Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Yargının tiyatrosu tiyatronun yargısı

Salı, 30 Ağustos, 2016
Yargıtay’ın adli yılı Beştepe Külliyesi’nde açması yargı bağımsızlığını zedelemez demek için, yargının yürütmeden ve onun en üst temsilcisi Cumhurbaşkanlığı'ndan bağımsız olmasının gerekmediğini savunmak gerekir. “Hümanist milliyetçi” tiyatro ise, daha lafında kendisini imha eden bir çelişki taşıyor.

Yargı bağımsızlığı? Yargının kimden bağımsız olması düşünülmüştür tamlama icat edilirken?

En eskiden yargıç, kraldı. Tek yargı yetkisi onunkiydi. Uzun süre de öyle kaldı. Kralındı yargıçlar. Kral kanun koyar, kanunu uygular ve ceza verirdi. Söz, yetki ve karar onundu. “Yargı bağımsız”lığı, öncelikle krala karşıdır. Büyük anlaşma, Magna Carta, kralın kimi güçlerini yargıya devreder, artık yargı yetkisi sınırlıdır. Zamanla daha da sınırlanır. En temelde yargı, kraldan kopan diğer iki yetki kümesine karşı bağımsız olmak durumundadır. Yasama ve yürütmeden. Hüküm yerine geçebilecek yasa çıkamaz, hüküm yasayla yönlendirilemez, dönüştürülemez. Yargı, zaten var olmuş, önceden çıkmış yasaya göre yargı tarafından verilir. Yürütme, yargıya, yargıca hüküm dikte edemez, verilmiş hükmü dönüştüremez, değiştiremez. Aynen uygulanmasını teminle yükümlüdür. Yargı, yürütmeden talepte bulunur, tersi değil. Yargı, iki güçten bağımsız olmak zorundadır ve iki güce primus inter pares’tir. Yargı, yasama ve yürütmeden yarım adım ileridedir.

BEŞTEPE KÜLLİYESİ HANGİ GÜCÜN MEKANI?

Yargı yılı açılırken, açılış yargı mekanında olmalıdır. Mekanlar, makamların sadece oturduğu yer değil, olduğu yerdir. Yasama yılı nasıl Meclis’te açılıyorsa, yargı yılı da yargısal mekanlarda açılır. Cumhurbaşkanlığı, yargı mekanı ve makamı değildir. Cumhurbaşkanının yargısal yetkileri yoktur; aksine, devletin temel temsilcisi olarak, güçler ayrılığının başladığı kişidir. Yasamayla ilişkili yetkileri kanun yayınlamak, veto ve referandum olarak güçlü biçimde varsa da, kanun çıkaramaz Kanun koyamaz. Kanun önerme yetkisi de yoktur. Yasama yılının kendi makamında açılmasını, toplantıların orada yapılmasını isteyemez. Yargıya ilişkin yetkileri varsa da (atama) bu yetkiler yargının içeriğine ait olamaz

Yargı yılının cumhurbaşkanlığı mekanında açılması, anayasal olarak “yürütme”yle ilişkilendirilmiş (hükümete başkanlık yapma) bir makam olan cumhurbaşkanlığının, yargı mekanını ikincilleştirilmesi anlamına gelir. Yargının çıkacağı bir huzur yoktur, herkes yargının huzuruna çıkar. Yargı, kendi yılını kendi mekanında açmıyorsa, herkes onun huzuruna gelmiyor demektir.

*

ABD Başkanı Bill Clinton yargılandığı dönemde mahkemeye gidip ifade vermek istemedi; ifadesinin naip aracılığıyla Beyaz Saray’da alınmasını istedi. Amerikan yargısı bunu kabul etmedi. Yargı çağırınca gidilir. Bitti. Güçler ayrıdır ve yargı primus inter parestir. O çağırınca gidilir. O çağırılınca gitmez. Yargı çağırılınca gidiyorsa, çağırana bağımlı demektir. Bitti.

DEVLET VE MİLLET

Sahibi devlet ve millet olan bir kongre salonunda bu toplantının yapılacak olmasının nasıl yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedeleyeceğini anlamakta zorluk çekmekteyiz.

“Bilinmelidir ki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı kurumumuz tarafından büyük bir özenle ve titizlikle korunmakta olup; kapasitesi sınırlı ve güvenlik açısından sıkıntılı olabileceği anlaşılan bir otelin toplantı salonu yerine sahibi devlet ve millet olan bir kongre salonunda bu toplantının yapılacak olmasının nasıl yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını zedeleyeceğini anlamakta zorluk çekmekteyiz. Bu gerekçelerle 2016-2017 adli yılı açılış töreni yukarıda açıkladığım mutabakata dayanılarak Millet Kongre ve Kültür Merkezinde yapılacaktır. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığının Adli Yıl Açılış Törenine katılmama kararını yeniden gözden geçirerek yargılama faaliyetinin vazgeçilmez bir unsuru olan avukatlık mesleğini temsilen törene katılacağını umuyoruz.”

yargitay-haber-ici

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bir parçasıdır. Yani orası Cumhurbaşkanlığı makamının mekanıdır. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, açılışında, “Cumhurbaşkanlığı Külliyemizin önemli bir parçası olan bu eserin…” demiştir.

Yasama, yürütme ve yargıdan her biri, bir mekânla cisimleşir. Meclis, Beştepe Külliyesi’ne giderse, yürütmenin yasama üzerindeki ağırlığını kabullenmiş olur. Yargı, “devlet”in bir parçasıdır ve millet her şeyin sahibidir. Sahibi devlet ve millet olan demek, bir şey demek değildir. Güçler ayrılığı zaten devleti oluşturan güçlerin birbirine mesafesini tanımlar; milletin sahipliği ise bu üç gücün tamamında tecelli eder. Yargıdan farklı ve bağımsız bir “devlet ve millet” yoktur ve yargının protokoler tutumları, bu durumu değiştirmemelidir. “Devlet ve millet”in sahipliği nedeniyle güçler böyle iç içe geçebilecekse, geçmiş olsun. Güçler birleşince de ayrılınca da sahip yine “devlet ve millet” olarak kalır, fakat güçleri ayrı olan devlet başka bir devlettir, birleşmiş olan devlet başka bir devlettir. “Yerli ve milli” retoriği, devletin yapısını kökten dönüştüren bir operasyonun adı, anlaşılan.

Sınırlı kapasite ve güvenlik? Dile getirilen bu sorun, sırf bu sorun bile yargının eşitler arasında sonuncu olduğunu göstermez mi? Toplanacak yeterli ve güvenli yeri olmayan bir yargı, eşitler arasında kaçıncıdır? Sırf bu yüzden gitmek yerine, böyle bir yerin kendisine mekan olarak üretilmesini istemesi gerekmez mi, bağımsızlığına düşkün olsa?

DÜŞMAN İKİZLER: HÜMANİZM VE MİLLİYETÇİLİK

Yargıtay böyle diyor. Devlet, millet meselesinde bir güçlü çıkış da Devlet Tiyatroları’ndan geldi.

Devlet Tiyatroları (devletin tiyatrosu mu olur?) resmi adresinden uzun duyurusunu yaparken, şu cümleyle söze başladı:

“Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, repertuvarında güncellemeye giden Devlet Tiyatroları (DT), tüm sahnelerde yeni sezona, “Türkiye’nin Perdeleri Türk Tiyatrosuyla Açılıyor” sloganıyla yerli oyunlarla “merhaba” diyecek.”

İçinde de şöyle bir tekrar var:

“Milli, manevi duyguları pekiştirmek için hümanist vatan milliyetçisi sanatçılar olarak vatan bütünlüğüne, birliğine katkıda bulunmak amacıyla sadece yerli oyunlarla sahnelerimizi açıyoruz.”

Hümanizm? Yani evrensel bir insan özü bulunduğuna inanan ideolojik kavrayış. Milliyetçi? Yani bir milletin, ırkın, topluluğun “özü”nü bu evrensel öze karşı öne çıkaran anlayış. Vatan milliyetçisi? Vatan, ille de bir millete bağlanması gerekmeyen bir kavram, bir “vatan”da birden çok millet mümkün; fakat “ulus devlet” tanımında ulus, millet o vatandaki herkesin toplamı olarak algılanınca, oradaki bütünlüğün (etnik bir gruba vurgu gerekmeksizin) değer olarak ideolojik yüceltmelere konu olabilecek toprak parçası. Hümanistle milliyetçi, pek uyuşabilir iki figür değil. “Yerli ve milli”nin sözüm ona sanatsal bir ifadeyle değiştirilmiş halinden fazla uzak değil ve uzlaşmaz iki kavram kolayca iç içe konulabilmiş. Hümanizm ile milliyetçiliğin aynı çağların ve gelişmelerin çocukları olmaları, onları böyle kolay iç içe geçirilebilir kılmıyor. Kılmıyor ama isteyen geçirir, engel mi var? “Yerli ve milli”yi yargı “Külliye’ye gideceksek ne olmuş” repliğiyle sahneleyebiliyorsa, tiyatrocu da “hümanist milliyetçi” diye hükme niye bağlamasın?

YAZARIN DİĞER YAZILARI