Matruşka Park

“Arka balkonun demirlerini açarak çıktım. Az bir şey yürüyerek dörtyol kavşağındaki güzel parka geldim. Hava kararmıştı ama hâlâ parkı kullananlar vardı. Soğuk da olsa dondurma yiyenler, çekirdek çitleyenler, gençler, akşam yemeklerini erken alan yaşlılar. Sivilceli bir oğlan kitap okuyor, okul üniformalı iki Rus kızı aralarında kıkırdaşıyordu… Ama dört beş saat sonra bu aile kokulu park başka birtakım insanlara kalacak. Aralarında benim gibilerin olduğu insanlara. Temiz banklar çamurlu postallarla kirletilecek, dondurmacının kepenklerine ayıp şeyler yazılacak. Başka cins insanlar bunlar… aralarından küçük olanlar kaydırakta kayacak, çocukça sesler çıkararak salıncakta gökleri delecek..." 2013 yılında SİYAD En İyi Ulusal Film Ödülü’nü kazanan “Kutsal Bir Gün” filminin senaryosunu kaleme alan Uğur Sencer, Matruşka Park romanıyla Türkçe yeraltı edebiyatının bir örneğini oluşturuyor. UĞUR SENCER / MATRUŞKA PARK / İTHAKİ YAYINLARI

Don Kişot

Jale Parla sizi Don Kişot’un izinde bir yolculuğa davet ediyor. 17. yüzyıl İspanyası’nda, La Mancha’da başlayan bu yolculukta Cervantes’i takip ederken, aynı zamanda Avrupa romanının doğuşuna tanıklık edecek, türün bu en klasik örneğini metinsel, bağlamsal ve teorik olarak değerlendirme imkânı bulacaksınız. Cervantes’in uyguladığı tekniği, temsilden ne anladığını, yazar ve yazarlık konusunda sorularını, yazar otoritesiyle nasıl oynadığını, gerçeklik ve yanılsama ilişkisini nasıl gördüğünü, hiciv, parodi gibi yöntemlerden ne amaçla yararlandığını da sergileyen bir çalışma "Don Kişot, Yorum, Bağlam, Kuram." JALE PARLA / DON KİŞOT / İLETİŞİM YAYINCILIK

Çukur

Altıparmak Dağları’nın avcuna gömülmüş, bekliyor öksüz, köksüz Çukur. Ölmüşü çok, gidenlerden dönmüşü yok: En kalabalık meydan kabristan. Ölüler hatırlanmak, diriler deprem bekliyor. Berrin Karakaş ihanetin, bekleyişin, kötülüğün, ümitsiz aşkların sarstığı Çukur’da, bizi bir sarmalın içine; cevapsız soruların, sonuçsuz hesaplaşmaların, beyhude beklentilerin ve şifasız acıların tam ortasına sürüklüyor. Bir mucize gerek. Ve bir bela, bir kurban. Belalar ve mucizeler yan yana yürüyor Çukur’da. ÇUKUR / BERRİN KARAKAŞ / SEL YAYINCILIK

Yaşam ve Ölüm Kafiyeleri

Yaşam dediğinizde, ölüm de demiş olursunuz. Ya da tam tersi. Bir yazar için gerçek ile kurmaca da tıpkı böyledir. Yazarımız, sıcak ve boğucu bir gecede Tel Aviv'de bir kültür merkezinde söyleşiye katılacaktır. Söyleşiden önce vakit öldürmek için bir kafeye gider. Ama oturmaktan sıkılır ve gördüğü insanlar hakkında hayat hikâyeleri uydurmaya başlar. Aynı şeyi kültür merkezinde de sürdürür. Söyleşi bittiğinde, bir kadına bir şeyler içmeyi teklif eder. Ancak kadın teklifi reddeder. Yazar önce kentin sokaklarını arşınlar, sonra gecenin ilerleyen saatlerinde kendini kadının dairesinde ateşli bir gecenin eşiğinde bulur. Peki ama gerçek öyle midir? Amos Oz'dan gerçeğin nerede bitip kurmacanın nerede başladığını asla tahmin edemeyeceğiniz bir roman. YAŞAM VE ÖLÜM KAFİYELERİ / AMOS OZ / DOĞAN KİTAP

Yarım Ay

Harun Candan, üçüncü romanı Yarım Ay'da, bir aşk ve cinayet öyküsü anlatıyor. Sevdiği kızın ortadan kaybolması üzerine, giderek kendisini de ölüme yaklaştıran izlerin peşine düşen Can, arkadaşı acar gazeteci Ahmet'le birlikte, birbiri ardına işlenen cinayetleri kadim zamanlardan kalan öyküler ve metinler eşliğinde çözmeye çalışırken, estetik ve ölüm arasındaki o ezeli gerilimle, yalnızca yaratarak değil yok ederek de var olan sırlı insan doğasıyla yüzleşecektir. YARIM AY / HARUN CANDAN / DOĞAN KİTAP

İyilik Güzellik

Pek yakında tıpkı bizim gibi Batı dillerinde yaşayan insanlar da tanık olacakları sarsıcı kötülük temsillerinden sonra kendilerine yeniden şunu soracaklar, “İnsan iyi midir? Kötü müdür?” Bu, yeniden, kalabalıkların konuştuğu bir şüphe olacak, “Yoksa insanlar kötü müdür?” İkiliklerin tartışıldığı, kahramanların rol aldığı tragedya çağından, insanın karmaşık öyküsünün sürekli yeniden karıldığı modern topluma ulaşmış olan düşünceyi aynı ikiliye yeniden sıkıştırmamak için... Belki de bunca sert gerçeğin karşısında yazının ve kitabın sağladığı tek direnç noktası bu. Ece Temelkuran’ın yazılarından derlediğimiz bu kitap, yeni bağlamıyla kültürün, sanatın gerekliliğine ve yaşamsallığına ilişkin eşsiz bir fırsat. ECE TEMELKURAN / İYİLİK GÜZELLİK / CAN YAYINLARI

Sayıklama

Bir yanıyla polisiye bir roman, bir yanıyla aşk hikâyesi. Gerçek ve hayali olanı harmanlayarak yazının sınırlarını zorlayan bir anlatı, mektup, günlük, okura meydan okuyan, edebi türlere kafa tutan bir manifesto. Granta dergisi tarafından “İspanyolca yazan en iyi romancılar” arasında gösterilen Şilili yazar Carlos Labbé, okurlarını Juan Carlos Onetti’nin, Julio Cortázar’ın ve Roberto Bolaño’nun ışığında türler arası bir yolculuğa çıkarıyor. Genç sevgililer Carlos ve Elisa’nın, bir oyun nedeniyle araları açılan albino kızlar Alicia ve Violeta’nın, Şili’nin başkenti Santiago ve kurmaca Neutria şehrinin romanı bu. Peki kim yazıyor bu romanı, okur mu yoksa yazar mı? İnsanın etrafında hızla dönüp duran dünyayı sayfada yakalama çabası Loquela - Sayıklama. “Lanetli yaratıklarız biz, hareketsiz nesneler, mesela bir roman, özel bir günlük, bir mektup olmasa kendimizi tanıyamayacağız.” (CARLOS LABBÊ LOQULA, SAYIKLAMA, NOTOS KİTAP)

Zona

Günün ilk dakikalarında dikilen bir fidan gibi Bir Ege türküsüyle yan yana olmak gibi Bir intihar girişiminden sonraki ilk duyuş gibi Bir çift dudağın dokunuşuyla iyileşir kimi yaralar Hatta zona!.." C. Hakkı Zariç'in yeni şiir kitabı "Zona", "insan neleri susmuyor ki" diyor. "Zona"daki şiirler bir hesaplaşma sayılabilir, kendiyle, dünyayla, iktidarla... "Saklanmam mümkün değil, yakama sözcük asmışım" ile başlayıp "Saklanmam mümkün değil, aile albümünde hâlâ Lenin!.." diye devam ediyor. Müzikli, gizemli olduğu kadar meydan okuyucu, kararlı bir tavra sahip. "Bağırmaktan başka dil bilmeyen tiranlar Reklamlardan aşırılmış çok sevimli gülüşler Yapaylık, adına ben’ini sormayanlar Zona; sustukça çoğalan kabuksuz yaraları sıkıntımın" (C.HAKKI ZARİÇ, ZONA, MANOS KİTAP)

Tütüncü Çırağı

937 yazının son günleri... Göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan on yedi yaşındaki Franz, annesinin isteğiyle “eski bir tanıdık” olan tütün mamulleri satıcısı Otto Trsnjek’in yanına, Viyana’ya gider. Böylece hem bir meslek edinecek hem de Viyana gibi bir yerde daha iyi bir gelecek kurabilecektir. Genç Franz bir yandan mesleğin inceliklerini öğrenirken bir yandan da dükkâna uğrayan ünlü tiryakilerle tanışır. Bu müşterilerden biri olan Profesör Sigmund Freud ile dostluk kuran Franz, Anezka adlı gizemli bir kıza âşık olduktan sonra profesörle görüşmeyi daha da sıklaştırır. Ancak o günlerde Viyana’ya gelen bir tek Franz değildir; gamalı haçlar, Führer posterleri, Gestapo da gelip yerleşmiştir Viyana’nın kalbine. Sersemletici bir aşkın pençesindeki Franz, içinde yaşadığı toplumun, siyasetin kısacası etrafındaki her şeyin dönüşümünü geç de olsa fark etmeye başladığında artık dönülmez bir yola girmiştir hayat. Dünya edebiyatının son yıllardaki en dikkat çeken isimlerinden Robert Seethaler’in bu incelikle örülmüş, yürek burkan romanını Oktay Değirmenci Almanca aslından çevirdi. (TÜTÜNCÜ ÇIRAĞI, ROBERT SEETHALER, JAGUAR KİTAP)

Sessiz Sahil

Hoyrat bir ilkgençlikten ve kısa sürede bitmiş erken bir evlilikten sonra kendini yeni yeni bulmakta olan Evan ile babası emekli asker Charles Shepard’ın bindiği araba bir akşamüstü, bilmedikleri bir sokakta bozulur. Telefon etmek için zilini rastgele çaldıkları Drake ailesinin evindeki zorunlu misafirlikleri, Drake’lerin genç kızı Rachel ile Evan arasında hızla gelişen bir aşka yol açacak, iki ailenin kaderi sessiz ve kasvetli Cold Spring Harbor kasabasında kesişecektir. Richard Yates, güçlüklerle dolu geçmişlere sahip, birbirlerine çaresizce bağlı bu iki ailenin fertlerini yakından izliyor; bir yeniyetmenin büyüme sancılarını ve utançlarını da, yalnız bir kadının sevgiye açlığını da aynı inandırıcılıkla anlatıyor. “Sessiz Sahil”, usta bir yazarın kaleminden çıktığını her sayfasında belli eden, unutulmayacak bir roman. (RİCHARD YATES, SESSİZ SAHİL, YAPI KREDİ YAYINLARI)

Bayel Ağıtçıları

Gerçekle gerçeküstü arasında gidip gelen, birbiriyle bağlantılı sekiz öyküden oluşan “Bayel Ağıtçıları” 1964 yılında İran’da yayımlandığında büyük ilgi toplar. Eser İran edebiyatının yanı sıra sineması üzerinde de etkili olur. Bu kitaptaki “Dördüncü Hikâye” “Gav” (İnek) adıyla 1969’da ünlü yönetmen Daryuş Mehrcui tarafından beyazperdeye aktarılır. Film kazandığı ödülle birlikte İran sinemasının adını dünyaya duyururken, ülkenin sinema tarihinde de dönüm noktası olur. Çağdaş İran edebiyatının özgün kalemi Gulam Hüseyin Sâedi, “Top” romanından sonra “Bayel Ağıtçıları”yla Türkçede... Meşhedi İslam öksürdü ve onun bir şey söylemesini bekleyerek: “Meşhedi Hasan, selamün aleyküm, halin keyfin nicedir, iyi misin diye bakmaya geldik.” Meşhedi Hasan sanki geviş getiriyordu: “Ben Meşhedi Hasan değilim, ben ineğim, ben Meşhedi Hasan’ın ineğiyim” dedi. Moserha korkuyla geri çekildi. Kethüda: “Böyle konuşma Meşhedi Hasan, sen Meşhedi Hasan’ın ta kendisisin, değil misin?” Meşhedi Hasan ayağını yere vurdu ve: “Hayır değilim. Ben Meşhedi Hasan’ın ineğiyim” dedi. (BAYEL AĞITÇILARI, GULAM HÜSEYİN SÂEDİ, YAPI KREDİ YAYINLARI)

Acun Ilıcalı'nın Sıra Dışı Hikâyesi: Survivor

Doğan Satmış, "Yeni Türkiye’nin Rol Modeli Acun Ilıcalı'nın Sıra Dışı Hikâyesi - Survivor" ismini taşıyan kitabında, "Yaşamı boyunca türlü trajedilerden ve trafik kazalarından kurtulabilmiş; her durum ve her koşuldan sıyrılabilecek bir kabiliyet. Muhafazakâr ya da seküler, her siyasi atmosferde hayatta kalabilecek gerçek bir survivor" ifadelerine yer verdi. Acun Ilıcalı'yı, "Muhafazakâr kitlelerin hoş görmeyeceği bir yaşamı sürdürüp, hoş görülebilen ender bir karakter" olarak tanımlayan Doğan Satmış'ın kitabında medya dünyasında yeni tartışmalar başlatacak bölümler var. (SURVİVOR, KARAKARGA YAYINLARI, DOĞAN SATMIŞ,)

Batının Doğusu - Öykülerde Bir Ülke

Miroslav Penkov öykülerinde ülkesi Bulgaristan’ı anlatırken Balkanların sınırlarla gelişi güzel bölünmüş coğrafyasının ve o sınırların ezip geçtiği kimliklerin de ruhunu yakalamayı başarıyor. Batının Doğusu’ndaki öykülerde, insanların trajik deneyimleri bir araya gelerek Balkan coğrafyasını bir toprak parçasından daha özel bir şeye dönüştürüyor; Penkov, insanlarla o toprağın temsil ettiği hayatlar, tarihler, uluslar arasındaki huzursuz ilişkilerden bir ruh atlası dokuyor incelikle. Eski Doğu Bloku’ndan öykülere yaraşır şekilde yer yer komik, yer yer son derece absürt olabilen kitaba aynı zamanda çok derin bir hüzün de hâkim. Penkov karakterlerini trajik yollardan geçirirken hiç beklenmedik anlarda, onları genellikle en zor anlarında terk ederek okuyanları nefes nefese ve kalbi kırılmış bırakıyor. Batının Doğusu Balkan insanının o buruk hüznünü yüreğinde hissetmek isteyenler için. (BATININ DOĞUSU / MİRASLOV PENKOV / YÜZ KİTAP)

Duman

"Birdenbire ona her şey bir duman gibi göründü: Kendi yaşamı, Rus yaþamı, insan yaşamı, hele Rus yaþamı ona tümüyle bir duman gibi göründü. ‘Her şey duman ve buhar,’ diye düşünüyordu. Sanki her şey durmadan değişiyordu. Her yerde yeni yüzler, yeni biçimler görünüyor, sanki olaylar birbirini kovalıyordu. Oysa aslında her şey aynıydı. Her şeyde bir hareket, bir acelecilik göze çarpıyor, her şey hiçbir iz bırakmadan, hiçbir şeye erişmeden yitip gidiyordu." Turgenyev, toprak reformundan birkaç yıl sonra, 1867 yılında yayımlanan eseri Duman’da, Rusya’ya Avrupa’dan bakarak, hem aristokrat çevreyi hem Slavofilleri hem de aydınları eleştirir. Özellikle Rus soylu ve aydınlarına... DUMAN/TURGANYEV/YORDAM KİTAP

Atsineği

Atsineği, klasik romanların o hiçbir şeyle değiştirilemez okuma keyfini sunan, okurunu roman kahramanlarıyla birlikte “yaşamın ve mücadelenin ta ortasına fırlatan” bir yapıt. İrlandalı yazar Ethel Lilian Voynich, İtalya’nın 19. yüzyıldaki birlik ve bağımsızlık mücadelesinden heyecan dolu bir kesite odaklanırken; devrimci çevrelerdeki tartışmaları, kahramanlarının dönüşümünü, baba-oğul arasına giren dinsel meseleleri ve derinden derine ilerleyen bir aşk ilişkisini sürükleyici bir dille anlatıyor. Bir dönem özellikle Sovyet Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde çok popüler olan Atsineği, Bolşevik Devrimi’nin ardından okuma programlarına alınıyor, baskı üstüne baskı yapıyor, iki buçuk... ATSİNEĞİ/ETHEL L. VOYNICH/YORDAM KİTAP

Çimento

Çimentoyu iyi verirsen tutar. Çimento, biziz. Çimento işçi sınıfıdır." Fyodor Gladkov’un, 1917 Bolşevik İhtilali sonrasında ve iç savaş koşullarında bir taşra kentinde yaşanan kavgaları ve dönüşümleri anlattığı efsanevi romanı Çimento, çağdaş Rus edebiyatının ve toplumcu gerçekçi akımın en çok okunup tartışılan eserlerinden biri olageldi. Bir yanda toplumun çıkarı için varını yoğunu ortaya koyanlar; diğer yanda avantacıları, numaracıları, hırsızları ve bürokratlarıyla kendi çıkarının peşinde koşanlar… Bir yanda “yeni toplum”un habercileri, neferleri, önderleri; diğer yanda “eski toplum”un posaları, artıkları, lekeleri… Gladkov’un bu bir solukta okunan romanında, iç savaşın... ÇİMENTO/FYODOR GLADKOV/YORDAM KİTAP

Ben'in Gemisi

Ödüllü yazar Pieter Koolwijk'ten insana ve insanın kayıplarla mücadelesine dair büyülü ve mizah dolu bir öykü…Giel, evlerinin arka bahçesinde bir mezar olmasının pek "normal" görülmediğini biliyor bilmesine, ama böyle mutlu işte... Karşıdan karşıya geçerken yola bakmayı unutan ağabeyi Ben'in mezarı bu. Giel ve ailesi, Ben hâlâ onların yakınında olduğu için memnun. Hiç değilse Giel, şehrin öteki ucundaki o soğuk ve karanlık yere gitmek zorunda kalmıyor. Ben'i özlediğinde bahçeye bakması yetiyor. Fakat komşuları, Sirke ailesi ve Kulakkurdu ailesi öyle düşünmüyor. Giel ve ailesinin duyguları da zerre kadar umurlarında değil. Ancak Giel'in babası tepkiler karşısında pes etmiyor ve evlerini baştan inşa ediyor. Belli ki, Giel'in babasının bir planı var!.. Ben'in Gemisi, toplumun "katı" kurallarını sorgularken, birbirlerine sımsıkı sarılan bir ailenin acı-tatlı iyileşme hikâyesi. BEN'İN GEMİSİ/PIETER KOOLWIJK/CAN ÇOCUK

Burun Giysisi

İnsan üşüdüğü zaman, ne kadar da tatsız bir hisse dönüşüyor şu soğuk! Neyse ki, çözümü basit: Giyinmek! Ama insanın içini giysiden de çok ısıtan bir şey var ki, onu en iyi anneler ve babalar bilir… Çocuk kitapları, dergileri ve radyo programlarıyla tanınan M. Banu Aksoy'un sıcacık öyküsü, Mert Tugen'in rengârenk esenleriyle canlanıyor! BURUN GİYSİSİ/M.BANU AKSOY-MERT TUGEN/CAN ÇOCUK

Hayalet Gelin

19. yüzyıl Malaya'sı... Li Lan babasının borçlarını temizlemek için eski geleneklere uygun olarak bir hayaletle evlenecek. Zengin ve soylu Lim ailesinin oğlu Lim Tian Ching'in ruhu ölmeden önce görüp âşık olduğu Li Lan ile evlendiğinde huzur bulacak. Ama Li Lan'ın gönlü malikânede gördüğü bir başka erkeğe, müstakbel eşinin kuzenine kayıyor. Lim Tian Ching'in hayaletinin, kendisinin katili olmakla suçladığı Tian Bai'ye. Tian Bai gerçekten katil mi, Li Lan kimi sevmeli? Bütün bu soruların cevabı medyumun verdiği ilacı içerek gittiği Ölüler Ovası'nda verilecek. Li Lan ruhların arasında Lim malikânesinin sırlarını, annesinin geçmişini öğrenecek. Ölüler Ovası'nın görevlisi Er Lang ise güzel yüzü ve korkusuzluğuyla Li Lan'a gerçek aşkı tattıracak. Li Lan için seçim zamanı artık. Zenginliği ve cismi olan insanı mı yoksa ruhu ve ölümsüz aşkı mı seçecek? Yangsze Choo'dan Çin gelenekleri, mistisizm ve romantizmin harmanlandığı heyecan verici bir ilk roman. HAYALET GELİN/YANGSZE CHOO/DOĞAN KİTAP

İran Gül Bülbül ve Şiir Ülkesi

İran... Şiirin ve güllerin ülkesi... İnsanın ruhunu dinlendiren bahçelerden sesleniyor Firdevsi, Hafız, Sadi, Şehriyar, Furuğ... Tebriz, Tahran, Kum, Meşhed, Nişabur, Kaşan, İsfahan, Şiraz, Persepolis, Yezd, Bem... Seyyah Fazlı Bulut, kadim bir kültürün izini sürüyor, hep uzaktan bakıp göremediğimiz "öteki İran"ı anlatıyor... İRAN GÜL BÜLBÜL VE ŞİİR ÜLKESİ/FAZLI BULUT/DOĞAN KİTAP

Venedik'in Gözleri

Venedik'in Gözleri okuru on üçüncü yüzyıl Konstantinopolis'inin sokaklarında bir gezintiye davet ederken dönemin kusursuz bir atmosferini çiziyor... Bir yanda savaş, kazanma hırsı ve bitmek bilmez entrikalar, diğer yanda insanlık halleri ve aşk var... VENEDİK'İN GÖZLERİ/BETÜL KILIÇ/DOĞAN KİTAP