'Bakiye'den süzülmüş bir kitap: Ucunda Ölüm Var

Kemal Varol'un 'Ucunda Ölüm Var' romanı son dönem Türkçe edebiyatının öne çıkıyor. Kitap dil düzeneğiyle dikkat çekiyor.

Mustafa Orman

Edebiyat eseri, güncelin ya da tarihin gölgesindeki olaylarda estetiğe dönüştüğünde karşı bir tahammülsüzlük ortaya çıkarırken kesin bir çözümün yolunu da biçmez, sadece bir açımlama yaratır. Biçem ve yorumlama arasında gidegelen bu tahammülsüzlük kendine dair bir malzeme bulamamanın hezimetinde debelenir; hikaye ve meselenin kıyılarında gezinen, duygunun rahlesine kendini bırakan açımlama ise örülmüş duvarı ortadan kaldırma çabasına giriştirir. Güncelle uzlaşma yetisiyle hareket etme de tamamen eseri zamanın gerisinde bırakır. Yazarın bu noktada geliştirdiği sezgisel deneyimler, hikayeler ve olayların kenarında aktif gezinirken esere açtığı rayların kıyısında yürüme bilinci ne geride kalmaya yol açar, ne de meselenin yapaylık hatasına düşmesine izin verir. Bu noktada Kemal Varol‘un Ucunda Ölüm Var romanı iletme zorluğu içinde parçalanan vakaları, evrensel bir döngüde gerip risk almayı gözününde bulundurur. Ucunda Ölüm Var romanı tatmin edilmeyi de bu riskten alıyor.ucunda-olum-var

Kemal Varol‘un Ucunda Ölüm Var romanı üzerine verdiği söyleşideki “Aşk ve memleket insana neler eder” cümlesi, yazarın benliğindeki tavırlı kişiliği konuşturan dünyaya bakışını da gösterir. Bu nedenle toplumsal bulanıklığın içinde kolayca ad koyabileceğimiz yerde durur Varol’un anlattıkları. Anlatımıyla, doğrudan anlatmadığı meseleler birbiriyle örtüşür. Çünkü değindiği meseleler, insanlar hep kenarlarda bırakılmış, ötekileştirilmiştir. Yalanı üretenlere, yalanda ısrar edenlere karşı koşturmak yerine, yalanı gezdirenlerin yollarına fotoğraflar koyar -ki karşı çıkışı da böylece önümüze serdirir. Deneyim edilenin yanında, yazarın psikolojik takıntılarının, eğilimlerinin izdüşümlerine de rast gelinir.

TARİHİN KEKEMELİĞİ

Ucunda Ölüm Var romanının hikayesi, Ağıtçı Kadın’ın Heves Ali’yi rüyasında görmesiyle okuyucunun romana tatmin noktasını başlatır. Varol, Ağıtçı Kadın’ın rüyasında gergeflediği Heves Ali’nin “ben öldüm gel bul beni” işareti başka bir sayfayı da açar. Yaşar Kemal‘in romanlarında sürekli gezinen dini motifler ve mit yaratmayla hem korku, hem de inanış biçimi yaratırken, Kemal Varol karakterinde kazdığı rüya, korku ve inanış yerine arayışa sürükler. -Ki ‘Heves’ ismi de sanırsam boşuna koyulmamıştır karakterin adının önüne. Her ne kadar bir aşk romanı gibi gözükse de, tarihin kekemeliğinde dinsel ayırımlar, ötekileştirilenler, katledilenlerin hikayelerine girilir; 12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde Co isimli köpeğiyle insanları işkenceden geçiren komutanın ev hayatındaki babacan, sevecen, insancı tarafı verilerken, böyle bir adam nasıl da acımasız olur sorusunu da sordurur. Romanın başlarında geçen şu cümle ülkedeki savaşın devamlılığını gösterir:

“İstasyonda bekleyen bir yük treninde askerî mühimmat taşıyan yorgun askerlerin koruduğu vagonlar göze çarpıyordu.”(Sayfa: 32)

kemal-varol-as

Kemal Varol, 1977 yılında doğdu. Yas Yüzükleri, Kin Divanı ve Temmuzun On Sekizi adlı üç şiir kitabı Bakiye adıyla toplu şiirler olarak kitaplaştı. Romanları: Jar, 2011; Haw, 2014; Ucunda Ölüm Var, 2016 yılında yayımlandı. Haw romanı, 2014 Cevdet Kudret Roman Ödülü’nü kazandı. Sabitfikir tarafından 2014’ün en iyi romanı seçilen Haw, ayrıca Bursa ÇGD tarafından 2015 Barış Ödülü’ne de layık görüldü.

Ucunda Ölüm Var romanı örgülü bir anlatım şekliyle de dikkat çekiyor; Ağıtçı Kadın’ın iç sesinden akarak fışkıran şiirsellik, Ağıtçı Kadın’ın derdini dinlediği karakterler ve yazarın gözetimiyle gösterilenler girift çaprazlıkla bütünleşir, bağlantıları da serdirir. Ağıtçı Kadın’ın iç sesinde yürüyen bir radyo, karakterlerin anlatımında omuzda durup sallanan bir kamera, yazarın anlatımında ise boynunda duran ve sürekli fotoğraf çeken bir fotoğraf makinesi izlenimi roman boyunca eşlik eder. Sistemsel ve zamansal açıdan anlatıcaların farklı dönemlerde yazıldığı bariz belirgenleşirken, eseri aksatmıyor. Gerekçelendirme tasarrufuna bürünmeden tercih edilen bu nokta, birbirini girift çaprazlama eşliğinde kapatıyor. Gizemleşen anlatım rayında kendini kabullendiriyor.

BAKİYEDEN SÜZDÜRÜLMÜŞ HAFIZA

Roman için atfedilen modern masalcı ve masalsı anlatım tespiti, yanlış olmakla beraber uzaktan yakından ilgisi yok, diye düşünüyorum. Kemal Varol‘un genel hatta çizdirdiği şiirsel dilin yanında kullanmış olduğu zaman kipleri bu yanlış tespitleri de beraberinde getiriyor. Oysa masalcı yakıştırmasının olabilmesi için gerçek dışı olayların, karakterlerin de olması gerekir. Atfedilen bağlamın gerçekliğinin ve bağlarının sorgulama kaygısı olmadığı müddetçe her daim böyle durumlarla karşılaşılabilir. Ancak yazarın tarihsel tanıklık şemalarında dolaşan gerçekliği şiirin ununa batıra batıra çıkardığı anlatımlar ister istemez böyle bir yanılgıyı neden beraberinde getirmesin ki? Romanın genel bütün hazinesine baktığımızda, yazarın şiir kitabı Bakiye’nin hafızasını Ucunda Ölüm Var romanına süzdürdüğü kendini açıkça ifşa ediyor. Şöyle ki: “Herkes bir yere yetişme telaşında da, ben neden bir çivi gibi çakılıyım dünyaya?” (Ucunda Ölüm Var, sayfa: 163)
“sen varacağına vardın da / ben neden hala yoldayım…” (Bakiye, Ayrılık Provaları şiiri, sayfa: 154)

Bu gibi hafıza benzerliğine Bakiye kitabını bilenler, roman boyunca karşılaşacaktır.

ZAYIFLIĞI VE GÜÇLÜLÜĞÜ

Ermeni Artin’in öldüğünde dikilip kalan işaret parmağı, sonrasında mezarının ikide bir açılıp taşınması, dağa çıkan Ümit’in çizdiği resimde kendine yarattığı anlam ve Ağıtçı Kadın’ın Erzurum’da simitçiyle arasında geçen konuşma kitabın en güçlü ve silinmez yanları: “…yaşlı kadının gözü onlarca simidin bir halka oluşturduğu tepsideki simitlere değil de, bu halkanın içine yerleştirilmiş bir baş soğana ilişti. Simitle soğanın neden yan yana durduğunu bir türlü anlayamadı. Bir an için Erzurum’da simidin soğanla yendiğini düşündü. Fakat bu ikisinin tadını birbirine yakıştıramadığı için gözlerini yeniden çocuğa çevirdi. Kesesindeki bozukluğu simitçi çocuğa uzatırken tepsideki soğanın sebebini sordu. Başını sessizce öne eğdi simit satıcısı, yüzü utançtan kıpkırımızı oldu. Sanki her an yere düşüp ağzından köpükler saçacakmış gibi, kapkara gözlerini yere dikerek ‘Sara hastasıyım,” dedi. (Sayfa: 136)

yenicikanlar

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

Yazarın Ümit’in dağa çıkma hikayesini anlattığı bölümde, resim öğretmeni Celil ile sürtüşmesini kişisel bir hamle olarak olayı anlatma isteği beliriyormuş hissi yaratıyor. Yine Ümit’in kişisel sürtüşmesini Celil’in arabasının kaportasını çizerek halletmeye çalışması politik bir duruşu olan Ümit için sırıtıyor. Celil’in istediği resim yerine kendi istediği resmi yapması daha büyük bir karşı çıkış değil midir?

SONUÇ…

Ucunda Ölüm Var romanı, yazarın tavır alan yanı ve dil düzeneğiyle son dönem Türkçe edebiyatın en güçlü yerlerinde duruyor.