YAZARLAR

Bu ülkede yeni anayasa, ya darbe ile ya devrim ile yapılır

Anayasa’nın temel metninde, madde sayılarının toplamından daha fazla değişiklik yapılmış AKP döneminde. Anayasa 177 madde, değişiklik 180’den fazla. Erdoğan tarafından 12 Eylül Anayasası olarak adlandırılsa da değiştirilmiş haliyle bu Anayasa, bir AKP Anayasasıdır.

İnsanı önceleyen, milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan, toplumun gerisinde kalan değil, topluma dinamizm katan bir anayasa hedefliyoruz.

“..ülkenin ortak geleceğini, insanların doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini, siyasi aktörlerin uzlaşmasını velhasıl tüm bunları şüpheye yer bırakmayan bir meşruiyet zemininde kuşatan yeni anayasanın Türkiye'ye çok şey katacağı açıktır.

Bu ifadeler kime mi ait? Şaşırmayın ama Recep Tayyip Erdoğan’a. 12 Eylül Askeri darbesinin 43. yıldönümünde, “1982 anayasası yerine 2023 anayasası” başlıklı sempozyumda söyledi bunları. Üstelik müze haline getirilen Ulucanlar Cezaevi’nde.

Aynı Erdoğan, çok değil, iki gün sonra CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nu hedef alarak, “Sözde milletvekili ama terörist müsveddesi Mehmetçiğime nasıl hakaretler ediyor. Gereken dersi devlet olarak da yargı olarak da verme mükellefiyetimiz var” diyordu. Ne demişti ki Tanrıkulu? “TSK'nın yaptığı her şey eleştiriden azade değil. Biz milletvekiliyiz bunları sorgularız. Bu Türk Silahlı Kuvvetleri değil mi 12 Eylül'de faşist darbeyi yapan?” 

Aslında Erdoğan, Tanrıkulu’ndan çok, hatta çok daha “ağır” ifadeleri 12 Eylül darbesini yapan Türk Silahlı Kuvvetleri için 2010’da (referandum propagandası sırasında) söylüyordu; “..bu işkencelerle, milletçe hesaplaşacağız. Gencecik ölümlerle hesaplaşacağız, 17 yaşındaki çocukları yağlı urgana götürenlerle hesaplaşacağız”.

Neyse konumuz 12 Eylül üzerinden bir tutarlılık/tutarsızlık tartışması değil!

Konumuz “Yeni Anayasa”! Yeni Anayasa önerilerindeki tutarlılık/tutarsızlık!

***

1982 yapımı Anayasa'da 7 kısım, 177 madde ve 16 geçici madde bulunmakta. Ve o günden bugüne 23 kez değiştirilmiş.(1) Bu değişikliklerin 14’ü yani üçte ikisinden fazlası AKP döneminde yapılmış. Değişiklik içeren madde sayılarının toplamına bakıldığında ise (bazı maddeler birkaç kez değiştirilmiş) 170’ten daha fazla değişiklik yapılmış Anayasa’nın temel metninde. Yani Anayasa maddelerinden daha fazla. Aslında 12 Eylül Anayasası(2) olarak adlandırılsa da değiştirilme oranıyla bu Anayasa, bir AKP Anayasasıdır.

Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatı boyunca kaç kere “anayasa değişikliğinden” söz ettiğini aradım, toplam sayıya ulaşamadım. Ama “anayasa değişikliği” vaadini kısa aralıklarla sürekli gündemde tutmuş, özellikle 12 Eylül’e denk gelen tarihlerde. (Biliyoruz, geçmiş günleri daha doğrusu kendisinden önceki günleri çok seviyor.) Ama hiç yeni anayasa (taslağı bile) hazırlayıp sunmamış.

BU SEFER CİDDİ OLABİLİR Mİ?

AKP Genel Başkanı, partisi aracılığı ile yeni bir Anayasa yapılmasına girişebilir mi? Yirmi küsur yıllık pratiğine bakınca rahatlıkla “Hayır” denilebilir. Buna bir dizi neden sayılabilir de ancak en büyük nedeni; Erdoğan’ın, yürütmenin hakim olduğu yani fiili yöntemlerle ülkeyi yönetebildiği bir tarzdan vazgeçmeyecek/vazgeçemeyecek olmasıdır. Anayasa her şeyden önce bütünlüklü bir ideolojik çerçeveye hakim olmalıdır. Oysa gördük ve biliyoruz ki Erdoğan ve partisinin eklektik, değişken ve tutarsız bir ideolojileri(!) mevcut.(3)

Bu tutarsızlıklara rağmen “iş”e giriştiğinde, iktidarın şu anki yapısı ve bileşenleri ile “nasıl bir uzlaşının” çıkacağını tahmin etmek de zor değil.

Örneğin; Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, “Hak ve özgürlüklerin eksiksiz yer aldığı, sınırlamaların istisna olduğu, özgürlükçü” anayasa çerçevesi çiziyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2021 yılında, “yeni sivil anayasa” için ön çalışma yapmakla görevlendirdiği Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Başkanvekili Yavuz Atar çok daha “ileri”lerde; “Türkiye'deki bütün kesimlerin kendilerini özgür hissedebilecekleri, kendilerine hukukun uygulanabileceklerine inandıkları, adaletin işleyişi konusunda şüphe ve tereddütleri olmayacağı anayasa sistemi inşa etmek ve bunu uygulamak durumundayız.”

Oysa MHP’nin, Yeniden Refah’ın, HüdaPar’ın ve bilumum cemaatin/tarikatın ortak olduğu bu iktidardan, yukarıdaki ifadelerin hiçbiri çıkmaz. Ayrıca Tayyip Erdoğan’dan hiç çıkmaz. Çünkü yukarıdaki ifadelerde birazcık “samimi” olan bir iktidar anayasadan önce kanun ve yönetmelikleri buna uygun hale getirmeye çalışır, değil mi? Açıktır ki anayasa değişikliği için 400 vekil, yasa değişikliği için 301 vekil gerekli iken ve AKP bu 301 vekil sayısına ulaşılabilir durumda iken ileri denebilecek kaç yasa çıkarmıştır? Mesela Siyasi Partiler Yasası, mesela Yükseköğretim Yasası, Basın Kanunu'nda değişiklik (Sosyal Medya Yasası), Avukatlık Yasası (çoklu baro), Diyanet Akademisi Yasası, İnfaz Yasası, Öğretmenlik Meslek Yasası… Seçim yasasında barajın yıllar sonra yüzde 7’ye düşürülmesi bile demokrasi kaygısıyla değil, seçim kazanma hesabıyla yapıldı.

Anayasayı geçtik, yasaları geçtik, mevzuatın tamamının bile her gün daha fazla gericileştiği ve keyfileştiği bir süreç yaşanırken AKP’den “Hak ve özgürlüklerin eksiksiz yer aldığı”, “bütün kesimlerin kendilerini özgür hissedebilecekleri” bir Anayasa yapması beklenemez.

Üstelik Anayasayı ihlal etmeyi, çiğnemeyi daha açık bir ifade ile anayasal suç işlemeyi “olağan davranış” haline getirmiş bir iktidar mevcut. Bu öylesine bir “laf” değil, her hafta tekrarlanıyor; cumartesi günleri. Anayasa'nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Hatta Anayasa Mahkemesi, Cumartesi Anneleri'nin Galatasaray Meydanı’ndaki 700’üncü hafta buluşmasının yasaklanması ve buna yönelik polis müdahalesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine de karar vermiştir. Ama gelin görün ki her cumartesi bu anayasal hak, hatta Anayasa Mahkemesi'nin kararı çiğnenmekte. Ya da seçilmiş milletvekili olan Can Atalay’ın hala cezaevinde tutulması. Ya da AHİM kararlarına uyulmaması. (Örneklere devam edilse yazı bitmez). Bir ülkedeki en büyük suç nedir? Herhalde o devletin anayasasını çiğnemek, olsa gerek!

Ama demokrasi “söylemi”nden tamamen ve hızla vazgeçen bir AKP iktidarı da egemen blokta ciddi çatlaklara neden olur.

Erdoğan için en iyisi, en iyi bildiği taktiği devam ettirmek; yaparmış gibi yapıp yapmamak ama Cumhur İttifakı'nın en gerici koalisyonunun da önünü açmak, adım adım ilerletmek, genişletmek. Başörtüsü yasası gibi, nafaka düzenlemesi gibi, Medeni Yasa değişikliği, aile hukuku, 6284 sayılı Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair yasanın hedef alınması gibi..

Ve Erdoğan çok iyi biliyor ki bu türden adımlar/öneriler, gündemi kendi merkezinden kurmanın yanında, muhalefetin bütünlüğünü bozan ve kendisine yakın yeni ilişkilerin kurulmasına yol açar nitelikte. Örneğin; nafaka konusunda nasıl tutum alır, Saadet ve Gelecek? İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinde hangi ittifaklar yeniden kurulur?

Belki de Saray’ın asıl amacı (!) budur! Yerel seçimlerin içinde olduğu önümüzdeki dönemde parlamenter muhalefetin parçalı yapısını derinleştirmek, bir araya gelmesini engellemek. (Diyeceksiniz ki bir araya gelse ne oluyor ki? O da doğru ya..)

Ve yine Mehmet Uçum’dan anlıyoruz ki ortada belirlenmiş bir “tarih hedefi” bile yok! Anayasaların kabul ediliş tarihleriyle anıldığını anımsatan Uçum, hangi tarihte kabul edilirse edilsin, yeni anayasanın “2023 Anayasası” olarak adlandırılması gerektiğini söylemiş, sempozyumda. Acelesi yok, gündem kalıcı…

***

Erdoğan, yeni bir anayasaya tek bir nedenle ihtiyaç duymakta; Başkanlık Rejiminin kurumsallaşması. Bu ihtiyaç da acil ve kaçınılmaz değil Erdoğan için, sadece geri dönüşü imkansız kılmak için gerekli. Ve yeni bir anayasa yazılacaksa içinde Başkanlık Rejimi mutlaka olmak zorundadır. (Hatta Erdoğan’a bir sonraki dönemde başkanlık yolunu da açması gerekir). Ve elbette bu başlık, diğer tüm başlıkların önüne geçer. Yani diğer maddelerde ne olursa olsun, yeni anayasanın halkoyuna sunulması; Başkanlık Rejimi’ne evet mi, hayır mı, hatta ölene kadar Erdoğan’a evet mi, hayır mı oylamasına dönüşür.

Erdoğan bunu göze alır mı? Bu sorunun yanıtını boşuna aramayın, yanıtı sadece o “adam” biliyor!

YA MUHALEFET?

Biliyorum, muhalefet konusunda bir şey okumak ya da seyretmek bir işkenceye dönüştü. (Sosyalist muhalefet için de geçerli). Ve anlaşılan, görünen ufukta da bu işkence sonlanmayacak! “Olay ufku”ndayız! Muhalefetin kara deliği, etrafındaki az miktarda kalmış olan bütün ışığı ve maddeyi de kendi içine çekiyor! Neyse…

CHP ezberini okudu, HDP refleksini(4) gösterdi. Geriye kalan hiçbir parti, en azından şimdilik “topa girmedi”. Uyanıklık mı, uyanamamak mı? Ama yakında herkes bir şeyler söyler, nasılsa…

CHP ana muhalefet ya, herkesten önce her kafadan ses vermek zorunda!

-CHP TBMM Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır: "Yeni anayasanın toplumun tüm bireylerini kapsayacak olması lazım. Yani Erdoğan’ın gözüyle değil 85 milyonun gözüyle hazırlanmalı"

-CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak: "İktidar gerçekten otokratik yönetim sistemini sonlandıracak bir anayasayı hayata geçirme düşüncesinde samimi ise her türlü katkıyı sağlarız."

Muhalefetin anası, karadeliğin merkezinde duruyor!

Sadece kadınları dinleseler bir ortak “laf” üretebilirlerdi; “Bu iktidar bloğu ile Anayasa görüşmeyin, müzakere dahi etmeyin, tartışmasız 'Hayır' deyin.”

***

-Toplumun tüm bireylerini kapsayan, 85 milyonun gözüyle hazırlanan bir anayasa mümkün mü?

-Bu iktidar, ne zaman “samimi” oldu?

-Toplumun şu anki verili durumu ile yüzde 70 kabul oyu bile alabilecek bir anayasa; temel haklarımızı koruyacak, özgürlükçü, eşitlikçi, v.s. olmuş olur mu, meşru olmuş olur mu?

Yoksa bu ülkede yeni anayasa yapmak ya darbe ya da devrim ile mi mümkün?


NOTLAR:

(1) "Mesela Amerikan anayasası 236 yılda 27 kez değişmiş olmasına rağmen” Erdoğan’ın konuşmasından.

(2) “Her ne kadar 1987'den itibaren 23 kez değiştirilmiş, hatta 2017'de tarihî bir yönetim sistemi değişikliğine gidilmiş olsa da elimizdeki metin hâlâ bir darbe anayasasıdır." Erdoğan’ın konuşmasından.

(3) Bu iddiaya karşı çıkanlar olacaktır. Gerici, faşist hatta dini modelleyen bir ideolojileri var, diye. Elbette AKP, gerici ve faşist özelliklere sahip ancak topyekün bir ideolojik modele sahip değil. Basit bir örnek; eğitim modelini 16 kez değiştiren bir ideoloji olur mu? Eğitim, bir ideolojinin aktarılması ve yeniden üretilmesi için olmazsa olmazdır ya…

(4) Kabul etmek gerekir ki HDP için çok albenili laflar var Erdoğan’ın söylemleri içinde. Hatta “milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan” ifadesinden, Fatih Altaylı, “Erdoğan’ın Türklük tanımını yeni anayasa koymayacağı” sonucunu çıkardı bile…


Yavuz Halat Kimdir?

Erzurum İspir’li. İstanbul Samatya’da büyüdü. İlkokuldan sonra iki yıl Darüşşafaka’da yatılı idi. “Ne Yapmalı”yı orada okudu. Maçka Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü’nden 1984’te mezun oldu. Aynı yıl Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’ne girdi. Yıldız Rektörlük İşgali'nde 'işgalciler'den biriydi, bir süre cezaevinde yattı. Eğer bir başlangıç tarihi gerekir ise 14 Nisan 1987’den beri “solculuk” yapıyor.