YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Popülizm Nedir? Popülizm, son yıllarda bütün dünyada politika analizlerinde belki de en sık kullanılan kavram. Genellikle demagoji ve fanatizmin baskınlaşmasıyla, çoğulculuk karşıtlığıyla, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığının erozyonuyla, yabancı düşmanlığı ve faşizan etkilerle birlikte tartışılıyor. Ancak, o kadar yaygın ve güçlü olmamakla beraber, bir “sol”-popülizmden de söz ediliyor. Zaten popülizm olgusunun, sağ-sol ayrımının bulanmasıyla, yerleşik partilerin ve parti sistemlerinin çözülmesiyle ilgili bir yanı da var. Her halükârda popülizm, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin politik alt üst oluşlarını anlamlandırmaya çalışırken kaçınılmaz bir kavram. Jan-Werner Müller, bütün dünyada ilgi uyandıran eserinde, popülizmin dünya görüşünü, politik anlayışını, “ruhunu” anlamaya çalışıyor. Le Pen’den Trump’a, Kaczysnki’den Orban’a, Erdoğan’dan, Putin’e, Chavez’e, farklı ülkelerden ve politik yelpazenin farklı köşelerinden deneyimlere bakarak, canlı bir örneklemin içinden konuşuyor. Popülizmi ciddiye almaya çağıran bir deneme. POPÜLİZM NEDİR?/JAN-WERNER MÜLLER/İLETİŞİM YAYINLARI
Burun Sanatı Burun Sanatı; insan burnunun yapısal özelliklerini, coğrafi koşullara, tarihsel sürece, heykel ve resim sanatında işlenişine göre ele alıp estetik açıdan bilgi vermeyi hedefleyen bir çalışmadır. Uzun yıllar heykel ve resim sanatıyla ilgilendim. Bunun etkisiyle doğal burun yapısını estetik açıdan heykel ve resim sanatından yola çıkarak örneklerle anlatmayı tercih ettim. Burun, insanların karakteristik özelliklerini belirlemede de önemli rol oynayan ve yaşam kalitesini etkileyen bir organ.Konuya ilgi duyanlar ve bilgi edinmek isteyenler için Burun Sanatı'nın bir başvuru kitabı olacağını düşünüyorum. BURUN SANATI/GÜNCEL ÖZTÜRK/DOĞAN KİTAP
Adaleti Yolda Arayanlar Tam 25 gün yürüdü Türkiye... Sıcak, yağmur, gece gündüz, dere tepe demeden yürüdü bütün ülke. Türkiye tarihinin en büyük sivil eylemlerinden birinde, farklı kesimlerden, görüşlerden, partilerden insanlar yoldaş oldular birbirlerine. Yol kenarlarında, kapı önlerinde, pencerelerde, cezaevlerinde, meydanlarda söylenen ortak bir türküye dönüştü "Adalet." Adaleti Yolda Arayanlar- Adalet Yürüyüşü'nün fotoğraflı öyküsü, Hürriyetfoto muhabiri Selahattin Sönmez'in her anını takip ettiği, Kemal Kılıçdaroğlu'nun özel anlarını fotoğrafladığı Adalet Yürüyüşü'nün görsel tanıklığından oluşuyor. Selahattin Sönmez'in kareleri yürüyüşün her aşamasını, yürüyüş kitlesinin renkliliğini, çeşitliliğini gözler önüne seriyor. ADALETİ YOLDA ARAYANLAR/SELAHATTİN SÖNMEZ/DOĞAN KİTAP
Suçumuz Edebiyat Melih Cevdet Anday’ın Şiir Yaşantısı: Şiir Yazıları (2015), Kalabalığın Şiiri: Garip ve Orhan Veli Üzerine Yazılar (2016) isimli deneme toplamlarının ardından, edebiyat yazılarını Suçumuz Edebiyat adıyla yayımlıyoruz. Bu derlemede, hem bir kısmı dergilerde kalan, hem de farklı deneme kitaplarına dağılmış edebiyat hakkındaki yazıları bir araya getirildi. Böylece Anday’ın edebiyat hakkındaki yazıları ilk kez tek bir kitapta toplandı. SUÇUMUZ EDEBİYAT/MELİH CEVDET ANDAY/EVEREST YAYINLARI
Avrupa’nın Katli 1918-1942 - Siyasi Bir Tarih Ünlü tarihçi Howard M. Sachar, Avrupa’da 1918-1939 yılları arasında ve sonrasında gerçekleşen siyasi suikastları ele aldığı bu etkileyici kitapta, 20. yüzyıl Avrupası’nın trajedisini yaratıcı ve sürükleyici bir dille anlatıyor. Kamuoyunun yakından tanıdığı önemli isimlerin, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki ölümlerini araştırarak çok daha geniş bir tarihi, Avrupa uygarlığının ahlaki ve siyasi çöküşü ile İkinci Dünya Savaşı’na sürüklenmesini gözler önüne seriyor. AVRUPA'NIN KATİLİ 1918-1942 - SİYASİ BİR TARİH/HOWARD M.SACHAR/YKY
Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi Sinemanın bu topraklardaki serüveni Lumière Kardeşler’in Paris’te Grand Café’de düzenledikleri ilk sinematograf gösteriminden (28 Aralık 1895) yaklaşık beş ay sonra başladı. Gelişip yaygınlaşması ise siyasi konjonktüre paralel bir seyir izledi. II. Abdülhamit’in şahsiyetiyle özdeşleşen İstibdat Dönemi’nde iktidarın baskıcı, yasakçı ve sansürcü politikalarıyla karşı karşıya kaldı. Rağbet görmesine rağmen gerçek mekânına kavuşup ülke sathına yayılamadı. II. Meşrutiyet Dönemi’nde gümrük koşullarının iyileştirilmesi, ruhsat alma ve sinema salonu açma şartlarının makul bir düzeye çekilmesiyle birlikte daha yaygın ve etkin bir hale geldi. I. Dünya Savaşı yıllarında İttihat ve Terakki hükümetince propaganda, çeşitli yardım cemiyetlerince de gelir getirici bir araç olarak kullanıldı. Bu durum kurumsal düzeyde yerli film yapımının başlamasında başat bir rol oynadı. Mütareke ve işgal yıllarında ise İtilaf kuvvetlerinin kontrolüne girdi. Ancak işgalin tüm olumsuzluklarına rağmen halkın teveccühüyle varlığını güçlendirdi. Türk sinemasının öncü ve yaratıcı müteşebbisleri sayesinde de yeni bir kimlik kazanarak yoluna devam etti. SESSİZ DÖNEM TÜRK SİNEMA TARİHİ/ALİ ÖZUYAR/YKY
Başka Dillerin Şarkısı Mektubunu okumak, kent ışıklarının peşimiz sıra sularda döne döne ışıldadığı dönüş vapuruna kısmet oldu. Yine korkularımı boşa; inancımı, umudumu haklı çıkararak geldin. İçim ısındı, ayazım dindi, çiçek kokularımı saçtım beni içine çeken burna. Ferah bir koku vardı senin üzerinde de. Sanki çimenler vardı, usul usul bir dere. Akşam ay vardı sanki, cırcırböcekleri, ahşap kokusu, kulübe, döşek, sen, ben. Denizkızı olsam saçlarımın ağına seni takar, derinlikler boyu peşim sıra sürüklerdim. Hiçbir ada seni bırakabileceğim bir yer gibi görünmezdi gözüme. Sen de taşını toprağını, yuvanı ben bellerdin. Denizkızı değildim. Vapurdan yine yalnız indim. BAŞKA DİLLERİN ŞARKISI/KARİN KARAKAŞLI/CAN YAYINLARI
Caz Halleri Salt umut etmenin acizliğine düşüyor artık insan. İçimizdeki yaraya dokunuyor yaşam. Kendi kendimizin ve başkalarının değerlerini yok eden bireylere dönüştük. Yalnızlığımızda yabancılaşıyoruz. Böyle bir çağda, benim en büyük dayanma ve değiştirme gücüm yazmak oldu…” Yasemin Eğinlioğlu, “Derinlik Deliliği” ve “Hangi Melek Dinlemez Şeytanını” adlı kitaplarının yankıları sürerken, bu defa bir anlatıyla çıkıyor okurunun karşısına. Gözlerden, rutin ve ritüelden, yalnızlıktan, anlardan ve anılardan, yazmak ve yaşamaktan yol alarak kurguladığı kitabında, zihnin ve hayatın caz hallerine bakıyor. “Varlığımın tümü yalnız kalmama sebeptir,” diyen yazar, coşkulu ve özgün bir dille, kendisi olabilmenin ve hayatı her şeye rağmen aşkla yaşayabilmenin sırlarını cesur bir dürüstlükle açıyor okura… CAZ HALLERİ/ YASEMİN EĞİNLİOĞLU/CİNİUS YAYINLARI/2017
Bir Başka Dünyadan Eugene Schoulgin Türkiye’yi, Türkiye’deki yaşam koşullarını, siyasal, sosyal, ekonomik yapıyı yakından bilen Norveçli bir yazar ve düşünür. Bu bilgi, gözlem ve deneyimlerinden yola çıkarak ülkenin 20. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan panoramasındaki köşe taşlarını çarpıcı bir romanda edebiyat dünyasına armağan ediyor. Bir Başka Dünyadan’da Schoulgin, Batılı gözüyle o başka dünyaya bakmakla kalmıyor, yer yer Batılı gözlemcileri de ironik bir biçimde eleştiriyor. Dahası, romanda çeşitli ülkelerden gelen yazarların öyküleri okunurken, Batı ülkelerinin neredeyse hepsinde şu ya da bu biçimde benzer durumlar yaşandığı gözler önüne seriliyor. Kitaptaki, “Bizim için sarsıcı, evet, ürkütücü, korkunç görünen olaylar bu insanların günlük yaşamıydı. Çok yakında sizden ayrılacağız, ama yeni bir bilgi götürüyoruz yanımızda. Yalnız değilsiniz,” sözleri ise evrensel bir duygudaşlığın umut kıvılcımını tutuşturuyor. BİR BAŞKA DÜNYADAN/ EUGENE SCHOULGIN/ CAN YAYINLARI/ 2017
Kara Kule III: Çorak Topraklar Büyüleyici bir dünyanın kapılarını aralayan Kara Kule Serisi’nin buüçüncü kitabında, son silahşorun Kule’yi arayışı sürmektedir. Bukez yanına iki yol arkadaşı da katılır: Bağımlısı olduğu uyuşturu-cudan kurtulan Eddie Dean ile kopan bacakları gövdesiylebirleşen ve Susannah Dean’ın güçlü ve dengeli kişiliğine bürünenOdetta.Roland Deschain, yeni dostlarına silahşorluk eğitimi vermeyebaşlar. Fakat Silahşor eski dünyasında ölmüş olan Jake Cham-bers’ın hayatını kurtararak ka’nın yönünü değiştirir. ŞimdilerdeRoland ve Jake, farklı dünyalarda varlıklarını sürdürdükleri halde,aynı çılgınlıklarına devam etmektedirler. Kara Kule: Çorak Topraklar/ Stephen King/ Altın Kitaplar
Son Kanıt Kız kardeşinin katilinin yeniden yargılanmasının yarattığı büyük yankılar bittikten sonra, Tracy Crosswhite cinayet masasındaki görevine yeniden döner. Fakat yaşadığı acı olayların yaraları kapanmadan, bu kez hem mesleğini hem de yaşamını tehlikeye atacak bir soruşturmanın içinde bulur kendini. Bir seri katil, Kuzey Seattle’ın ucuz motellerinde dansçı genç kızları öldürmekte ve geride hiçbir ipucu bırakmamaktadır. Tracy, onu katile ulaştıracak anahtarın eski bir soruşturma dosyasında olduğunu fark ettiğinde işi kolaylaşmak yerine daha da zorlaşacaktır; çünkü bu soruşturmayı yürütüp sonuçlandıranlar aslında birçok kanıtı da hasıraltı etmişlerdir. Cinayetler sürerken Tracy de tehdit altındadır. Katili yakalayabilecek kanıtın peşinde, şüpheler, çelişkiler, çıkmazlarla dolu bir av sahasında her şey pamuk ipliğine bağlıdır.
Dönüş Dönüş, uçsuz bucaksız kumsallarıyla, balina istasyonlarıyla, çulsuz mahalleleriyle ve karavan parklarıyla bir liman kasabasının, Angelus’un, panoramasını çiziyor. Zamanların ve kahramanların iç içe girip durmadan yer değiştirdiği öykülerde çocukluğun, kardeşliğin, arkadaşlığın, aşkın, anneliğin, babalığın, emekçiliğin, berduşluğun çeşitli portreleri en ince detaylarına kadar resmediliyor. Okyanus tuzu ve insan terinden mürekkep bu öyküler yüzünde doğum lekesi olan bir kıza âşık bir delikanlıyı, kumsaldaki tehlikeli oyunları, anlamı yiten başarıları, kıskanılan bir kardeşi, evi terk eden babasını arayan bir oğlu ve beklenmedik kazaları anlatıyor. Çok hızlı değişen bir dünyada doğup büyüdüğü yere, zamana ve insanlara tutulup kalmış okurlar için. DÖNÜŞ/TIM WINTON/YÜZ KİTAP
Unutmalar Şehri Ask ve zafer uğruna neleri feda edebilirsiniz? Zafer, Devrim, Ask, Gurur... Vatan, Millet ve İnanç... Ask kendini ötekinin suretinde sevmekse, ona giden yolda engel koyan kimdendir? CIA Ajanı Peter, söyle diyor bu romanda: “Bu verimli Anadolu toprakları Türklere bırakılmayacak kadar çok değerli. Bu hatayı Iran’da bir kez yaptık, aynı şeyi burada tekrarlamayacağız.” Bu roman, bir yakın Türkiye tarihi gerçeğidir. Cevat Turan, daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını aralayarak okurlarını şaşırtıcı gerçeklerle yüzleştiriyor. Gazeteci Alper ile Esma’nın umarsız askını, Kızıl Ömer ile Kara Bebek’in ölümcül mücadelesini, CIA ajanı Peter’le siyaset, bürokrasi, örgütsel bağlantıları, ihanetleri ve birçok masum insanın kaderini felaketle birleştiren kesişmeleri okumak için gerçeği aralamaya ne kadar hazırsınız? Unutmalar Şehri, Cevat Turan’ın yakın dönemin toplumsal çalkantıları ve gündelik yasamını müthiş bir edebi ustalıkla anlattığı, sürükleyici ve her an soluksuz okuyacağınız yeni bir roman. UNUTMALAR ŞEHRİ/CEVAT TURAN/PUSLU YAYINLARI
Kuyruk Uzak, çok uzak bir Doğu coğrafyasında Paryalar'ın başlattığı Utanç Verici Olaylar'dan sonra tüm yetkiler Kapı'da toplanmıştı. Her şeyin izne tabi olduğu bu ülkede, gündelik hayat artık Kapı'nın önünde oluşan Kuyruk'ta geçiyordu. Kapı'nın ne zaman açılacağına ve Kuyruk'un nerede başlayıp nerede bittiğine dair söylentiler, hayatı cinlerin perilerin cirit attığı bir Doğu masalına çeviriyor, yalnızca Paryalar, Kuyruk'un devasa gövdesiyle kapladığı ufkun ötesini görebiliyorlardı. Yehya, hiç yaşanmadığı iddia edilen çatışmalardan miras kalan kurşunun vücudundan çıkarılması için Kapı'dan izin almaya çalışırken, ona yardım edecek tek kişi kurşunun orada olduğunu bilen Dr. Tarek'tir. Tarek ya Hakikat gazetesinden yayılan yalanlara ya da vicdanına inanacaktır.Kapı'nın her şeyi gören gözü, her şeyi duyan kulağı, Hakikat gazetesi, yalnızca Kapı'nın bildirilerini yayımlayan gazeteler ve TV kanalları, Fetva ve Aklileştirme Komitesi, Yüce Şeyh… Mısırlı yazar Basma Abdel Aziz'den Arap Baharı sonrası Orwell'in ve Kafka'nın kehanetlerinin doğrulandığı, gelecek kâbuslarının şimdi'ye taşındığı distopik bir roman. KUYRUK/BASMA ABDEL AZİZ/ DOĞAN KİTAP
Korku Yokuş Aşağıydı İçime, tam da göğsümün ortasına bir efkâr geldi çöktü. Çünkü insan delirmeye yalnız kaldığı anlarda başlıyor. Eline tütün sarısı çöktüğünde maziye tutunmak istiyor. Yalnızlıktan ciğeri solduğunda hatırlıyor ilk aşkını, seviştiği ilk kadını. Annesine babasına yakışmayan bir adam olduğunu hatırlatıyor kendine. Bir de türkü tutturuyor, yarı fısıldar yarı bağırır söylüyor. Balkondan değil, camdan, damdan değil, tüm metaforları ve çağrıştırdıklarıyla “kendinden” atlamak isteyen karakterleri konu alıyor Korku Yokuş Aşağıydı… KORKU YOKUŞ AŞAĞIYDI/ANIL MERT ÖZSOY/DOĞAN KİTAP
İyi ki Varsın Tilki Toni 3 - Bir Dilek Tut! Deniz ile onun olağandışı, olağanüstü, harika, inanılmaz sevimli ve dünyada bir eşi benzeri olmayan arkadaşı Tilki Toni için sürprizlerle dolu bir yaz tatili başlıyor! Okulların tatile girmesiyle canı sıkılan Deniz’in yardımına muhteşem fikirleriyle Tilki Toni yetişiyor. Büyük Kanyon’u görmeyi kafasına koyan Deniz, bunun için pastaneden kedi pansiyonuna kadar çeşitli yerlerde çalışmayı deniyor. Ama bir dileği olan sadece Deniz değil.. İYİ Kİ VARSIN TİLKİ TONİ 3 - BİR DİLEK TUT/HAFİZE ÇINAR GÜNER/KELİME YAYINLARI
Mutluluğun Kitabı Nobel Barış Ödüllü iki ruhani lider bir araya geliyor. 14. Dalay Lama Hazretleri ve Başpiskopos Desmond Tutu altıncı kez buluşuyor. Dalay Lama’nın yaşadığı Dharamsala’da onun sekseninci doğum gününü kutluyorlar. Bundan önceki beş gün boyunca ise mutluluk ve sevinç üzerine sohbet edip fikirlerini paylaşıyorlar. Dalay Lama ile Desmond Tutu, Mutluluğun Kitabı’nda durmadan değişen dünyada mutluluğu sabit kılmanın yollarını anlatıyor. MUTLULUĞUN KİTABI/DALAY LAMA-DESMOND TUTU/ HEP KİTAP
Emma Goldman: Hala Tehlikeli Emma Goldman’ın bu biyografi kitabı, bir devrimci kadının soluksuz süren yaşamını ele alıyor. “Amerika’nın en tehlikeli kadın” olarak ilan ettiği Emma Goldman, İşçi sınıfı direnişi ve kadın devriminin sembolüydü. Emma Goldman'ın yaşamı boyunca sahip olduğu şöhret kısmen, doğru olmayan bir şekilde Başkan McKinley suikastıyla ilgili olduğuna ilişkin iddia ve hırslı bir genç olan J. Edgar Hoover tarafından oluşturulmuştu. 1919'da, sınır dışı edilecek olan Goldman, "Amerika'nın en tehlikeli kadını" olarak tanındı. 1940'da ölümünden sonra, biyografi yazarları, Goldman’ı bir “kahraman” ve “ikon”; hatta “kült bir figür” olarak görecek kadar ileri giderek, şöhretini yaymaya devam ettiler. Goldman hakkındaki tüm çağdaş çalışmalar, bu kitapta yeniden incelenen otobiyografisi Hayatımı Yaşarken’den önemli referanslar içerir. Bu kitapta, Goldman'ın sonradan yaratılmış çeşitli versiyonlarına daha yakından bakmak; onun Amerikan halkına nasıl yansıtıldığını ve yıllar içinde bu konseptlerin nasıl yumuşatıldığını ve değiştiğini belirlemek için görsel ve yazılı kaynaklar kullanmıştır. EMMA GOLDMAN: HALA TEHLİKELİ/C. BRÍD NICHOLSON/ AMARA YAYINCILIK
Darbeye Geçit Yok En uzun gece Gazeteci Abdulkadir Selvi’nin, 15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişimini haber aldığı andan itibaren aklında tek bir düşünce vardı: “Ne pahasına olursa olsun, darbeye karşı çıkmak.” Selvi’nin o gece gazeteci Hande Fırat’la birlikte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la FaceTime üzerinden görüşerek yaptıkları CNN Türk yayını, darbenin seyrini değiştirdi. Abdulkadir Selvi, 15 Temmuz’un hikâyesini yazmak için birçok isimle görüştü ve söyleşiler yaptı. Bakanlara o gece yaşananları sordu. Milletvekilleri, emniyet müdürleri ve şehit aileleriyle konuştu. Dava sürecinde hazırlanan iddianameleri ve eklerini inceledi. Dev bir yapbozun parçalarını ustalıkla bir araya getiren Darbeye Geçit Yok, 15 Temmuz’un birinci yıldönümünde, darbe girişimine direnen farklı kesimlerin olağanüstü mücadelesini anlatıyor. DARBEYE GEÇİT YOK/ABDULKADİR SELVİ/DOĞAN KİTAP
Kahve Kahvenin dünyası değişiyor. On sekizinci yüzyılın sonundan beri küresel kahve ticaretindeki baskın temayül çekirdeklerin Güneyden Kuzeye hareketi olmuştu. Çekirdekler kölelik ve sömürgeciliğin uzun, şiddet dolu tarihinin derinliklerinden çıkarak daha yoksul Güneyli ülkelerde (çoğunlukla da eski sömürgelerde) yetiştirilmekte, oradan nakledilmekte ve zengin Kuzeyli ülkelerde (çoğunlukla o günkü ve eski emperyalist güçler) tüketilmekteydi. Kahve çekirdeği üretimi, tropik bölgelerde yetiştirilmek zorunda olan kahve çekirdeklerinin iklimsel gereksinimlerinden dolayı Güneydeki ağırlığını korumuştur. Ancak oyunun taraflarından bazıları değişmiştir. Örneğin Vietnam sadece birkaç on yılda adı sanı duyulmamış bir kahve ihracatçısı olmaktan çıkıp dünyanın en büyüklerinden biri haline gelmiştir. Bugün Vietnam’ın kahve ihracatı hacimce -her ikisi de kahve dünyasının geleneksel liderleri olan- Brezilya’nın ardından ve Kolombiya’nın önünde ikinci sırayı işgal etmektedir. Türkiye 2013’te tüm dünyadaki kahve çekirdeği ithalatçıları arasında 30’uncu sıradaydı. Bu durum Türkiye’yi küçük bir Batı dışı ülke grubunun arkasına (Güney Kore, Cezayir, Malezya, Suudi Arabistan, Çin ve Mısır) ve bir sürü varlıklı ülkenin (Norveç, Slovakya, İsrail ve Macaristan dahil) üstüne konumlandırıyor. Ancak belki de en göze çarpan değişim büyüme oranlarında meydana gelmiştir. 1990 ile 2013 arasında Türkiye’nin kahve ithalatı 140.000 adet 60 kiloluk torbadan 842.000 adet 60 kiloluk torbaya yükseldi -yüzde 500’lük bir artış. Bu oran, köklü pek çok kahve piyasasındaki büyümenin kat be kat üzerindedir; kahve ithalatı aynı dönemde Almanya’da yüzde 55, Birleşik Devletler’de yüzde 29 artmış, Danimarka ve İsveç’te ise neredeyse hiç değişmemiştir. 3 Güncel büyüme oranlarına bakılırsa Türkiye gelecek 5-10 yıl içerisinde birçok geleneksel kahve ithalatçısı ülkeyi sollayıp başat bir tüketici ülke konumuna yükselecek. KAHVE/ GAVIN FRIDELL/ VİVO YAYINEVİ/ 2017.
Sevgili Modern Fransız edebiyatının en önemli ve üretken isimlerinden Marguerite Duras, sömürge toplumunun değer yargıları, ailesi ve yoksulluk arasında sıkışmış genç bir kadının ilk aşkını ve ilk cinsel deneyimini kaleme aldığı yarı otobiyografik romanı Sevgili’de, kendi bedeni ve yaşamı üzerinde hakimiyet hakkını kimseye vermeyen tavrıyla, kadın özgürleşmesi yönünde de önemli bir yapıta imza atmış olur. Gerçeklikle imgeselliğin birbirine karıştığı Sevgili, yasaklarla ve benliğiyle boğuşan bir genç kızın kendini yaratma sürecine dair edebiyat tarihinin en şairane, en olgun metinlerinden biri olarak unutulmazlar arasında yerini almıştır. Yayınlandığı 1984 yılında Goncourt Ödülü’ne, 1986’da ise İngilizcede yayınlanan en iyi roman ödülüne layık görülen, tüm dünyada milyonlarca okurla buluşmuş ve sinemaya da uyarlanmış bu ölümsüz eser Tahsin Yücel çevirisiyle yeniden Türkçede... SEVGİLİ/MARGUERITE DURAS/SEL YAYINLARI
Sardalye Sokağı Konserveciliğin zirveye ulaştığı 1930’lar Amerikası’nda fabrika işçilerinin yanı sıra sanatçılar, bilim insanları, fahişeler ve serserilerin bir arada yaşadığı bir dünyadır Sardalye Sokağı. Memleketi California’daki bu küçük sokağın tüm renkliliğini, canlılığını, yaşanılan çelişkileri ve kavgaları okurla buluşturan John Steinbeck, gerçek hayattan esinlenerek unutulmaz karakterler yaratır. Renkli tiplemelerin ve olayların süslediği hikâyede, çalışmayı, düzenli bir hayat sürmeyi, sıradanlaşmayı inatla reddeden Mack’in başını çektiği aylak takımı sistemin dışında yaşamanın, sömürü çarklarına başkaldırmanın, dayanışmanın, ihtiyaç duyulan kadarıyla yetinmenin ete kemiğe bürünmüş halidir. Her insan gibi hata yapan, kimi zaman coşan, kimi zaman hayata küsen, planlarını her zaman istediği gibi hayata geçiremeyen tüm tanıdık karakterlerin sıradan yaşamlarından sarsıcı kesitlerle gerçek dünyayı usta yazar Steinbeck’in gözlerinden görmek isteyenler için... SARDALYE SOKAĞI / JOHN STEINBECK/ SEL YAYINLARI
Japon Sevgili Alma’yla Ichimei’ye göre bitmek bilmeyen bir süre boyunca, karşılıklı gönderilen bu mektuplar o gizli buluşmaların yerini almıştı. Alma’nınkiler, ayrılık yüzünden acı çeken bir kadının samimi ve kederli mektuplarıydı; Ichimei’nin mektuplarıysa durgun ve billur, berrak bir su gibiydi, ama paylaştıkları o tutkulu aşk satır aralarında yürek gibi çarpıyordu. Bu mektuplar Alma’ya Ichimei’nin o zarif iç dünyasını, heyecanlarını, düşlerini, özlemlerini ve ideallerini apaçık gösteriyordu; aşk buluşmalarından çok, bu mektuplar sayesinde onu tanıyabilmiş, sevebilmiş, arzu edebilmişti. 1939’da Polonya Nazi işgaline uğrayınca ailesi sekiz yaşındaki Alma Belasco’yu San Francisco’da rahat bir yaşam süren akrabalarının yanına gönderir. Dünyanın savaşa tutuştuğu dönemde Alma ile ailenin Japon bahçıvanının oğlu Ichimei Fukuda arasında masum bir aşk filizlenmeye başlar. Pearl Harbor saldırısının ardından ABD’nin ülkedeki Japonlara muameleleri, kamplara kapatılan birçok Japon’unki gibi iki âşığın hayatını da altüst eder. Onlarca yıl sonra ortaya çıkan gizemli mektuplar, kökeni neredeyse yetmiş sene öncesine dayanan olağanüstü bir tutkuyu ortaya çıkarır. Japon Sevgili, Şilili yazar Isabel Allende’nin kaleminden kıtalara ve nesillere yayılan bir aşk, aidiyet ve kader hikâyesi. JAPON SEVGİLİ/ISABEL ALLENDE/CAN YAYINLARI
Güneşin Doğmak İstemediği Gün Huu Güneş, uyan artık! Baykuş uyandığında hava hâlâ karanlıktı. Güneş nerede kalmıştı acaba? Baykuş kanatlarını çırparak aşağı indi ve güneşi aramaya başladı. Orman, alışkın olduğundan farklı görünüyordu. Yoksa güneş uyanmayı unuttu mu? Baykuş, “Güneşi uyandırmalıyım” diye düşündü. Ama güneş nerede uyur ki? GÜNEŞİN DOĞMAK İSTEMEDİĞİ GÜN/ MİRJAM ENZERİNK/YKY