Derdini bakkala anlat

Pazartesi, 3 Eylül, 2018
Neredeyse 80’lerdeki gibi. Gündelik hayatın en önemli gündemi zamlar. Geçim ve gelecek kaygısı içindeki insanların endişesi ise ulusal gündeme dönüşemiyor, popüler kültürde yer bulamıyor. Şimdilik mahalle bakkalına söylenmekten başka çare yok gibi görünüyor…

“Bakkaal! ” diye sesleniyor penceredeki kadın.
“Efendim?”
“Neskafe’nin tanesi 1 lira mı oldu? Bu neyin zammı, sen de az değilsin…”

Bakkal yavaşça az önce servis yaptığı pencereye yanaşıyor ve mırıltılı uzun bir sohbete girişiyorlar.

Mahallenin bütün sitemi bakkala. Başka kime erecek zaten sesimiz. Her yerde fiyat artışlarının yoksullaşmayı, sıkıntıyı ve belirsiz bir geleceği haber veren korkulu gölgesi gezinirken herkes tedirgin. ‘Zam’ sözcüğü, mazimizdeki korkulu bir cin gibi hortladı. Yıllar sonra tekrar gündelik hayatın baş köşesine yerleşti. Uzun bir aradan sonra tekrar sohbetlerin baş konusu olmanın keyfini sürüyor.

Döviz kurunun roket gibi fırladığı günlerden birinin gecesinde, kapanma saatine doğru girdim ben de bakkala. Bir damacana su alıp çıkacaktım. Baktım ki yakın gözlükleri burnunun üstüne düşmüş, eğilmiş dikkatlice bir şeridin üstündeki küçük sarı etiketlere tükenmez kalemle yeni fiyatları yazıyor. “Ne yapıyorsun sen?” deyiverdim, sanki bakkalı suçüstü yakalamış acar bir mahalleli tavrıyla. Bu baskıdan bunalmış olmalı ki hemen patladı, “Daha az önce gitti toptancı. 5 liraya sattığım salçayı 7.5’a alıp da koyamadım rafa. Bak o raftaki makarnadan bulgura hepsinin fiyatı arttı. Zamları ben mi yapıyorum?” diye makine gibi saydırmaya başladı. Sonra birlikte dolara, siyasetçilere söylenip vatandaşın haline hayıflandık- sanki o vatandaş bizden başka birileriymiş gibi…

Elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve doların fiyatı artar da peynir, kahve, bilgisayar, kitap, mobilya ve tüm diğer şeyler durur mu? ‘Durmaz’. Esnaf, sanayici, iş adamı herkes ekonominin yeni durumuna göre pozisyon alırken nedense bir tek sabit geliri olan, maaşlı çalışanlar için her şey aynen öylece ‘durur’.

80’lerin yüksek enflasyon ortamında her şey gibi Gırgır dergisinin de fiyatı ha bire artardı. Onlar da bu zamları ülkeyi yönetenler, özellikle de Başbakan Turgut Özal yüzünden yaptıklarını anlatmanın yolunu, Turgut Özal’ı para birimine dönüştürmekte bulmuşlardı. Fiyatı bölümünde ‘5 turgut’ yazar, yanında beş adet Turgut Özal kafası yer alır, derginin altında da küçük bir not, “Bir turgut, 10 lira” diyerek ödenmesi gereken parayı belirtirdi. Zamanla madeni paralar gibi yuvarlanan Turgut Özal kafaları, derginin bütün çevresini kuşatmış, fiyatı da o zamanın parasıyla 300, 400 TL’leri bulmuştu.

Bu Turgut Özal ya da ondan önce Süleyman Demirel ya da hepsinden sonra mesela Tansu Çiller için üretilen sayısız zam ve pahalılık esprisinin en zekice olanlarından biriydi. Hepsi gibi son derece eleştirel, hepsi gibi insanların en temel dertlerine, meselelerine dokunan karikatürler, yazılar, parodiler.

Türkiye’nin yüksek enflasyonla yaşadığı bütün o 80’li ve 90’lı yıllar boyunca sıradan insanların en önemli gündemi fiyat artışları, yani zamlardı. Ücretler asla artmaz, memur maaşlarına her daim enflasyonun atında zam yapılır, ama çarşı pazar sürekli bir hareketlilik içinde arkasından yetişilmeyen fiyat artışlarıyla koşar giderdi.

Biliyorum ki Gırgır, Fırt arşivine girsem sayısız birbirinden acımasız zam karikatürü bulacağım. Çizerlerin ve köşe yazarlarının en gözde konusuydu zamlar. Döviz kuru hareketliliği öylesine kaçınılmaz bir şeydi ki ay başında öğrenci harçlığını alan bir arkadaşım hemen dolara çevirir, ay sonuna kadar o parayı bozdura bozdura bitirirken bile mutlaka üç beş kuruş kar eder, bu uyanıklığıyla gurur duyardı.

Sanki o eski zamlara ve zamanlara dönüyor gibiyiz. AK Parti’ye sarsılmaz siyasi gücünü kazandıran ekonomik istikrarı kaybettiğimiz şu günlerde, Turgut Özal’ın tabiriyle orta direğin yoksullaşma endişesi gündelik sohbetlerin başlıca konusu oldu. Ama eski zamanlardaki gibi popülerleşemiyor. Gündelik sohbetlerden ulusal gündemde tatmin edici bir yer edinemiyor. Evet ne o eski karikatürler, ne televizyon skeçleri ne de köşe yazıları var. Çünkü ne mizah dergileri ne o televizyonlar ve gazeteler… hiçbiri yok. Belki biraz sosyal medya…

İşte bu nedenle şimdilik derdimizi bakkala anlatıyoruz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI