YAZARLAR

Depremin devirdiği Rızabeyler

114 kişi depremde can vermişken doğrudan sosyal medya hesaplarından Ayda tesellisi paylaşmak için yarışan değerli ve yetkili büyüklerimizin tutumuyla köfteci arasındaki ortaklık, görmediğimiz, görsek bile umursamadığımız ya da unutacağımız bir başka mucize olarak duruyor karşımızda.

Deprem haberini aldığımdan beri Rızabey Aile-Evi’ndeyim.

Kameralar ilk oraya odaklanıyor: İzmir Bayraklı’da yerle yeksan olan Rıza Bey Apartmanı’na.

Onun eşliğinde adı - sanı, yeri, sokağı çoktan kaybolan Rızabey Aile-Evi çıkıp geliyor zamanın ve belleğin derinliklerinden. Üstümüze çöken, soluğumuzu kesen, canımızı alan, sağ kalanın canını yakan devranın çarkı döne döne Rıza Beyleri işaret ediyor. Apartman ya da aile – evi.

Bayraklı’da değil, İzmir Karataş’ta Rıza Bey Aile-Evi. Deveçıkmaz Yokuşu’nun ucunda. Görünüşte “öyle ahım şahım bir yokuş” değildir ama dünyanın merkezidir bakana, yaşayana göre. Orayı bize Tarık Dursun K. anlatır: “Allah gözlerini yeryüzüne çevirdi mi, ilkin Deveçıkmaz Yokuşu'nu görür. Deveçıkmaz büyür, büyür kent kadar olur; sonra yine alabildiğine - hem bu kez yırtınırcasına- büyür, dünya kadar olur.”

Bir ucunu tramvay yolu kesiyor yokuşun, öteki ucunu denize set çekercesine dikilen Rıza Bey Aile-Evi.

Apartman öncesi zamanların mekanı; “üç oda - tek katlı- bir yanda, üç oda öbür yanda; karşılıklı altı odadır. Sahibinin adı Rıza'ydı da, ondan mı adı ‘Rızabey Aile-evi’, bilinmiyor.”

Daha evveli, Karataş Yahudihanesi ya da özgün adıyla Kortejo.

Göçmen, yoksul, kimsesiz takımın dünyaya, devrana karşı savunma birliği niyetine “kortej” düzeninde barınıp yaşamasından dolayı “kortejo” deniyor olsa gerek bu evlere. Türkçede avluya karşılık geliyor. Bağımsız ve ortak hayat.

Önce Tarık Dursun K. tanıttı bizlere “aile-evi” denen yapıları, oradaki hayatları. Çocukluk, gençlik yıllarının İzmir’inden gözlemlerle Rızabey Aile-Evi’ni koydu önümüze 1957’de. Ondan tam elli yıl sonra fotoğrafçı Birol Üzmez, kentin sokaklarında rastladığı “Aile-Evi” tabelasının ardına düştü. Tarihsel göçmenlik, yoksulluk, yoksunlukları, daimi depreme maruz kalan hayatları görüntüledi, belgeledi. 2009’dan başlayarak İzmir ve İstanbul’da sergiledi Kortejo – Aile Evleri’ni. 

Ne Tarık Dursun’un doğrudan tanıklık ettiği dönemin, devranın fay kırıkları üstünde yükselen Rızabey Aile-Evi, ne de Üzmez’in Kortejo bakiyeleri belgeseli umurumuzda oldu. Önümüze serip dikkatimizi çekmeye çalıştıkları sahipsiz hayatlar gibi onları konu eden romanlar, fotoğraflar, sergiler de zamanın derinliklerinde kaybolup gitti. Silindi.

.

Şimdi Rıza Bey Apartmanı ve çevresinden, deprem yıkımından hayat sahneleri çıkıyor karşımıza. Yok olan ya da kurtulan. Hemen unutacağımız acılar, sevinçler, teselliler.

YIKIM MANZARALARI

Çemişgezek’ten burslu öğrenim için İzmir’e gelen TEOG birincisi 17 yaşındaki Arda Baran’a üzülüyoruz. Enkazın altından “Siz köpekleri salın, ben kedi sesi çıkarayım” diyen Buse’nin kurtuluşuna seviniyoruz. Resmi haber ajansımızın muhabiri, Bakan’ın o görüşmesini kaydedip haberleştirmek üzere hemen dibinde hazır ve nazır, enkaz üstünde! Kimsenin müdahalesi yok… Kurtarma çalışmaları sürerken enkazın üstüne zıplayıveren, dahası görevlinin elinden telefonu çekip alan Bakan’a "ne yapıyorsun" diyen de yok tabii ki…

91 saat sonra enkaz altından sağ çıkan Ayda bebek mucizesiyle teselli buluyoruz. Devlet başkanından, parti liderlerine… Herkes, hepimiz. Sağlıkçılar ilk müdahaleyi yaparken Ayda’nın köfte – ayran istemesi, bir köfteci zinciri için anında reklam malzemesi haline geliyor.

114 kişi depremde can vermişken doğrudan sosyal medya hesaplarından Ayda tesellisi paylaşmak için yarışan değerli ve yetkili büyüklerimizin tutumuyla köfteci arasındaki ortaklık, görmediğimiz, görsek bile umursamadığımız ya da unutacağımız bir başka mucize olarak duruyor karşımızda.

Sosyal medya yarışı, asıl derin fay hatlarımızı en yetkin sismografı.

Daha önce burada konu ettiğimiz Öğrenilmiş Kötülük ordusu depremle birlikte bir kez daha harekete geçti. 

Bu kez Gavur İzmir’in sallanıp yıkılmasından, o yıkımla birilerinin can vermesinden haz buldu birileri. Kendilerine doğruluk, haklılık; düşman ötekilerin ölümüyle mutluluk payesi bulup çıkarmada yarışa girdiler. Deprem felaketini şenlik olarak karşıladılar.

Sokaktan sosyal medyaya transfer olan Öğrenilmiş Kötülük ordusuyla aynı ruha sahip medyatörler, hemen ön almaya koştular. Depremle birlikte daha ilk dakikada “İzmir’in acil ihtiyacı”nı saptayıp, ilgili – yetkililere rehberlik ettiler: “İhtilal kararnamesi”:

.

Yetkiler, heyecanlarını medyatör kadar açık etmeseler de, yıkılanın yapılacağını devlet sorumluluğu ve vakarıyla ifade etmekte gecikmediler elbette: Yıkılan, yapılacaktır. Yıkım demek, yapım demek. O da beton, asfalt, demir, çelik mucizesi demek.

BETON İHTİLALİ

Peki, adı Bostanlı olan bölgeyi, Bayraklı denen yeri, Rıza Bey Apartmanı ve türdeşleriyle beton ormanına çeviren tam da bu “beton ihtilalciliği” değil mi?

Sayıların dilini ustalıkla okuyup tercüme eden Önder Algedik, resmi belgeler üzerinden saptadı: “AK Parti İzmir’de harcadığı her 2 TL’nin birini asfalt ve betona harcamış. Şimdiye kadar topladığı yaklaşık 140 milyar lirayı da depreme harcamamış. Yetmemiş üstüne imara aykırı binalara 24,7 milyar TL karşılığı göz yummuş, adına da ‘imar barışı’ demiş. Böylece hem para kazanmış hem de depremin daha sert yaşanması için politika üretmiş. İzmir’de 811 bin imara aykırı yapı stoku ile soruna ortak olmuş. Yetmemiş depreme hazırlanmamasının stratejisini yazmış ve uygulamış. Bütün bunlar olurken depremi bahane edip deprem bölgelerine dokunmamış, rant bölgesine dokunmuş, adına da kentsel dönüşüm demiş.” 

Hal böyle olunca, birileri için deprem, evet, yeni mucize fırsatı: Beton döküp altın bulma mucizesi. Şimdiye dek olageldiği gibi. Ve de saltanatın devamı…

RIZA BEY, AH!

O ihtilal, o saltanat, kortejolardan, Rızabey Aile-Evi’nden beri yoksulların, yoksullukların üstüne yükselir… Ve her deprem o ihtilallerin yaratıp çoğalttığı yoksulları öldürür. Bugün oranın adı Rıza Bey Apartmanı.

Tarık Dursun’u dinleyin:

"Peki , Rıza Bey Aile Evi yıkıldı da İzmir'de aile evlerinin köküne kibrit suyu ekildi ve yoksul insanlar her türlü uygarlığın nimetlerini içeren yeni evlere mi kavuştular? Hiç sanmam! Rıza Bey Aile Evleri olmadan İzmir mi olurmuş? Yoksullar kentinde nohut oda bakla sofa evcikler, her zaman, ama her zaman, ama her zaman Rıza Bey Aile Evi'dir. Bu düzende de Rıza Bey Aile Evi olarak kalacaktır. Bu yüzden bence Rıza Bey Aile Evleri İzmir'de hala yaşıyor."


Zeki Coşkun Kimdir?

Uluslararası İlişkiler dalında yüksek lisans ve doktora yaptı. Uzun yıllar yayın ve iletişim sektöründe çalıştı. Cumhuriyet ve Radikal’de köşe yazarlığı yaptı. Kültür, sanat, edebiyat alanlarında eleştiri, inceleme ve araştırmalar yayımladı. Radyo programları hazırladı, sergiler düzenledi. MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi. Bilgi Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi’nde ve özel eğitim kurumlarında dersler, seminerler verdi. Uluslararası Pen Yazarlar Derneği ve Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA) üyesidir. Yayınlanmış kitapları: Öteki Sivas (1995), Kılıç Artığı (2000), Ay Olsun Aynam (2004).

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR