Evrim Altuğ
Evrim Altuğ

Hayy anasını! Güncel sanat da İzmir'e göçüyor

Pazar, 21 Ekim, 2018
Batman, Diyarbakır ve Berlin'den iki nesil uluslararası güncel sanatçı, İzmir Kemeraltı'ndaki tarihi bir handa yer alan Hayy'da konaklıyor. İsmini 'Hayat'tan alan bu 'Açık Alan'ı Ayşe Gür ve Saliha Yavuz kurdu. Hayy'ın açılış sergisi, 23 Kasım'a dek izleniyor. Adem Bulut, Barış Eviz ve çağdaş Alman sanat ekolü Hito Steyerl'i buluşturan, Monitor (İzmir), Loading (Diyarbakır) ve Kültür İçin Alan (İstanbul) destekli sergide, küratör Nursaç Sargon'un imzası var.

Sürekli göç alıp verdikçe, tavuk ve yumurta ilişkisi gibi, hepimize ‘merkez’ ve ‘periferi’ kavramlarını yeniden ve yeniden ve yeniden ve yeniden düşündüren İzmir, geçen günlerde yeni ve bağımsız bir sanat mekânının, bir inisiyatifin daha açılışına sahne oldu. Biz de bu güzel inisiyatifin hayata geçtiği gün oradaydık.

Güzelyurt Mahallesi, nam-ı diğer Kemeraltı’ndaki giyim, yiyecek ve balık pazarının, özgün lokanta, saatçi ve zanaatkârlarla kesiştiği tarihsel Piyaleoğlu Han’da, 920/1 ibareli alanda yer alan Hayy adlı mekân, ismini Zeynep Sayın’ın Metis Kitap etiketli ve birkaç baskı yapan ‘Ölüm Terbiyesi’ isimli sosyo-kültürel analizinden alıyor. Kitapta Sayın’ın dile getirdiği, Arapça ‘canlı ve diri / Hayat’ manâsına gelen ‘Hayy’ kavramını kendine isim olarak seçen, adeta hayatın içinde var olmayı, en başından kendine seçtiği bu tarihî, ancak yaşam püsküren mekânla yakıştıran ‘Açık Alan’ Hayy, 23 Kasım’a değin izlenecek ilk sergi projesinde, Kültür İçin Alan (kulturicinalan.com), (Nursaç Sargon kuruculuğunda) Monitor, Loading (Diyarbakır), ZKLD ve Rolakosta gibi kültür ve sanat içerikli yerli, yabancı yapıların da desteğini yanında buluyor. Ayrıca eski Anadolu kültüründe de, bu tür avlulara yine ‘Hayat’ dendiği, biliniyor.

Barış Eviz, Evrim Altuğ, Ayşe Gür, Saliha Yavuz ve Nursaç Sargon ile Adem Bulut (soldan sağa)

Her ikisi de İstanbul’da aktif birer kültür sanat gönüllüsü ve profesyoneli olarak tanınan Ayşe Gür ile Saliha Yavuz’un başını çektiği, tüketime değil üretime, anlatmaya değil, dinleme ve deneyimlemeye alan açmayı amaç edinen Hayy’daki sergi , bize otomobillerin ön sağ ve sol yan pencere yönlerindeki dikiz aynalarına istinaden, ‘Aynada Görünen Nesneler Göründüğünden Daha Yakındır’ uyarısında bulunuyor.
Han içinde keyfince gezinen, söylenen kedi ve tavuk-horozlar eşliğinde gezdiğimiz sergi, bu isimle bize, Dünyadaki her yansıtıcının doğruyu söylemediğini bir kere daha, güncel sanatın muhalif, ironik karakteri üzerinden anımsatıyor.

Gür ve Yavuz “İzmir’de bir şeyler oluyor, bu bizi heyecanlandırıyor, İstanbul merkez ise, İstanbul dışına bakmak lâzım. Periferide neler oluyor? Periferideki, farklı farklı üretimleri burada bir araya getirebilir miyiz? Bu bir sergi olur, atölye olur… Bu aslında merkez ve etrafındakilerin birbiriyle ilişkide olmasına dair bir proje, İzmir’de bir potansiyel var evet ama, bizim gibi aracı bir çok kimsenin olmaması, ‘sanat yöneticisi’nden hareketle bizim için önemli bir motivasyondu,” şeklinde konuşuyor. İkili, kendi ilgi alanlarının sanatçıyı besleyen, onun da merkezde olduğu bir noktada olmasından hareketle, ‘periferi’deki böyle bir mekânda buluştuklarını umutla tekrar ediyor. Hayy Açık Alan’ı bir aracı olarak gördüklerini söyleyen Gür ve Yavuz, böylece başka kolektifleri ve sanatçıları bir araya taşıyarak, bir üretimde bulunmak istediklerinin de altını çiziyor.

Hito Steyerl,Strike, 2010

Küratör olarak Monitor’un yola çıktığı, Loading’in seçtiği bir sanatçının da dahil olduğu bir sergi kuran Hayy ilk sergisinde Adem Bulut, Barış Eviz ve Hito Steyerl hazır bulunuyor. Bulut, sergideki duruşu ve ‘merkez-periferi’ konusunu büyüteç altına alan Hayy’a ilişkin yorumunu şöyle dillendiriyor:

“Bu sergide yer almak istememin sebeplerinden biri, Loading gibi bir kurumun bunu önermesi oldu. Hiç düşünmeden evet dedim ve bir yerde, sizin gibi insanlarla çalışmak benim için keyif verici. Toplumsal algı üzerine ürettiğim işlerden birinin burada sergilenmesi iyi. Konsepti de Nursaç öngördü. Ben de bu teklifi kabul ettim. İşim, 2016’da belli bir dönem, yasak çerçevesinde insanların içeri alınmadığı, Diyarbakır Sur ile ilişkili. Orada gerçekleşen olayı, minimal düzeyde yansıtmaya çalıştım. Artık bu, eserlerde izleyiciye geçiyor mu, geçmiyor mu, onların cevaplayacağı bir soru. Bu bağlamda bir iş ürettim.”

Adem Bulut, Keşka Resulillah (Peygamber Yeşili), 2016

Sanatçı Barış Eviz ise, ‘merkez ve periferi’ meselesi üzerinden, yapıtını anlatırken bu sohbette kendini şöyle ifade ediyor:

“Periferide, Batman’da üreten bir sanatçıyım. Gerçekten de orada üretimlerimizi sergilemek, dolaşıma sokmak neredeyse imkânsız. İzmir’in, ülkedeki gelişmelerden sonra İstanbul’dan ve bir çok yerden göç aldığını görüyoruz. Buraya büyük bir ‘kaçış’ söz konusu ve özellikle güncel sanat alanında büyük bir potansiyel oluştu. Daha önceki konuşmalarımızda, İzmir’in niçin bir alternatif olamayacağı konusu da vardı. Bu anlamda Hayy’ın açılması gerçekten önemli. Güncel sanatın bir kente misafir olmasının yerine, oranın bir sakini, yerleşik ve kalıcı unsuru olmasının ön koşullarından biri, bu tür mekânların açılmasıdır. Bu açıdan önemli. Ve sergi davetini, Saliha arkadaşımızdan aldım. Hito Steyerl önemli bir sanatçı. Adem gibi bir arkadaşımla da aynı sergide olmak beni heyecanlandırdı.

Sergideki çalışmam, özellikle emperyalizm ve kapitalizme karşı. Aslında bizim, 2009’da Batman’da açtığımız, dönemin İstanbul Bienali’ne paralel bir sergi bulunuyordu. İsmi, ’24 Saat Petrol’ idi. Burada özellikle bölgeden, – Kürdistan’dan sanatçıların katılımıyla – petrolü yeniden sorgulamalarını istedik. Ben de serginin genel koordinatörüydüm ve ‘Recm’ isimli bir iş üretildi. Burada yaşları 14-18 arasında değişen bir grup genç, şehrin orta yerinde bir anıt gibi dikilen petrol kuyu – hattını madenî paralarla taşlamak suretiyle bir performans sergilediler. Özellikle taşlama olayı, Arap ve Ortadoğu kültürüne ait. Bunun yanı sıra, ziyaret ve dilek kuyularına da para bırakılır. Petrol şu an, Ortadoğu’daki cehennemin baş sorumlusu ve bir yandan da hayatımızdan çıkaramayacağımız kadar önemli bir nesne. Ben de bu nesneyi arada kalmış biçimde gördüm. Bir yandan para atma, bir yandan kutsallaştırma yoluna gittim. Arkadaşlarıma davetleri için teşekkür ediyorum.”

Barış Eviz, Recm, 2009

İzmirli küratör, Monitor kurucusu Sargon, bu proje üzerinden kentin yaşadığı pozisyonu şöyle analiz ediyor: “Bu sergide, Loading’den proje önerisi bana geldiğinde görünürlük kavramı üzerine düşünmeye başladım. Genç ve yeterince görünür olmayan sanatçıları nasıl daha görünür hale getirebiliriz diye düşünürken, bir yandan Steyerl ve aynı zamanda bu bağlamda yaptığı işler de söz konusu oldu. Şansımızı denedik ve ona da hikâyeyi bu şekilde anlattık. Bir usta-çırak ilişkisi üzerinden, burada onun da bir yapıtının sergilenmesinin ne kadar önemli olduğundan, genç sanatçıların motivasyonlarının devam edebilmesi için, bu üretimin devamı için bunun ne kadar önemli olduğundan bahsettik. Ve kendisi de kabul etti. İşinde, kitle toplumunu yaratan medyayı yönetenleri bir nevî protesto ederek, keski yardımı ile televizyonu kırıyor.

Ardından yukarı çıktığımızda, Barış Eviz’in buradaki işine baktığımızda da yine bir protesto şekli görüyoruz. Çünkü Google’da ‘petrol+Batman’ diye arattığımızda gördüğümüz şey, Batman’ın eğitim, turizm alanında ne kadar iyi hale geldiği idi, ama gerçekler medyada tabii ki yansıtılmıyordu. Bu işi de böyle birleştirdik. Adem’in çalışmasında ise, ‘kartpostal’lara baktığınızda bir kentin en güzel, temiz yerlerini görürsünüz. Onlar birer semboldür. Ama burada da Sur’da ‘aslında’ olanları görüyoruz. Sergiyi bu şekilde kurguladım diyebilirim. Ben İstanbul’da 2012-15 yılları arasında yaşadım. Aslında buraya döndüğümde, İstanbul’daki gibi bir çalışma ortamının olmayacağını bilerek gelmiştim. Göç bu kadar yoğun başlamamıştı ama, sinyallerini veriyordu aslında. Ardından yaşanan son olaylarla da, 2016-17’de sanırım İstanbul ilk defa göç verdi. Gelen insanların çoğu merkeze geliyor ama, bunun da Urla gibi dışını tercih ediyorlar. Ama devam eden, İzmir’de bir şekilde dışa bağımlılık idi. Burada benim de Monitor’u kurmam üç senemi aldı, hâlâ her şey yeterli değildi. Ama 1980’lerin ikinci yarısına baktığımızda, İzmir’de yabancı kültür kurumları ile başlayan bir hareketlilik görüyoruz. Sarkis, Cengiz Çekil, Hüseyin Alptekin, burada bu insanların sergiler yaptıklarını görüyoruz. Ve şu anda yine başlayan, yabancı kültür kurumları ve özellikle de Kültür İçin Alan’ın desteği ile, çok büyük bir canlanma oldu burada. Çünkü bir sürü insan, aklında olanları gerçekleştirmek için fırsat bulmuş oldu. Bu anlamda onların desteklerinin önemli olduğunu ve süreceğini düşünüyorum. Bu yönüyle bence ‘merkez’ bana çok da olması gereken bir şeymiş gibi gelmiyor. Bu şuna benziyor, bir şehirde bienal olmalı mı sorusuna… Yani İzmir’de bienal de olmayabilir. Periferide de kalabilir. Ama önemli olan, burada da görünen bir şeyler olması.”

Bilgi: hayyopenspace.com /+90 537 797 7525

YAZARIN DİĞER YAZILARI