Bir politik araç olarak Twitter

Perşembe, 26 Eylül, 2019
O kadar tek adama elverişli ki tweet ile devlet işletmek, -eğer telefon faturasını ödemişse- başka hiç bir şeye ihtiyacı yok başkanın. Halt etmiş sultan-padişah rejimleri, onların en muktedirleri bile fermanlarını duyurmak için dört bir yana tellallar göndermeleri gerekiyordu. Şimdi şak atıyorsun tweet, oldu bitti.

ABD Başkanı Trump, iklim hareketinin simgesi olan 16 yaşındaki İsveçli Greta Thunberg’in konuşmasına ilişkin ‘Oldukça neşeli bir kız’ diye bir tweet attı. Tam aksine, öfkeli bir konuşmaydı Greta’nın konuşması. Dünya liderlerini fırsatını bulmuşken, fırçalama niyetinden öte, çok samimi bir şekilde, etkileyebileceği düşüncesiyle yaptığı bir konuşmaydı bu. Fakat Trump, tam kendinden beklenir bir hareketle ‘dalga geçti’ bununla. Devletler nedir ki başkanları ne olsun.

Çok muhtemel zaten farkındadır bunun küçük Greta ama Kızılderililerin, başka bir şey ellerinden gelemediği için yaptıkları savaş dansları gibi bir çığlıktı bu sadece. Devlet başkanları ise çok azı mahcup, çoğu umursamaz ve bir kısmı da büyük bir keyifle ama hep birlikte tüfenglerini ve kepçelerini parlatıyorlar, dünyadan parçalar koparıyorlardı.

Ben bu yazıda iklimi kenara bırakıp -nasıl yapabiliyorsam bunu- yeni bir politik araç olarak ‘tweet atmak’ üzerine tartışmak niyetindeyim. Tabii ki devletleri hiç sevmem ve hepsi yıkılasıdırlar ama onları yok saymak ne mümkün. Bu yüzden, bir baskı aracı olarak devletin kurumsal yapısını da değiştiren yeni bir politik araç ‘tweet atmak’. Yani devletin, kaba ve genel bir şekilde tanımlarsak, siyasal aparatları, meclisleri, senatoları, hükümetleri, bakanları, başkanları, cübbeleri, imza törenleri, topları, tüfekleri, medya başlıklı füzeleri filan ve onların rütbeleri, yargıç, hakim ve nikah memurları gibi bir şey ‘tweet atmak’. Açıkça bize söylemiyorlar ama mutlaka şu başkanlarının yanlarında, tweet’lerinden sorumlu bir devlet bakanları, başkan yardımcıları, saçları okşanası baş danışmanları vardır.

Belki de bir müsteşarlık tahsis edilmiştir; Devlet Tweet Atma Baş Müsteşarlığı gibi uzun ve havalı bir ismi olan.

Çünkü uzun yıllardır bir tarafı -mesafesi ve derinliği- karşı çıkışlarla belirlenen burjuva hukukunu da yok ediyor ‘tweet atmak’ siyasal aracı. Öncelikle tweet’in pratik olarak kullanım biçimi ve görünümü bile egemenin bireyin karşısında keyfiyetini kısıtlayan ‘Magna Carta’yı, ‘Habeas Corpus’u çöpe atıyor. Her şey bir yana, zorunlu bir ‘süreci’ imha ediyor. Adam eline alıyor telefonu, atıveriyor tweet’i.

O kadar tek adama elverişli ki tweet ile devlet işletmek, -eğer telefon faturasını ödemişse- başka hiç bir şeye ihtiyacı yok başkanın. Halt etmiş sultan-padişah rejimleri, onların en muktedirleri bile fermanlarını duyurmak için dört bir yana tellallar göndermeleri gerekiyordu. Şimdi şak atıyorsun tweet, oldu bitti.

-Büyük harfle yazmazsan kimse de gülmez sana.-

Mesela Trump, İran’a ‘Sana saldırırım ha’ diyor. Meclisi, senatosu filan da cep telefonlarından okuyor bunu. ‘Sıkıysa saldır bakalım’ diyor karşı taraf da. Tweet atıcılarının savaş uçakları, mesela nükleer füzeleri filan olmasa pek takmayacağız belki ama var işte.

Bir iyi tarafı da başkanlar için, çok etkileyici ama hiç bağlayıcı değil. Yani savaş ilan edip sonra ‘Ya ne ciddiye alıyorsun tweet’ti o’ diyorsun. Bazen hemen silip yerine yenisini yazıyorsun, Trump’ın daha sonra yaptığı gibi. Bu şekilde ikili bir mesaj vermiş de oluyorsun. Başkanın esas görüşü bu ama işte nezaketten silmiş mesajı. Herkesin istediği oluyor yani. Başkanı sevenler, övünerek ‘böyle açık konuşmalı’ derken, sevmeyenler ‘bak geri aldırdılar’ diyerek teselli ikramiyesinin küçük sığınağında hissediyor kendini. Herkes memnun ve bahtiyar.

Hani nasıl olsa tweet var diye koca devlet çarkını çöpe atıp, maaşlarını, harcırahlarını bize dağıtsalar biz bile mutlu oluruz ama yok, onlar da var hâlâ filmde.

Ve onlar da tweet atıp duruyorlar.

Tek tesellim -‘Unabomber’a atıfla- elektriği kesince tweet’in de sesini, soluğunu kesebileceğimizi biliyor olmak.

Yoksa bir tweet kadar yakınız Trump’a…

YAZARIN DİĞER YAZILARI