Murat Sevinç
Murat Sevinç

İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...

Perşembe, 12 Aralık, 2019
Burada yazmayı ihmal ettiğim başkaca yetkilere de sahip olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İngiltere, Fransa, Almanya ve şahsım, dörtlü zirve yaptık,” ifadesinde bir gariplik yok. Yeni rejimin hukuk düzenine göre, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı’nın ‘şahsının,’ İngiltere, Fransa ve Almanya ile dörtlü zirve yapması, anayasa-yasa-kararname hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, olağan karşılanmalıdır.

Bir programda, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi münasebetiyle üç önemli Avrupa ülkesinin yöneticileriyle görüşmesini anlatırken; “İngiltere, Fransa, Almanya ve şahsım, dörtlü zirve yaptık,” demiş.

Bunun üzerine muhtelif kesimlerden tepkiler geldi. Konuya ciddiyetle yaklaşanlar olduğu gibi, şakaya vuranlar da vardı. Erdoğan’ın, bu ifade ile kendisini Türkiye yerine koymak istediğini, bunu amaçladığını sanmıyorum. Devletleri sayarken, muhtemelen Türkiye’yi temsilen orada bulunduğunu anlatmaya çalıştı. Amacı aşan bir cümle olduğunu düşünmek mümkün.

Buna mukabil, Erdoğan’ın kendisini yalnızca partisinin değil, aynı zamanda Türkiye’nin kaderiyle özdeşleştirdiği çokça konuşması mevcut. Haliyle, nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu anlamak için böyle bir cümleye ihtiyacımız yok sanırım.

Yine de okur okumaz ilk aklıma gelenler, önce Kanuni’nin Fransa Kralı François’ya yazdığı malum mektubun peşrevi ve ardından, bir başka Fransa Kralı XIV. Louis, nam-ı diğer Güneş Kral’a atfedilen o meşhur cümle oldu.

Fransa’nın neredeyse bütün bir 17’nci yüzyılıydı Louis. 72 yıl iktidarda kalmıştı. Bu yüzyıl, Fransa’nın o asırlardaki parlamentosu diyebileceğimiz Etats Généraux’un toplanmadığı dönemdi. Üç katmanın temsilcilerinden oluşan meclis 1614 ile 1789 arasında kral tarafından toplantıya davet edilmemişti. İşte mutlak monarşinin en mutlak yıllarının krallarından olan Louis, yönetim şeklini “L’État c’est moi/Devlet benim,” diyerek (bu ifadenin Kral’ın degil, daha ziyade Voltaire’in marifeti oldugu yönünde rivayet olsa da!) anlatmıştı.

Hal böyleyken Erdoğan’ın cümlesini, zannetmiyorum ama velev ki bu amaçla dile getirmiş olsa dahi, yadırgamadığımı itiraf etmeliyim.

Çünkü bana kalırsa;

halk tarafından seçilen; beş yıllığına ve iki kez seçilebilen; ancak ikinci döneminde meclis erken seçim kararı alırsa bir kez daha seçime girip üçüncü kez seçilme hakkı olan; Cumhurbaşkanlığının yanı sıra TBMM’deki milletvekillerinin yaklaşık yarısının mensup olduğu partinin genel başkanı sıfatını taşıyan; devletin başı olan; yürütme yetkisine sahip olan; Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini temsil eden; Devlet Başkanı sıfatıyla Türk milletinin birliğini temsil eden; Devlet Başkanı sıfatıyla anayasanın uygulanmasını ve devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını ‘temin’ eden; ülkenin iç ve dış durumu hakkında TBMM’ye mesaj verme yetkisine sahip olan; kanunları yayınlayan ya da tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye yeniden gönderebilen ve 2017 değişikliğiyle bu ‘geri gönderme’ yetkisi ‘güçleştirici veto’ya dönüştürülen; Anayasa Mahkemesine iptal davası açabilen; sayısı belirlenmemiş yardımcılarını ve bakanlarını atayabilen; sayısı belirlenmemiş yardımcılarını ve bakanlarını görevden alabilen; üst kademe yöneticilerini atayıp görevlerine son verebilen; yabancı devletlere Türkiye’nin temsilcilerini gönderip onların temsilcilerini kabul etme yetkisine sahip olan; milletlerarası antlaşmaları onaylayıp yayınlayabilen; anayasa değişikliğine dair kanunları gerekli gördüğünde halkoylamasına sunabilen; milli güvenlik siyasetini belirleme yetkisine sahip; TBMM adına TSK’nin başkomutanlığını temsil eden; TSK’nin kullanılmasına karar veren; belli durumlarda af yetkisi kullanabilen; cumhurbaşkanı kararnamesi çıkarabilen; kanunların uygulanmasını sağlamak üzere yönetmelikler çıkarabilen; ‘bir suç işlediği iddiasıyla’ suçlanıp yargılanması, gerçekleşmesi son derece zorlu koşullara bağlanan; görev süresi bittikten sonra aynı iddialarla yargılanması da yine aynı zahmetli prosedüre tabi olan; kendisine bağlı pek çok kamu kurum ve kuruluşunda idari soruşturma, inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla yetkili DDK (Devlet Denetleme Kurulu)’nin başkan ve üyelerini atayan; gündemini belirlediği MGK’nin kararlarını değerlendiren; Genelkurmay Başkanlığı kendisine bağlanan; YAŞ (Yüksek Askeri Şura)’a başkanlık eden; 2017 anayasa değişikliğine (çoğu hükmünün yürürlüğe girdiği 2018’e) dek başbakanlığa bağlı olan kurum ve kuruluşların (MİT, Milli Saraylar, Savunma Sanayi Başkanlığı, TMSF gibi) kendisine bağlandığı; çıkaracağı bir kararname ile MGK Genel Sekreterliği’nin teşkilatını ve görevlerini belirleyen; belli koşullar gerçekleştiğinde OHAL ilan etme yetkisine sahip olan; OHAL’in gerekli kıldığı durumlarda cumhurbaşkanı kararnamesi (104/17-2’deki sınırlamalara tabi olmayan) çıkarabilen; cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kamu tüzel kişiliği kurabilen; doğrudan ve dolaylı biçimde YÖK üyelerini seçen; üniversite rektörlerini atayan; genel başkanı olduğu partinin RTÜK üyelerinin çoğunluğunu seçtiği; Dil ve Tarih kurumlarını kendi seçtiği bir bakana bağlayan; Diyanet İşleri Başkanlığı kendisine bağlı olan; Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini dolaylı (7) ve doğrudan (4) seçebilen; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekilini kendisine sunulan adaylar arasından belirleyebilen; Danıştay üyelerinin dörtte birini seçebilen; kendi atadığı Adalet Bakanı, HSK (Hakimler Savcılar Kurulu)’nin başkanlığını yapan; O HSK’nin 13 üyesinden dördünü doğrudan doğruya seçen; bütçe üzerinde büyük etkisi/gücü olan; anayasa değişikliklerini ‘belli koşullar’ gerçekleştiğinde halkoylamasına sunabilen; bünyesinde THY, Ziraat Bankası, Türk Telekom, Halkbank, Botaş, Türkiye Petrolleri, Milli Piyango, Türksat, Çaykur gibi çok önemli maddi varlıkları barındıran Türkiye Varlık Fonu A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan; Merkez Bankası başkanını kararname ile atayıp-görevden alabilen; misal, BDDK gibi düzenleyici ve denetleyici kurumların başkan-üyelerini atayan; TRT Genel Müdürünü atayan; hatta Yap-İşlet-Devlet sözleşmelerinin ilgili idarelerce yapılmasına yetki veren…

ve Allah bilir burada yazmayı ihmal ettiğim başkaca yetkilere de sahip olan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İngiltere, Fransa, Almanya ve şahsım, dörtlü zirve yaptık,” ifadesinde bir gariplik yok.

Yeni rejimin hukuk düzenine göre, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı’nın ‘şahsının,’ İngiltere, Fransa ve Almanya ile dörtlü zirve yapması, anayasa-yasa-kararname hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, olağan karşılanmalıdır.

 

 

Yazı önerisi: ‘Osman Kavala serbest bırakılmalıdır,’ cümlesini kurmak dahi yüz kızartıcı. AİHM’nin ‘tutukluluğa’ ilişkin verdiği ‘ihlal’ kararı hakkında eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in bilgilendirici yazısını buraya bırakıyorum.

 

 


Murat Sevinç kimdir?

İstanbul'da doğdu. 1988'de Mülkiye'ye girdi. 1995 yılında aynı kurumda Siyaset Bilimi yüksek lisansına başladı ve 1995 Aralık ayında Anayasa Kürsüsü asistanı oldu. Anayasa hukuku ve tarihi konusunda makaleler ve bir iki kitap yayınladı. Radikal İki ve Diken'de çok sayıda yazı kaleme aldı. 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte OHAL KHK'si ile Anayasa ve hukukun bilinen ilkelerine aykırı bir biçimde kamu görevinden atıldı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI