Ya kırk katır ya kırk satırdan çıkarsa başbakan...

Pazartesi, 11 Mayıs, 2020
İranlılar sıcak mesajlar veriyor ama Amerikalılarda Kazımi’yi kendi adamları olarak görme eğilimi daha yüksek. Ketaib Hizbullah’ın Süleymani ve Mühendis’in ölümünden Kazımi’yi sorumlu tutması "Tahran Kazımi’ye karşı” diye yorumlanmıştı. Ancak günün sonunda İran’dan işaret bekleyenler de Kazımi’yi aday gösteren Şii bloktaydı. 

Ekimde Iraklıların “Irak’ı geri alma” isyanı.
Yüzlerce gencin sokaklarda katledilmesi.

Haşd el Şaabi ile ABD arasındaki salvolar.
Başbakan Adil Abdülmehdi’nin istifası.

Amerikan güçlerinin çekilmesi yönünde meclis kararı.
ABD’nin İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşd el Şaabi liderlerinden Ebu Mehdi el Mühendis’i öldürmesi.
Amerikan üslerine İran misillemesiyle 110 askerde beyin travması.

Ve başarısız hükümet kurma denemeleri…

Bu minvaldeki “kanlı düğüm” nihayet geçen hafta Irak İstihbarat Kurumu Başkanı Mustafa el Kazımi’nin hükümeti kurmasıyla çözüldü. Biraz koronanın getirdiği ağır tablo, biraz IŞİD’in ölüm makinesi olarak geri dönmesi, biraz elektrik ve su sıkıntısının isyan çıkardığı sıcakların başlaması, biraz da Irak üzerinden birbiriyle kapışan Amerika-İran’ın kendi limitlerini görmesi sayesinde.

Siyaset simsarlarının makul olmaları için yüzlerce insanın can vermesi kâfi gelmedi.
Kazımi’nin bir yandan öfkeli kitleleri tatmin etmesi, diğer yandan hükümet kilitlenmesin diye İran’la bağlantılı grupları görmesi, diğer taraftan Amerikan desteğini garantilemesi gerekiyor. Ondan önce hükümet IMF ve Dünya Bankası’nın kapısına varıp Washington’a “Bir el atıver” diye bakar duruma gelmişti. Üçlü dengede oynamak yüksek yetenekleri gerektiriyor.

Kazımi’nin ilk iki icraatı sokağın beklentisine denk düşüyor: Tutuklanan göstericilerin bırakılması ve Abdülmehdi’nin görevden aldığı eski Terörle Mücadele Hizmeti Başkan Yardımcısı Abdülvehhab el Saadi’nin kurumun başına atanması. İran destekli gruplar Saadi’yi “Amerikalıların adamı” diye eleştiriyordu. Kızağa alınması gösterilerde yeni bir ateşleme yapmıştı.

***

Bir gelenek tekrarlandı ve hasım taraflar yani İran ve ABD Kazımi’ye ivedilikle destek sundu. Her iki taraf da eğer savaşa tutuşmayacaklarsa yapabileceklerinin limitlerine ulaştı. Bu durum Kazımi’ye gerilimi biraz soğutma ve kartları yeniden karma fırsatı sunuyor. Suudi Kralı Selman da Kazımi’yi ülkesine davet etti. Bu hüsnükabulü Bağdat’ı kendi eksenine çekme girişimleri izleyecektir. Kazımi’nin istihbarat şefi olarak pek çok tarafla çalışmış olması güç dengelerini idare etmede ona avantaj sağlayabilir.

Körfez bloku Irak, Arap sokağına dönsün diye sabırsızlanıyor.
İranlılar da Kazımi’nin iki tarafa açık pozisyonunu fırsat olarak görüyor. “Tahran-Washington arasında sağlam bir diyalog kanalı olabilir” deniliyor. Bağdat’ın İran’dan uzaklaşması yönünde Amerikan baskılarının gecikmeyeceği de hatırlatılıyor. İranlıların en büyük beklentisi Kazımi’nin Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesi yönündeki meclis kararı uyarınca kararlı adımlar atması.
Amerikan yönetimi ise 2008 Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması’nı yeniden müzakere etmek için gün sayıyor. Haziran’da iki taraf aksilik olmazsa masaya oturacak. Sünni gruplar ve Kürt partilerin ABD’yi bir sigorta olarak görüyor olması nedeniyle Amerikan üslerinin tamamen kapatılması ‘yekpare milli talep’e dönüşmüyor. Bazı Şii partiler de İran’ı dengelemek için Amerikan varlığının sürmesinden yana. Haliyle Kazımi’nin bu dengelere göre bir müzakere stratejisi izlemesi muhtemel. Öngörüler eğitim ve teknik desteğe indirgenmiş bir Amerikan askeri varlığının sürmesi yönünde.

Kazımi’nin zorlanacağı bir diğer mesele Haşd el Şaabi’nin geleceği. Yükselişe geçen IŞİD tehdidi Amerikan askerinin kalıcılığı konusundaki pazarlıklarda ABD’nin elini güçlendiren bir faktör olarak görülüyor. Ancak Haşd el Şaabi’nin varlık nedeninin de IŞİD olduğunu unutmamak gerekiyor.

***

İranlılar sıcak mesajlar veriyor ama Amerikalılarda Kazımi’yi kendi adamları olarak görme eğilimi daha yüksek. Ketaib Hizbullah’ın Süleymani ve Mühendis’in ölümünden Kazımi’yi sorumlu tutması “Tahran Kazımi’ye karşı” diye yorumlanmıştı. Ancak günün sonunda İran’dan işaret bekleyenler de Kazımi’yi aday gösteren Şii bloktaydı. Kazımi, İran karşıtı bir gündemi bayraklaştırmış birisi değildi. Al Monitor’un Irak masasını idare eden bir gazeteci iken onu istihbarat şefliğine taşıyanlar İran’dan uzak kişiler de değildi. Uzun süre Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği koltuğunda oturan Mehdi el Alak’ın damadı olması Kazımi’nin sıçramasındaki en önemli basamaktı. Alak, eski Başbakan Nuri el Maliki’in partisi Dava’nın (Davet) önde gelen isimlerinden birisi. Kazımi servisin başına Amerikalıların Maliki’ye karşı tercih ettiği İbadi döneminde getirildi. Ancak Amerikalıların 2003’teki işgalin ardından kurduğu istihbarat servisindeki Amerikancıları tasfiye operasyonunda altın vuruşu Kazımi yaptı. 2017’de İranlıları izlemekten sorumlu 300 casusun çalıştığı ‘İran Masası’nı kapattı. Kazımi’nin selefi Züheyr Gharbavi Amerikalıların adamıydı. Tasfiyeler Maliki ile başlayıp İbadi ile sürmüştü.

Amerikalılar belli ki Kazımi ile daha uyumlu bir ortaklık umuyor. İran’dan elektrik alımının 120 gün daha yaptırım dışı tutulması da bunun için bir peşrev. Amerikalıların eğittiği General Osman el Ghanem’in İçişleri Bakanlığı’na atanması da Haşd el Şaabi’yi tasfiye konusunda iyimserlik yaratmışa benziyor.

Kazımi’nin “Silahların devlet ve askeri kurumlarla sınırlandırılması” hedefini heyecanla not etmişler. Unuttukları Abdülmehdi’nin vaadin ötesine geçip Haşd el Şaabi için “ya sisteme entegre olacaksınız ya da dağıtılacaksınız” diye kararname yayımlamış olmasıydı. Ama nafile.
Tam bu sırada ABD’nin ikisi Suudi Arabistan’da olmak üzere bölgeden dört Patriot bataryasını çekiyor olması İran’la gerilimi biraz düşürme niyeti olarak algılanıyor. Irak üzerinden kapışmayı biraz soğutmak Bağdat’la ‘Stratejik Diyalog’ sürecini kolaylaştırabilir. Aramco’ya saldırı üzerine konuşlanmış bataryaları çekmek çok radikal bir değişikliğe işaret etmeyebilir. ABD’nin küresel askeri konuşlanmasında öncelik Çin’e kaysa da Ortadoğu’da İran’a karşı konuşlanmış geride daha 12 bataryası var. Trump, İran’la didişmede ağırlığı ekonomik yaptırımlara veriyor. Suudiler parayı bastırırsa bataryalar tekrar yerine döner.
İran her şeye rağmen Irak’ta Amerikalıların önceliği olmaya devam ediyor. Bu yönde baskı geldikçe İran da Irak’ın işlerine daha çok müdahil olabilir.

Bu kapışma Irak’ın sistemsel sorunlarına el atmayı imkansız kılıyor. Amerikalıların oturttuğu mezhepçi politik düzen, bu sayede devleti parselleyen hareketler, bunlarla bağlantılı milisleşme ve endemik yolsuzluk ciddi bir mücadeleyi gerektiriyor. Kazımi iyimserlik yarattı fakat ona o yetkiyi verenler sadece iyi bir orkestra şefi olmasını istiyor, savaşçı değil!

 


Fehim Taştekin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni Şafak, Son Çağrı, Yeni Ufuk, Tercüman, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git, Diren Kal”, “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza attı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI