Emani dramı: Göçmen Karşıtlığı ve 'erkek' şiddeti

Cumartesi, 8 Temmuz, 2017
Göçmenlerin, politik malzemeye dönüştürülerek nesneleştirilmesine ilk defa şahit olmuyoruz. Öteden beri hem iktidar hem muhalefet düşüyor bu insanlık dışı hataya.

Emani, yirmi yıllık ömrünün neredeyse üçte birini ülkesindeki iç savaşla geçirmiş. Hayatı, kendi varlığını, insanlığı anlamlandırmaya başladığından beri savaş ve çatışmayla tanımış dünyayı. Göçle yüzleşmiş. Kendi evinden, yurdundan koparmış onu bu savaş. Milyonlarcası gibi. Sığındığı ülkemizde vahşi bir cinayetle, erkek terörüne kurban gidişiyle tanıdık onu. Katman katman trajediyle haberdar olduk varlığından. O, hayattan vahşice koparıldığında.

Son günlerde iyice alevlenen göçmen karşıtlığı, sosyal medyada adeta linç kampanyasına dönüşmüşken gerçekleşen elim hadise bizi derinden sarsmalı. Sarsmalı ve düşündürmeli. Her bir katmanı, tek tek soyarak düşündürmeli.

“Erkek” şiddetiyle bir kere daha yüzleşiyoruz, ilk katmanda. Evine zorla girilmesi, evinden zorla kaçırılması, tecavüz edilmesi ve vahşice katledilmesi. Dünyada ve ülkemizde yaygın olarak görülen “erkek” şiddetinin vahşi örneklerinden birisini seriyor, gözler önüne.

Savaş ve kadın boyutu var bir de. Sadece Emani, Suriye iç savaşından kaçan bir mülteci kadın olduğu için değil olayın savaşla ilişkisi. Olay, erkekler arası çatışma ve tartışmanın uzantısı olarak yaşandığı için böyle. Kadın bedenini savaş alanı ve kendi bedenini savaş silahı olarak gören evrimi yarım kalmış insansıların davranış kalıplarına uyduğu için de böyle. Yakın örnekler olarak Irak, Suriye, Bosna’da yaşananlar aynı eylemin, emir-komutayla kitleselleşmiş haliydi.

“Trafik kazasında öldüğü” bilgisiyle cenazeyi naklettirmeye çalışan kocanın talebi de düpedüz “erkek” şiddeti ve Emani dramının diğer katmanı. Karısının, doğmuş ve doğmamış çocuklarının başına gelenlerin bilinmesini istemeyişi şişkin “erkek” egosundan. Kavgadaki, karısının bedeni üzerinde gerçekleşmiş, yenilgisi duyulmasın istiyor. Karısının, doğmuş ve doğmamış çocuklarının hayatı ve yaşadıkları onun gururu kadar kıymetli değil. Onları koruyamadığı bilinmesin yeter diyor, aklınca. Kafa aynı kafa… Nasıl bugün Saray-Bosna’da savaş suçunun canlı kanıtları olmalarına rağmen “tecavüz çocuklarının” kimlikleri yıllardır herkesten gizleniyorsa aynı şekilde. Kadının hayatı da ölümü de yaşadıkları da erkeğin egosu kadar önemli değil bu kafaya göre.

Kışkırtılan göçmen karşıtlığı ise bir diğer katman… Göçmenlerin, politik malzemeye dönüştürülerek nesneleştirilmesine ilk defa şahit olmuyoruz. Öteden beri hem iktidar hem muhalefet düşüyor bu insanlık dışı hataya. Hükümet-AB ilişkilerinde yaşanan diplomatik krizleri aşmak isterken “otobüslere doldurma, sınırları açma” ifadeleriyle, bir nevi şantaj için kullandı göçmenleri. Muhalefet dış politika eleştirilerinden seçim kampanyalarına sirayet eden güya savaş bitirici, Suriye sorununu çözücü bir öneriymiş gibi “geri gönderme” tehdidini kullandı. Şimdi yaşanan sosyal medya linç kampanyası, canını kurtarma kaygısındaki insanları siyasi rekabette araçsallaştıran bu politik çekişmenin sonucu elbet.

Emani’nin öldürülmesi, iki caninin insanlıktan çıkışından ibaret olsa da kitlesel çatışmalara dönüşme potansiyeli olan göçmen karşıtlığını dizginlemek ihtiyacını düşündürmeli ve tedbir alınmalı. Sorumluluk hepimizin. Bu günlerde iktidara yakın kaynakların örtülü ya da açık ama sıkça dile getirdiği bir komplodan söz edilecekse eğer bu göçmen karşıtlığının kışkırtılması olabilir.

Ancak iktidar kolayı seçip hak savunucularını kriminalize etmek yoluna gitti. Sevgili İlknur Üstün ve arkadaşlarının gözaltına alınışı, ülkemizde kadın ve insan hakları savunucularını çok daha zor günlerin beklediğini göstermekte.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI