Metin Solmaz
Metin Solmaz
  • msolmaz@gazeteduvar.com.tr

Alay etmemeye çalışarak: En güzel kişisel gelişim kitapları

Perşembe, 28 Eylül, 2017
Dünyanın hakikaten kötü bir yer olduğuna emin olmak ferahlatıcı bir şey bence. Sonra bu dünyanın fenalıklarını kendince bir nizama sokmak, kendini yüreklendirmek için başka şeyler bulmaya fırsat tanıyor.

Durun, hemen kızmayın. Sağdan yüz metre sonra mutluluk, soldan ikinci sokakta zenginlik kitaplarından, yahut meşhur karikatürdeki gibi “on adımda onbeş adım” kitaplarından bahsetmiyorum. Hazır reçeteler, postitlere yazılıp sağa sola yapıştırılan büyük laflardan da yok.

Ama hala kişisel gelişim kitaplarından bahsediyorum. Hepimiz kişiyiz neticede. Ve gelişelim işte.

Bu yazıda bahsettiğim kitaplar kişisel gelişim raflarında durmuyor, ayrı. Boşverin. Ben de kişiyim, bu kitapları kendi üzerimde denedim ve çok geliştim şahsen.

***

Peki niye gelişelim? Şuracıkta keyfimize bakıp yaşayıp gitsek, hayatın akışına bıraksak kendimizi? Okumak istediğimizde de merak ettiğimizi okusak sadece. Böyle yapalım zaten. Ama işte gelişmek de gerekiyor. Neredeyse her şey uzmanlık istiyor çünkü… Yemek yemek, çocuk yapmak gibi sıradan faaliyetler dahi uzmanlık istiyor. Yemek yiyeceksiniz, şekeriniz nişasta bazlı mı? Yoksa glikoz yahut mısır şurubu mu? Paraben var mı? İlaçlardan azade mi? Kötü kolesterol hakikaten kötü mü?

Milyonlarca yıldır yavruluyoruz, bugün çocuk bakmak uzmanlık istiyor yahu. Eskiden geleneksel olarak çözülüverilen bir yığın problem artık çözülemiyor. Çünkü o gelenekler güncellenerek gelişemediği için batıl itikatlar kaldı sadece geriye. Yok efendim sarılık olunca sarı giysin, cereyanda kalmasın üşütür, soğuk ateş yapar, taş çeker filan… İkinci oğlum memenin birini reddetmişti. Cins herif bir memeyi emiyor öbürüne ağlıyor. Öbürü şiştikçe şişiyor. Harika doktorumuz Demet Ilıkkan, “e öbür memeye geçirirken bebeğin yönünü değiştirmeyin, aynı meme zanneder” deyiverdi. Şıp diye çözülmüştü. Buyrun, uzman işte. Tek cümleyle hayat kurtarıyor. Bu arada ilk kişisel gelişim kitabını ebeveynler için önereyim: Çocuklu Hayatın İlkeleri / Demet Ilıkkan.

Uzmanlık demişken hemen bir harikulade kişisel gelişim kitabı daha: Dehşetler ve Uzmanlar. Adam Phillips, Metis Yayınları.

***

Kişisel gelişim kitapları, yoga, spritüalizmler, pek çok şeyin beyaz yakalılar arasında bu kadar gündemde olmasının iki sebebi var: Orta sınıf konforları ve can sıkıntısı.

Birincisi hayatı güzelleştirmek, kaliteli hayat adına yapılan şeylerin çoğu zırva oluyor. Örneğin bulaşık yıkamak, yer silmek pekala bir çağdaş sanat sergisi gezmekten daha kaliteli bir zaman olabilir. Çağdaş sanatı aşağılamak yahut bulaşık yıkamayı yüceltmek değil niyetim. Hepimizin günlük hayatımızda bitirmek üzere iş yapmaya ihtiyacımız var. Yani, bulaşık, çamaşır yıkayıp yer silmek, “kendi işini kendi başına yapmak” aslında insana iyi gelen şeylerdir. Haldeki formatlarıyla tatil de bence epey sıkıcı bir şey. Maldivler’de bir hamakta her türlü hizmeti alarak kaç saat, kaç gün, kaç hafta yaşayabilirsiniz? İş yeter ki güneş yağı bezelerinden zor görünen Bodrum denizine sıkış tepiş girmeyi eğlence, domatesli makarnaya penne arabiata demeyi ayrıcalık filan sanmaya varmasın.

Hayatta öyle uzun uzadıya manalar aramanın alemi yok. Dünyaya düşmüş, milyonlarca yıldır düşmekte olan ölmeden önce bir miktar ömür tüketmekle meşgul trilyonlarca canlıdan biriyiz. Hal böyleyken temizliğini haftada bir gün gelen “kadına” yaptıran, yemeğini bistrodan yiyen, bu hayatta bir işe yarasın diye değil de maaş, kariyer, tatil, hatta emeklilik getirsin diye iş yapan birisi tabii ekseriyetle canı sıkılan birisi oluyor. Karnı ağrıyınca şaşırıyor. Kısa zamanda işinden ve eşinden şikayet eden, bir şey üretmeyen, kendisine dahi pek hayrı olmayan birisine dönüşüveriyor. Biz o birisine şımarık birisi diyoruz.

Ve o birisine çıtayı saçma yerlere yükselttiği (belki düşürdüğü) için mutsuz olduğunu anlatacak başka birisi de pek bulunmuyor.

İşte bu noktada kişisel gelişim kitapları, tıpkı yaşam koçları, terapiler, yogalar yahut spritualizm gibi mana ve ehemmiyet saçmak üzere hayatlara giriyor. Hepsi temel olarak özgüven enjeksiyonuna dönük şeyler: “Sen aslında var ya çok süper bir herifsin/kadınsın da işte bunun farkında değilsin. Bak şimdi, her gün hayatının ilk günü. İçindeki dombiliyi açığa çıkar.”

Kişisel gelişim kitapları alay konusu, çünkü hepsi elindeki reçeteyi herkese uygulamaya çalışıyor. Hiçbiri de misal tembelliğin çalışmaktan daha ahlaklı (hem de keyifli ve kişisel gelişime çok uygun) bir şey olabileceğinden bahsetmiyor.

***

Velhasıl bence en hakiki, en birinci kişisel gelişim kendini küçültmekle başlıyor. İnsan şehir hayatında şişiyor. “Sen şöylesin sen böylesin” laflarına bazen inanıyor. Fırt diye giden metrolar, hop diye gelen e-posta’lar filan kendini R2D2 sanıyor. Ama işte bildiğin kahvaltı yapmadı mı huysuz olan, günde en az bir kere kakası gelen, kıskanan, tırnaklarını kesen, saçları döküldü mü üzülen, Şampiyon seyredince ağlayan insanlarız hepimiz. Üstelik öleceğiz.

Ama işte bir kere şımarmamak için “Her canlı ölümü tadacaktır” ayetini içselleştirmek gerekiyor. O da o kadar değil. Ölüm, akla gelince paniğe sevk eden, unutunca yokmuş gibi davranılan, pek zor barışılan bir şey. Likyalılar boşuna mı mezarlıklarını yaşadıkları yerin göbeğine yapmışlar?

İkinci olarak şu var: Dünya cennet değil. Hatta dengesi bozuk, özellikle hayvanların, kadınların, çocukların, engellilerin, LGBTİ’lerin, farklıların zulüm çektiği gıcık bir yer. Onu ulaşamadığınız bir cennet zannetmek ömür boyu hayal kırıklığı demek.

İşte, kişisel gelişimin birinci safhası bu iki şeyi kapsıyor: Kendini küçültmek, daha doğrusu olduğun yeri hatırlamak. Ve dünyanın kıytırık bir yer olduğunu kabul etmek. Bunun için de iki şeyden faydalanabilirsiniz: Doğu felsefeleri ve popüler bilim kitapları.

Doğu felsefeleri dediysem aman diyeyim fiber internetle Facebook’a giren akşam rakı içen birisi olduğunuzu unutup çakraları açmaya filan girişmeyin. Hepimiz endüstri toplumu bireyleriyiz neticede. Hindu yaşamını taklit edip Saddhu olacak halimiz yok. Doğu felsefeleri de Batı felsefeleri gibi felsefe neticede. Onları o halleriyle sevelim. Onları üzerimizde denerken bizimle alakası olmayan birisi olmaya kalkışmayalım.

Dünyanın hakikaten kötü bir yer olduğuna emin olmak ferahlatıcı bir şey bence. Sonra bu dünyanın fenalıklarını kendince bir nizama sokmak, kendini yüreklendirmek için başka şeyler bulmaya fırsat tanıyor.

Daha spesifik örnekler verirsek: Buda’nın hayatını, Cainizm, Çarvaka Sistemi’ni, Zen Budizm başta olmak üzere Budizmleri filan okumak iyi gelir bence. Bir de antik Hint destanları Mahabharata ve Ramayana… Bhagavat Gita’yı unutursam Prof. Korhan Kaya hocam kızar. Felsefe ekollerinin din haline gelmesini, tanrıyla din arasındaki derin farkı doğu felsefeleri üzerinden takip etmek çok öğretici. İşte bunlar hep kişisel gelişim. Ha amman Osho demiyorum. İşte o latte içip festivalde film peşinde koşanlar için ehlilleştirilmiş hazır hale getirilmiş doğu felsefesi. World Music gibi. Yapay bir şey.

Popüler bilime gelince. Düşünsenize okuduğunuz şey diyor ki, “bilmem ne 300 milyon yıl önce oldu. Elli milyon yıl aşağı elli milyon yıl yukarı.” Ölçüler ışık yılıyla. Hal böyle olunca hadi kendinizi dev aynasında görün bakalım. Bu hayatta bütün kitaplarını okuduğum tek büyük yayınevi TÜBİTAK’tı. Kitaplarının çoğu kişisel gelişim kitabıdır bence. Hala ulaşılabiliyorlar. Hayvan zihinleri, astronomi, biyoloji, matematik kitapları. Popüler bilim kitaplarından daha güzel kişisel gelişim kitapları olabilir mi? Halkın Bilim Tarihi, Beynine Bir Kez Hava Girmeye Görsün, Matematikçinin Güncesi, Matematik Sanatı, Tüfek, Mikrop, Çelik, Geçmişin Anahtarları, Buluş Nasıl Yapılır?, Hayvan Zihni, Hayvan Aklı… Bu böyle gider.

İlle TÜBİTAK yayınları olması gerekmiyor. Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, Bilgi Üniversitesi Yayınları, Pan Yayınları gibi bir çok yayınevinin harikulade popüler bilim kitapları var.

Şimdi kendimizi yeterince küçültüp dünyanın da kıytırık olduğu kanaatini yuttuysak sırada insanlığı tanımak var. Nasıl olmuş da yere tükürmek ayıp, vatan sevmek onur, hümanizm de en yaygın din olmuş bir bakın. Bunun için Sapiens ve Homo Deus kitapları biçilmiş kaftan. Siz bakmayın bu kitapları popüler oldular diye küçümseyenlere. Her köşesi bilgi dolu, hızla okunuveren, akla gelmedik bir yığın sorular yumurtlatan, hümanizm gibi cilalı pazarlama ürünlerinin zibidiliğinden, esaslı dönüşümlerin nasıl olduğuna kadar yığınla detay var Harari’nin bu görkemli kitaplarında. Hoş, Harari Homo Deus’u biraz sallamış. Sapiens’de yazdıklarının gözden geçirmesi, açılmış hali gibi olmuş. Ama olsun. Siz ikisini de okuyun bence.

Hayatın bu hale nasıl geldiğini anladıysak, insan davranışlarının ne kadar saçma olduğunu anlamaya geldi sıra. Günlük hayatımızda yaptığımız, ömrümüzü vakfettiğimiz, hayatımızın göbeğine girmiş neredeyse herşeyin ne kadar saçma olduğunu ilimle, fenle matematikle anlatan bir kitap var çok süper. Adı İrrasyonel (Stuart Sutherland / Domingo). Bu hayatta saçmalığı her ne sanıyorsanız onun on katı saçmalık var. Yaptığımız, yaşadığımız pek çok şey irrasyonel temellere oturuyor. Yüzlerce deney ve araştırma incelenerek yazılmış bu kitap sizi çok rahatlatacak. Kendinizin ve diğer insanların niye sürekli saçmaladığını anlayacaksınız. Hayattaki saçmalığın analitik dünyasına dalacaksınız.

Bu hayat saçmalık, zor da. Hem de bir arada yaşamak gerekiyor. Hep birbirimize muhtacız. Bir de çok fazla soru var ortada. Misal ahlak var ya… Ne kolay gelir başta. İşte kimseye zarar vermeyeceksin, nazik olacaksın filan… Bir de “Ahlak Üzerine Tartışmalar”ı okuyun bakalım Ayrıntı Yayınları’ndan, Jon Nuttall yazmış. Ahlak konusunda kısaca “bildiğiniz gibi değil” diyor. O kadar çok soru soruyor ki, bu kitabı bitirdikten sonra yukarıdaki kitaplara baştan başlayabilirsiniz.

Ha, bir de cinsellik mevzuu var tabii. Yayıncısı benim diye söylemiyorum, Bülent Somay’ın kitabı “Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane” bu konuda en güzel kişisel gelişim kitaplarından birisi.

Neyse daha ortalığı karıştırmadan arkadaşlıktı, mutluluktu, aileydi, huysuzluktu, “o şeylere de” değinelim. İletişim Yayınları mükemmel bir seri yaptı. Minicik kitaplardan oluşuyor. Ben, Tanıl Bora’nın nefis çevirileriyle Wilhelm Schmid’in olanları okudum. Ama gerisi de eminim güzeldir. Buyrun şuradan bakabilirsiniz Psyke serisine.

Aslında işimizi bitirmek üzere yapsak, başkasına zarar vermediği sürece her şeyin serbest olduğu bir hukuka inansak, kölesiz efendiler olduğumuzu bilsek, aklın yolu bir olmaz akıllar bir yaşamalı desek, haybeye standart yükseltip kazandığımızın esiri olmasak, Marcos yardımcı başganımızın dediği gibi iktidarı değil de dans edeceğimiz sokakları istesek, hep Bach dinlesek? Yarabbi kişisel gelişim kitabı yazacağım da yolunu mu yapıyorum?


Metin Solmaz kimdir?

1969′da doğdu, Ankara’da büyüdü. İstanbul, Fethiye, Lapta, Lefkoşa ve Bodrum’da yaşadı. 1990 yılından bu yana yazılı basında ve muhtelif internet sitelerine yazıyor. siberalem.com, idefix.com, Overteam ltd ve Ağaçkakan Yayınları kurucularındandır. Kitapları: Kenardaki Milyonerler (1992, Korsan), Rock Sözlüğü (1994, Pan) Türkiye’de Pop Müzik (1996, Pan), Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı (2015, Ağaçkakan), Erken Adam Hikayeleri (2016, Pan), 100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali (Hazırlayan, 2016, Ağaçkakan) Facebook: MetSolmaz | Twitter: @metinsolmaz

YAZARIN DİĞER YAZILARI