Önder Algedik
Önder Algedik
  • oalgedik@gazeteduvar.com.tr

Şehir hastanesi değil, hasta ticaret merkezi

Cuma, 14 Haziran, 2019
Unutmayın. Bu aynı şehir hastaneleri tesisleri hekimlerin, sağlık emekçilerinin yok sayıldığı, inşaat şirketi mantığının işlediği bir model. Siz ise bir metasınız. Çalıştığı her saniye yıkım demek. Ya siz onu yıkacaksınız ya da onlar sizi yıkacak.

1,3 milyon metrekare kapalı alan, 3 bin 804 yatak, 250 bin metrekare ticari alan. Dünyanın sayılı ticari işletmelerinden biri. Hem de sağlık işletmesi, adı Bilkent Şehir Hastanesi. Öyle bir tesis ki hastalığınızın para ettiği, kuluçka makinesi çıkışında civcivleri ayıran makine gibi bir işletme. Merdiven bile yok, yürüyen merdiven var. Sanki AVM gibi, hasta ticaret merkezi, HTM… Müthiş etkileyici ama o merdivenler bile bozuk.

Bir dostumun sağlık kontrolleri sırasında ona eşlik edecektim. Giderken hep o Hakkı Yırtıcı’nın meşhur “İstanbul Havalimanı’na yolculuk” deneyimi geldi. Gerçi Hakkı “Şehir hastaneleri: Hasta üreten fabrikalar” başlıklı yapıtı ile o hastanelerin genel yapısını çok iyi anlatmıştı. Ama bir tanesine gitmek, hem de en özeline gitmek gibisi yoktu. İşte ben de mutlaka kapatılması gereken, çalışması bile insana, insan yaşamına, topluma, toplum düzenine ve doğaya zarar verecek o kapitalist sağlık işletmesine gittim.

HASTANEYE YOLU BİLE HASTA EDER

ODTÜ Ormanı’nın güneyini (İncek Bulvarı) yok eden Anayasa Mahkemesi ve etrafındaki inşaat vinçlerini görerek yola başladık. AYM binasının çevresindeki vinçler, ODTÜ Ormanı’nın yasal yollarla kırpıldığı hissini veriyordu. Kamu binaları parça parça ODTÜ çevresine yerleştirilerek kampüs uzun zamandır parçalanmaya başlamıştı. Az daha ilerleyince ODTÜ kampüsünü batıdan kesen, yani ODTÜ arazisi ile şehir hastanesi arasındaki o son yolu gördük. O yol sanki şehir hastanesine değil İncek tarafında bir grup gökdeleni Eskişehir yoluna bağlamak içindi galiba. Galiba diyorum çünkü şehir hastanesinin batı sınırındaki o yeni yol çok daha düzgün ve işlevseldi.

Bu yol hakikaten hastaneye yarayan bir yol. Zaten ODTÜ Ormanı’nı parçalayan o yol hâlâ bitmedi, hâlâ düzgün çalışamıyor. O zaman emin oldum, ODTÜ Ormanı’nı katleden o yol İncek’de bir grup gökdelene kolaylık içindi. Zaten o gökdelenlerin kime ait olduğunu duyunca içinizden “Erdoğan’ın şehir hastanesinin trafik sorununu çözün lafını Gökçek kendi çözerek yanıt vermiş galiba” diyesiniz geliyor.

BİLKENT HTM

Bilkent HTM herkesin değil sadece arabası olanın trafikten sıyrılabilenin gidebileceği bir yerde. Hem de AKP’nin bütün bakanlıkları, AVM’leri, rezidansları taşıdığı aksın üstünde.
Hastaneye girdik ama ortalık deli gibi araba pazarı. Her taraf pislik içinde. Plastik şişeler, poşetler, izmaritler. Sanki şehir hastanesi çöplüğe komşu. Ortalıkta aslında bolca hastane var. Bir bir yanlarından geçiyoruz. Arabayı yol kenarına park ediyoruz.

GENEL HASTANE

Tabii siz de benim gibi konuyu anlayamayacaksınız. Çünkü bu şehir hastanesi anlaşılmaz bir yapı. Her biri birbirine benzeyen hastaneler var ve hepsi birbirine komşu. Aslında Bilkent Şehir Hastanesi özetle Ankara’daki bütün hastanelerin yıkılarak yeni binalarının buraya yapıldığı bir kompleks. Şöyle söyleyeyim, Bilkent HTM aslında sekiz tane hastane. Kalp damar, nöroloji, çocuk, kadın doğum, onkoloji, yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanesi, fizik tedavi ve rehabilitasyon ve de kapısında kocaman “Genel Hastane” yazan hastanelerden oluşuyor.

Genel Hastane’ye giriyoruz. Öğreniyoruz ki kalp için ayrı bir hastane var. Hoop ortaya geçiyoruz. Tabii o kadar yol yürümeniz gerekiyor ki ginger kullanan görevliler, yürüyen merdivenler var. Şaşırıyorum. Sanki bir AVM’desiniz gibi yürüyen merdivenler var. Bir tanesinden inelim diyoruz, o da ne? Çalışmıyor. Hani hastane yeniydi? Sonra poliklinikler. Oldukça fazla yoksul, yaşlı insan var. Koltuklar dolu, resmen bekleme salonu taşıyor.

Hastane çok büyük, çok yorucu. İnsanlar koltuklarda bitkin düşmüş. Sadece içeri girip poliklinik muayenesi, kan alma ve EKG işlemlerinde eşlik etmek için kilometrelerce yol yürüdüm. Hastaneye geliyorsanız kilometrelerce yürümeyi göze almanız lazım.

7 TL’YE BAĞ-KUR BORÇLARI SİLİNİR!

Her hastane koca bir üçgen avluya açılıyor, kanatlara doğru poliklinikler ve diğer üniteler yayılıyor. Avlu içinde bir dizi banko var ve işlemler yapılıyor. Her şey elektronik ama düzgün çalışmıyor. BAĞ-KUR borcu olanların işlemleri yapılmıyor. Bazı işlemlerde “BAĞ-KUR borcu vardır” denerek işlem yapılmayınca halk şikâyet etmiş. Düşünün, borcunuz yoksa sağlık hizmeti alıyorsunuz. Vatandaş olmanızın bir anlamı yok. Ama olay büyümüş ve Erdoğan olaya müdahale etmiş. Böylece o uyarıyı alanların bankoya başvurunca 7 TL ödeyerek o borca rağmen işlem yapması mümkün oluyor. Yani parayı verince vatandaş oluyorsunuz gibi bir durum var karşınızda.

ZİNCİR MARKETLER, FOOD COURT’LAR FALAN

O kadar büyük bir tesiste en ufak işlem yüzlerce metre yol demek. Her yorgunluk, hâliyle açlık ve susuzluk. Ara katlarda bir zincir marketin mağazasını görüyorsunuz. Sonra bir kanatta kafeterya var. Aslında AVM’lerin de “çekim merkezi” olan food court demek lazım. Yan yana üç faklı gıda zinciri firmasının kafesi var. Oradan çıkıyorsunuz ve acil servis önünden geçerken bir kafe gözünüze çarpıyor. Acil servisin bir köşesi bir kafeye ihale edilmiş gibi.

DÜNYANIN EN BÜYÜK HASTA FABRİKASI

Bilkent Şehir Hastanesi aslında bir iş modeli, tam bir Hasta Ticaret Merkezi. Şöyle bir model düşünün. Birileri geliyor ve “Ankara’nın sağlık hizmetlerini sana satacağım. O hastaneleri yapmak için paraya ihtiyacın yok, krediyi halkın mevduatlarından ayarlayacağım. Hastaneleri de kapatıp çalışanları ile birlikte sana devredeceğim, kira vereceğim ve muayene, ameliyat ücretlerini de sana ödeyeceğim. Hatta orada da imkânları o kadar yoksun hâle getirmek için çaba sarf edeceğim ki sen de orada restoran, zincir market, banka, kuaför gibi işletmeler de açabilesin. Hem hastalardan kazanasın hem de hasta olmayanlardan. Var mısın?” diyor.

İşte bütün olayın özeti bu.

İnanmadınız değil mi, size önce o gün yaşadıklarımı anlatan şu foto-romanı göstermek istiyorum.

İkinci olarak size bunun verilerini vermek istiyorum. Bilkent Şehir Hastanesi CCN İnşaat’ın işi. Hastaneler toplam 1,3 milyon metrekare kapalı alana sahip. Devlet araziyi inşaat karşılığı vermiş gibi. Dibinde Sağlık Bakanlığı binası var. O bina da HTM şirketinin. Bakanlık onlara kira ödüyor! Ayrıca yanda 250 bin metrekare ticari alan da var. Yani ticari bir alan yanında ticari bir kompleks ve içinde sağlık pazarı kurulu gibi düşünün.

HTM’LERİ KİM FİNANSE EDİYOR?

20 Mayıs tarihinde Ankara Valiliği bir duyuru yaptı. Numune Hastanesi’nin taşındığını duyurdu. Yani Numune kapatılmadı, taşındı. Bir hastane binası yapan müteahhidin binasına taşındı. Halkın vergileri ile kurulan bir hastane bir inşaat şirketinin tesisine taşındı.

.

Bu ve benzeri bir dizi haber şehir hastanesi tesislerinin kim tarafından finanse edildiği sorusunu akla getiriyor. Projenin finansmanını elli belki yüz şekilde biz sağlıyoruz. Şöyle ki firma işe başlayınca yatırımı kendi parası ile değil halkın bankalardaki mevzuatları ile yapıyor. Mesela Bilkent Şehir Hastanesi için yerli ve yabancı 8 banka 890 milyon avro kredi vermiş. Yani sadece halkın değil halkların mevduatlarını da peşkeş çekmişler. Arazi kamudan. Binayı müteahhit kredi ile yaparken kadrolar kapatılan hastanelerden. Ayrıca kira geliri, ticari alanların geliri, hastalık ücretleri filan derken hakikaten her yolla bir karşılıyoruz. Zaten Sağlık Bakanlığı binasının şehir hastanesi tesisine komşu olması bunun imgesel karşılığı gibi duruyor.

SAĞLIĞIMIZDAN 2019’DA 6,2 MİLYAR TL ÇALMIŞLAR!

Gördüğümüz bu HTM tek değil. Bitmiş olan sekiz, hedeflenen ise 31 şehir hastanesi, yeni HTM var. Prof. Dr. Uğur Emek’in çalışmalarından işin büyük bir tezgâh olduğunu sayıları ile öğreniyoruz:

1- Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü verilerine göre faaliyete geçen sekiz şehir hastanesinin bütçeye konulan kullanım (3,7 milyar TL) ve hizmet (2,5 milyar TL) bedelleri toplamı 6,2 milyar TL’ymiş.

2- Ocak/2019 dönemi fiyatlarıyla sözleşmesi imzalanan 21 hastane için ödenecek yıllık toplam bedelin 22,7 milyar TL olduğu hesaplanıyor.

3- Programda yer alan 31 hastane için ödenecek yıllık toplam bedel ise tam 31 milyar TL.

Yani elimizde o kadar oturmuş hastanenin ihtiyacını karşılayıp bir nebze iyileştirmek yerine en güzide hastaneleri kapatıp aletleri ve doktorları ile bu şirketlere devrediyorlar. Geçmiş sağlık sistemimizi devretmekle yetinmeyip geleceğimizi de satıyorlar. Bu rakam bu sene 6,2 milyar TL, hepsi biterse 22,7 milyar TL.

TAVSİYELER

Çok açık ki şehir hastanesi tesisleri sağlık sisteminin inşaat şirketine hasta, kredi, alet-edevat garantili devri.

Yapılacak şeyler çok basit:

1- Hekimlerinizi sevin, hele mücadele eden hekimlerinizi çok sevin. Yıllardır bu konuda müthiş işler yapıyorlar. Az daha yanlarında olsak süper sonuçlar alacaklar.

2- Hastanenizi savunun. En yakın hekim odası, sağlık sendikasına gidin. Kendinize güvenin. Unutmayın, bu tesisler kâğıttan kaplan. O kadar kâğıttan kaplan ki kendileri bile biliyor. O kadar çaresizler ki böylesi bir yatırımda bile trafik sorununu çözmek için kendi rezidanslarının yol sorununu çözen var. Siz bir adım atın, o kağıttan kaplanlar çökecektir.

3- Partinizi, belediyenizi yoklayın. Bu tezgâhlar biliniyor. Benim öngördüğüm, takıldığım noktaların aslını, tarihini bilen çok politikacı var. O mülklerin ilişkisini ortaya koysanız meselenin ne olduğu ortaya çıkar. Bu iş bir tane cevval politikacıya, dürüst ve samimi belediyeciye bakar. Fazla değil.

4- Unutmayın. Bu aynı şehir hastaneleri tesisleri hekimlerin, sağlık emekçilerinin yok sayıldığı, inşaat şirketi mantığının işlediği bir model. Siz ise bir metasınız. Çalıştığı her saniye yıkım demek. Ya siz onu yıkacaksınız ya da onlar sizi yıkacak.

5- Sağlığınıza dikkat edin. Şehir hastaneleri tesislerini görünce hasta olmamanız gerektiğini çok iyi anlıyorsunuz. Oraya bir gidin, bir anda bir kat daha sağlıklı olmanız gerektiğini anlıyorsunuz. Öylesi faydaları da yok değil.

Şu an Ankara’da iki şehir hastanesi var ve bunun karşılığında 13 köklü hastane kapatılıyor. Diğer 29 hastane de tam olduğunda ne kadar köklü hastane kapanacak siz düşünün. HTM’ler anne karnından kadavra olana kadar insanın meta, hekimin çark, sağlık emekçisinin vida olduğu ve bunun hafriyat, beton üstünden birilerine aktarıldığı bir iş modeli. Kapitalistler ve zerre insanlıkları yok.

Neyse, arkadaşımın kontrollerinden kolesterol dışında hiçbir sıkıntısı çıkmadı. Zaten o da gördüklerinden sonra iyi bir diyet yapmaya karar verdi. Artık ikimiz de kendimize iyi bakacağız. Bu vesile ile hepinize sağlıklı günler diliyorum. Hasta olup HTM’ye gitmemenizi temenni ediyorum.

 

 


Önder Algedik kimdir?

Proje yöneticisi, enerji ve iklim uzmanı, aktivist. Çeşitli sektörlerde proje yöneticiliği yaptıktan sonra son yıllarda iklim değişikliği ve enerji alanında uzman olarak çalışmaktadır. Tüketici ve İklimi Koruma Derneği yönetim kurulu üyesi olup 350ankara.org iklim aktivist grubunun kurucularındandır. Yaptığı çalışmaları ve değerlendirmeleri daha önce Cumhuriyet Enerji'de kamuoyu ile paylaşırken, aynı zamanda yesilekonomi.com'da da yazmaktadır. Raporlarına ve arşivine http://www.onderalgedik.com/ adresinden ulaşılabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI