Baba, kız ve kutsal ruh!

Cuma, 3 Mayıs, 2019
‘Muhtemel’ kelimesi Claire Denis imzalı High Life için sıkça kullanılabilecek bir kavram. Çünkü yönetmen, uzay, zaman, hayat, varlık gibi birçok kavramı iç içe geçiriyor film boyunca ama net yanıtlar vermekten, kesin cümleler kurmaktan imtina ediyor. Durumlar, ihtimaller üzerine inşa edilmiş bir hikaye var karşımızda.

Kimilerinin anlatım dilini karmaşık bulup burun kıvırdığı, kimilerinin ise aynı nedenle başyapıt ilan ettiği Claire Denis imzalı “High Life” bugün itibarıyla sinemalarda. 2001 tarihli “Trouble Every Day” ile vampir anlatısına yepyeni bir yorum getiren Claire Denis, bu filmde de uzay temalı bilimkurgu filmlerinin ‘genel ayarları’ ile oynuyor.

Yönetmenin ilk İngilizce filmi olan “High Life”, mekânın uzay ve bilim kısımlarını mümkün olduğunca geri plana itiyor ve daha çok ‘varlık’ meselesiyle ilgili olduğunu hissettiriyor seyirciye. Belki de bu yüzden teknolojiye de fazla yüz vermiyor. Hikayenin geçtiği uzay mekiğinin teknolojisi daha çok 80’lerden kalma gibi görünüyor. Bu duruma filmle ilgili birçok yorumda dikkat çekiliyor ama bu tasarım tercihinin belirsiz bir zaman algısı olan filmin içinde yoruma açık bir ipucu olduğu da söylenebilir. Nihayetinde uzun bir süredir uzayda olduğunu düşündüğümüz karakterlerin bizim şu an sahip olduğunuz teknolojik olanaklardan yoksun bir dönemde bu yolculuğa çıkmış olmaları da muhtemel.

‘Muhtemel’ kelimesi bu film için sıkça kullanılabilecek bir kavram. Çünkü yönetmen, uzay, zaman, hayat, varlık gibi birçok kavramı iç içe geçiriyor film boyunca ama net yanıtlar vermekten, kesin cümleler kurmaktan imtina ediyor. Durumlar, ihtimaller üzerine inşa edilmiş bir hikaye var karşımızda. Bu bakımdan filmin bir uzay gemisinde geçmesinin finaldeki boşluk/ boşluğun öte tarafına geçme tutkusu dışında çok da bir anlamı yok gibi. Asıl amaçlardan birisi hayatlarının bir döneminde suç işlemiş bireylerin ikinci bir şans verilerek ‘yaşamalarına’ izin verilmesinin nasıl sonuçlar doğuracağına dair soruya dair aranan yanıtlar. Onların uzay boşluğunda savrulup durmalarına neden olan ‘bilimsel amaç’ da fazla önemsenmiyor filmde. Donanımlı bilim insanları yerine eski suçluların bir tür ‘ölüm görevi’ne gönderilmeleri onların tepkisellikleri ve hayat ile kurdukları bağ bu açıdan önemli. Geminin bir laboratuvar gibi tasarlanmış olması, ekibin içindeki tek bilim insanı Dibs’in personel üzerinde deneyler yapması ile destekleniyor. Sonsuz bir boşluğun içinde amaçsızca sürüklenirken varlığımıza ve hayata dair nasıl bir tepki gösteririz? Üstelik böylesi bir durumun içinde dünya ahlakı ve yasalarına göre ‘suçlu’ birileri olursa onlar açısından durum ne olur? Claire Denis, bu sorunun kolay kısmının cevabını hemen veriyor. Bazıları için durum değişmiyor, yani ‘kötülük’ baki kalıyor.

‘Varlık’ ve ‘hayatın anlamı’ üzerine düşünmeye başladığımızda elimizdeki en etkili silah kuşkusuz ‘bilim’. Ancak insanlığın bilimsel gelişiminin henüz bütün bu sorulara yanıt veremediği zamanlarda ‘inanç’ ve ‘mitoloji’ de yetişiyor kimi zaman imdada. Bu iki kavrama dair referanslar her zaman inanca ya da dine bağlanmak zorunda da değil üstelik. Claire Denis de boşluktaki bu gemiyi bir tür mabede de çeviriyor kimi zaman. Nihayetinde Dibs’in amacının ‘yaratmak’, boşluktan bir varlık, varlıktan bir anlam çıkarmak olduğunu anlıyoruz bir süre sonra. Gemide daha önce yapılan üreme deneylerinin başarısızlığı, doğan çocukların radyasyon düzeyine dayanamaması gibi bilimsel ayrıntılar bir yana, Monte’nin bütün bu ‘doğaüstü’ koşullardan etkilenmeyen bedeni ‘tohum’ açısından cazibe merkezi haline geliyor Dibs için. Dibs’in cinsellikle hemhal olan bir tür pagan ayini ile açılan bu dinsel anlatı, Monte’nin ‘tohumu’nun bir ‘bakire’nin rahmine düşmesiyle taçlandırılıyor. Ortada bir cinsel birleşme olmadan dünyaya gelen çocuğun kutsal olması ve bütün olumsuz koşullara ısrarla direnmesi referansını Hıristiyan mitolojisinden alıyor. Monte’ye atfedilen tanrısal güç, Boyse’nin rahminde hayat bulurken, Willow’un doğumu ve hayata tutunmasıyla mucize mertebesine yükseliyor. Geçmişte işlediği suçun ağırlığı, gemideki en baştan çıkarıcı insan olarak tasarlanması ve ayin sahnesiyle Dibs’i de ‘şeytan’ yerine mi koymalıyız bu durumda?

“High Life” ile ilgili bin bir türlü yazı kaleme alınabilir. Nihayetinde herkesin yapacağı şey Claire Denis’in ucu açık sorularına kendilerince anlam ve cevap aramak olacaktır. Bizim yapmaya çalıştığımız da bu!

HIGH LIFE

YÖNETMEN: Claire Denis
OYUNCULAR: Robert Pattinson, Juliette Binoche, André Benjamin, Mia Goth, Lars Eidinger, Agata Buzek, Claire Tran, Gloria Obianyo
YAPIM: 2018 Fransa, Almanya, İngiltere, Polonya
SÜRE: 113 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI