'Yapıyorum; çünkü yapabiliyorum'

Perşembe, 28 Eylül, 2017
"Örümcek Adam" çizgi romanında, bir karakter var: Cletus Kasady. Sorunlu bir geçmişin ve tuhaf biyolojik birleşmelerin mahsulü bu karakter, örümcek adamın düşmanı. Çeşitli kötülükler yapıyor ve bütün bunları yapmasının nedeni için son derece basit bir cevap veriyor; "yapıyorum; çünkü yapabiliyorum". İktidar ve güç ilişkilerinin psikolojik, sosyal motivasyonu için hiç de karmaşık olmayan, fazlasıyla açık ve açıklayıcı bir cümle aynı zamanda.

25 Eylül Pazartesi günü, son yıllarda defalarca olduğu gibi, Çağlayan Adliyesi’nin önündeyiz. Cumhuriyet Davası için toplanmış tanıdık bir kalabalık. Herkes birbirine “sence ne olur?” diye soruyor. Davanın avukatları, yıllarını mesleğe vermiş hukukçular, yüzlerce öğrenci yetiştirmiş hocalar; “hukuki bir değerlendirme yapmak imkansız, çünkü dava siyasi” diyor. Sonra söze, “benim içimde şöyle bir his var ” diye devam ediyorlar. Mesele siyasi ise, analizlerine güvendiğimiz isimlere, gazetecilik mesleğinin duayen isimlerine, hâlâ aktif siyaset yapanlara, tecrübeli diplomatlara, atılmış veya halen görevde olan akademisyenlere kulak kabartıyoruz, tartışmaya çalışıyoruz. “Vallahi ne yapacaklarını kestirmek zor ama belki bir ikisini bırakabilirler gibi his var içimde” civarlarında dolaşan bir sohbetten ileriye gidilemiyor. Hisler, enerjiler, dualar, biraz da kehanet veya tahmin. Memleketin en önemli davalarından birinin Kadri Gürsel’in tahliyesi ile sonuçlanan üçüncü duruşmasının yapıldığı binanın avlusundaki resim bu. Peki, durum bu kadar irrasyonel mi? Böylesine karmaşık, anlaşılmaz mı?

Dışarıdan bakanlar için bazı zorluklar olduğunu kabul edelim. Bilgiye, sağlıklı haber kaynaklarına erişimin güçlüğünü de hesaba katalım. Ama uzunca süre olan biteni hayli içeriden takip eden, hâlâ belli bir temas mesafesinde durabildiği iddiasındakilerin de “açıklayıcı’ şeyler söylemek yerine “hayret” ifadelerini duyuyoruz. Uzunca bir süre mevcut iktidarın zorunlu sosyolojisini kuran ve anlatanlar, sanki bir navigasyon probleminden bahseder gibi, “yanlış yola girildi” diyerek işin içinden çıkmaya çalışıyor. Önemli dönüşüm aşamalarında sözcülük görevi yapmışlar, “benim senaryolarım içinde böyle bir final yoktu” diyerek, işi “hayal gücü” sınırlarına doğru sürüyor. Süreç, yaşananlar, “böyle olmaması gerekirdi” denilen bir irrasyonel sapma, nedeni anlaşılamayan bir “hata” gibi sunulmaya çalışılıyor. Neredeyse beş yıldır kullanımdaki “geçici bir akıl kaybı (tutulması)” gerekçesi ve “fabrika ayarlarına dönme” vaadi, “olup bitenden asıl olarak iktidar zarar görür” argümanı boşa çıkıp, tersi defalarca kanıtlandıkça daha da cılızlaşıyor.

Örümcek Adam çizgi romanında, bir karakter var: Cletus Kasady. Sorunlu bir geçmişin ve tuhaf biyolojik birleşmelerin mahsulü bu karakter, örümcek adamın düşmanı. Çeşitli kötülükler yapıyor ve bütün bunları yapmasının nedeni için son derece basit bir cevap veriyor; “yapıyorum; çünkü yapabiliyorum”. Bazı kaynaklarda Hassan Sabbah’a da atfedilen, Bill Clinton’un skandallı oval ofis hikâyesinde de tanımlayıcı ruh hali olarak olarak dile getirilen bir slogan söz: “Yapıyorum; çünkü yapabiliyorum”. İktidar ve güç ilişkilerinin psikolojik, sosyal motivasyonu için hiç de karmaşık olmayan, fazlasıyla açık ve açıklayıcı bir cümle aynı zamanda. İster mahallenin arıza abisi ister dünya lideri olsun, ister apartman yöneticisi ister devlet başkanı olsun eğer başka bir mekanik devrede değilse, direnç ve politik yaptırım yoksa, yapabiliyor olmak, yapılanların çoğunu açıklamak için en akla yakın yol. Çünkü, siyasette, ekonomide, diplomaside ve hayatın her düzeyde biçimlendirilmesinde bir süredir yapılacakların sınırlarını sadece “yapabilir olmak” belirliyor.

Bu mesele, gidilen (veya gelinen yol) açısından da benzer işliyor. Güç ve iktidar ilişkilerinde bazı önemli dönemeçler, köşe taşları, imkan ve fırsatlar ya da engeller rota üzerinde elbette etkili oluyor ama “bizim yolumuz bu değildi” sözü çoğunlukla yürümeye devam edenlerin değil, yolda kalanların ağzındaki bir bahane. Kandırılma hikâyelerinin de, “Sülün Osman” patlamasından çok, kandırılmışların heveskârlıklarından beslendiğine artık hiç kuşku yok. Ama yolun buraya doğru ilerlediği, ilerleyeceği konusunda söylenmiş bütün sözler yerlerinde duruyor. Gücün ve iktidarın merkezileşmesi, asli unsur diye tarif olunan çoğunlukçu bir tabana (bunu ister mağdur çevre ister yerli – milli diye tarif edin) yaslanarak ilerlediğinde varacağı yer çoğunlukla aynı. Bu sosyolojiye ve siyasete kendiliğinden pozitif nitelik atfedenler, bu yüzden “sapılmış yolu” bulmakta, geçilen kavşağı tarifte zorlanıyorlar. Herkes kendi “duruş tarihine” uygun bir kavşak işaret ediyor. Yapılanlar yapılabilirlik ölçeğine göre bir kronolojiyle dizildiğinde fazla virajlı bir yol görünmüyor. Tarihteki, başka coğrafyalardaki benzer pek çok örnekte de, kesintisiz iktidar serileri çok manevralı, bol dönemeçli yollar izlemiyor.

Kurucusu, parçası, destekçisi olduğu, hayırlı bulduğu, kötünün iyisi dediği, bir şeyler beklediği “yolun”, çizginin değiştiğini söyleyenler ve hayret ifadelerinin dozu artıyor. Fakat, bu yol, dava veya her neyse, o şeyi hepsi başka tarif ediyor. İslamcı için de “tanınamaz” bir hal var, liberal için de. Milliyetçi için de hayal kırıklığı, dünyaya açılmak isteyen için de. Bunların tam tersi de mevcut, gidişattan çok mutlu “mürteci” de bulunabiliyor, “İslamcı kemalist” muhafız da. Çünkü, işin anahtarı Adalet Yürüyüşü sırasında söylenen “bizim yaptığımız yollardan yürüdüler” sözünde olduğu gibi, yolu açanla yoldan yürüyen arasındaki ilişkinin tanımlanışında. İktidar birileri için imkan veya pozisyon koruma (edinme) fırsatı üretiyorsa bunun kendi yapabilirlik sınırıyla ilgili bir bedeli var. Gelir dağılımı tablosunda sadece en yüksek yüzde 5’lik diliminin gelirini artırmasının, batı ekonomileri için Türkiye’de en çok para kazanılan dönem olmasının elbet bir karşılığı olacak. Her çeşit çıkar ilişkisinde olduğu gibi, siyasi – ideolojik zeminde de bu durum geçerli. Bu alanda kimin kime borçlu olduğu biraz karışık ve “bağlılık” müfettişliğinde münhal kadro yok.

“Yapıyorum, çünkü yapabiliyorum” mekaniğinin ideolojik ve toplumsal hassasiyetlerle ilgili kullanım şablonu: “Kullanıyorum; çünkü kullanabiliyorum”. Bir iktidarı tarif edecek ideolojik etiketin, “ötekilere” karşı kullandığı ideolojik argümanlar, başkaları için dayattığı ideolojik hassasiyetlerle değil, kendisi için bağlayıcı olduğunu açıkladığı ideolojik sınırlarla belirlenmesi daha doğru. Bu pencereden bakıldığında iktidar, kullandığı, kullanabildiği, önerdiği veya zorladığı hiç bir ideolojik hassasiyetle kendisini bağlı hissediyor gibi durmuyor. Ancak, kendi yapabilirlik, kullanılabilirlik sınırlarını sürekli genişletirken becerebildiği en önemli şey, karşısındakilerin, “muhalefetin” bu alanları daraltmasına izin vermemek. Fakat dış politika ve ekonomi alanında, aynı dilden konuşanlarla daha sık karşı karşıya geliyor. Yapamayacağı şeyler açığa çıkınca rasyonel sınırları belirginleşiyor. Vaziyetin göründüğü kadar irrasyonel olmadığı anlaşılıyor. Buradan ilhamla; tartışmaya başladığımız soruya dönerek şöyle söyleyebiliriz: İktidarın ne yapacağını anlamaya çalışmak yerine, yapılabilirlik sınırlarını tartışma konusu yapmak belki daha çok şey söyleyebilir. Aksi halde, ana muhalefetin sorduğu “böyle bir şey olabilir mi?” sorusuna defalarca “evet olabilir” cevabını alması kaçınılmaz.


Kemal Can kimdir?

1964 yılında Düzce’de doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1986’da mezun oldu. 1984’de Gençlik ve Toplum dergisinde yazdı. 1986-87’de Yeni Gündem dergisinde 1987-90 döneminde Nokta dergisinde, 1990 yılında Sabah gazetesinde gazetecilik yaptı. 1993’de EP (Ekonomi Politika) dergisinde 1994’de Ekonomist dergisinde çalıştı. Yine aynı yıl Express dergisini çıkartan ekipte yer aldı. 1997 – 1999 döneminde Milliyet gazetesine yazı dizileri hazırladı. 1998’de Yeni Yüzyıl gazetesinde, 1999 yılında Artı Haber dergisinde çalıştı. Birikim dergisinde yazıları yayınlandı. 1999 yılında CNNTÜRK’te çalışmaya başlayarak televizyon gazeteciliğine geçti. 2000 yılından itibaren çalışmaya başladığı NTV’de sırasıyla politika danışmanlığı, editörlük, haber koordinatörlüğü ve genel müdür yardımcılığı görevlerinde bulundu. 2013 yılından itibaren kapatılana kadar İMC TV yayın danışmanlığını yaptı. Yazdığı ve yazar ekibinde yer aldığı kitaplar: Devlet Ocak Dergah (İletişim Yayınları 1991), Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik (İletişim Yayınları 2001), Türkiye Savaşın Neresinde (Metis Yayınları 2001), Homopolitikus Lider Biyografilerindeki Türkiye (Aykırı Yayınları 2001), Devlet ve Kuzgun (İletişim Yayınları 2004), Yoksulluk Halleri (İletişim Yayınları 2007).

YAZARIN DİĞER YAZILARI