Yakarsa dünyayı…

Cuma, 11 Ocak, 2019
Uzun aralıklarla kamera arkasına geçen Chang-dong Lee’nin sekiz yıl sonra Murakami’nin bir öyküsünden hareketle yarattığı “Şüphe”nin en güçlü tarafı oyun, kurmaca ve gerçek arasındaki sınırları ustaca belirsizleştirmesinde.

Geçen yıl Cannes jürisi tarafından görmezden gelinen “Şüphe”nin üç kahramanının bir araya geldiği ilk bölümde yemek sahnesi var. Kedisini Jong-su’ya emanet ettikten sonra Afrika seyahatine giden Hae-mi orada Ben isimli bir adamla tanışmıştır. Üçlü havaalanında buluştuktan sonra yemek için restorana otururlar. Hae-mi, Afrika’dayken gün batımını seyretmek için çöle yaptığı ziyareti anlatır. Bir grup olarak gitmişlerdir ama o kendini yalnız hissetmiştir. Çünkü gruptaki tek Koreli odur. Çöp yığınlarından başka bir şey olmadığını söyleyerek başladığı anlatısını, güneşin batmasıyla birlikte değişen renklere, uçsuz bucaksız kum tepelerinde oluşan ahenge vurgu yaparak devam ettirir ve “o gün batımı gibi yok olmak istedim” der gözyaşlarını tutamayarak. Ve devam eder “Ölmek dehşet verici. Bu yüzden hiç var olmamış gibi yok olmayı diledim.” Ben, Hae-mi’ye bakarak hiç ağlamadığını söyler. Jong-su “ama hüznü hissediyorsun değil mi?” diye sorar. Bu gizemli adamın işinin “oyun” olduğunu, “çalışmakla oynamanın aynı şey olduğunu” öğreniyoruz biraz sonra.

Yaratıcı yazarlık okuduktan sonra düzenli bir iş tutturamayan ve nihayetinde babasının evine dönen Jong-su, “gün batımında yok olmak isteyen” Hae-mi ve kaynağı belirsiz servetini ‘oyun’dan kazandığı söyleyen Ben arasındaki ilişkinin temel dinamikleri bu sahnede atılıyor. Ben’in Jong-su’ya “Sana kendi hikayemi anlatmak istiyorum” dediği andan itibaren gerçeğin oyun ve hikaye ile bağlantısı da hep netameli hale geliyor. Artık bundan sonrası ne kadar Ben’in oyunları ne kadar Jong-su’nun hikayesinin bir parçası belirsizleşiyor. Uzun aralıklarla kamera arkasına geçen Chang-dong Lee’nin sekiz yıl sonra Murakami’nin bir öyküsünden hareketle yarattığı “Şüphe”nin en güçlü tarafı oyun, kurmaca ve gerçek arasındaki sınırları ustaca belirsizleştirmesinde. Böylece birinden diğerine savrulduğumuz ama bunu yaparken aradaki geçişlerin farkına varamadığımız bir anlatıyla karşı karşıya kalıyoruz. İlk elden söylemekte fayda var: “Şüphe” her izleyişle farklı sonuç çıkarmaya müsait bir yapıya sahip. Adana Film Festivali’nde “Şüphe”yi izledikten sonra akşam yemeği için masaya oturan dört film eleştirmeni dört farklı final kurgulamıştı kafasında ve hepsi de gayet anlamlıydı.

Ben’in bir anda ortaya çıkışı, Hae-mi ile Jong-su arasındaki Afrika seyahati öncesi başlayan yakınlaşmayı da sekteye uğratıyor haliyle. Jong-su, Ben’in evinin balkonunda Hae-mi’ye “Muhteşem Gatsby gibi sanki. Ne yaptığı bilinmiyor ama zengin. Şu gizemli gençler. Kore’de bir sürü Gatsby var” sözleri meselenin sınıfsallığını ortaya koyuyor bir süre sonra. Nihayetinde ikisi de orta halli bir kasabadan çıkıp gelmiş çocukluktan tanışık iki insan. Çocukken ‘çirkin’ olan Hae-mi, estetik ameliyat olmuş güzelleşmiş ama mağazalara müşteri çekme işinin ötesine gidememiş, kredi kartı borçları olduğu için ailesi tarafından dışlanmış genç bir kadın. O, Ben gibi yaşamak isteyen ama buna gücü yetmeyenlerdendir. Jong-su ise daha çocukken annesi tarafından terk edilen, öfke sorunları nedeniyle cezaevinde olan bir babanın oğlu olarak yazar olma umutları taşımaktadır. Ben ise tam bir belirsizlik abidesidir ve bu zenginliğin kaynağının bilinmezliği ile Hae-mi’ye olan yakınlığı birleştiğinde giderek büyüyen bir öfke biriktirmeye başlar içinde Jong-su’nun.

Yazının bundan sonrası bir parça ‘spoiler’ içermek zorunda kalacak. Filmi henüz izlemeyenler için bu uyarıyı not düşelim. “Şüphe”nin senaryosunun etkileyiciliği söylenen hiçbir sözün havada kalmaması, dönüp dolaşıp başka bir anlama bağlanmasında yatıyor bir yandan. Hae-mi’nin yıllarda unutulmayacak gün batımına karşı dans sahnesinin hemen ertesinde tam da “o gün batımı gibi yok olmak istedim” dileğindeki gibi ‘ hiç var olmamış gibi yok olması’ ile film başka bir boyut kazanıyor. Tıpkı yazının girişindeki yemek sahnesi gibi kırılma anlarından birisi yine bir masa etrafında oluyor. Hae-mi’nin dans ettiği, içki ve esrarın kafaları bulanıklaştırdığı bu yemeğin ardından bu Hae-mi denklemden çıkıyor. Ama Ben’in ‘yakmak’ ile kurduğu oyun ilişkisi giriyor hikayenin içine. Hae-mi’nin ortadan kaybolmasıyla birlikte, Ben’den şüphelenmeye başlayan Jong-su bir yandan kadını ararken diğer yandan da Ben’in yakacağını söylediği seraları dolaşıyor. Ama ikisinden de sonuç çıkmıyor. Long-su’nun şüphesi, Ben’in hiçbir şeyi ciddiye almayan her şeyi bir oyun gibi kurgulayan tavırlarıyla birleşince büyük bir öfkeye, öfkede finalde gerçek bir yangına dönüşüyor.

“Şüphe”, bir yanıyla işsizlik, belirsizlik, tatminsizlik ve geleceksizlikle boğuşan Kore toplumunun genç kuşaklarına bakarken; diğer yanıyla da dünyadaki bir salgının resmini çekiyor adeta. Nasıl ki bugün doğru ile yanlışın, gerçek ile sanalın, zengin ile fakirin, haz ile mutluluğun birbirinin içine girdiği, sınırların bulanıklaştığı bir dünyada yaşıyorsak; Chang-dong Lee de filmi böylesi dille anlatmayı tercih ediyor. Haliyle ne kadarı Jong-su’nun öfkesi, ne kadarı Ben’in oyunu ne kadarı Hae-mi’nin hayali belirsizleşiyor.

ŞÜPHE

ORİJİNAL ADI: Buh-Ning
YÖNETMEN: Lee Chang-Dong
OYUNCULAR: Yoo Ah-In, Steven Yeun, Jeon Jong-seo
YAPIM: 2018 Güney Kore
SÜRE: 148 dk.

YAZARIN DİĞER YAZILARI