Doğu Yücel: Mitat Karaman'ın sevileceğini düşünmüyordum!

Doğu Yücel ile son romanı Kimdir Bu Mitat Karaman? üzerine konuştuk. Yücel, "Aslında çok mantıkçı bir adamımdır ama roman yazma serüveninde bazı güçlerin bize yardımcı olduğunu düşünüyorum bazen" dedi.

Yeşilçam Filmlerinde Türk Sanat Müziği Makamları ve Etkileri

"Yeşilçam Filmlerinde Türk Sanat Müziği Makamları ve Etkileri" Yeşilçam film müziklerinin, Türkiye'deki bazı örneklerinin yapısal ve makamsal açılardan incelenmesi vasıtasıyla, izler kitle üzerindeki yaratmaya çalıştığı etkileri incelemek ve Yeşilçam film müziklerinin yapısal özelliklerinin içerdiği ‘sosyo-kültürel’ ve ‘psiko-sosyal’ işlevi anlamlandırabilmek bakımından önem arz ediyor. Araştırma ayrıca, Türkiye’deki Yeşilçam film sektörünün belli bir dönemsel kesitini incelemesi bakımından, Yeşilçam sinemasında 1968-1978 dönemine ışık tutuyor. YAĞMUR EYLÜL DÖNMEZ / YEŞİLÇAM FİLMLERİNDE TÜRK SANAT MÜZİĞİ MAKAMLARI VE ETKİLERİ / GECE KİTAPLIĞI

Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım

Ödenen ilk taksit, şiire malzeme olur mu - olmaz mı? Sosyal medya, chat, mail jargonu şiire “tam gaz” girerse şiir şiirliğinden kaybeder mi? İsmail Aslan, “hayır, kaybetmez” diyen şairlerden: “Anneme internetin faydalarından bahsettim, facebook fobimden, klostrofobimden, beğenenlerden, beğenmeyenlerden, onun fotoğrafını da paylaştığımdan...” İSMAİL ASLAN / SİSTEM ÇÖKTÜ MİSAL ÇOK YALNIZIM / 160. KİLOMETRE

Korkunç Yüzme Antrenörü

Lev’in babası Bay De Bruin sıradan bir insandır ama oğlunun da kendisi gibi sıradan biri olmasını hiç istemez. Onu geleceğin yüzme şampiyonu yapmanın hayaliyle, dünya şampiyonu Boris Kwikzilver'in yüzme okuluna gönderir. Herkes Boris’in harika biri olduğunu düşünür fakat Lev onun kaba, kötü ve acımasız bir antrenör olduğundan emindir. Ne var ki buna kimseyi inandıramaz. Bir gün Lev, yüzme antrenmanı çıkışında Boris’in korkunç sırrını öğrenir. Çok geçmeden, Lev ve arkadaşı Lita, korkunç yüzme antrenörünün gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için kolları sıvar! JOZUA DOUGLAS / KORKUNÇ YÜZME ANTRENÖRÜ / CAN ÇOCUK

Uyanan Güzel

Vahide kırklı yaşlarının sonlarında, terzilik yaparak hayatını kazanan bir kadındır. Geçmişte büyük sorunlar yaşadığı yatalak babası ve taptığı yeğeniyle birlikte yaşamaktadır. Aşk hayatını çoktan askıya almış olan Vahide’nin dünyası, sokak çalgıcısı Adrian’la yolları kesişince değişir. Bosna savaşı sırasında bombalanan pazaryerinde tek bacağını kaybetmiş olan Adrian’ın en büyük hayali protez bir bacaktır ve bunun için para biriktirmeye çalışmaktadır. Ancak şehirde bir şeyler çok ters gitmektedir. Uyanan Güzel bütün olumsuzluklara rağmen sevgiye inananların, dünyayı yaşanılır bir yer haline getirmek için çabalayanların ete kemiğe büründüğü sımsıcak, umut dolu bir roman... JALE SANCAK / UYANAN GÜZEL / HEP KİTAP

Erkek Dediğin

Erkek Dediğin erkeklerin dünyasına açılan bir kapı. 17 yaşındaki Simon ile arkadaşının çıktığı Avrupa turuyla başlayan roman ölümün eşiğindeki Tony’nin hikâyesine kadar farklı yaşlarda ve milliyetlerden 9 erkeğin hikâyesine yer veriyor. Her hikâyede erkeğin yaşı büyürken, buna bağlı olarak hikâyelerin geçtiği aylar da değişiyor, hayatının baharında olan Simon’ın hikâyesi nisan ayında başlıyor ve en son hayatının kışını yaşayan Tony’nin hikâyesinde aralık ayına ulaşılıyor. Hikâyelerdeki kahramanların hepsi de evlerinden bir şekilde uzaktalar... Erkek Dediğin, yaşı ve sosyal konumu ne olursa olsun erkeklerin dünyaya ve düzene bakış açısını başarılı bir şekilde yansıtıyor. DAVID SZALAY / ERKEK DEDİĞİN / HEP KİTAP

Kedi Kitabı: Resim Sanatında Kediler

Kimi zaman en yakın dostlarımız, kimi zaman koruyucularımız, kimi zaman sevdiğimiz kitapların sevdiğimiz kahramanları… Kediler, köpekler, kuşlar. Zekâlarıyla bizi hayrete düşüren, tatlılıklarıyla en kötü günlerimizi bile güzelleştiren, varlıklarıyla umut veren hayvan dostlarımız bu defa da resim sanatındaki yansımalarıyla karşımızda. Hep kitap, hayvansever okurlara, çevirdikleri her sayfada büyülenecekleri üç kitap sunuyor: Kedi Kitabı, Köpek Kitabı, Kuş Kitabı. Kediler ve insanlar arasındaki ilişki benzersizdir. Evcil hayvanlar genelde sahiplerine her anlamda bağlı olsa da kediler kendi iradesiyle hareket eder. Kedi Kitabı’nda kedilerin  ressamlar ve sanatları hakkında da faydalı bilgilere ulaşma şansı bulacaksınız! KEDİ KİTABI: RESİM SANATINDA KEDİLER / ÇEV. AYŞEGÜL GÜRSEL DUYAN / HEP KİTAP

Matruşka Park

“Arka balkonun demirlerini açarak çıktım. Az bir şey yürüyerek dörtyol kavşağındaki güzel parka geldim. Hava kararmıştı ama hâlâ parkı kullananlar vardı. Soğuk da olsa dondurma yiyenler, çekirdek çitleyenler, gençler, akşam yemeklerini erken alan yaşlılar. Sivilceli bir oğlan kitap okuyor, okul üniformalı iki Rus kızı aralarında kıkırdaşıyordu… Ama dört beş saat sonra bu aile kokulu park başka birtakım insanlara kalacak. Aralarında benim gibilerin olduğu insanlara. Temiz banklar çamurlu postallarla kirletilecek, dondurmacının kepenklerine ayıp şeyler yazılacak. Başka cins insanlar bunlar… aralarından küçük olanlar kaydırakta kayacak, çocukça sesler çıkararak salıncakta gökleri delecek..." 2013 yılında SİYAD En İyi Ulusal Film Ödülü’nü kazanan “Kutsal Bir Gün” filminin senaryosunu kaleme alan Uğur Sencer, Matruşka Park romanıyla Türkçe yeraltı edebiyatının bir örneğini oluşturuyor. UĞUR SENCER / MATRUŞKA PARK / İTHAKİ YAYINLARI

Don Kişot

Jale Parla sizi Don Kişot’un izinde bir yolculuğa davet ediyor. 17. yüzyıl İspanyası’nda, La Mancha’da başlayan bu yolculukta Cervantes’i takip ederken, aynı zamanda Avrupa romanının doğuşuna tanıklık edecek, türün bu en klasik örneğini metinsel, bağlamsal ve teorik olarak değerlendirme imkânı bulacaksınız. Cervantes’in uyguladığı tekniği, temsilden ne anladığını, yazar ve yazarlık konusunda sorularını, yazar otoritesiyle nasıl oynadığını, gerçeklik ve yanılsama ilişkisini nasıl gördüğünü, hiciv, parodi gibi yöntemlerden ne amaçla yararlandığını da sergileyen bir çalışma "Don Kişot, Yorum, Bağlam, Kuram." JALE PARLA / DON KİŞOT / İLETİŞİM YAYINCILIK

Çukur

Altıparmak Dağları’nın avcuna gömülmüş, bekliyor öksüz, köksüz Çukur. Ölmüşü çok, gidenlerden dönmüşü yok: En kalabalık meydan kabristan. Ölüler hatırlanmak, diriler deprem bekliyor. Berrin Karakaş ihanetin, bekleyişin, kötülüğün, ümitsiz aşkların sarstığı Çukur’da, bizi bir sarmalın içine; cevapsız soruların, sonuçsuz hesaplaşmaların, beyhude beklentilerin ve şifasız acıların tam ortasına sürüklüyor. Bir mucize gerek. Ve bir bela, bir kurban. Belalar ve mucizeler yan yana yürüyor Çukur’da. ÇUKUR / BERRİN KARAKAŞ / SEL YAYINCILIK

Yaşam ve Ölüm Kafiyeleri

Yaşam dediğinizde, ölüm de demiş olursunuz. Ya da tam tersi. Bir yazar için gerçek ile kurmaca da tıpkı böyledir. Yazarımız, sıcak ve boğucu bir gecede Tel Aviv'de bir kültür merkezinde söyleşiye katılacaktır. Söyleşiden önce vakit öldürmek için bir kafeye gider. Ama oturmaktan sıkılır ve gördüğü insanlar hakkında hayat hikâyeleri uydurmaya başlar. Aynı şeyi kültür merkezinde de sürdürür. Söyleşi bittiğinde, bir kadına bir şeyler içmeyi teklif eder. Ancak kadın teklifi reddeder. Yazar önce kentin sokaklarını arşınlar, sonra gecenin ilerleyen saatlerinde kendini kadının dairesinde ateşli bir gecenin eşiğinde bulur. Peki ama gerçek öyle midir? Amos Oz'dan gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını asla tahmin edemeyeceğiniz bir roman. YAŞAM VE ÖLÜM KAFİYELERİ / AMOS OZ / DOĞAN KİTAP

Yarım Ay

Harun Candan, üçüncü romanı Yarım Ay'da, bir aşk ve cinayet öyküsü anlatıyor. Sevdiği kızın ortadan kaybolması üzerine, giderek kendisini de ölüme yaklaştıran izlerin peşine düşen Can, arkadaşı acar gazeteci Ahmet'le birlikte, birbiri ardına işlenen cinayetleri kadim zamanlardan kalan öyküler ve metinler eşliğinde çözmeye çalışırken, estetik ve ölüm arasındaki o ezeli gerilimle, yalnızca yaratarak değil yok ederek de var olan sırlı insan doğasıyla yüzleşecektir. YARIM AY / HARUN CANDAN / DOĞAN KİTAP

İyilik Güzellik

Pek yakında tıpkı bizim gibi Batı dillerinde yaşayan insanlar da tanık olacakları sarsıcı kötülük temsillerinden sonra kendilerine yeniden şunu soracaklar, “İnsan iyi midir? Kötü müdür?” Bu, yeniden, kalabalıkların konuştuğu bir şüphe olacak, “Yoksa insanlar kötü müdür?” İkiliklerin tartışıldığı, kahramanların rol aldığı tragedya çağından, insanın karmaşık öyküsünün sürekli yeniden karıldığı modern topluma ulaşmış olan düşünceyi aynı ikiliye yeniden sıkıştırmamak için... Belki de bunca sert gerçeğin karşısında yazının ve kitabın sağladığı tek direnç noktası bu. Ece Temelkuran’ın yazılarından derlediğimiz bu kitap, yeni bağlamıyla kültürün, sanatın gerekliliğine ve yaşamsallığına ilişkin eşsiz bir fırsat. ECE TEMELKURAN / İYİLİK GÜZELLİK / CAN YAYINLARI

Sayıklama

Bir yanıyla polisiye bir roman, bir yanıyla aşk hikâyesi. Gerçek ve hayali olanı harmanlayarak yazının sınırlarını zorlayan bir anlatı, mektup, günlük, okura meydan okuyan, edebi türlere kafa tutan bir manifesto. Granta dergisi tarafından “İspanyolca yazan en iyi romancılar” arasında gösterilen Şilili yazar Carlos Labbé, okurlarını Juan Carlos Onetti’nin, Julio Cortázar’ın ve Roberto Bolaño’nun ışığında türler arası bir yolculuğa çıkarıyor. Genç sevgililer Carlos ve Elisa’nın, bir oyun nedeniyle araları açılan albino kızlar Alicia ve Violeta’nın, Şili’nin başkenti Santiago ve kurmaca Neutria şehrinin romanı bu. Peki kim yazıyor bu romanı, okur mu yoksa yazar mı? İnsanın etrafında hızla dönüp duran dünyayı sayfada yakalama çabası Loquela - Sayıklama. “Lanetli yaratıklarız biz, hareketsiz nesneler, mesela bir roman, özel bir günlük, bir mektup olmasa kendimizi tanıyamayacağız.” (CARLOS LABBÊ LOQULA, SAYIKLAMA, NOTOS KİTAP)

Zona

Günün ilk dakikalarında dikilen bir fidan gibi Bir Ege türküsüyle yan yana olmak gibi Bir intihar girişiminden sonraki ilk duyuş gibi Bir çift dudağın dokunuşuyla iyileşir kimi yaralar Hatta zona!.." C. Hakkı Zariç'in yeni şiir kitabı "Zona", "insan neleri susmuyor ki" diyor. "Zona"daki şiirler bir hesaplaşma sayılabilir, kendiyle, dünyayla, iktidarla... "Saklanmam mümkün değil, yakama sözcük asmışım" ile başlayıp "Saklanmam mümkün değil, aile albümünde hâlâ Lenin!.." diye devam ediyor. Müzikli, gizemli olduğu kadar meydan okuyucu, kararlı bir tavra sahip. "Bağırmaktan başka dil bilmeyen tiranlar Reklamlardan aşırılmış çok sevimli gülüşler Yapaylık, adına ben’ini sormayanlar Zona; sustukça çoğalan kabuksuz yaraları sıkıntımın" (C.HAKKI ZARİÇ, ZONA, MANOS KİTAP)

Tütüncü Çırağı

937 yazının son günleri... Göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan on yedi yaşındaki Franz, annesinin isteğiyle “eski bir tanıdık” olan tütün mamulleri satıcısı Otto Trsnjek’in yanına, Viyana’ya gider. Böylece hem bir meslek edinecek hem de Viyana gibi bir yerde daha iyi bir gelecek kurabilecektir. Genç Franz bir yandan mesleğin inceliklerini öğrenirken bir yandan da dükkâna uğrayan ünlü tiryakilerle tanışır. Bu müşterilerden biri olan Profesör Sigmund Freud ile dostluk kuran Franz, Anezka adlı gizemli bir kıza âşık olduktan sonra profesörle görüşmeyi daha da sıklaştırır. Ancak o günlerde Viyana’ya gelen bir tek Franz değildir; gamalı haçlar, Führer posterleri, Gestapo da gelip yerleşmiştir Viyana’nın kalbine. Sersemletici bir aşkın pençesindeki Franz, içinde yaşadığı toplumun, siyasetin kısacası etrafındaki her şeyin dönüşümünü geç de olsa fark etmeye başladığında artık dönülmez bir yola girmiştir hayat. Dünya edebiyatının son yıllardaki en dikkat çeken isimlerinden Robert Seethaler’in bu incelikle örülmüş, yürek burkan romanını Oktay Değirmenci Almanca aslından çevirdi. (TÜTÜNCÜ ÇIRAĞI, ROBERT SEETHALER, JAGUAR KİTAP)

Sessiz Sahil

Hoyrat bir ilkgençlikten ve kısa sürede bitmiş erken bir evlilikten sonra kendini yeni yeni bulmakta olan Evan ile babası emekli asker Charles Shepard’ın bindiği araba bir akşamüstü, bilmedikleri bir sokakta bozulur. Telefon etmek için zilini rastgele çaldıkları Drake ailesinin evindeki zorunlu misafirlikleri, Drake’lerin genç kızı Rachel ile Evan arasında hızla gelişen bir aşka yol açacak, iki ailenin kaderi sessiz ve kasvetli Cold Spring Harbor kasabasında kesişecektir. Richard Yates, güçlüklerle dolu geçmişlere sahip, birbirlerine çaresizce bağlı bu iki ailenin fertlerini yakından izliyor; bir yeniyetmenin büyüme sancılarını ve utançlarını da, yalnız bir kadının sevgiye açlığını da aynı inandırıcılıkla anlatıyor. “Sessiz Sahil”, usta bir yazarın kaleminden çıktığını her sayfasında belli eden, unutulmayacak bir roman. (RİCHARD YATES, SESSİZ SAHİL, YAPI KREDİ YAYINLARI)

Bayel Ağıtçıları

Gerçekle gerçeküstü arasında gidip gelen, birbiriyle bağlantılı sekiz öyküden oluşan “Bayel Ağıtçıları” 1964 yılında İran’da yayımlandığında büyük ilgi toplar. Eser İran edebiyatının yanı sıra sineması üzerinde de etkili olur. Bu kitaptaki “Dördüncü Hikâye” “Gav” (İnek) adıyla 1969’da ünlü yönetmen Daryuş Mehrcui tarafından beyazperdeye aktarılır. Film kazandığı ödülle birlikte İran sinemasının adını dünyaya duyururken, ülkenin sinema tarihinde de dönüm noktası olur. Çağdaş İran edebiyatının özgün kalemi Gulam Hüseyin Sâedi, “Top” romanından sonra “Bayel Ağıtçıları”yla Türkçede... Meşhedi İslam öksürdü ve onun bir şey söylemesini bekleyerek: “Meşhedi Hasan, selamün aleyküm, halin keyfin nicedir, iyi misin diye bakmaya geldik.” Meşhedi Hasan sanki geviş getiriyordu: “Ben Meşhedi Hasan değilim, ben ineğim, ben Meşhedi Hasan’ın ineğiyim” dedi. Moserha korkuyla geri çekildi. Kethüda: “Böyle konuşma Meşhedi Hasan, sen Meşhedi Hasan’ın ta kendisisin, değil misin?” Meşhedi Hasan ayağını yere vurdu ve: “Hayır değilim. Ben Meşhedi Hasan’ın ineğiyim” dedi. (BAYEL AĞITÇILARI, GULAM HÜSEYİN SÂEDİ, YAPI KREDİ YAYINLARI)

Acun Ilıcalı'nın Sıra Dışı Hikâyesi: Survivor

Doğan Satmış, "Yeni Türkiye’nin Rol Modeli Acun Ilıcalı'nın Sıra Dışı Hikâyesi - Survivor" ismini taşıyan kitabında, "Yaşamı boyunca türlü trajedilerden ve trafik kazalarından kurtulabilmiş; her durum ve her koşuldan sıyrılabilecek bir kabiliyet. Muhafazakâr ya da seküler, her siyasi atmosferde hayatta kalabilecek gerçek bir survivor" ifadelerine yer verdi. Acun Ilıcalı'yı, "Muhafazakâr kitlelerin hoş görmeyeceği bir yaşamı sürdürüp, hoş görülebilen ender bir karakter" olarak tanımlayan Doğan Satmış'ın kitabında medya dünyasında yeni tartışmalar başlatacak bölümler var. (SURVİVOR, KARAKARGA YAYINLARI, DOĞAN SATMIŞ,)

Batının Doğusu - Öykülerde Bir Ülke

Miroslav Penkov öykülerinde ülkesi Bulgaristan’ı anlatırken Balkanların sınırlarla gelişi güzel bölünmüş coğrafyasının ve o sınırların ezip geçtiği kimliklerin de ruhunu yakalamayı başarıyor. Batının Doğusu’ndaki öykülerde, insanların trajik deneyimleri bir araya gelerek Balkan coğrafyasını bir toprak parçasından daha özel bir şeye dönüştürüyor; Penkov, insanlarla o toprağın temsil ettiği hayatlar, tarihler, uluslar arasındaki huzursuz ilişkilerden bir ruh atlası dokuyor incelikle. Eski Doğu Bloku’ndan öykülere yaraşır şekilde yer yer komik, yer yer son derece absürt olabilen kitaba aynı zamanda çok derin bir hüzün de hâkim. Penkov karakterlerini trajik yollardan geçirirken hiç beklenmedik anlarda, onları genellikle en zor anlarında terk ederek okuyanları nefes nefese ve kalbi kırılmış bırakıyor. Batının Doğusu Balkan insanının o buruk hüznünü yüreğinde hissetmek isteyenler için. (BATININ DOĞUSU / MİRASLOV PENKOV / YÜZ KİTAP)

Duman

"Birdenbire ona her şey bir duman gibi göründü: Kendi yaşamı, Rus yaþamı, insan yaşamı, hele Rus yaþamı ona tümüyle bir duman gibi göründü. ‘Her şey duman ve buhar,’ diye düşünüyordu. Sanki her şey durmadan değişiyordu. Her yerde yeni yüzler, yeni biçimler görünüyor, sanki olaylar birbirini kovalıyordu. Oysa aslında her şey aynıydı. Her şeyde bir hareket, bir acelecilik göze çarpıyor, her şey hiçbir iz bırakmadan, hiçbir şeye erişmeden yitip gidiyordu." Turgenyev, toprak reformundan birkaç yıl sonra, 1867 yılında yayımlanan eseri Duman’da, Rusya’ya Avrupa’dan bakarak, hem aristokrat çevreyi hem Slavofilleri hem de aydınları eleştirir. Özellikle Rus soylu ve aydınlarına... DUMAN/TURGANYEV/YORDAM KİTAP