Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Virüs müyüz, yurttaş mı?

Cumartesi, 14 Nisan, 2018
On binlerce insanın birkaç saat içinde geçtiği meydanda kesintisiz kimlik kontrolü, her gün aynı yerden geçenlerin her gün yeniden kontrol edilmesinden başka neye yarayabilir? İşlem, bilgisayarı koruyan anti-virüslerin çalışmasına benziyor.

Devam yazısı ya hatırlatalım: Polisler, nüfusun yoğunlaştığı alanlarda durmadan kimlik kontrolü yapıyor, on dakika içinde iki defa kimliğinizin kontrol edilmesi bile mümkün. Bu işlem, hem kişinin kuşkuyu içselleştirmesini hem de toplumun bu teşhir işlemini kanıksamasını sağlıyor dedik. Devam edelim.

İşlem, bir yanıyla bir bilgisayarı korumaya yönelik anti-virüs programlarının çalışmasına benziyor: Kuşkulandığın kişiyi/dosyayı tara, tehdit/suç yoksa geçmesine izin ver. Virüs müyüz yurttaş mı? Anti-virüs, “virüs” olmayan dosyaları, programları da durdurabilir ya da engelleyebilir, yazılımının “tehlike” zannettiği şey, örneğin çok gerekli ya da yararlı bir yazılım olabilir. Olsun. Sistem böyle. Güvenlik için risk almak gerek. Daha doğrusu risk olduğunu kabul etmek gerek! “Bir kabahatin yoksa nasıl olsa bir şey olmaz.”

TESADÜFEN GÜVENLİK?

Fakat işlem günde milyonların geçtiği mekanlarda düzenli olarak yapılınca tuhaflık artıyor: Bir kere taradığınız dosyayı bir daha taramazsınız, ama bir kere kimlik bilgilerinizle sorguladığınız kişiyi on dakika sonra bir daha sorgulayabilirsiniz… O halde karar, durdurma kararı, bir yanıyla ister istemez bir toptancılık (bilgisayarın belli aralıklarla taranması) ve öte yanıyla bir rastgelelik, bir tesadüfilik (polis kimi gözüne kestirdiyse) içerecek. Kimin yeni olduğunu kimin oradan her gün geçtiğini bilemezsiniz. Toptancı güvenliğin ikiz kardeşi tesadüfen güvenlik. Ne yani, devlet elini korkak mı alıştırsın?

Kendinden kuşku duymaya sevk, kanıksatma ve içselleştirme dışında bir sonucu daha var bunun: Yabancılaştırma. Bir ülkede, yolunda giden bir yurttaş değil, her an, her yerde potansiyel tehlike olarak görülen bir unsura çevrilmeyi önemsemez hale getirme. İşlemde ısrar için “hakları olan yurttaş” fikrinin terk edilmesi şart: Durdur, beklet, suçlu olabileceği duygusunu ver ve sonra bazen 10 dakika, bazen yarım gün, bazen bir gün sonra aynı şeyi bir daha yap, sonra bir daha ve sonra bir daha… Aciz bırakan bir tekrar bu, acizlik duygusunu ancak yabancılaşarak aşabilirsiniz. Haklarımız devlete feda olsun.

ACİZ BIRAKAN TEKRAR

Hak sahibi yurttaş değiliz, her yerde hazır ve nazır devletin her an yakasına yapışabileceği, hareket halindeki bir unsurdan ibaretiz. Viral bir unsur. “On dakika önce de baktılar” deseniz ne faydası var, hedef zaten bu, her an, her saniye durdurulabilir bir hareketli unsurdan ibaret olduğunuzun kafaya dank etmesi. Kalabalığın içine salınmış, genç ve son derece nazik sayısız polis, sanki zaman dışı bir yerde, (artık hangi eğitim ve yönlendirmeyle seçim yapıyorsa) sizi durduruveriyor. Zaman dışı, 10 dakika önce nerede ne olduğu onun ilgi ve bilgi alanında değil, bir gün önce ne olduğu da, 10 dakika sonra ya da bir gün sonra ne olacağı da. Yurttaşı yabancılaştırınca virüs elde edersiniz, polis de anti-virüs olur haliyle.

“10 dakikada bir kimlik sorgusu ne ola ki memur bey” diye sorabiliriz tabii, yurttaşlık gereği. Cevap basit: “Güvenlik.” Senin güvenliğin için sana hiç güvenmiyorum kardeş! Hak ve yetki yok artık, virüs ile anti-virüs var. Böyle olmasa, bu kadar yaygın ve yoğun bir uygulama talimatı verilirken düşünülürdü: Yahu, bu yurttaşı tacize girer, olmaz böyle şey! Tacize girer, çünkü aciz bırakıyor.

HER YERDE HAZIR VE NAZIR DEVLET

Her an her yerde hazır ve nazır olduğunu hissettiriyor devlet, her an her yerde hazır ve nazır olmak, devletin bu büyük şirk arzusu, bir şeyle malul ama: Her an her yerde hazır ve nazır olan tanrı, bize şah damarlarımızdan daha yakın olarak, içimizde dışımızda ne var bilendir. Devlet ise bilmeyendir, en büyük merakı öğrenmek, en büyük arzusu bilmek olsa da: Kayıt, arşiv, sicil hep bu toptan bilme (şirk) arzusunun gerçekleşmesi içindir ama her şeyin kontrolü hiçbir şeyin kontrolüdür. Herkesin taranmasının hiç kimsenin taranması olduğu gibi…

Devlet “yurttaş” fikrini kabul etmiyor, çünkü kendisini yeniliyor, yurttaş denilen şeyin devlet denilen şeye ve onun temsilcilerine, tezahürlerine, kadrolarına karşı bir söz hakkı olmadığını kabul ettirmek istiyor bu yeni haliyle. İnşaat sürüyor, hem mekanın hem insanın inşaatı.

Bunlar, mikro sahada olanlar. Bunun anlamının biraz daha belirginleşmesi için bir de makro alanda olanlara bakmak lazım. Şu, emniyetin devasa “Türkiye güven huzur uygulaması” var bir de, oradan devam edeceğim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI