Neyse hikayeyi biliyorsunuz, neticede bizim Arabistanlı’nın hayalinden geriye ancak Haşimi sülalesine İngiliz yaratısı Ürdün’de ayarlayabildiği taht baki kalabildi. Şam’da dikiş tutturamayıp Bağdat’ta tahta oturan Faysal’ın Irak’ı 1932’de, Suriye de 1946’da bağımsız oldular.

Osmanlı ordusunda savaşırken esir düşüp, Mısır’da İngilizlerin devşirdiği Nuri Sait ise 1950’lerde maktul başbakan Menderes’le yakın dost olacaktı. 1935’te elim bir motorsiklet kazasıyla hakka yürüyen Lawrence o günleri göremedi. Ankara’nın 1958’de General Kasım’ın darbeyle son verdiği Haşimi idaresine muhabbeti zaman içinde öyle köklenmişti ki, 2003’teki ABD askeri müdahalesinin ardından türeyen siyasi partiler arasında Anayasal Monarşi Hareketi (CMM) en ziyade müsaadeye mazhar olandı.

Churchill de I’inci Dünya Savaşı’nın ana sahnesi Avrupa’da karşılıklı siperlerin kazılıp, insan ve mali kaynak maliyetinin olağanüstü boyutlara ulaşması üzerine, 1915’te Çanakkale üzerinden Rusya’yı savaş dışı bırakmak fikrini ortaya attı. Çuvallayınca, hükümetin yüzünü ancak II’nci Dünya Savaşı’nda yeniden görebildi. Zaferle çıktığı II’nci Dünya Savaşı’nın ardından girdiği ilk seçimde ise iktidarı İşçi Partisi’nden Attlee’ye devretmek zorunda kaldı. “Bugün Downing Sokağı 10 numara önünde boş bir taksi durdu, içinden Clement Attlee indi” dediği rivayet olunur.

Büyük Savaş’ın bitişinin yüzüncü yılı 2018. Bizde, Avrupalıları şaşırtan biçimde, Osmanlı’nın toplam nüfusunun dörtte birinin kaybına yola açan şunca cephede savaştığımız I’inci Dünya Savaşı anılmaz. Onun yerine Çanakkale Zaferi’ni anarız biz. Kurtuluş Savaşı’nı yedi emperyalist düvele karşı kazandığımızı söyleriz. Kurtuluşun ardından gelen 1921 ve 1924 kuruluşlarının farklarını konuşmayız. 1960, 1971, 1980 askeri darbelerinde ülkemizin eşit anayasal yurttaşları olan Kürtlerinin yediği darbeler neydi sorgulamayız.

Terörizme karşıyız, karşıyım. Ben, kendi adıma, savaşa da karşıyım. Her ülkenin kendini savunma hakkı vardır. Her ülkenin ordusu, polisi ve istihbarat teşkilatı da vardır. Afrin Harekatı başlamadan önce yine her ülkede olan Dışişleri Bakanlığı’nın da etkinlik göstermesine silahlı kuvvetler ve istihbarat teşkilatı denli olanak ve zaman tanınması gerektiğini söylemiştim. Diplomasinin, savaştan daha düşük maliyetli ve daha sonuç alıcı olduğunu vurgulamıştım. Şimdi Zeytin Dalı başladı. Evlatlarımız cephede hayatlarını kaybediyor.

ABD, Münbiç’ten çekilmeyeceğini CENTCOM Votel ağzından açıkladı. Rusya, Tel Rifat ve Minnag’ı, Şam denetimindeki Nubl ve Zehra’nın kuzeyinde insani yardım yahut askeri ikmal hattı olarak dolaylı yoldan elde tutuyor. Suriye Ordusu, İdlip’in tamamını, bir bölümü Ankara destekli, cihatçı unsurlardan temizleme yolunda ilerliyor. HTŞ kolaylaştırıcılığıyla apansız İdlip’e dalan TSK konvoyunun da önünü Rus uçakları kesti.

Yüzyıl önce küresel oyunun cep sahnesi Ortadoğu’da olan biteni hatırlamak Zeytin Dalı’ndan nereye varacağımızı bir kez daha düşünmek için belki öğretici olur. Olur da olan giden canlara olur.


Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

YAZARIN DİĞER YAZILARI