YAZARLAR

Meclis'teki şiddetten cemaatte istismara uzanan yol

Bugün 6 yaşındaki çocuğun “gelinlik” giydirilerek stüdyoda çekilen fotoğrafı mozaiklenerek yayınlandı. Fotoğrafta, bir oyunun içinde olduğunu sanan çocuğun yüzü seçilemiyor. Ama gelinliği tamamlayan takı çantasını taşıdığı altı yaşındaki küçücük eli, herkesin bilip de kimsenin konuşmadığı gerçeği tüm yalınlığıyla gözümüzün önüne seriyor.

AKP Bursa Milletvekili Zafer Işık, TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasında yaşanan tartışmanın üzerine İYİ Partili Hüseyin Örs’e yumrukla saldırarak yoğun bakıma kaldırılmasına sebep oluyor. Tartışma AKP ve MHP milletvekillerinin bütçe görüşmeleri sırasında genel kurulda hazır bulunmaması üzerine çıkıyor. Basına yansıyan görüntülerde, Meclis Başkanının birleşime ara verdiği sırada, Zafer Işık uzun boyu ve görünüşe göre gayet sağlıklı bedeniyle kalabalığı yararak kalp pili ile yaşayan Hüseyin Örs’e doğru koşuyor ve tüm gücüyle başına yumruk atıyor. Bu, bizlerin oylarıyla seçilen ve sözüm ona bizi temsil etmek üzere orada bulunan “erkeklerin” genel kurul salonunda sergiledikleri şiddet görüntülerinin ne bir ilki, ne de sonuncusu olacak. Kökeni itibariyle Fransızcadaki “konuşmak” fiilinden gelen parlamento sözün, birbirini dinlemenin ve temsil etmekle görevlendirildiği insanlar adına en doğru karara varmanın değil, talimatla kaldırılan parmakların sayıldığı bir yer olmaya devam ettiği sürece benzer görüntüler sergilenecek.

20 yıldır şiddeti, çatışmayı ve çözümsüzlüğü bir seçim stratejisi olarak pazarlama hünerini gösteren bir iktidarla yönetiliyoruz: Bu yolda kararsız, tereddüt yaşayan, kaygılı seçmeni korkutarak ikna etmek, somut olarak korkmasını gerektirecek bir durum olmadığında hayali düşmanlarla ve tehditlerle safları sıkılaştırmak gibi birçok araca başvuruyor. “Şiddet”, kendi kontrolünde olduğu, hatta uygulayıcısı “kendinden” olduğu sürece seçmene hitap etmenin bir aracı, ona ne kadar güçlü olduğunu hatırlatmanın bir yolu olarak karşımıza çıkıyor. Sırf sandıkta daha çok oy aldığı için tüm itirazlara gözünü kapayarak kendi bildiğini okumayı siyasetteki gücünün nişanı olarak ele alan bir iktidar için, tüm baskılara rağmen itirazını dile getirmeye devam edenleri sokaklardan, meclis kürsüsünden, medyadan, üniversitelerden süpürmek için uygulanan şiddet olağan, meşru.

Zafer Işık, cezalandırılmayacağını bilmenin verdiği bu özgüvenle, Hüseyin Örs yoğun bakıma kaldırıldıktan hemen sonra “zaman zaman böyle şeyler olur, özür dilemeyeceğim” diyebiliyor. AKP’li vekillerin genel kurula gelmediği iddiası üzerine çıkan tartışmada bir milletvekilini hastanelik eden vekile verilen ödül gibi ceza, genel kurula iki birleşim katılmamak! Cezasızlık, hatta işlediği suç karşısında ödüllendirilmek, iktidar ortakları ve yandaşları için sıradan bir durum. 301 madencinin iş cinayetine kurban gittiği Soma’da, dönemin başbakan özel kalem müdür yardımcısı Yusuf Yerkel’in tekmelediği acılı madenci yakını, bu olaydan sonra işini kaybetmekle kalmıyor, mahkeme madenci yakınına Başbakanın aracını tekmelediği için kamu malına zarar vermekten para cezası veriyor. Yusuf Yerkel ise tekme vurduğu ayağı incindiği için yedi gün işgöremez raporu alıyor. Özür, bu olaydan dört yıl sonra geliyor. Kısa süre sonra da Yerkel Frankfurt’a ticari ateşe olarak atanıyor. Zafer Işık, yıllar sonra özür diler mi bilinmez ama herkesin gözünün önünde cereyan eden bu olaydan dolayı pişmanlık yaşamadığını açıkça beyan etmekten çekinmiyor. Hatta kendilerine “bahşedilen” mevkilerin verdiği güvenle, bu düzen hiç değişmeyecekmiş gibi rahatça hareket eden “şakşakçılar” Işık’tan rol çalmak için sahneye atılıveriyorlar hemen. Daha önce üniversiteler fuhuş evidir çıkışıyla hafızalarda yer eden “Profesör” “bu bir ecdat geleneğidir, elleri dert görmesin” buyuruyor.

Diyarbakır’da ise bir çocuğu istismar ettiği için yargılanan MHP İl Başkanı Cihan Kayaalp çocuğun rızası olduğu iddiasıyla beraat ettiriliyor. Çocuğun yaşının büyük olması, rızası dahilinde yaşandığı iddia edilen istismarı istismar olmaktan çıkarırmış gibi, mahkeme çocuğun ifadesini beraat kararına gerekçe yapıyor. Günlerdir konuşulan bir başka olayda, cemaat lideri 6 yaşındaki öz kızını 29 yaşındaki bir adamla sözde evlendirmekle kalmıyor, çocuğun istismar edilmesine, her gün tecavüze uğramasına aracılık ediyor. Olay çocuk büyüyüp yetişkin bir kadın olduğunda, ilk başta kendisine bir oyunmuş gibi anlatılan bu olayın gerçekte istismar olduğunu ve kocası olduğu söylenen adam tarafından her gün tecavüze uğradığını anlayıp bir şekilde kendisini bu şiddet sarmalından çıkarabildiğinde anlaşılıyor. Geçen onca zaman boyunca, ne İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu baba Yusuf Ziya Gümüşel, ne de 6 yaşındaki çocuğu yıllarca istismar eden Kadir İstekli bir pişmanlık duyuyor. Genç kadının mahkemeye sunduğu ses kaydına göre İstekli, kendi kızını da 6 yaşında “evlendirebileceğini” söylerken bundan hiç rahatsız olmuyor. Çocuğun annesi, başta karşı çıkar gibi olsa da sesini çıkarmıyor, 14 yaşına geldiğinde kızını götürdüğü doktora kızın 17 yaşında olduğunu söylüyor. Hastanede kimse çocuğun nüfus kaydına bakmıyor. Kemik yaşı tespitine çocuğun yerine 21 yaşındaki bir kadının girmesine seyirci kalıyor. Açılan soruşturma böylece örtbas ediliyor. Anayasanın 42. Maddesine göre zorunlu olan 8 yıllık eğitimden sorumlu Milli Eğitim Bakanlığı bu çocuk nerede, neden okula kaydedilmedi diye sormuyor. Hayatı boyunca okula hiç gitmemiş, gönderilmemiş çocuğa herkes sanki hiç çocuk olmamış, bu dünyaya yetişkin bir kadın olarak gelmiş muamelesi yapıyor. Herkesin bildiği ama kimsenin dokunamadığı bu şiddet sarmalı yıllarca, yıllarca devam ediyor. TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in Meclis gündemine taşıdığı gibi, istismar açığa çıkıp genç kadın ailesine karşı dava açtıktan sonra dahi, Hiranur Vakfı’nı övücü haberler iktidar medyasında yayınlanmaya devam ediyor. İki yıldır devam eden bu davada tutuklu kimse yok. Vakıf yönetimi olayın “aile içinde bir vaka” olduğunu belirtip hukuk sistemine güvendiğini açıklıyor. Cezasızlığı, iktidar yandaşları için bir ödül gibi dağıtan hukuk sistemine güveniyor elbette. Baba ise 6 yaşından bu yana sistematik tecavüze uğrayan kızının, sanki başka türlü olabilirmiş gibi, “psikolojik sorunlar yaşadığından” ve “birtakım yapıların” etkisine girdiğinden dem vuruyor. Neredeyse genç kadını iftira atmakla, dış mihrakların oyununa gelmekle, birtakım güçlerin maşası olmakla ya da o hep bilindik gerekçeyle “halkın bir kısmının dini değerlerini aşağılamakla” suçlayıp tutuklayacaklar. Tabii baba da hukuk sistemine güveniyor. Çocuğu korumakla yükümlü Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan bu yazının yazıldığı saate kadar gelen bir açıklama yok.

Gazeteci Timur Soykan, bugün 6 yaşındaki çocuğun “gelinlik” giydirilerek stüdyoda çekilen fotoğrafını mozaikleyerek yayınladı. Fotoğrafta, bir oyunun içinde olduğunu sanan çocuğun yüzü seçilemiyor. Ama gelinliği tamamlayan takı çantasını taşıdığı altı yaşındaki küçücük eli, herkesin bilip de kimsenin konuşmadığı gerçeği tüm yalınlığıyla gözümüzün önüne seriyor.


Ülkü Doğanay Kimdir?

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ODTÜ’te siyaset bilimi alanında yüksek lisans ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yine aynı alanda doktora yaptı. Doktora çalışmaları sırasında bir yıl süreyle Paris II Üniversitesi Fransız Basın Enstitüsü’nde bulundu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesi iken kamuoyunda “barış bildirisi” olarak bilinen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalaması nedeniyle 686 sayılı KHK ile ihraç edildi. 'Demokratik Usuller Üzerine Yeniden Düşünmek' isimli kitabının yanı sıra Eser Köker’le birlikte kaleme aldığı 'Irkçı Değilim Ama…Yazılı Basında Irkçı-Ayrımcı Söylemler' ve Halise Karaaslan Şanlı ve İnan Özdemir Taştan’la birlikte kaleme aldığı 'Seçimlik Demokrasi' isimli kitapları yayınlandı. Ayrıca siyasal iletişim, demokrasi kuramları, ırkçı ve ayrımcı söylemler konularında uluslararası ve ulusal dergi ve kitaplarda çok sayıda makalesi basıldı. İmge Kitabevi Yayınları’nda editörlük yaptığı beş yıl boyunca çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi ve Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu. Ülkü Çadırcı adıyla yayınladığı çocuk kitapları ve Gökhan Tok’la birlikte kaleme aldığı 'Teneke Kaplı İvan' isimli bir çocuk romanı da bulunmakta.