Mühdan Sağlam
Mühdan Sağlam

AB artık daha güçlü, iç kavgaları saymazsak

Pazartesi, 27 Temmuz, 2020
Üç aydır AB gündeminde adeta odadaki file dönen durumun sebebi, İtalya ve İspanya gibi bloğun güney ayağını oluşturan ülkeler mart ve nisan ayında korona virüsünden kaynaklı binlerce ölü verirken göreli olarak virüsle mücadelede daha az kayıp veren ve vaka sayısı düşük olan üyelerin adeta sağıra yatmaları ve destek konusundaki isteksizlikleriydi. Öyle ki hem İtalya ve İspanya'nın en üst düzeyde sitemleri kısa sürede "iyi günde yanımızda olan bir birlik olmaz olsun" isyanına dönüştü

“Ruhumdan öfkeyle taşıyor. Temsilcisi olduğum vatandaşların vergisiyle borç batağına batan ve bundan kurtulmak için hiçbir çaba sarf etmeyen devletlerin borçlarını kapatma konusunda yeniden adalet talep ediyorum.”

Bu sözler yaklaşık üç aydır, üzerinde uzlaşmak için zirve ardına zirveler yapılan AB’nin başkenti Brüksel’den yükseldi, denilseydi, tarihin bu cephesini bilmeyen için kulağa gayet inandırıcı gelirdi. Ancak bu sözler 2020’de değil, 1790’da ABD Kongresi’nde sarf edildi.

Sözlerdeki öfke, ABD’nin ilk maliye bakanı Aleksandr Hamilton’ın adıyla anılacak olan plana itirazı temsil ediyordu. Georgia eyaletinin temsilcisi, Hamilton’ın 13 eyaletin borçlarını ödemeyi federal devletin sorumluluğuna alan tasarısına karşı bu hararetli cümleleri kurmuştu. Hamilton’ı söz konusu dönemde bu adımı atmaya iten neden, Bağımsızlık Savaşı boyunca verilen mücadelede bazı eyaletlerin borç batağına saplanmış olmasıydı. Hamilton’ın tasarısı kongrede, 29 lehte oya karşı 31 aleyhte oy alarak reddedildi. Ancak inatçı bakan 13 kolonili Kuzey Amerika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ni yaratan sürece en büyük tuğlayı koymayı alternatif bir yolla başardı.

Hamilton’ın planına dönük yüksek perdeli sesleri 2020’nin bilindik itirazları gibi algılamamıza neden olan AB içerisindeki müzakere süreci. Bu yazıda AB’nin, korona ile süren mücadelede batan ülkeleri Brüksel’in çıpasıyla kurtarma girişimini ve bunun sonuçlarını ele alacağız.

AB’NİN SAVAŞI: KORONA VE BATAN EKONOMİLER

Yaklaşık üç aydır AB gündeminde adeta odadaki file dönen durumun sebebi, İtalya ve İspanya gibi bloğun güney ayağını oluşturan ülkeler mart ve nisan ayında korona virüsünden kaynaklı binlerce ölü verirken göreli olarak virüsle mücadelede daha az kayıp veren ve vaka sayısı düşük olan üyelerin adeta sağıra yatmaları ve destek konusundaki isteksizlikleriydi. Öyle ki hem İtalya ve İspanya’nın en üst düzeyde sitemleri kısa sürede “iyi günde yanımızda olan bir birlik olmaz olsun” isyanına dönüştü. AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen birlik adına özür dilese de Roma ve Madrid “Bari toparlanma sürecinde bize destek olun” dedi. İtalya ve İspanya’nın yanına Portekiz eklendi ve Güney Avrupa fon ve borç için bastırmaya başladı.

Almanya’nın nispet dolu başarıları devam ederken, Fransa Başkanı Emanuel Macron “bir savaştayız” dedi. Bu tespit, Almanya başta olmak üzere, “hastaysanız geçmiş olsun, Allah seni inandırsın bizde de para yok” diyen diğer ülkelere bir uyarıydı. Nihayetinde Almanya’nın borç konusuna yeşil ışık yakması ve zahmetli müzakereler sonucunda kurtarma paketini de içeren 7 yıllık AB bütçesi kabul edildi.

ANLAŞMANIN ÖNEMİ VE İÇERİĞİ

AB’nin tüm aykırı seslerinin de “madem çok ısrar ediyorsunuz, e peki bari” diyen ağırlıklı kuzey ülkelerinin onayıyla uzlaşmaya varıldı. Avrupa Ekonomik Topluluğu’dan on yıllara yayılan bir süreçle AB’ye dönen Brüksel’in ilk defa ekonomik çıkmaz ve kurtarma paketleriyle toplanmadığı biliniyor. Ancak bu sefer hem müzakeresi hem de yöntemiyle bazı ilklere imza atıldı. Önce paketin geneline bakmak gerekirse; pakete göre, AB Komisyonu sermaye piyasalarından borçlanma yetkisiyle hareket edecek. Komisyon, bu yetki ve AB bütçesi garantisinde kurtarma paketi için 750 milyar euro kaynak sağlayacak. Bu kaynağın 390 milyar eurosu hibe, 360 milyar eurosu kredi olacak. Peki bütçe nasıl olacak?

Liderlerin görüşmelerinden çıkan uzlaşıya göre, AB’nin bütçesi 2021-2027 arasında toplam 1 trilyon 74 milyar euro olacak. Birlik mensupları milli gelirlerinin yüzde 1.4’ü oranında genel bütçeye katkı sunacak.

AB için yeni olmayan kurtarma programındaki yenilikse, Avrupa Komisyonu’nun ilk defa piyasalardan borçlanıp nakdin büyük bir kısmını en çok ihtiyacı olan ülkelere hibe olarak dağıtacak olması. Brüksel ilk kez AB destekli tahvil ihraç edecek.

BRÜKSEL: DÖRT YÖNLÜ AYRIŞMANIN MERKEZİ

Belçika’nın kantonları arasında yaşanan gerilim yıllardır “ha bölündü ha bölünüyor” tartışmalarını beraberinde getiriyor. Ancak Brüksel’de “ayrılık rüzgarları mı esiyor” sorusunu bu defa sorduran Belçika’nın kendi içindeki ayrışması değil, Birliğin içindeki sarsıntıydı. Hem küresel hem de bölgesel düzeyde sık sık ekonomik kalkınma ve sömürü açısından kuzeyle güney hattı arasında kullanılan tanımlama AB içinde mikro bir örneklem sundu. Birliğin güneyi ekonomik yardım konusunda borçtan ziyade birlik ruhu gereği hibeden söz ederken, tamamını kuzeyin oluşturduğu tutumlular (Hollanda, Danimarka, Avusturya, Finlandiya) “siz parayı çarçur edersiniz, biz size borç verelim” dedi. Bu yetmezmiş gibi ikinci ayrışma henüz birincisine çare bulunmadan ortaya çıktı. Belli ki pek çok hesap aynı gün görülmek istendi.

Seslerin yükseldiği tehditlerin art arda sıralandığı bu ayrışma batı-doğu ayrışması olarak ele alınabilir. Uzun zamandır, hukuku hiçe sayan çıkışları, özgürlükleri kısıtlayan girişimleriyle iki ülke, Macaristan ve Polonya, birliğin bazı üyelerinin hedefindeydi. Tutumluların ön cephede olduğu bu ayrışmada temel hak ve özgürlükler konusunda sapmalar yaşayan ülkelerin fondan men edilmesi talep edildi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Hollanda’yı bu önerisi üstünden “Soğuk savaş dönemi komünist diktatörlük yöntemlerini uygulamak”la suçladı. Batı ile doğu arasındaki bu ayrışmanın veto tehditlerini de içerdiği dikkate alındığında temkinli olmakta fayda var.

Yazının başında bahsedilen Hamilton Planı ile AB’nin bu süreci arasında önemli benzerlikler kuruldu. Küresel basında da “Brüksel Hamilton noktasına ulaştı mı?”sorusu gündemdeki öncelikli tartışmalardan biri. Yaşanan süreç, müdahaleler, tartışmaların sertliği dikkate alındığında AB açısından bu kurtarma paketinde atılan adımlar önemliydi. Ancak Brüksel’e en güçlü itirazın geldiği İtalya’nın bugün AB olarak bilinen yapının kurulmasına olanak veren antlaşmanın merkezi olduğu ve çekirdek üyelerden biri olduğu akılda tutulmalı. İtalya’nın AB’ye isyan etmesiyle bloğa sonradan dahil olan ülkelerin gösterdikleri tepkilerin farklı yorumlanacağını söylemek gerekiyor. Örneğin Hamilton döneminde böylesi bir ayırımdan bahsetmek güç. Bunun yanında son anda Hollanda’nın talebiyle gündeme gelen temel haklar ve özgürlüklere uyum şartının da AB’nin alternatif ve kapsayıcı mekanizmalarla Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin otoriter eğilimli yöntemlerini dizginlemek yerine euroları gösterip, ‘eğer buna uyarsan sen de euro alabilirsin’ demesi, hafif tabirle sorunlu. Burada Varşova veya Budapeşte’nin yönetimlerine dönük bir savunu söz konusu değil, söylenmek istenen AB’nin bazı üyelerinin ‘euro her kapıyı açar’ diyerek insani değerleri, özgürlükleri euro üstünden müzakere etmesi. Bu anlamda Hollanda da en az iki ülke kadar bu değerlere zarar verici bir yöne savruluyor. Sonuç olarak kuzey-güney kavgası, doğu-batı ayrışması ve tehditleri, isyan edenin kim olduğunun etkili olduğu sürece bakıldığında AB için Hamilton noktasına ulaştık demek aşırı iyimser bir yorum olur.


Mühdan Sağlam kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI