Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...

Çarşamba, 2 Kasım, 2016

Ama… İşte Gülten Akın söylemişti zaten…

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Haberlere göre adalet komisyonundan çıkmış. Bugün yarın düşer gündemimize. Genel Kurula geldikten sonra parmak hesabıyla bir çırpıda geçeceğinden şimdi söylemeli sözümüzü. 103 e 1 ve 2 fıkralara Anayasa Mahkemesince verilen iptal hükmünün yürürlüğe girmesine bir aydan az zaman kalmışken ve aylardır çoğulcu, katılımcı yasa yapım sürecine ilişkin taleplerimiz dikkate alınmamışken ne faydası olacağını bile düşünmeden söylemeli, kimse sormasa bile.

Meclis sitesinde bulunan tasarıya göre yasa yapıcı, AYM iptal nedenlerini ve gerekçesini dikkate almamış görünüyor. Sadece ceza sürelerine ilişkin hükmü hakim takdirine açarak alt ve üst sınırları, iptal edilen hükümlerdeki haliyle korumuş. Ancak yeni tasarı, mağdurun 12 yaş altında olması durumunda ceza oranlarındaki artışı bir kez daha belirtmiş. Ceza artış sınırı olarak bile olsa 12 şaşın dile getirilmiş olması ise kamuoyunda haklı bir infiale yol açtı. Haklı çünkü cinsel istismarda 15 yaşını doldurmamış çocuğun rızası aranmaz kesin hükmü bile mahkemelerde çok dikkate alınmıyorken aynı fıkrada 12 yaş ibaresinin de yer alması rıza yaşı sınırını flulaştırma riski taşımakta. Tasarıyı hazırlayanların niyeti, istismar ve rıza yaş sınırlarını bulanıklaştırmak değil kuşkusuz ama uygulamada karşılaşılan riskleri en azından bizler kadar bilmeleri ve hesap etmeleri gerekli.

İstismarda rıza aranması ise 15 yaşı doldurmuş olanlar için bile başlı başına bir sorun. Anayasa Mahkemesinin iptal kararını fırsata çevirerek rıza sorununu masaya yatırıp uzun tartışmalarla kapsamlı ve bütünlüklü bir yasaya kavuşmak mümkündü, çocuk istismarını siyaset üstü bir insanlık soru olarak görebilseydi, yasa yapıcı. Yazık ki parlamento diyemiyor, muğlak ifadeyle yasa yapıcı diyoruz, kimlerin elinden çıktığından da emin olmadığımız için. Her gün bunca milli irade vurguları yapılırken kanun taslaklarının parlamento dışında, halka karşı sorumlu olmayan bürokratlarca hazırlanıp meclise gönderilmesi, herkesin bildiği ama kimsenin dillendirmediği sır olmanın yanı sıra meselenin tüm boyutlarıyla ele alınıp bütünlüklü yasa yapmayı imkansız kılan anti demokratik bir yöntem. Millet vekillerinin önlerine gelen hazır taslakları oylaması biçimindeki komisyon çalışmalarına dahil olup görüş bildirmek ne mümkün. Kaldı ki asıl ihtiyacımız şu ana kadar hukukumuzda yer almamış yeni kavramlarla yeni yasa yapmak. Tek becerileri, görev tanımları gereği kanun yazım tekniğini bilmek olan bürokratlardan, hukuki boşluğu doldurmalarını zaten ummuyoruz. Zaten dikkate alınmayacağını da biliyoruz ama şahsen bu konuda görüşlerimi yazmak istiyorum, sırf kayıtlara geçmesi niyetiyle.

Çocuğun cinsel istismarı suçunda 18 yaşını doldurmamış mağdur çocuğun, rızasını gözetmek insanlık suçu. Kanunlarımız burada 15 yaş ölçüsünü getirmiş olsa bile değişmeli bu hüküm. Başka bir deyişle bir yetişkinin 18 yaşını doldurmamış bir çocuğa yönelik her türlü cinsel davranışı çocuk istismarı sayılmalı.  Rıza kavramı ise mağdurun değil failin, suçlunun yaşına göre kullanılmalı. Eğer fail de 18 yaşını doldurmamış bir çocuksa ancak o zaman cinsel istismar davalarında rıza olgusu sorgulanabilir ve davaya dahil edilebilir. Tabi bunun için de bir gençlik hukuku kavramımız olmalı ama biliyoruz ki yok. Bizim ülkemizde çocuklar hukuken hiç genç olmuyor. Bir gün çocuk olan birey ertesi gün 18 yaşını doldurup bir anda yetişkin sınıfına geçiş yapıyor. 18 yaş altı cinsel davranışların istismar suçu sayılıp sayılamayacağını anlamak, hüküm vermek için de kanunlarımızda “akran şiddeti” kavramına yer vermeliyiz. İstanbul sözleşmesinin bile görmezden geldiği akran şiddeti olgusu yasayla düzenlendiği vakit işte orda rıza sorgusu mahkemenin yetkisi ve görevi olabilir ancak. Akran tanımı ise fail ile mağdurun yaş aralığının –bana göre- üç yaştan fazla olmaması anlamına gelir. Suçlu ve mağdurun duygusal ve fiziksel gelişimi dikkate alınarak, suçun mahiyet ve biçimindeki farklılıklar gözetilerek, suçun niteliğindeki değişime göre düzenlenmeli akran şiddetinde suç ve ceza. Bunlar ince ve uzunca konuşulması gereken konular olduğu halde bizde fısıltıyla geçiştirilmekte ve açıkça hukuki metinlerde yer almadığı için de çocuğun cinsel istismarı davalarında hakimler bazen bu olguları gözeterek iyi niyetli bazen de bir suçluyu koruyarak kasıtla suçu görmezden gelmekteler. Uzun sözün kısası akran olgusu dışında rıza aranması cinayettir. Ama mecliste kanunların oluşturulması değil oylanması söz konusuyken bu incelikleri duymaya anlamaya kimsenin vakti yok.

Bir de şiddet içermeyen akran davranışları var tabi başka bir yazının konusu olmak üzere çokça konuşulması gereken.


Berrin Sönmez kimdir?

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak akademiye geçti. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na giriş süreci üzerine yüksek lisans tezi yazdı. Halkevi ve kültürel dönüşüm konulu doktora tezini yarıda bırakarak akademiden ayrılıp öğretmenlik yaptı. Daha sonra tekrar akademiye dönerek okutman ve öğretim görevlisi unvanlarıyla lisans ve ön lisans programlarında inkılap tarihi ve kültür tarihi dersleri verdi. 28 Şubat sürecindeki akademik tasfiye ile üniversiteden uzaklaştırıldı. Dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağımlı yargısı, akademik kadroları “rektörün takdir yetkisine” bırakarak tasfiyeleri gerçekleştirdiği ve hak arama yolları yargı kararıyla tıkandığı için açıktan emekli oldu. Sırasıyla Maliye Bakanlığı, Ankara Üniversitesi, Milli Eğitim Bakanlığı ve Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde ortalama dört-beş yıl demir atarak çalışma hayatını tamamladı. Kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunucusu, feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI