İblisin kazığı oynatması

Pazartesi, 29 Temmuz, 2019
Sığınmacıların evlerine dönmelerini isteyenler, neden iktidarın, onların evlerine dönmesini daha da imkânsız kılan faaliyetlerine itiraz etmiyorlar? İktidara itiraz etmek cesaret gerektiriyor ama fakire, çaresize vurmak için cesarete ihtiyaç yok. Bu toprakların ırkçısı gücünü ya devletten alır veya yöneldiği kesimlerin çaresizliğinden, zayıflığından.

Teşbih yapacağız sonuçta, hata olmaz.

Dedemin çok sık anlattığı mesel, hatırladığım kadarıyla şöyleydi: Din alimi yahut ermiş, bir köye doğru giden kötü adama “Ulan iblis, yine hangi yuvayı yıkmaya gidiyorsun” diye sorar. Kötü adam da “Ben yolumdayım, bir şey yaptığım yok” diyerek köye girer. Köyde ipi kazığa bağlı olduğu için anasına ulaşamayan bir buzağı görür. Yavaşça buzağının kazığını oynatır ve olacakları seyre dalar. Buzağı kazığı yerinden söküp anasına doğru koşar. İneği sağan kadın sinirlenip yavrunun kafasına bir taş atar. Yavrunun öldüğünü gören kadının kocası da sinirlenip karısının kafasına taş atar, o da ölür. Kadının akrabaları gelip damadı, damadın akrabaları da sırayla birbirlerini boğazlamaya başlar. Bunları gören din alimi adama dönüp “Yine yaptın yapacağını iblis” der. İblis, “Ben ne yaptım ki, sadece kazığı oynattım” yanıtı verir ve omuzlarını silkip yoluna devam eder.

Herhangi bir yerde bir kışkırtıcı görünce, aklıma ilk bu mesel veya teşbih gelir.

Ortada zaten bir gerilim potansiyeli olduğunu görenler, pekâlâ görece suç sayılmayacak bir hareketle kazığı oynatır ve gerisini seyre dalar.

Suriyeli sığınmacılara karşı yaklaşmakta olan büyük felaketin alametleri, kışkırtıcıların “kazığı oynatmasıyla” her gün daha da artıyor.

Kışkırtıcılar, Türkiye’nin faşizm altında ezilen demokratları tarafından bir utanç eşiği konamadığı için gün geçtikçe daha fazla meşruiyet alanı bularak ateşi harlıyor.

Ülkedeki yoksulluğun, sefaletin, açlığın müsebbibi sanki sırça köşklerde oturan ve bir kâğıt toplayıcısı çocuğun tabiriyle “paraya para değil, money diyen” iktidar mensupları ve taraftarları değil de Suriyelilermiş gibi gösteriliyor.

MUHALİF GÖRÜNÜMLÜ POPÜLİST IRKÇILAR

Üstelik bu kara propagandayı iktidar yerine, muhalif görünümlü popülist ırkçılar yapıyor. Aralarında, “yoksul Türk halkının haklarını” savunuyormuş gibi yapıp yeni ırkçı dalganın üstünde yüzerek yükselmeye, “beğeni” toplamaya çalışan milliyetçi artıkları, akademisyenler, gazeteciler var. Irkçılık “kanaatinin” önderleri, yakın zamana dek hiç olmadığı kadar güvenli sularda yüzüyor. Zira onların bu kışkırtıcı, “kazık oynatıcı” faaliyetleri, ekmek bulamaz hale getirildiği için iktidara öfkelenmeye meyyal yoksul, emekçi kesimlerin rotasını başka yöne çevirmelerine yarayacağı için iktidara da can simidi niteliğinde.

Zaten iktidar bundan hoşnut olmasaydı, “höt” deyince pısanlar bu kadar rahat sığınmacı düşmanlığı yapamaz, insanları kin ve nefrete sevk edemezdi.

Öte yandan sığınmacıların sefalet koşullarını aktararak kabullerini sağlamaya çalışanlarınki de ayrı bir mesele. Ne yani, Suriye’den gelenlerin benimsenmesi yoksulluk ve sefaletle yoğrulmaları şartına mı tâbi?

Kaldı ki, ırkçı dalga hedef aldığı kitlenin sınıfsal kimliğine bakıp varsıl-yoksul tasnifi yapmıyor. Hedeflerinde yoksuluyla varsılıyla, Arabıyla Kürdüyle, Alevisi ve Sünnisiyle tüm sığınmacılar bulunuyor.

Unutmamalı ki, Suriyeliler açlıktan ve yoksulluktan değil, savaştan kaçtılar. Üstelik belki kendi ülkelerindeki görece güvenli bölgelere kaçacakken, iktidar neredeyse kampanyalar düzenleyerek o kitleleri buraya taşıdı. Çünkü AKP bu şekilde hem Esad’a, hem Avrupa’ya hem de iç muhalefete karşı elini güçlendirmek istiyordu. Nitekim milyonlarca Suriyeliyi buraya getirdikten sonra bu amaçlarının hepsine teker teker ulaştı.

Olağan koşullarda mümkün olmayacak sayısız ödün, sığınmacı sopası sayesinde Avrupa’dan alınmadı mı?

Merkel, seçimlerden hemen önce Erdoğan’ı tam da bu yüzden ziyaret edip destek sunmadı mı?

AB ülkeleri, sığınmacı korkusu yüzünden Türkiye’deki iktidar baskılarına istikrarlı bir biçimde göz yumup destek vermedi mi?

İktidar baskı politikalarına yönelik uluslararası tepkileri bu şekilde dindirmedi mi?

Çaresiz sığınmacılar, Türkiye’nin her yerinde “hadi hadi/ çabuk çabuk” işlerinde köle olarak çalıştırılmadı mı?

İslamcısından sekülerine, Türkiye’nin sermaye sınıfı da, küçük esnafı da, mahalli eşrafı da, toprak sahibi de Suriyelilerin emeği üzerinden akla hayale gelmeyecek paralar kazanmadı mı? Kazanmıyor mu hâlâ?

Bugün “niye ekmeğimizi paylaşalım” diyenler, ucuz iş gücü olarak kullanılan, iliklerine kadar sömürülen Suriyelilerin ekmeğini yemedi mi?

Türkiye, Avrupa başta olmak üzere sayısız ülkeden, sözüm ona sığınmacılar için kullanmak üzere, nereye gittiği ve harcandığını bilmediğimiz büyük paralar almadı mı?

Sığınmacıların arasına sokularak getirilen cihatçı gruplar toplumsal muhalefete karşı bir gözdağı unsuru olarak muhafaza edilmedi mi?

Çeşitli kamplarda muhafaza edilen bu unsurlar, ÖSO adı altında TSK’ya yamanıp Suriye içlerinde operasyonel güç olarak kullanılmadı mı? Kullanılmıyor mu hâlâ?

Suriyelilerin evlerine dönmesini isteyenler, Fırat’ın doğusunu yakmakla tehdit eden, sığınmacıları kendi evlerine değil Kürtlerin evine, Afrin’e, Fırat’ın doğusuna yerleştirme planları yapan, dolayısıyla bölgeye yeni istikrarsızlık ve çatışma tohumları ekmeye çoktan kararlı iktidara neden itiraz etmiyorlar?

Neden iktidarın Suriye’de barışın, istikrarın sağlanmasını, dolayısıyla sığınmacıların dönmesini engelleyecek faaliyetlerine karşı barış çabalarına omuz vermiyorlar?

Sığınmacıların evlerine dönmelerini isteyenler, neden iktidarın, onların evlerine dönmesini daha da imkânsız kılan faaliyetlerine itiraz etmiyorlar?

31 MART SONRASI…

İktidara itiraz etmek cesaret gerektiriyor ama fakire, çaresize vurmak için cesarete ihtiyaç yok. Bu toprakların ırkçısı gücünü ya devletten alır veya yöneldiği kesimlerin çaresizliğinden, zayıflığından.

AKP’nin açıktan sığınmacı karşıtı söyleme dâhil olup, uygulamayla da parsayı toplamaya yönelmesi, sığınmacı karşıtlarının oranındaki artışa bağlı.

Nitekim iktidarın, özellikle 31 Mart sonrasından itibaren sığınmacılar üzerindeki göreli “koruma” kalkanını kaldırdığının farkında olan “kazık oynatıcılar” ne kadar tehlikeli bir oyun oynadıklarının farkında olsalar da, bu oyunun kendileri açısından bir maliyeti olmayacağının da ayırdındalar. Sinizmlerine kaynaklık eden güveni bu bilgiden devşiriyorlar.

Peki bu “ırkçı kanaatin” önderleri, kışkırtıcılıklarının da etkisiyle yarın-öbür gün büyük bir felaket yaşandığında, mahalle aralarında insanlar birbirlerini boğazlamaya yöneldiğinde omuzlarını silkip “ben bir şey yapmadım ki, sadece kazığı oynattım” mı diyecekler?

Öyle diyecekler tabii.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI