Edep! Ya! Hu!

Cumartesi, 5 Ağustos, 2017
Edep güzel ahlaktır. Haya ise rüşvet, irtikap, yolsuzluk gibi açığa çıktığında failin yüzünün kızarması halidir.

“Ayet ayet bütün Kur’an’ın manası edeptir”
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Edep ilmin elbisesi, dinin görünen yüzü. Edepten mahrum ilim, edepten mahrum din İbn-i Sina’nın deyimiyle “eşeğin sırtına yüklenmiş kitapların yazdıklarından habersiz oluşuna benzer”. Baştan sona güzel ahlaktır edep. Birbirinin mütemmim cüzü olduğundan hep bir arada gördüğümüz edep ve haya kavramsallaştırmasında kullanılan haya ise edebin dışa yansıyan hali. Edebinden sıkılanın yüzünün kızarması halidir haya. Hani hukukumuzda da geçen yüz kızartıcı suçlar bahsi gibi. Hani rüşvet, irtikap, yolsuzluk gibi açığa çıktığında failin yüzünü kızartacak, onu toplum içinde dolaşamaz kılacak olan suçlar. Tabi biz toplum olarak buraları geçeli çok oldu.

Yolsuzluğun hırsızlık sayılmayacağı yönünde fetva niyetine köşe yazısı döşenmiş hazretin yolsuzluğu neredeyse helal dairesine sokması yetmezmiş gibi bir de haram icat ettiği günlerdeyiz artık. Hem de köşeli paranteze alınmış bir haram, icat ettiği. Kimse için caiz olmayan sigara, örtülü kadın göstere göstere içtiğinde harama dönüşüveriyor. Gizli saklı içsek gene haram olmayacak zahir. Erkekler ve örtülü olmayan kadınlar için harama dönüşmeyen eylem örtülü kadınlar göstere göstere içtiğinde haram işlemenin yanı sıra edebe de ziyan oluveriyor. Kadın karşıtlığı ve kadınları ayrıştırma metodunun yeni örneği.

“İslamiyet üç rükun üzerinde durur” dermiş eskiler. Birincisi inanç düzlemi yani “itikat”. İkincisi kulluk bilinci yani “ubudiyet”. Üçüncüsü ahlak ama güzel ahlak yani “ahlak-ı hasene”. Ve eklerlermiş yine eskiden: “Ahlak-ı hasene diğer ikisini korur. Eğer güzel ahlak olmazsa diğerlerinin ruhu kalmaz” Eskilerin söyledikleri eskide kalmış ki inanç ve ibadet esasları ruhsuz şekillerden ibaret kaldı. Tekbir ile selam arasında hapis, ilahi emirler. Namaz dışında insanların ahlakını biçimlendirmekten uzak kalıyor. Gündelik hayat, her türlü idari, ticari, siyasi faaliyet çıkar hesabıyla şekilleniyor. İbadetler gibi ciltlerle kitapta kolay anlatılamayan derin itikadi kavramlar bile sıradan sembollerle sunulur oldu. İşte şimdi Hayrettin Karamanın yazısıyla bir üfürümlük hükmü olan sigaraya indirgeniverdi koskoca edep bahsi. Hem de kadınla, örtülü kadınla sınırlı olarak ve negatif manada. Olmayan kusuru iftira isnadıyla kadına yükleyerek üstelik…

Oysa “edep ve haya ile nazar eden göz, kendi ayıbını aramaktan başkalarının kusur ve noksanını göremez” denir. İlim kendini bilmek, kendini bilmek haddini bilmektir de denir. Hatta ayette (hucurat/12) zandan sakınmak emredilir.
Yıllar önce bir ortaokul dışarıdan bitirme sınavı hatırlıyorum. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni tek olduğu için sosyal bilimler hocaları da katılırdı bu dersin sınav komisyonuna. Kağıtları okurken “edep ve haya nedir” sorusuna şaşırmıştık. Türkçe öğretmeni arkadaşımla birlikte kağıtları okurken bir yandan da idealist, genç öğretmen arkadışımıza böylesi kavramların sınavda sorulmasının sakıncalarından söz etmek zorunda kalmıştık. Derken korktuğumuz başımıza geldi. Sınava katılanların çoğu bu soruyu boş bırakmıştı. Ancak ortaokulu dışarıdan bitirmek isteyen muhtemelen yaşını başını almış bir yurdum insanı boş geçmeye gönlü razı gelmemiş ki “edep kadınların mahrem yeridir, haya erkeklerde bulunur” yazıvermiş.

Şekilden ibaret kalan dinde edep ve haya kavramlarını anlamak bile çok zorken hayata aksetmesi mümkün değil. Alimi cahili de fark etmeksizin. Özellikle kadınlar hakkında ve de özellikle cinsel imalarla zanda bulunmak dinin gereği sanılıyor. Ortaçağ ataerkil yorumlarıyla kadın karşıtlığını din kılıfıyla sunanlara karşı yapılacak şey hukuk ya da sosyal baskı yoluyla söylemlerinden geri adım attırmak. Edebi unutarak kadınlara edepsizlik iftirasından haya etmeyenlere ibret olmak üzere #ÖzürDileHayrettinKaraman kampanyası ve benzerlerinin ısrarlı takipçisi olmaktan başka yol yok.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI