Abdülcanbaz’ın Osmanlı tokadı

Cuma, 31 Mayıs, 2019
Politik kimliği her zaman önde bir aydındı, ama Turhan Selçuk’a hak ettiği ününü elbette çizgisinin gücü kazandırmıştı. Bazen bir iki çizgi, bazen renk ve tarama, bazen az da olsa yazı kullanarak ürettiği karikatürleri zaman içinde değişimler yaşadı. Ama o biraz geometrik, bir bakışta tanınan, başka hiç kimseye benzemeyen, kendine özgü Turhan Selçuk tarzını neredeyse 70 yıl boyunca korudu. Onu belki de kitlelere en çok yakınlaştıran işi, ‘halktan biri’ diye tanımladığı Abdülcanbaz oldu.

Karikatür sanatının ilginç bir hikayesi vardır. Basınla, gazete ve dergilerle birlikte gelişmiş günümüzde de basılı malzemenin gözden düşmeye başlamasıyla birlikte krize girmiş bir sanat. Mizah ve çizimin bu yaratıcı, güldürücü her daim iğneleyici ve grafik, resim sanatlarının imkanlarıyla bazen hayli şaşırtıcı ve hatta estetik olan işbirliği sanıyorum ki Türkiye’de en önemli çıkışını 50’li, 60’lı yıllarda yapmıştı. Bu çıkışın zirvesinde de hala ününü koruyan bir isim, Turhan Selçuk vardı.

Turhan Selçuk’u 2010 yılında kaybettik. Öldüğünde evet mesela 80’lerdeki kadar aktif değildi artık. Ama her zaman ismi çok bilinen ve saygı gören bir karikatüristti. Onun uzun ve verimli karikatür yolculuğu şu sıralar Yapı Kredi Kültür Sanat merkezinde sergileniyor. Retrospektif nitelikli sergi, Turhan Selçuk’un zengin arşivinden yapılmış, iki kata yayılan bir seçki niteliğinde. Sergiyi Veysel Uğurlu hazırlamış, karikatüristler Semih Poroy ve Behiç Ak danışmanlık yapmış. Sanatçının 1940’lardan başlayıp ölümüne kadar uzanan dönemde yaptığı karikatürler, işlerinin yayımlandığı dergi ve gazeteler, aldığı ödüller, çizim masası, boyaları gibi kişisel malzemeleri bilgilendirici bir sergilemeyle izleyiciye sunuluyor. Özellikle Turhan Selçuk’un unutulmaz karakteri Abdülcanbaz’a ayrılan salon, gösterişli ve renkli düzenlemesiyle serginin en albenili bölümünü oluşturuyor.

Türkiye’de karikatür, basınının en erken dönemlerinden itibaren var. Ama başlarda çizim, daha çok espriye eşlik eder nitelikte. 1940’lardan itibaren ortaya çıkan bir kuşak, dünyadaki gelişmeleri de takip ederek karikatürü daha da yalınlaştırıyor ve yazıyı olabildiğince azaltıyor. Hatta ‘yazısız’ karikatür dönemini başlatıyorlar. Yazısız karikatür doğal olarak çizginin gücüne yaslanıyor ve işin sanatkarane yanının daha da öne çıkmasını sağlıyor. Bir yandan da gündelik gelişmelerden daha çok genel insanlık hallerine dayanan espriler ve grafik oyunlardan da yardım alan tarzıyla kendi zamanına hapsolmaktan kurtuluyor. Karikatür, 1950’lerden itibaren günlük gazeteyle birlikte 24 saatlik ömrünün sınırlarını aşıp, ‘karikatür albümlerinde’ toplanan, kalıcı sanat yapıtları olarak algılanmaya başlanıyor. Bu akımın öncülerinden biri elbette Turhan Selçuk. Kendine özgü çizgisini erken yaşta olgunlaştırmış, mesleğinin ilk yıllarından itibaren dünyaya açık olmuş, başka ülkelerde karikatürleri yayımlanmış ve sayısız ödül almış bir sanatçı. “Karikatürist az çizgiyle çok şey söylemelidir,” tıpkı çizdiği gibi konuşan, az sözcükle tüm kariyerini özetleyebilen Turhan Selçuk, elbette her zaman politik bir sanatçıydı. ”Karikatürün amacı salt güldürü değildir” diyordu: “Bağnazlığın, tutuculuğun, cehaletin, çıkarcılığın, bilinçsizliğin desteklediği kötülükler, ihanetlerle dolu bir dünyada iyilikleri, güzellikleri sezebilmek, görebilmek, anımsayabilmek, bilim alanında, sanat alanında yarınki kuşaklara kalacak yapıtları, güzellikleri bırakabilmek, insanı insan yapan, mutlu kılan başlıca nedenlerdir.” Hakikaten karikatürlerinde eleştiri oklarından en çok payını alanlar yalancı ve çıkarcı politikacılar, halkı kandıran bağnazlar, dünyayı yönetmeye çalışan Amerikan emperyalizmi yani Sam Amca olmuştu… Yaşadığı dönemin bir sanatçısı, Cumhuriyet’i yükseltme ülküsünü babalarından devralan ilk kuşağın bir temsilcisi olarak her zaman ilerlemeci, aydınlanmacı bir tavrı vardı. Toplumun onu kandıranlar nedeniyle geri kaldığı düşüncesi, eleştiri oklarının yönünü belirliyordu. Zenginler ve onların yaşamı çoğunluklu bir mizah unsuruyken ‘halk’ bu sahtekarların çevresindeki kalabalık olarak kendini gösteriyordu. Tabii, ünlü bir karikatüründe olduğu gibi, kalabalıklar bir araya gelip büyük balığı yutacak daha büyük bir balığa da dönüşebilirdi…

Turhan Selçuk, 1922’de Kurtuluş Savaşı gazisi Albay Mehmet Kasım Selçuk ve Hikmet Selçuk’un oğlu olarak Milas’da doğdu. Çocukluğu babasının görevi nedeniyle farklı kentlerde geçti. Çizmeye lisede başladı. Bu sergide de yer alan ilk karikatürü 1941’de Adana’daki Türk Sözü gazetesinde yayımlandı. Şut, Akbaba, Tasvir, Aydede gazetelerinde çalıştı. Kardeşi, daha sonra uzun yıllar Cumhuriyet gazetesini yönetecek ünlü gazeteci İlhan Selçuk ile birlikte mizah dergileri yayımladı. 1952’de ‘41 Buçuk’u çıkarttılar daha sonra ‘Dolmuş’u, 1957’de bu kez yanlarına Aziz Nesin’i alarak ‘Karikatür’ü yayımladılar. Bu arada pek çok albüm çıkartmış ve en önemlisi uluslararası pek çok ödül kazanmış, tanınan bir isim olmuştu Turhan Selçuk. 1957’de Milliyet gazetesinde ünlü çizgi roman kahramanı Abdülcanbaz’ı yarattı. 1960’larda Yeni İstanbul ve Akşam gazetelerinde çalıştı. 12 Mart’ta gözaltına alındı, işkence gördü. Ardından Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladı, 1972’de Dostlar Tiyatrosu Abdülcanbaz oyununu sahneledi. 1980’ler ödüllerle geçti denebilir. 1989’da 8. Tüyap Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu seçildi…

 

Politik kimliği her zaman önde bir aydındı, ama Turhan Selçuk’a hak ettiği ününü elbette çizgisinin gücü kazandırmıştı. Bazen bir iki çizgi, bazen renk ve tarama, bazen az da olsa yazı kullanarak ürettiği karikatürleri zaman içinde değişimler yaşadı. Ama o biraz geometrik, bir bakışta tanınan, başka hiç kimseye benzemeyen, kendine özgü Turhan Selçuk tarzını neredeyse 70 yıl boyunca korudu. Onu belki de kitlelere en çok yakınlaştıran işi, ‘halktan biri’ diye tanımladığı Abdülcanbaz oldu.

Aziz Nesin’le başladıkları ama onun kısa sürede Turhan Selçuk’a devrettiği bu çizgi roman kahramanı bir İstanbul beyefendisiydi. Abdülcanbaz, Turhan Selçuk’un inandığı değerlerin de bir simgesi gibidir. Hayattaki iyiler ve kötüler arasındaki savaşta iyilerden biridir. Kötüler, Gözlüklü Sami’nin simgelediği sahtekar, kişiliksiz politikacılar ile gericiler olarak halkın zararına olan her şeyin sebebi iken Abdülcanbaz mertliği ile onların karşısına çıkar ve zaman zaman o ünlü Osmanlı tokadını çakarak kötüleri cezalandırır. Zamanlar ve coğrafyalar arasında gezinen Abdülcanbaz’ı Turhan Selçuk 50’lerin sonlarından başlayarak 2000’lere kadar aralıklarla çizmişti. Çekici kadınlar ve cinsellik zaman zaman Turhan Selçuk’un bütün karikatürlerinde ve en çok da Abdülcanbaz hikayelerinde görülürdü. Tüm bu özellikleriyle özellikle ‘ilerici’ kesimlerin çok sevdiği ve takip ettiği bir kahramandı.

Günümüzde karikatür gazetelerden neredeyse tamamen dışlandığı, mizah dergileri çıkamaz olduğu için sosyal medyada kendine yeni bir hayat kurmaya çalışır vaziyette. Tam da bu dönemde, bir zamanların en gözde karikatüristi Turhan Selçuk’a ayrılan bu büyük sergi, aslında karikatür sanatına da bir saygı gösterisi gibi. Turhan Selçuk’un 60 yıl önce yaptığı bazı karikatürleri tebessümle izlerken, cep telefonunda yitip gidecek günümüz çizgileri için hayıflanmamak elde değil.

Türkiye’nin bir döneminde etkili olan basın, siyaset ve sanat ortamına da yolculuk etme fırsatı veren Turhan Selçuk retrospektifi, bu unutulmaz sanatçıyı tanımak için bulunmaz bir fırsat.

Sergi, 9 Ağustos’a kadar görülebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI