Selim Temo
Selim Temo
  • stemo@gazeteduvar.com.tr

Ankara’nın fethinde Kürtler

Çarşamba, 19 Aralık, 2018
Bugün Seloları rehin alan Ankara’nın Müslümanların eline geçmesinde Seloların atalarının önemli bir rolü vardır.

Ankara’ya ne zaman yolum düşse, Kızılay’ın ortasında “Siloooo” diye bağırasım gelir. Zeki Ökten’in yönettiği bir Yılmaz Güney filmi olan “Sürü”nün son sahnesi hani. Sürüsünü, hiç benimsemediği gelini Berivan’ı (Melike Demirağ) ve topraklarını kaybeden Hamo’nun (Tuncel Kurtiz) büyük oğlu Şivan (Tarık Akan) da çıldırıp hapse düşer. Hamo’nun küçük oğlu Silo (Levent İnanır) ise onu Kızılay’a doğru yürürlerken terk eder. Hamo, elindeki değnekle asrî yurttaşların şaşkın bakışları içinde “Silooo” diye bağıra bağıra meydana dalar. Turgut Uyar’ın “Malatyalı Abdo”sunu getirir akla:

Ben de bu dünyaya geldim geleli
Ölmezsem, öldürmezsem
Kim benim farkıma varır?

Yılmaz Güney, Türkiye’nin başkentinin askerî törenler için geniş tutulmuş caddelerine Kürt’ün sürüsünü salar. Fark edilmek değil, kör gözüne parmaktır bu. Ankara’nın elinden düşmek bilmeyen ferman kalemi işleyip durur çünkü. Refah ve efendiliği kendinin, cefa ve ezilmeyi Kürt’ün hanesine yazar. İşte 40 yıl önce çekilmiş “Sürü”, semiyotik olmakla kalmaz, Ankara’nın steril caddelerini bir dağ patikasına çevirir, keyfini kaçırır, anlamından uğratır, deşer.

Ama Kürtlerin Ankara ile ilişkisi 40 yılın epey gerisine uzanıyor. Bugün Seloları rehin alan Ankara’nın Müslümanların eline geçmesinde Seloların atalarının önemli bir rolü vardır. Elbette bunu yazarak miras işlemlerine başlayalım demiyorum, Ankara’da gözüm yok. Ama Ankara’nın kurumları ve akademileriyle örttüğü tarihe bakıldığında zulme payanda olan yalanın temeline inilebilir.

Başlığa çıkardığım “fetih” sözcüğündeki ironi fark edilmiş olmalı diyerek sözü Şikârî’ye bırakmalıyım. Şikârî’nin “Karamannâmesi”nde 13-14’üncü yüzyıllar arasındaki Anadolu, resmî tarihin anlattığından çok farklıdır. Müslüman ya da yeni Müslümanlaşmış güçler Müslüman olmayanların arasına dalarlar. Daha önce yazdığım gibi Sedat Ulugana, söz konusu kitabın sansürlenmiş kısımlarını “Anadolu’da Kürdistan Orduları: Şikârî Metinleri” (2013) adıyla yayımladı. Orada Ermeni, Guz (Oğuz), Kürt, Moğol, Rum ve Türkmen beylikleri arasında sürekli ittifak ve çatışmaları görebiliyoruz. “Kuruluş Osmancık” gibi “Diriliş Ertuğrul” dizileriyle efsunlanmış nesillere epey ters gelecek bir manzara-yı umumi.

Şikârî, Türkmen ve Moğol beylerince kurulan Eretna beyliğinin 14’üncü yüzyılın ortalarında Kürt Hacı Bahadır’ın eline geçtiğini yazar. Oğlunun adı Menteşe Bey’dir. Adına –bağımsızlık nişanesi olarak- hutbe okutan bey ve oğlunun Ermenek, Mut ve Gülnar ile Mara Kalesi’nin ele geçirilmesinde rolleri var. Aynı şekilde Kürt, Moğol, Oğuz ve Türkmen beylerinin Ankara’ya saldırısında da mevcutlar.

Ankara halkının Müslüman olduğunu belirten Şikârî, beylerinin ise Ermeni Kara Davut olduğunu yazar. Kara Davut’u kötüledikten sonra, onun Eretna beyinin kardeşi Halil’i esir almasından söz eder. Kara Davut’la “Sultan”ın (Aleaddin) arasının iyi olduğunu anlatan Şikârî, Sultan’ın uyarısına karşın söz konusu beylerin Ankara üzerine yürüdüklerini ekler. Önce Develi Karahisar Kalesi’ni ele geçirirler. Kara Davut ise 12 bin Ermeni askeri toplar. Karşı tarafın önünde Moğol askeri bulunur. Mirza Bahadır’ın komutasında “4 bin Kürt dilaveri ise Ankara’ya arkadan yaklaştı. Savaş başladı. Askerler surlardan bir gedik açıp içeri girdiler. Kafirleri bağlayıp dışarı çıkardılar. Kiliseleri yakıp cami yaptılar. Ankara alındıktan sonra Karaman; Ilgın ve Ankara yaylalarının hepsini Moğol ve İslam askerlerine bağışladı.”

Dolayısıyla Ankara’ya giren ilk Müslüman askerler arasında Kürt askerleri de vardı.

Sonra o küçük Ankara kasabası, Kürt’e ferman yazan genç irisi bir başkent oldu. Silo onun sokaklarında kayboldu, ama Kürdistan dilaverleri olan Selolar Ankara’nın uykusunu kaçırmaya devam ediyor.


Selim Temo kimdir?

27 Nisan 1972’de Batman’ın Mêrîna köyünde doğdu.2000 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Etnoloji Bölümü’nden mezun oldu. 1997’de Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü, 1998’de Halkevleri Roman Ödülü’ne değer görüldü. Yüksek lisansını (“Cemal Süreya Şiirinde Bedenin Yazınsallaşması”) ve doktorasını (“Türk Şiirinde Taşra: 1859-1959”) Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. 2009’da Mardin Artuklu Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. 2011’de, Exeter Üniversitesi’ndeki (İngiltere) Centre for Kurdish Studies’de konuk hocalık yaptı. Hrant Dink Vakfı tarafından “dünyada, geleceğe dair umudu çoğaltan kişiler”den biri sayılarak “2011’in Işıkları” arasında gösterildi. Radikal gazetesinde başladığı köşe yazarlığına (Kasım 2013-Kasım 2014), Ocak 2017’den beridir Gazete Duvar’da devam ediyor. Dört Türkçe iki Kürtçe şiir kitabı, bir romanı, iki antolojisi, 12 çocuk kitabı, yedi roman-öykü çevirisi, iki şiir kitabı çevirisi, bir çevrimyazısı, bir gazete yazıları ve iki edebiyat kuramı kitabı yayımlandı. 6 Ocak 2017’deki 679 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edildi. Amed’de yaşıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI