Adem Erkoçak
Adem Erkoçak

Kadınlar maçındaki yüksek testosteron...

Pazar, 8 Mart, 2020
Ağzımızda ekşi bir tatla stadyumdan ayrıldık. Her şeyi yenme-yenilme, büyüklük, güç üzerinden algılayan, sahadaki seyirliğin, yaşanılan günün manasının farkında olmayan, kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kadınlar üzerinden hep beraber ağza alınmayacak küfürler bağıran bir kalabalığın bıraktığı ekşi tatla... 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir futbol etkinliği düzenlendi: Vodafone Kupası. Beşiktaş ile Atletico Madrid kadın futbol takımları, bir gösteri maçı yapmak için buluşacaktı.

Maç biletlerinin karşılaşmadan 2 gün önce stadyum gişelerinden ücretsiz temin edileceğini öğrenince, eşimle birlikte dünya gözüyle önemli bir stadyumda bir kadın futbol maçına gitmek istedim. Tabii, normalde en ucuz maç biletinin 100 lira olduğu, maçı izleyeceğimiz tribüne ise bunun ortalama 2-3 katı fazla bedelle girilmesi, “bedava sirke baldan tatlıdır” düsturuyla hareket eden bünyemiz için yeterli motivasyon sağlamıştı.

Maddi avantajının yanında, özel bir etkinliğe şahitlik etmek, onun bir parçası olmak da vardı işin içerisinde. Maça gitmek üzere evden çıktığımızda çok güzel bir bahar havası karşıladı ilkin bizi, sonra Üsküdar sahilinden Kabataş’a geçen motorların iskelesine geldik. Maçı büyük bir kalabalığın izlemesini bekliyordum fakat daha henüz iskelede bile yüzlerce insanı görünce beklentimin de üzerinde bir insan kitlesinin maça ilgi gösterdiğini gördüm.

Stadyuma yürürken maça giden aileleri, küçük çocukları, yaşlı-genç kadınları görmek iyi hissettirdi. Üzerimizi arayan görevliler bile güleryüzle karşılıyordu insanları. Neyse ki erken gitmiştik ve içeriye zorlanmadan girdik. Eşim, tribüne çıkılan tünelden geçip de sahayı ilk kez gördüğünde çok etkilendi. Bu hissi maça giden birçok insan bilir. O yeşilin göründüğü ilk an her zaman büyüleyici olmuştur.

Tribünlerin neredeyse yarısı dolmuştu biz girdiğimizde. Ve ezeli rakiplerden birine edilen cinsiyetçi, galiz küfrü duyunca ilk tatsızlığı yaşamış olduk. Sahada ise Beşiktaşlı futbolcular ısınıyordu. Derken Atleticolu kadınlar da ısınmak üzere zemine ayak bastılar. Fakat o da ne? Kulakları sağır eden bir ıslık. İyi ama neden? Her şeyden önce, bu bir gösteri maçı değil mi? Üstelik kadınlar için, kadınların eylediği bir gösteri maçı. Bu gösteriye misafir olarak davet edilen kadınlar böyle karşılandı. Evet, belki farklı renkte formalar vardı sırtlarında, bizimle aynı dili konuşmuyorlardı ama sahaya rakip olmak için ya da rekabet etmek amacıyla çıkmadılar ki!

Kafamızda bunları düşünürken bu maçı kendi gösterileri için fırsat bilen erkek gruplarının da tribünlerde yer aldığını gördük. Üstelik bu gruplardan biri de şansımıza herkesi ite kaka tam da önümüze yerleşip çok önem verdikleri pankartlarını asma işine giriştiler, insanların oturdukları alanı gasp ederek. Sonra bayraklar dağıtıldı, bir tribün şovu hazırlanıyordu. Ancak ben hâlâ anlamıyordum olup biteni çünkü bu bir maç değildi, gösteriydi. Şovu sahadaki kadınlar yapacaktı. Onların etkinliğini bastırmak yersizdi.

Bunlar olurken takımlar maç için son hazırlıkları yapmak üzere soyunma odalarına girmişlerdi. Bu arada, etkinlikte yer alan neredeyse tüm görevliler kadındı, anonsçu ve hakemler de dahil. Ve hoparlörlerden maç kadroları okunmaya başlandı. Atletico Madrid kadrosu yine büyük bir gürültüyle ıslıklandı. İnanılmazdı, her şey kaba bir ezberle yapılıyordu. Yani, tribüne gelinir ve böyle davranılır gibi. Çoğu ilk kez bir maça tribünden iştirak eden binlerce insan, daha az sayıdaki ama baskın ve yönlendirici konumdaki erkek grupların her maçta yaptıkları anlamsız ritüelleri taklit etmeye devam ediyordu.

Bu durum, organizatörlerce de fark edilmiş olmalı ki, bir erkek görevli araya girerek bugün burada olan şeyin ne olduğunu ve sadece Beşiktaş’ın değil Atletico Madrid’in de sonuna kadar desteklenmesi gerektiğini anons etti. Ama nafile! Maç başladı ve top Atleticolu oyunculara geçtiğinde yine o ıslık sesi yükselmeye devam etti. Üstelik Atletico gol attığında, ki maçı 2-0 kazandılar, ıslıklar yuhalamalara dönüştü. Kazananın ya da kaybedenin önemli olmadığı bir festival planlandığı için Atletico gol attığında da hoparlörlerden müzik yükseldi. Bu daha büyük bir ıslıkla, “n’oluyo ya, burası Türkiye” gibi tepkilerle karşılandı. Eh, tahmin edersiniz ki, golü atan oyuncunun ismi söylendiğinde de aynı şeyler olmaya devam etti.

Tüm bunlar olurken olan bir başka şey daha vardı: Tribünlerde yakılan meşaleler ve maç boyu hiç durmadan atılan patlayıcı maddeler. Öyle hale geldi ki, maçın oynanmasının mümkün olmadığı durumlar oldu, meşaleler sahaya atıldı, çimlerde yanık izleri oldu.

Atletico Madridliler ilk şoku atlatınca top oynayarak bu durumun üstesinden gelmeyi başardılar. Çünkü ıslık ve yuh sesleriyle kadınları izleyenler galiba bu iki takımın maçtan önce aynı tekneyle organizasyon kapsamında boğazda bir dostluk gezisini yaptığından bihaberdi. Olabilir, duyulmayabilir. Peki, Beşiktaşlı kadın futbolculara ne demeli? İlk kez böyle bir kalabalık önünde oynadıkları için galiba fark etmediler, çok heyecanlılardı. Hatta heyecandan oynayamadılar bile. Ancak bir yerden sonra olan biteni biraz da olsa fark etmelerini bekledim.

Çünkü bu heyecanları maç bittiğinde bile mantıklarının önünde olacak seviyedeydi. Anons edildiği üzere her iki takımın da el ele tribünleri dolaşması planlanmıştı. Fakat Beşiktaşlı oyuncular hâlâ bu kalabalığı bulmuşken kendi eğlencelerine kaptırdılar. Atleticolular ise bir orta yuvarlakta bir araya gelmiş ve biraz da başlarına gelenleri protesto eder vaziyette tepkisizce beklediler. Ta ki Beşiktaş tribünleri birden bire ve ısrarla kendilerini çağırıncaya dek. Kısa süreliğine de olsa dostane görüntüler oldu. Tribünler atkılar ve bayraklar hediye etti, hatta Atleticolulara kısa sürede üçlü çekme öğretilip uygulandı!

Kupa töreninde ise podyumda erkek yöneticiler vardı. Her iki takım kaptanının ortak kaldıracakları kupayı kendilerine erkek yöneticiler takdim etti.

Biz ise ağzımızda ekşi bir tatla stadyumdan ayrıldık. Her şeyi yenme-yenilme, büyüklük, güç üzerinden algılayan, sahadaki seyirliğin, yaşanılan günün manasının farkında olmayan, kadınlar için düzenlenen bir etkinlikte kadınlar üzerinden hep beraber ağza alınmayacak küfürler bağıran bir kalabalığın bıraktığı ekşi tatla…

Onlar ise Türkiye’deki en büyük kalabalık önünde oynanan bir kadın futbol maçının verdiği gururla haykırmaya devam ediyordu. Üstelik, 41 bin 903 bilet satıldığını, stadyuma ise 33 bin kişinin giriş yaptığı bilgisini vererek. Rakamlar doğrudur fakat doğru olmayan bir şey var ki, oradaki kimse biletleri satın almamıştı!

YAZARIN DİĞER YAZILARI